BÖLÜM 16/ GÜZELİM Mİ?
***
Şoka girdiğim zamanlar çok oldu. Kriz geçirdiğim günler, gözyaşlarımı akıttığım günler, korktuğum günler, neşeli geçen günlerim. Bin bir türlü duyguyla harmanlanmış yıllarım.
İlkleri de yaşadım sonları da. Bazen kendi kendime nasihat verdiğim oldu bazen de akıl danıştığım.
Peki şuan hissettiklerim neler?
Heyecan, korku şaşkınlık ve şok.
Evet hepsini hissediyordum. Özellikle de şaşkınlığı dibine kadar hissediyordum hem de.
Gözlerimi belerterek baktığım adam ne yaptığını sonunda anlayıp hızla geri çekilmişti. Kafasını arabanın içine çarpınca inleyip elini saçlarına götürdüğünde hızla doğruldum.
Az önce ne yapmıştı öyle?
Şokun etkisiyle elim dudağımın kenarına gidince ne yapacağımı bilemiyordum.
"Z-zeynep."
Bana seslenmişti. Utançtan yanaklarımın yandığına emindim. Nasıl bakacaktım yüzüne? Bu adam neden böyle bir şey yapmıştı?!
Duygularımın arasına öfke de karışınca hızla arabadan inip karşısına dikildim. Sinirli olduğumu görünce ensesini kaşıdı.
Utanması gereken oydu zaten. Böyle bir şeye hakkı yoktu!
Sinirliydim ama neden aynı zamanda heyecandan elim titriyordu? Kafayı mı yiyordum ben?
"Zeynep gerçekten yanlışlıkla oldu." Gözlerine baktığımda hiç de pişman gibi durmuyordu ama. "Şey ben dışarıdaydım," Yerdeki poşetleri gösterdi eliyle. "Baban Hüma teyzeyi içeri götürünce o gelene kadar yanında durayım dedim maazallah başına bir şey gelir falan." Gözlerini büyüterek konuşuyordu. Tek kaşımı kaldırdım. "Sonra işte sen sayıklıyordun. Ne dediğini de tam göremiyordum yakından bakmak istedim." Diğer kaşımı da kaldırdım. "Benim adımı sayıklıyordun cüce ayrıca sen bir anda uyanıp kafanı kaldırınca oldu. Yani suç senin!"
Ne?
Ben onun adını mı sayıklıyordum?
Ayrıca ne ara suçlu ben oldum?
"S-sen?" dedim dudaklarımı kıpırdatıp. "Sen yalan söylüyorsun!"
Ellerini beline koydu. "Hah! Bücür ben yalan söylemiyorum. Hem öpmedim bile yanlışlıkla kenarına biraz değdi."
Gözlerimi kapattım çünkü gittikçe utanmaya başlıyordum.
Lütfen bunların hepsi birer rüya olsun lütfen!
Ben öyle bir şey yapmadım değil mi?
"Bir şey söyle."
Tek kelime etmeden ona arkamı döndüm. Eve girecektim ama babam kapıdan çıkmıştı.
"Uyanmışsın."
Gülümseyerek yanıma gelen babamın gözlerine bakamadım. Babam içerideyken adamın biri beni öpmüştü resmen! Yani ben öpmüştüm.
Ne demek ben öpmüşüm ya öpmem ben! Yalan söylüyordu moruk!
Babamın gözleri arkama kayınca Berkay'ı gördüğünü anladım. Ellerimi kaldırıp "Şimdi karşılaştık biz de." dedim tebessüm etmeye çalışarak. Dudaklarım yanıyordu nedenini bilmediğim bir şekilde.
"İyi akşamlar evlat." Babam el salladığında arkamdaki sesini işittim.
"İyi akşamlar, Anıl amca."
Hemen eve girdim çünkü orada daha fazla kalmak istemiyordum. O kadar yoğun şeyler hissediyordum ki ayaklarım beni taşıyamayacak gibi titriyordu.
Yine de merdivenleri hızlı hızlı çıkıp odama girmiştim. Kapıyı kapatınca bir elim dudağımda diğer elim kalbimin üzerindeydi.
O ukalâ beni öpmüştü!
Cidden biri beni öpmüştü!
Ama beni suçluyordu!
Çok garipti!
Hissettiklerim çok garipti!
Nasıl bakacaktım yüzüne bundan sonra. Ben yapamazdım ki.
Ama tam anlamıyla öpmedi değil mi?
Evet, sakin ol Zeynep.
Ah! Babama yakalanabilirdik!
Ve o moruk bilerek beni suçladı!
Ellerimi saçımdan geçirip yatağıma atladığımda ayaklarımda yatağı tekmelemiştim.
Ne yapacaktım ben?!
***
Sabah olduğunda bir kaç saatlik uykuyla ayakta duruyordum. Gece düşünmekten gözüme uyku girmemişti.
Eğer bilerek öptüyse nedeni neydi?
Peki bilerek yapmadıysa bu durum hoşuna gitmemiştir o hâlde beni suçlaması da olağan. Belki de başına bela olduğumu düşünüyordur?
Kimse uyanmadan evden çıkıp yavaş adımlarla otobüs durağına gitmiştim. Okula geldiğimde dersimin başlamasına bir saat vardı ve bugünlük sadece bir dersim vardı. Çisel'in öğlen iki dersi olduğu için saat üç gibi buluşup bir şeyler yapacaktık.
Ama ben ruhsuz gibi dolaşıyordum etrafta. Yine de kıramayıp kabul etmiştim.
Oflayarak kütüphaneye girdim ve en ücra köşeye çekildim. Berkay'ın beni bulmasını istemiyordum.
Onun aklından neler geçtiğini bilmeyi o kadar çok isterdim ki. Zira benim aklımdan türlü türlü şeyler geçiyordu.
Yarım saat kadar onun resmini çizdiğim kâğıtla oyalandım. Bu resmi bitirince ne yapacaktım bilmiyorum. Belki çöpe atardım belki de saklardım.
Belki de en başta çizmeye başlamamam gerekliydi..
"Zeynep Karatoğlu!"
İsmimin bağırılmasıyla kaşlarımı çatarak arkama döndüm. Kütüphanenin ortasındaki büyük masada ayakta dikilen adamı görünce gözlerimi belertmiştim.
Bunun ne işi var burada?
Ayrıca az önce benim ismimi mi bağırdı o?!
"Zeynep buradaysan eğer oyalama beni çık ortaya güzelim hadi." Gözlerini herkeste ve her köşede gezdiriyordu. "Bütün fakültelerde seni aradım bücür!"
Hızla ayaklanıp çaprazımda duran rafın arkasına saklanmıştım.
Güzelim mi?
"Bu kim?
"Zeynep diye birini arıyormuş."
"Sevgilisi falan mı?"
"Lan bu manyak ne yapıyor?"
"Buranın kütüphane olduğunun farkında mısın acaba?"
"İnsanları rahatsız etmeye hakkın yok."
"Okulda bir delimiz eksikti."
İnsanların söylediklerini umursamadan arkasını dönüp pencerelerin olduğu yerlere baktı. Sırtı bana dönük olduğu için fırsattan istifade hemen çantamı toparlayıp telefonumu masadan aldım ve eğilerek rafların arasından kapıya doğru yürüdüm.
Bütün kütüphaneye rezil olmadan buradan gitmeliydim!
Bu adam aklını kaçırmıştı çünkü!
Kapıya yanaşmama çok az kala tekrar sesini duymuştum. Saçlarımla yüzümü gizledim.
"Zeynep bak ben bulursam fena olur."
Ziynip bik bin bilirsim fini ilir!
Ne yapabilirdi ki acaba yani. Hem suçlu hem güçlü. Şuna bak!
Kapıyı yavaşça açıp çıkarken başımı iki salladım. Bu adamdan kurtuluş yoktu.
Kütüphaneden çıkar çıkmaz sırt çantamı takıp resim çantamı sıkı sıkı tutarak lavaboya koştum.
Buraya da geleceğini düşünmüyorum yani.
Aynada kendime bakıp saçımı bileğimdeki tokayla at kuyruğu yaptım. Sessize aldığım telefonumu kontrol ettiğimde ağzım açık kaldı.
Berkay'dan kırk iki cevapsız arama ve mesajlar vardı.
"Bücür konuşmamız lazım."
"Eminim şuan beni düşünüyorsun çünkü düşünülmeyecek gibi değilim sonuçta."
"Hiçbir yerde yoksun kızım neredesin sen?"
"Telefonlarıma cevap versen artık?!"
"Bücür!"
Ve bunun gibi bir sürü mesaj. Konuşmak için niye bu kadar acele ediyordu ki. Sanki peşinden atlı kovalıyor.
Hem ben onunla konuşmak istemiyordum.
Ciddi ciddi karşılıklı oturup öpücük muhabbeti mi yapacaktık?
Yerin dibine girerim daha iyi!
Tekrar aramaya başladığında telefonumu kökten kapattım. Lavabodan çıkıp etrafı kontrol ede ede bugünkü dersimin olacağı sınıfa girdim. Sıraların ortalarında bir yere oturduğumda yavaş yavaş insanlar da gelmeye başlamıştı.
Parmaklarımla önümdeki sırada ritim tutarken aklımda onun söyledikleri dönüp duruyordu.
Zeynep buradaysan eğer oyalama beni çık ortaya güzelim hadi.
Bana güzelim demişti.
"İyi misin sen?"
Yanımdan gelen sesle yerimden sıçrayıp sarışın kısa saçlı kıza baktım.
"Yani, şey." Gülümsedi. "Kendi kendine gülümsüyordun da o yüzden sordum."
Ben?
Kendi kendime?
O adam bana aklımı kaçırtmıştı sonunda!
Zoraki bir şekilde tebessüm edip kıza baktım. Konuşmamı bekliyordu. Bu gerçekle yüzüm düşerken umursamamaya çalışıp önüme koyduğum kağıda yazmaya başladım. Merakla ne yaptığıma bakıyordu.
"İyiyim, teşekkürler."
Yazdıklarımı ona gösterince neden konuşmadığımı anlamıştı. Daha doğrusu konuşamadığımı. Mahçup olmuş gibi baksa da hemen silkelenip o da benim yazdığım kâğıda yazdı.
"Bu arada ben Beren."
"Memnun oldum Beren. Bende Zeynep."
Yazdıklarımı okuduktan sonra gülümseyerek baktı bana. Küçücük burnu ve açık kahve gözleri vardı. İlk defa görsem de sıcak kanlı biri olduğu belli oluyordu.
Hocanın gelmesiyle. Önümüze dönmüştük. Yaklaşık on dakika sonra hoca anlattığı ressamların eserlerini göstermeye başlamıştı. Oraya kadar her şey normaldi.
Ama bir anda kapıyı açıp destursuzca içeri giren moruğu görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Rengimin attığına bile yemin edebilirim!
Gözleri ilk önce hocayı bulunca hafiften sırıtarak yanına gitti. Kendisine gözlüklerinin altından kızgın bakan adamın kulağına bir şeyler demiş ve ardından bütün öğrencilerde göz gezdirmeye başlamıştı.
Lanet olsun!
Yavaşça kayıp sıranın altındaki boşluğa doğru ittim kendimi. Ağlamak istiyordum artık ya!
Rezil olacaktım. Çünkü kesin yine bücür diye seslenecekti bana!
"Zeynep! Çık hadi."
Ortalıkta yayılan sadece onun sesiydi ve ben olduğum yerde küçülebildikçe küçüldüm.
Beren başını eğmiş bana bakmıştı. "Seni mi çağırıyor?"
Şaşkınca sorduğu soruya sadece başımı sallamakla yetindim. Bir ona bir bana baktı.
"Sevgilin mi?"
Kafamı iki yana salladım. Ben de bilmiyorum ki neyim oluyor.
"Sonunda!"
Ayak sesleri duyunca gözlerimi yumup içimden dua ettim.
Ne olur Allah'ım şuan evime ışınlanayım lütfen..
Tabii bu seferki de olmadı ve gözlerimi açtığımda başımda dikilen adama bezmişçesine baktım.
"Çok yoruldum seni ararken. Bunun bir bedeli olacak bücür."
Bücür demezsen olmaz zaten değil mi?
Ölmüşe kalmışa çare yok diyerekten doğrulup karşısına dikildim.
"Ne istiyorsun?"
Dudaklarımı okuduktan sonra hınzırca sırıtmıştı.
"Seni." dediği şeyle kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Yani seninle konuşmamız lazım seni almaya geldim."
"Ben gelmek istemiyorum." dedim etraftakilere bakarak. Kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı bile.
"Valla isteyerek gelsen iyi olur yoksa bu doksan kişi içinde seni kucağıma alır götürürüm."
Arkamda kalan Beren kıkırdadığında yanaklarımın kızardığına emindim!
Hayâl edince içimde oluşan şeyleri umursamayıp eşyalarımı toparlamaya başladım. Tekrar kıkırdayan Beren'e kötü kötü baktım. Berkay sırt çantamı ve resim çantamı alıp kenara çekildi.
"Hadi."
Neden bu kadar hevesliydi ki konuşmaya?
Oflayarak önünden geçtim ve basamakları birer birer indim. Hocaya ne demişti de adam sadece izlemekle kalıyordu?
Başım önde kapıdan çıkarken aklımda tek bir şey vardı.
Berkay'ı hangi işkence yoluyla öldürmek!
***
S.D.