BÖLÜM 6/ MORUK & CÜCE
***
Yatağımda bir o yana bir bu yana dönüp durdum. Hiç uykum yoktu. Yarın salıydı ve dersim de yoktu. Yani Berkay'ın yüzünü görmeyecektim. Bu iyiydi.
Bugün kafeteryada rest çekip arkadaşlarının yanına gitmişti beyefendi. Resti batsın.
Uyuyamayacağımı anladığımda yataktan kalkıp montumu ve telefonumu alıp evden çıktım. Saat 22:46'ydı. Evden çıkıp kaldırımda biraz yürüdüm. O sırada aklıma gelen şey ile telefonumu çıkarıp o ukalâya mesaj yazdım.
"Yarın dersim yok. Beni beklemeden okula gidebilirsin. Sana izin veriyorum."
Kıkırdadığımda anında yanıt gelmişti. Uyumuyor muydu bu?
"Benimde dersim yok ufaklık. Yani senin dersin olsa bile kendin gitmek zorunda kalırdın. Ayrıca ben senden izin isteyecek değilim, UFAKLIK."
Dişlerimi sıkıp tekrar yazmaya başladım. Yürümeyi kesmiş kaldırımda dikiliyordum. Ufaklık demek!
"Ufaklık sensin! Rahat bırak beni."
"Hah! Mesaj atan sensin ufaklık."
"Yirmi yaşındayım ben!"
"Yani?"
"Ufaklık olmak için yaşlıyım yani."
"Bende yirmi üç yaşındayım. Abini dinle ve evine gir ufaklık(!)"
Başımı kaldırıp geride kalan eve baktım. İkinci katın penceresinde elinde telefon bana bakıyordu. Başını iki yana sallayıp yazmaya başladığında telefonu sessize alıp cebime koydum.
Mesaj yollamış olmalı ki telefonunu bana çevirip salladı. Başımı iki yana sallayıp sinir bozucu bir şekilde güldüm. Kaşlarını çattı. Onu umursamadan arkamı dönüp yürümeye devam ettim.
Derin bir nefes alıp başımı kaldırdım. İlerideki kaldırımda oturan üç kişi gördüğümde adımlarım durdu. Ama arlarında tanıdık bir yüz görünce rahatlayıp yürümeye devam ettim.
Beni fark eden Hakan abi şaşkın yüz ifadesiyle ayaklandı. Arkadaşlarına bir şeyler söyleyip hızlı adımlarla bana doğru geliyordu. Yanıma gelmesini bekleyip cebimdeki telefonu sıktım.
Çok garip bakıyordu. Sokak lambasının ışığı yüzünün sol tarafını aydınlattığı için sinirli yüz ifadesine tanık olmuştum. Kaşlarım kendiliğinden çatıldı.
"Zeynep? Bu saatte tek başına çıkmazdın sen. Bir şey mi oldu?"
Dışarı çıkmam için illa bir şey olması gerekmiyordu.
Boyu benden çok uzun olduğu için kafamı kaldırmıştım. Başımı iki yana salladığımda çenesini sıvazladı.
"Dolaşmaya çıktın o hâlde?"
Onu onayladığımda düşünür gibi bir hâl takındı. Bizim buralarda başıma bir şey gelme olasılığı düşük bir ihtimaldi. Bence Hakan abi abartıyordu.
"İstersen sana eşlik ederim? Yalnız gezme şimdi."
'Hayır anlamında kafamı iki yana salladığımda çenesi kasıldı. Derdi neydi bunun? Oflayarak telefonumu cebimden çıkardım.
Ben yazarken o merakla yüzümü inceliyordu.
"Sadece biraz gezeceğim Hakan abi, merak etme."
Yazdıklarımı ona gösterdim.
"Ama yalnız gezemez-"
"Yalnız değil."
Hemen solumuzdan gelen sese döndük aynı anda. Berkay elleri montunun cebinde sakin adımlarla yanımıza geldi. Hakan abinin arkadaşları da durumu yanlış anlamış olacaklar ki ayaklanıp buraya gelmeye başladılar. Tedirgince dudaklarımı dişleyip elimdeki telefonu sıktım.
Sadece yalnız başıma nefes almak istiyordum!
"Sen hayırdır?"
Hakan abinin Berkay'a olan bakışları hiç hoş değildi.
Berkay'a dönüp omzunu dürttüm. Dudaklarımı oynatarak 'neden buradasın?' diye sormuştum. Lâkin bana ifadesizce bakıp tekrar Hakan abiye döndü.
"Biz beraber çıktık dışarı. Anlayacağın, yalnız değil." Bana döndü. "Gidelim mi?"
Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Beraber çıktık öyle mi?
"Nasıl bir moruksun sen?" dedim. Dudaklarıma bakıp söylediklerimi anladıktan sonra gülecek gibi olmuştu ama hemen toparlanıp tekrar eski yüz ifadesini takındı.
"Doğru mu Zeynep?"
Yanağımın içini ısırarak Hakan abiye döndüm. Bir an önce buradan gitmek istiyordum. İnsana nefes aldırmıyorlar ya.
Diğer iki adam yanımıza geleceklerdi fakat Hakan abi eliyle uzaklaştırdı onları.
Başımla onayladığımda Hakan abinin bakışları değişmişti. Donuk bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Yavaşça Berkay'a dönüp onu baştan aşağı süzdü.
"Seni bir kaç günlük tanıyorum. Siz ne zaman arkadaş oldunuz ki?"
Berkay sabırsızca nefesini dışarı bıraktı.
"Sana ne? Ayrıca ne bu sorgu?"
"Bana bak!"
"Bakıyorum zaten kör müsün?"
Hakan abi bir adım öne atıldığında aralarına girdim. Saçma sapan bir şeyden kavga etmelerini istemezdim!
Ben ikisine 'ne yapıyorsunuz?' bakışı atarken Berkay sırıtıyor, Hakan abi sinirli sinirli bakıyordu.
"Berkay, Hakan abi sadece tedirgin bir insandır. Lütfen olay büyümesin."
Dudaklarıma bakmadan dudak okumayı öğrenmeli acilen!
"Hadi Zeynep," dedi. "Hakan abine(!) söyle de rahat bıraksın bizi."
Ne demeye çalışıyor bu?
Sinirle telefonumu çıkarıp not kısmına 'ne hâliniz varsa görün!' yazdım ve ikisine doğru salladım.
Ellerimi montumun cebine sokup eve doğru hızlı hızlı yürümeye başladım. Sinirlenmiştim. Ne keyfim kalmıştı ne bir şey!
"Zeynep!"
Duymazdan geldim. Ama kolumdan tutup kendisine çevirmesi kaçınılmaz oldu. Göz devirerek çektim kolumu.
"Ne var?"
"Gel biraz dolaşalım. O adam sana karışamaz. Neden karşı çıkmıyorsun ona?"
Ofladım ve dudaklarımı dilimle ıslatıp anlatmaya başladım.
"O benim abim gibidir. Merak ediyor sadece. Ama evet bu kadar ileri gitmesi beni de rahatsız etti. Yinede benden büyük. Saygısızlık yapmak istemedim. Hem sen nereden çıktın?"
Bütün söylediklerimde dudaklarıma bakmıştı. Gözlerimi kaçırdım.
"Sen arkanı dönüp gittiğinde ablam yanıma gelip gördü seni. Yalnız bırakma falan dedi işte." Elini ensesine götürdü. "Ablam zorladı yani." Duruşunu dikleştirdi. "Yoksa ben gelip senin peşine takılacak değilim. İyice bakıcın oldum resmen!"
Gözlerimi kısarak izledim onu.
"Ablan istedi öyle mi?"
Bakışlarını gözlerime çıkardı.
"Evet dedim ya. Ne uzatıyorsun? Hadi gezeceksek gezelim bana da bir bunalma geldi!"
"Ne gezeceğim seninle be? Eve gidiyorum ben!"
"İyi!"
"Moruk!"
"Cüce!"
***
"Zeynep.."
Saçlarımı okşayan annemin elini tutup öptüm. Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda pamuk yanaklı biriciğim gülümseyerek baktı bana. Bende aynı karşılığı verip tekrar öptüm elini.
"Günaydın annem."
Esnediğimde annem doğrulup bana tepeden baktı.
"Kalk hadi kahvaltı etmeye Miray ablanlara gidiyoruz. Aşağıda bekliyorum seni."
Annem odadan çıkarken arkasından gözlerim pörtlek pörtlek bakıyordum.
Ne gerek vardı ki?!
Evde de yapabilirdik bence.
Lanet okuyarak yataktan çıktım. Hiç gidesim yoktu ama ya!
İçimden söylene söylene banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Koyu kot pantolonumu giyip üzerine de beyaz balıkçı yaka ince bir kazak giyindim. Nasıl olsa ev hemen karşıdaydı.
Berkay'ı hiç ama hiç göresim yoktu. Hele de dün akşamdan sonra, hiç!
Saçlarımı tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Telefonumu alıp aşağı indiğimde annem ile babam tam takır beni bekliyorlardı. Yüzüm asık bir şekilde onlara baktım. Ne olur bir mucize olsa da gitmesek Allah'ım ne olur!
Babam beni kolunun altına alıp başımı öptüğünde beline sarıldım. Hep beraber evden çıkıp karşı evin kapısını çaldık. Miray abla güler yüzüyle bizi karşılayıp içeri aldı. Benim yanaklarımı sıkana kadar sakindim. Ama şuan kesinlikle değildim!
Ellerimi acıyan yanaklarıma koyup içeri girdim. Salonda Murat abi ve ikizler vardı. Gözlerimle etrafı şöyle bir turladım. Moruğun olmadığını görünce derin bir nefes aldım.
Keyfim işte şimdi yerine gelmişti!
Kahvaltı esnasında Figen ve Filiz ikide bir masanın altına girdiği için Miray abla ve eşi onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. En son ikizler koltukta uyuya kalınca içeri yatırıp tekrar geri gelmişlerdi.
Annemler Berkay'ı sorunca kulaklarımı dikip onları dinlemeye başladım. Bir yandan da önümdeki omleti yiyordum.
"Ah! Berkay'ın dersi yoktu bugün o yüzden arkadaşlarıyla dışarıda kahvaltı yapacak. İkna edemedim bir türlü. İnat mı inat." Bana baktı. "Neyse canım. Daha çok gelir gideriz birbirimize değil mi? Zamandan bol ne var?"
Gülerek bana bakıyordu da, neden bana bakıyordu bu kadın?
***
Bugün Berkay ile hiç karşılaşmamıştık ve bence bu iyiydi. Zaten anlaşamıyorduk. Gıcığın tekiydi benim gözümde.
Hava kararmaya başlayınca telefonumu alıp Çisel'e mesaj atmıştım. Yarın çarşambaydı ve bizim tekne turumuz vardı. Heyecanlıydım doğrusu. Denizi çok sevdiğim için bir an önce de yarın olsun istiyordum. Daha önce de ailemden ayrı geçirdiğim günlerde olmuştu. Şimdi de üç günlüğe ayrı kalacaktık.
Bu benim için zor olmazdı. Konuşamıyor olmama rağmen bana güvendiklerini ve kendimi ilelebet koruyacağımı da biliyorlardı.
Akşam yemeğine kadar gri bavulumun hazırlığını bitirmiş, yarın giyeceklerimi ayarlamış ve duş almıştım. Yemekten sonra da ailecek Çisel'lere oturmaya gitmiş, çay içip sohbet etmiştik.
"Bunu da koyayım bari."
Çisel dolabından çıkardığı mayosunu bavuluna doğru götürünce elini tutup ona engel oldum. Ciddi miydi bu kız?
"Havanın ne kadar soğuk olduğunu görmüyor musun Çisel? Bu havada orada denize girmeyeceksin değil mi?"
Telefonuma yazdıklarımı okuduktan sonra yüzü düştü.
"İyi ama hoca oradaki hava koşulları buraya kıyasla daha ılık olacağını söylemişti. O da çok soğuk sayılmaz bence."
"Ben niye öyle bir şey hatırlamıyorum? Bize söylenmedi."
"Ne olur ne olmaz ben yine de koyayım."
Başımı iki yana salladığımda o ikinci mayosunu da koymuştu. Kaşlarımı kaldırarak baktım ona.
"Yedek olarak kalsın diye canım yani."
Gülüp geri kalan eşyalarını da koydu. Bende ona yardım edip kısa sürede bitirmesini sağladım. Bavulu bile son dakika hazırlıyordu. Her şeyi yumurta kapıya dayanınca yapması tembelliğine tembellik katıyordu doğrusu.
Çisel'lerin evinden ayrıldığımız da sokakta Miray abla ve ailesini gördük. Sokağın aşağısından geliyorlardı ve babam selam vermek için onların gelmesini beklemişti!
Sorun şu ki; Berkay da aralarındaydı!
Bende seviniyordum bugün hiç karşılaşmadığımız için.!
"İyi akşamlar Murat. Nereden böyle?"
"İyi akşamlar Anıl abi. Çocuklar sıkılınca gezmeye çıktık biraz. Siz nereden?"
"Biz de işte komşuya geldik biraz oturmaya. Yarın müsaitseniz kahvaltıya bekleriz sizi."
Benim niye haberim yok beklediğimizden?
Miray abla hemen atıldı oradan. "Müsaitiz tabii canım." Berkay'a baktı. "Senin gidiş saatin gelmeden önce gideriz değil mi?"
Gidiş saati?
Berkay'ın bakışları bana kaydığında gözlerimi yere indirdim. "Olur."
Sesi fazla isteksiz gelmişti.
"Hayrola Berkay oğlum nereye gidiyorsun?"
Benim annem çok mu meraklıydı ne?
"Ah! Berkay'ın yarın okul gezisi var. Ve sanırım Zeynep de gidiyormuş."
Gözlerim büyüdüğünde kafamı kaldırıp şaşkın şaşkın baktım onlara. Berkay da en az benim kadar şaşkındı.
Bu moruk da mı gelecekti yani?!
Moruk ne ya?
İyice aklımı kaybettim.
"Aa Zeynep? Beraber gezersiniz işte bizim de gözümüz arkada kalmaz kızım."
Anne!
"Tabi canım," dedi Miray abla. "Ben Berkay'ı tembihlerim göz kulak olur Zeynep'e."
Bu kadına gıcık olmaya başladım sanırım.
Berkay'a baktığımda sinirden ağzını bile açıp tek kelime edemediğini görebiliyordum. Ve öldürecekmiş gibi olan bakışlarını ablasından bana çevirdi.
Hah! Sanki suç benim. Kendisi gelmekten vazgeçsin olsun bitsin. Haspama bak.
Biz birbirimize sinirli sinirli bakarken annemler eve doğru gitmeye başlamıştı çoktan. Miray ablalar da içeri girerken Berkay onlara birazdan geleceğini söylemişti. Hemen arkamı dönüp eve doğru yürümeye başladım. Annem ile babam eve girmiş kapıyı da benim için açık bırakmıştı.
"Zeynep."
Daha kaldırıma bile çıkamamıştım ya.
Oflayarak ona döndüğümde kendi evlerinin kaldırımında dikildiğini gördüm. Hava karanlık olmasına rağmen evlerinin girişindeki beyaz ışık sayesinde yüzünü çok da net bir şekilde görebiliyordum.
Dudaklarımı oynatarak 'ne var' dediğimde yan bir gülüşle sırıttı.
"Bence yarın gelme sen. Zira orada çok çekersin söyleyeyim dedim."
"Sen beni tehdit mi ediyorsun?"
Kaşlarımı çattığımda bir adım öne çıktı.
"Ben tehdit etmem. Uyarırım."
"Bana gözdağı vermeye çalışma. Çünkü orada hayattan bezdireceğim seni moruk!"
"Bak bu iki oldu!"
Kollarımı göğsümde kavuşturup alayla baktım ona.
"Yalan mı? Moruksun işte."
"Bana bak!"
Bana doğru gelmeye başladığında hemen eve girdim.
"Yaramaz cüce."
Son duyduklarım da bunlar olmuştu.
Kapıyı kapattığımda istemsizce sırıtmıştım. Ama kendime geldiğimde silkelenip kafama vurdum. Bir de tehdit ediyor beni ukalâ!
Ama göstereceğim ben ona!
***
S.D.