Yıkanıp çıktığımda Seher hâlâ uyuyordu. Neredeyse öğle olmak üzereydi. Sekreterim ve Fulya ikişer kez aramışlardı. Büroya girdiğimde Fulya’yı oldukça keyifli buldum. Çocuklarla olan sorunu çözdüğü için keyifliydi ve bana bir ödül verebileceğini söylüyordu ama benim ödül alacak halde olmadığımın farkında bile değildi.
Neyse ki işler çok yoğundu ve akşama kadar ödül konusuna tekrar dönemedik. Sadece bir ara “Seni çok özledim ama burada olmaz” demişti. Çok sonra da “Bir fikrim var. Belki…” derken telefon çalmıştı. Benim aklımda hiçbir şey yoktu. Bir öneri getirecek olması hoşuma gitmişti. Aslında bu işi yarına ertelesek daha da iyi olacaktı. Tabii ki bir şey demedim.
Akşam “Haydi çıkıyoruz!” diye çantasını alıp kalktığında hâlâ nereye gittiğimizi bilmiyordum. Binanın altındaki otoparka indiğimizde arabada sevişmek gibi bir düşüncesi olabileceğini aklımdan geçirdim ama büroda sevişmek istemeyen arabada hiç sevişmez diye düşündüm.
Oysa planı tam da buymuş. Kocasının camları dahil her şeyi simsiyah Mercedes Viano minibüsünü alıp gelmiş. Otoparkın en uzak köşesine park etmiş.
Minibüsün arkası tam anlamıyla bir büro gibi döşenmişti, her çeşit lüks vardı. Televizyon, buzdolabı, bilgisayar bağlantısı… Biri üç, biri iki kişilik koltuk karşılıklı konmuş ortaya da bir masa yerleştirilmişti. Şoför mahalli ile arka bölüm arasındaki camı da kapatınca tamamen kapalı bir ortam oluşuyordu. Dışarıdan kimsenin görmesi mümkün değildi. Yine de Cemre bir yerlerden bakıyor mu acaba diye merak etmiştim.
Arkaya girip kapıyı kapadığımızda Fulya bir hareketle çektiği üç kişilik koltuğu genişçe bir yatak haline getirmişti. Bir dolaptan yastık ve battaniye bile çıkmıştı. Fulya dolapları biraz daha karıştırıp bir şişe şarap, bardaklar ve çerez de bulmuştu.
Yatak haline gelmiş üçlü koltuğa yanlamasına yerleşmiştik. Sırtlarımız cama dayalıydı. Ben şarabı açarken karım aramış Fulya da “Minibüste alem yapıyoruz. Şarap içiyoruz. İstersen sen de gel” demişti.
Akşam vakti trafikte sıkışıp kaldığımızı düşünen karım da ona kahkahalarla cevap vermişti. Karımla konuşmalarını hoparlörden dinlerken Fulya benimkini pantolonun üzerinden okşuyordu.
Şarabı bardaklara koyarken üzerindeki tişörtü, blue jeanini çıkartmış sutyen ve külotla kalmıştı. Sutyen ve külotu uçuk pembeydi. Sutyeninin kumaşı öyle inceydi ki memeleri belirgin olarak görünüyordu. Neye baktığımı anlamış gibi bacaklarını araladı. Külotu da aynı şekilde içini gösteriyordu.
Şarabını yudumlayıp çerezini yerken pantolonumun içine soktuğu eliyle benimkiyle oynuyordu. Ben de boşta kalan kolumla omzundan sarılmış memesini mıncıklarken arada yanağına öpücükler konduruyordum. O da beni karşılıksız bırakmıyor, dilinin ucuna yerleştirdiği fındık fıstıklarla beni besliyordu. Birbirimizin ağzından şarap içiyorduk.
Hafif bir müzik açmış, hoş bir ışıkla minibüsü adeta bir yatak odasına çevirmişti. “Daha önce hiç burada yaptın mı?” diye sorduğumda “Hayır. Ama hep istiyordum. Bizimkini bir türlü razı edememiştim. Kısmet senleymiş” deyip iyice ortaya çıkarttığı aletime yumulmuştu.
Fulya önüme doğru eğilince ben de sutyeninin kopçasını açıp bir elimle memesini avuçlarken diğer elimi de külotundan içeri sokup kıçını avuçlayıp parmaklamaya başlamıştım.
Fulya niyetimi anlamış gibi çantasından bir tüp krem çıkartıp uzatmıştı. Parmak ucumu ve arka deliğini kremleyince işim iyice kolaylaşmış, parmağım içeri doğru girmeye başlamıştı. Fulya da kalçasını ileri geri hareket ettirerek karşılık veriyordu.
Tam kıvama geldiğini hissetmiş olmalı ki eme eme dimdik hale getirdiği benim aleti güzelce kremledikten sonra dirseklerini küçük masaya dayayarak kıçını sundu. Eliyle de yardım ederek benimkinin ucunun arka deliğine girmesini sağladıktan sonra iki elimle kalçasını tutup pompalamaya başladım.
“Lütfen, yavaş. Canım acıtmadan…” demesine kulak verip aleti çok hafif hareket ettiriyordum, o da aynı yavaşlıkla kalçasıyla karşılık veriyordu. Arada bir eliyle orasını okşadığı da dikkatimden kaçmamıştı.
Elimi üzerine koyunca elini çekti, işaret parmağımı orasının üzerine yerleştirdi. Yavaş yavaş kıçına pompalarken orasına parmak ucumla dokunuyordum.
Havaya girmiş, kalçası hızlanmıştı. Eliyle bastırıp parmağımın orasına girmesini sağladıktan sonra diğer elimi ağzına doğru çekip işaret parmağımı emmeye başlamıştı. Aynı anda üç deliğini birden doldurmuştum.
Neredeyse birlikte boşalmıştık. Islak mendille oramı silerken keyfi yerindeydi. “Harikaydı. Arada sırada minibüsü getiririm” diye fısıldadı.
Eve vardığımda karımın yüzü beş karıştı. Hoş geldin diye öperken “Şarap kokuyorsun” dedi. “Eyvah yakalandım” diye aklımdan geçirdim ama renk vermemeye çalıştım. İyi ki de renk vermemişim.
Yemekte karım “Bizim yatağımızda uyumuş” diye söze girdi. Seher’den şikâyetçiydi. Laubali hareketleri hiç sevmezdi. Daha önce kremini, rujunu kullandığını fark etmişti. Banyoyu kullandığından da şüpheleniyordu ama yatakta uyumuş olmasını aklı almıyordu.
Akşama kadar uyumuş olamaz diye geçirdim içimden. Acaba karım nasıl anlamıştı? Sanki bu soruyu yüksek sesle sormuşum gibi Zeynep “Saç tellerini yatağın içinde buldum” diye konuştu. Sonra da yatakta farklı bir koku olduğunu fark etmişti.
Sorduğunda da Seher inkâr etmemiş, işi pişkinliğe vurup “çarşafları hemen değiştiririm” demişti. “Yarın hemen gidecek!” derken itirazın var mı der gibi yüzüme bakıyordu. “Ne güzel sevişiyorduk” düşüncesini fark edilir diye aklımdan bile geçirmedim. “Çocuk ne olacak?” diye konuyu başka boyuta kaydırdım.
Planı çoktan yapmıştı. Sabah kaynanam ve baldızım Nesli gelecek ve Nesli alıştıktan sonra da kaynanam gidecekti. Zeynep’e kardeşi Nesli’nin hiçbir yaptığını beğenmediğini, sürekli eleştirip kızı bıktıracağını söylemedim. “İyi olur” deyip konuyu kapadım.
Zeynep’le Nesli tam anlamıyla zıt kardeşlerdi. Huy olarak benzemedikleri gibi tipleri de zıttı. Zeynep güzelliğiyle dikkati çekerken Nesli onun yanında hep sönük kalırdı. İki kardeşin anlaşamamasında sanırım bunun da etkisi vardı. Zaten vücut yapıları da çok farklıydı. Zeynep dolgun, balıketi denilen kadınlardandı. Nesli ise tam anlamıyla çiroz.
Zeynep giyinip süslenmeyi severdi, Nesli makyaj yapmak bir yana giysilerini kirlenince bile değiştirmeyi akıl etmezdi. Zeynep güzeldi, akıllıydı, başarılıydı, şanslıydı. Nesli ne doğru dürüst okumuş, ne de kalıcı bir işte çalışmıştı. Aşk hayatı da hiç parlak değildi. Birkaç sevgilisi olmuş, iki kez nişanlanmış ama evlenememişti. Zeynep, “kızda negatif elektrik var, kimle birlikte olsa kaçırmayı başarıyor,” diye eleştirirdi kardeşini.
Yemekten kalkarken karım “Moralim çok bozuk. Bana iyi bir masaj yapmazsan gözüme uyku girmez” demişti. Çok yorgunum, diyemedim. Banyo yapıp geldikten sonra bornozunu çıkartıp yatağın üzerine yüzükoyun uzandı. Islak saçlarını kurutmak amacıyla sardığı havlu dışında çırılçıplaktı.
Uzakdoğu’dan getirdiğim kremle ensesinden masaja başladım. Hoş kokulu krem kaslarını gevşetmekle kalmıyor afrodizyak bir etki de yapıyordu. Tek umudum Zeynep’in iyice gevşeyip uyuyakalmasıydı. Ama aksine memnuniyet sesleri çıkartmaya, ellerimin altında keyifle kıpırdanmaya başlamıştı.
Beline kadar masaj yaparak indikten sonra kalçasını atlayıp bacaklarına geçtim. Ama Zeynep’in uyarısı ile kalçalara geri dönmem gerekti. Karnının altına küçük bir yastık koyup kalçasını bana sunmuştu.
Kıçının yanaklarını kremle iyice sıvadım. Bu onun fantezisiydi. Kalçalarına masaj yaparken yavaşça elim kıçının arasına kayacak sonra da parmaklarım iki deliği birden yoklayacaktı. Parmaklar kremli oldukları için de o fark etmeden deliklere girecekti. Burada önemli olan acele etmemek sanki masaj yapıyormuş da parmağım kaymış gibi yapmaktı.
Parmaklarımı deliklere kaydırırken akşamüstü Fulya ile yaptıklarımızı düşünüyordum. Zeynep bu arkadan girme işini sevmez, parmaktan başka bir şey sokamama da izin vermezdi. Bu kez deneyeyim mi diye aklımdan geçirdim. Ön tarafa ikinci parmağı da yerleştirmiştim ve arka için de bir ikinci parmak mümkün mü diye düşünüyordum ki “bu kadar masaj yeter” diye düşünmüş olmalı ki sırt üstü dönüp gözlerini kapadı.
Boynundan başlayıp, omuzlarını güzelce ovduktan sonra memelerine geçmiştim. Memelerini iyice kremleyip ovmaya başladığımda kremlediği elini eşofmanımdan içeri sokup benimkini avuçlamış, okşamaya başlamıştı. Bir yandan da orasını okşuyordu. Ben bir elimi memesinden karnına sonra da oraya kaydırınca dirseğinin üzerinde doğrulup beni kendine doğru çekti.
Öpüşürken orasına hafif ama sık ve hızlı bir şekilde dokunuyordum. Kalçalarını hızla çalkalamaya başlayınca emmeyi bırakıp beni kendine doğru çekti. Bacaklarını omuzuma alıp kalçasından kavradım hem kremli hem de iyice ıslak olan benimkini soktum. Neredeyse dibi bulmuştum. Birlikte gelmemiz için birkaç hamle yapmam yeterli olmuştu. İçerisi o kadar ıslak ve kaygandı ki geldiğimi bile fark etmemiştim.
Bu gibi durumlarda Zeynep bir kere ile yetinmezdi. Ben günün tüm yorgunluğu ile sırt üstü devrildiğimde o hemen ata biner gibi üzerime yerleşmiş benimki tamamen yumuşamadan ikinci postaya başlamıştı.
Üzerimde öyle hızlı gidip geliyor ve öyle garip sesler çıkartıyordu ki uyumam olanaksızdı. Gözlerimi açtığımda benimkinin üzerinde inip kalkan kalçaları ile karşılaşmıştım. Ters oturmuştu. Havaya girdikçe öne doğru eğiliyordu. Sırt üstü yatmam olanaksız hale gelmişti. Biraz daha yatarsam benimki kırılabilirdi.
O öne eğildikçe ben kalktım ve sonuçta pozisyon değiştirmiş olduk. O köpekleme pozisyonundaydı ve ben şimdi kollarımla iki yandan destek alarak arkadan pompalıyordum.
Masaj yaparken kullandığımız küçük yastığı karnının altına yerleştirince biraz rahatladım dirseklerimin üzerine çöküp pompalamaya devam ettim. Bu kez daha uzun sürmüştü ama yine neredeyse birlikte gelmiştik.