MİRA
Okuldaki dedikodular kulaktan kulağa yayılmaya devam ediyordu, her geçen dakika, her yeni söylenti, itibarımı derinden zedeliyordu.
İnsanların bakışları değişiyor, gizli fısıldamalar duymak, her adımımda bana doğru yönelen bakışları hissetmek içimi bir nebze daha boşaltıyordu.
Ama buna rağmen, tüm bu kaosa rağmen, sakin kalmak için elimden geleni yapıyordum. Kendimi toparlamalı, kariyerime odaklanmalıydım.
Bu okulda kalmalıydım, çünkü bir öğretmendim ve burada olmamın tek amacı vardı: Çocuklara eğitim vermek.
Fakat Bay Raul'un yaptığı teklif hala zihnimde yankılanıyordu, öyle derin bir yankı ki, bir türlü içimden atamıyordum.
Beni derslerle ilgili konuşmak için odasına çağırmıştı ama o an, tuzağını fark edememiştim. Aklımda sürekli bir soru vardı: "Nasıl bu kadar kör olabilmiştim?"
Kafam karmakarışıktı. Kalbim çarpmaktan içimi delip geçiyordu.
Bana sunduğu teklif o kadar ahlaksızcaydı ki, aklımda yankılanan her kelime, beni daha da bulanıklaştırıyordu.
Ben bir öğretmendim, öğrencilerim için buradaydım, onların hayatlarına dokunmak için!
Görevimi yerine getirmekten başka bir amacım yoktu, ama o... O ne yazık ki amacından sapmıştı. Burası bir eğitim kurumuydu, bir metres bulma programı değil!
Sinirle dişlerimi sıkarak, her adımımda içimdeki öfke biraz daha büyüyordu. Öğretmenler odasına doğru yürürken, topuklu ayakkabılarımdan çıkan tok sesler bana bir tür huzur veriyordu.
Her adımda, içimdeki karmaşayı biraz daha dışarıya atıyordum. Bir yandan adımlarımın sesleri beni rahatlatıyor, diğer yandan, her bir ses sanki bana güç veriyordu.
Gerçekten... Bu seslere fazlasıyla bayılıyordum. Bir kadın olarak, her adımda, her tok sesle daha da güçlendiğimi hissediyordum. Bu sesler, bir tür direniş gibiydi.
Öğretmenler odasına girdiğimde, bütün gözlerin üzerimde olduğunu hissettim ve bu his, içimi sıkıştırarak gerilmemi sağladı.
Sandalyelerinde oturan meslektaşlarım, sanki gözleriyle üzerimden derin yaralar açmak istiyormuş gibi, küçümseyici bakışlar atıyordu.
Bazı kadınlar, iğrenmiş gibi yüzlerini buruşturuyor, benimle göz göze gelmemek için ellerinden geleni yapıyordu.
Kalbim hızla göğsüme çarparken, içimdeki öfke ve utanç duygusu birleşiyor, bu karalamanın beni yıkamasına izin vermemek için her gücümü topluyordum.
Başımı dikleştirerek, sanki kimseye boyun eğmeyeceğimi göstermek istercesine sandalyeme doğru ilerledim ve kendimi rahatça oturttum.
Kimsenin moralimi bozmasına izin vermeyecektim. O an, gözlerimi kapatmak istedim. Birkaç saniye dinlenebilirim diye düşündüm.
Ama tam o anda, meslektaşımın soğuk sesi kulaklarımda yankılandı:
''Bayan Mira... Hakkınızda konuşulanları biliyorsunuzdur.'' İçimde tarifsiz bir huzursuzluk dalgası yayıldı, ama kendimi tutarak, onu duymazlıktan gelmeye çalıştım.
Bir an, sessizliğe gömülmek istedim, ama o kadının sesi, tıpkı bir iğne gibi içimi delip geçti.
''Bay Raul'un metresi misiniz?''
Duyduklarım, içimi derinden sarsmıştı. Şokun etkisiyle, bir an için ne yapacağımı bilemedim.
İçimde bir utanç dalgası yükseldi, yüzümü kızartan bir sıcaklıkla her bir hücremde hissettim. Hızla gözlerimi açtığımda, karşımdaki genç kadının gözlerinde bir eğlence parıldıyordu. Bir tür tatmin, belki de zevk alıyordu.
Öfkeli nefesler alıp verirken, ellerimi sıkıca yumrukladım. Vücudumda biriken gerginliği bir an önce atmak istedim, ama o an, bir türlü sakinleşemiyordum.
Her bir hücremdeki öfkeyi dışarıya yansıtmak için kendimi zorladım, derin bir nefes alarak sesimi yükselttim: ''Bu ahlaksız ithamı nasıl bana yakıştırabilirsiniz, Bayan Carolina!''
Sesim neredeyse çığlık kadar tizdi, ama bir o kadar da güçlüydü.
İçimdeki öfke, her kelimede biraz daha alevlenerek çıkıyordu. O an, onun yüzündeki küçümsemeyi yok etmek istiyordum. Ama sakin kalmam gerektiğini de biliyordum.
Dudaklarında sinsi bir tebessüm belirdi, sanki bana verdiği bu acımasız cevaptan haz alıyormuş gibi. Kahvesinden bir yudum alırken, sanki hiçbir şey olmamış gibi rahatça saçlarını geriye doğru savurdu.
O an, ne kadar soğukkanlı olduğunu görmek, içimdeki öfkeyi daha da körüklüyordu.
''Ah... Çok üzgünüm,'' dedi, sesi alaycı ve hafifçe titreyen bir iğne gibi her kelimeyi vurgularken. ''Lakin bazı öğrenciler, sizi duymuş. Upssss... Sanırım mesleğinizde tehlikede.''
Gözlerimdeki öfke, her geçen saniye daha da büyüyordu.
Bu kadın, içindeki kötücül nefreti bir parça olsun saklamayı bile tercih etmiyor gibiydi. Onun bu tavrı, içimdeki öfkeyi daha da keskinleştiriyordu.
Bir yanda, bu nefreti ve küçümsemeyi yok etmek için her şeyimi vermek istiyordum, ama diğer yanda sakin kalmalıydım, çünkü bu savaşı kazanmak için sabır gerekiyordu.
''Pardon?'' diyerek öne doğru atıldım, gözlerimde bir meydan okuma vardı. Ama içimde… İçimden geçen tek şey, bu kadının kafasını masaya yapıştırmaktı. Evet, tam olarak yapıştırmak!
''Böyle bir şey olsa bile, sizi ilgilendirir mi? Sizin ne haddinize? Sonuçta, sizin müdürle olan ilişkinizden-''
Cümlemi aniden yarıda kesip etrafa bakındım. Derin bir nefes alarak boğazımı temizledim ve geriye yaslandım. Sözlerim, havada asılı kalırken, içimdeki öfkeyi kontrol etmeye çalışıyordum.
Bence, yeterince ağzının payını vermiş gibi hissediyordum. Dudaklarım geniş bir şekilde kıvrıldı, bir anlamda ona karşı zafer kazanmış gibi.
''İnsan başkalarına çamur atmadan önce, önce dönüp kendine bakmalı, değil mi? Bayan Carolina!''
Gözlerine bir gölge düştü, bu gölge öfkesinin yansımasıydı. Dudakları kibirle kıvrıldı, ama o an hissettiğim şey sadece öfkesiydi. Nefesini hızla alıp verirken, sanki her an patlayacak gibiydi.
Aslında onu bu noktaya getirmek istememiştim. Ama birisi üzerime fazla geldiğinde, istemsizce birilerini patlatabiliyordum.
Kaşlarını özenle çizdiği şekilde çatarken, dudaklarını öfkeyle ısırdı. O an, insanların odağı artık ben değil, tamamen o olmuştu. Herkes onun ne yapacağı hakkında konuşuyordu.
Tatlı bir tebessüm yerleştirdim dudaklarıma, gözlerimi kırpıştırarak ona bakmaya devam ederken, meslektaşım Luis kulağıma fısıldadı. ''Mira... Üzgünüm, ama mesleğin gerçekten tehlikede, bilgin olsun.''
Bu sözler, içimde daha da derinleşen bir öfkeye yol açtı. Gözlerim üzüntüyle kapanırken, birkaç saniye kendime odaklanmaya çalıştım. Derin bir nefes aldım, ama huzur bulamıyordum.
Birkaç saniye daha geçse de, o huzur bana hiç nasip olmayacaktı. Ah, tanrım!
O an, kapının dışından Bay Raul'un eşinin bağırışını duydum... Hayır, aslında bir çığlıktı.
Gözlerim korkuyla açıldığında, kafamı hızla kaldırdım. Yüzüm bir anda bembeyaz oldu ve herkes bana bakıyordu. En sonunda kapı açıldı.
''Sürtük!'' diye bağırdı. ''Kocamı elimden almaya mı çalışıyorsun, ha?!''
Bir anda ne yapacağımı bilemedim, elim ve ayağım panikle titrerken, hızla ayaklandım ve bana doğru atlayan kadına bakarak, ''Kocamın metresi olmak mı istiyorsun, öyle mi? Hah!'' dedi, sesi titreyerek.
''Lütfen!'' diye bağırdım, acı içinde. ''Beni dinler misiniz? Gerçekten bu bir yanlış anlaşılma! Kocanız bana met-''
Sözlerim yarıda kaldı, çünkü kadın, saçlarıma fena şekilde yapışmış ve bana öyle bir yumruk atmaya başlamıştı ki, her şey daha da kötüye gitmeye başlamıştı. Tanrım! Kesinlikle rezil olmam için yapıyordu!
''Beni dinleyin, hey!'' diye bağırdım, ama sesim çığlık kadar zayıf kalıyordu.
Kadının gücü yerindeydi, saçlarımı acımasızca yoluyor, her bir çekişinde başımın içinde keskin bir ağrı dalgası yayılarak her şeyin bulanıklaşmasına sebep oluyordu.
Çaresizce bağırmak istedim ama sesim boğazımda düğümleniyor, her şeyin ötesinde bir korku içinde kayboluyordum.
Çünkü birisi ellerimi tutuyordu—kim olduğunu görememiştim ama ellerim o kadar sıkı tutulmuştu ki, sanki tüm dünyayı ellerimde hissedebiliyordum. Bu anı, hiç istemediğim bir şekilde, bir kabus gibi yaşıyordum.
''Ellerimi bırakırsanız, karşılık vermekte zorlanmam!'' diye çığlık atmaya çalıştım.
Sözlerim zorlama bir çabayla dudaklarımdan dökülürken, gözlerim panik içinde aramıza girenleri fark etti. Bir anda ortam değişmişti.
Her şey çok hızlı olup bitiyordu. Şok içinde kalmıştım. Saçlarım... Tanrım, bunlar ne? Saçlarımın her bir teli, keskin bir acı vererek vücudumdan kopuyordu.
Kadının elleri, bana ait her şeyi yok ediyormuş gibi hissediyordum. Dudaklarım büzüldü. Bir saniye bile geçmeden, vücudum bir boşluğa düşüyordu.
Saçlarımın tel tel kopuşunu duymak, benden alınan her şeyin bir hatırlatıcısı gibi geliyordu. Keşke... Keşke o an olmasaydım. Keşke, bu kadar acı çekmeden bu durumda olmasaydım. Ama... Şimdi başka bir yol yoktu, her şey olup bitmişti.
Bir anda kapı sert bir şekilde çarptı. Herkes kafasını çevirdi. Müdür, yüzünde soğuk bir ifadeyle odanın içine girdi.
Yürüdüğü her adımda odada sessizlik ağırlaştı. O kadar keskin ve tehditkar bir bakışı vardı ki, sanki odadaki herkes nefes almayı unutmuştu.
Kadının saçlarımı çekişini hemen fark etti. Gözlerinde bir alev yanmaya başladı. Yavaşça ileriye doğru ilerlerken, sesinin tonunda keskin bir tehdit vardı: ''Yeter!''
Sesinin yankısı, odanın her köşesine yayıldı. Kadın, müdürün yaklaşan adımlarını duyunca bir an irkildi, ama müdür ona doğru adım atarken bir adım daha geri çekildi.
Müdür, gözlerinde öfke ve kararlılıkla kadına yaklaştı. Ellerim hala titriyordu, ama biraz olsun rahatlamıştım. O an, müdürün bana dönmesini bekliyordum.
Bütün dikkatini ona verdiğini hissedebiliyordum. Ve sonunda, o soğuk bakışlarını bana çevirdi.
''Mira,'' dedi, sesi alçak ama ciddi. Gözlerinde beni sorgulayan bir ifade vardı. ''Bu tür olaylar, okulda asla yaşanmamalı. Bir öğretmen olarak, kendini bu şekilde savunmak zorunda kalmamalısın. Ama bunu çözmek benim işim.''
Beni sakinleştirmek için elini omzuma koydu, ama sesindeki sertlik hiç kaybolmamıştı. O kadar çok üzülmüş ve öfkelenmişti ki, adeta gözlerinden alevler fışkırıyordu.
''Bundan sonra böyle bir şey tekrarlarsa, müdahale etmek zorunda kalırım, Mira. Bunu unutma.''
Şok olmuş bir ifadeyle müdüre bakmaya devam ediyordum. ''Ne?!'' diye bağırdım adeta. ''Saçları yolunan benim, ama azar işitende benim, öyle mi?!'' dediğimde müdürün soğuk bakışları içimi ürpertti.
''Derhal odama gel, Mira!'' diye kızgın bir şekilde konuştuğunda, dudaklarımı bükerek eşyalarımı aldım.
İçimden bir türlü sakinleşemiyordum. ''¡Maldita sea! (Cehennem olsun!)'' diye içimden bağırdım.
Müdürün odasına doğru ilerlerken, neredeyse gözyaşlarıma engel olamıyordum, ama kendimi tutmaya kararlıydım. Ancak, koridordan gelen bir ses her şeyimi alt üst etti.
''¡Mira y Raul! ¡Son amantes! (Mira ve Raul sevgililer!) Aman tanrım, düşünebiliyor musun?''
Bu ses... Küçük bir şeytanın kin dolu çığlıkları gibi yankılandı beynimde. Dişlerimi öfkeyle sıktım.
''¡Vaya! (Yazıklar olsun!) Öğretmen ve müdür yardımcısı fantezisi!''
Gözlerim fal taşı gibi açıldı, iki küçük öğrenciyi saklandıkları köşede buldum. Hızla onlara doğru yürüdüm. Ne kadar sinirliydim, her adımda kalbim hızlı atıyordu.
''¡Vámonos a sus clases! (Hadi sınıflarınıza!)'' diye bağırarak, gözlerimdeki öfkeyi onlara yansıttım. ''Öğretmenleriniz hakkında böyle konuşmaya nasıl cüret edersiniz?!''
Sesi o kadar yüksekti ki, sanki duvarlar bile titredi. Öğrencilerim hemen başlarını eğip, koridorun sonuna doğru kaçtılar. Nefesimi zor alıyordum, ama öfkem hala taze ve alevlenmişti.
Müdürün odasına girdiğimde, kapı arkamdan sertçe kapandı. O an ne kadar sinirli olduğumu, ne kadar travma yaşadığımı gösteren hiçbir şey yoktu. Her şey, sessizliğe bürünmüştü.
Müdürün arkasındaki masaya doğru adım attım ve oturdum. Gözlerimdeki öfke ve korku, bir türlü dinmiyordu.
Müdür, sakin bir şekilde masasına oturdu, ellerini önünde birleştirerek bana bakmaya başladı. O an, gözlerindeki sertlik ve soğukluk bir kez daha canımı sıkıyordu.
''Mira,'' dedi, sesi oldukça sakin ama derin bir tehdit barındırıyordu. ''Bu durum ciddi. Durum kontrolden çıkmak üzere. Öğrencilerin arasında yayıldı ve eğitim kurulu toplanacak. Herkes her şeyi biliyor. Şimdi mesleğinle ilgili ciddi bir tehlike altındasın.''
O an, içimde bir şeyler koptu. ''Ama, müdür...'' diye başlamak istedim, ama kelimeler boğazıma düğümlenmişti. Ne söyleyeceğimi bilemedim.
''Dinle, Mira!'' dedi müdür, sesindeki ciddiyet artarak. ''Sadece senin için değil, kurumun itibarı da tehlikede. Artık olaylar, sadece okulun içindeki dört duvarla sınırlı değil. Bu, tüm okulda konuşuluyor ve birkaç gün içinde duyulmazsa, daha da büyüyecek. Eğitim ve etik kurallarına aykırı davranışlar affedilemez. Gerekli adımlar atılacak.''
O an, içimde bir boşluk hissettim. Sesim, titrek bir şekilde çıktı: ''Ama bu bir yanlış anlamaydı, gerçekten...''
Müdür gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı, sonra tekrar bana döndü. ''Gerçek ya da yanlış, bu durumda herkesin fikri birbirine çok yakın.
Şimdi, kendini savunmak için yapabileceğin tek şey doğru adımları atmak ve durumu kontrol altına almak. Ama, bunu yapmazsan... Mesleğin son bulabilir, Mira.''
Bir an sessiz kaldım, odadaki hava boğucu hale geldi. Bu sözler, bana o kadar ağır geliyordu ki, sanki bir duvarın içine gömülmüş gibi hissettim. Ancak, sonunda kendimi toparladım ve yavaşça, soğukkanlı bir şekilde başımı salladım.
''Anladım, müdür. Bunu çözmeliyim.''
Müdür, uzun bir sessizliğin ardından ağır bir şekilde nefes alarak başını salladı.
Sonra, gözlerinde sert bir ifadeyle bana doğru eğildi.
''Mira, şimdilik okulda kalman iyi olmayacak. Durum çok hassas, daha fazla burada görülmeni istemiyorum. Bu konuya dair daha fazla konuşmaktan kaçınmalısın. Evine git ve biraz dinlen. Okulda kalıp durumu daha da kötüleştirme. Sonuçları daha büyük olabilir.''
Sözlerinin ağırlığı, bir balyoz gibi kafama indi. Gözlerimdeki endişeyi fark ettiğini bildiğim müdür, yine de bir şeyler eklemeye devam etti.
''Bu aralar, kimseyle konuşma. Herkesin birbirini ne kadar hızlı yargılayabildiğini biliyoruz. Eğer bu durumu toparlayacaksa, tek şansın olacak. Evinde olman, bu süreç için en iyi seçenek.''
Bütün vücudum sanki buz kütlesi gibi donmuştu, ama bir şekilde kalkıp başımı eğerek, odadan çıkmak için yerimden doğruldum.
''Anladım, müdür...'' diye fısıldadım, her şeyin ne kadar karmaşık hale geldiğini kabullendim.
Kapıyı sertçe kapatıp tuvalete girdim, derin bir nefes aldım ve kendimi kontrol etmeye çalışırken, dışarıdan çocukların sesi içimi sızlatıyordu.
''Ya, ben sana demiştim! O kadar yakından tanışıyorlar, kim bilir ne yapıyorlar...'' dedi bir ses, ardından kahkahalar duyuldu. ''Bayan Mira'nın müdürle özel bir ilişkisi olmalı! Yoksa sürekli yalnız kalmaları tesadüf mü?''
''Vallahi, biriyle kesin bir şeyler oluyordur,'' dedi diğer çocuk. ''Ne bileyim, müdür de bayağı ilgileniyor gibiydi... Hiç hoş değil ama işte, kimse kimseyi sevmez, onun için bir şekilde uzak duralım, anladın mı?''
''Yani... Müdürle olan ilişkisi okulda rezalet olur! O kadar da değil herhalde ama, birilerine yaklaşıyor, belli...'' Bir diğeri kıkırdayarak ekledi.
Seslerini duyduğumda, gözlerimden bir kaç damla yaş süzüldü. Tam bir felakettim. Ne yapacağımı bilemedim. ''Şerefsizler!'' diye bağırmak istedim ama sesim boğazımda takılı kaldı.
Şiddetle ellerimi tuvaletin duvarına vurdum. O kadar içerlemiştim ki, içimden küfürler ardı ardına sıralanıyordu: "Bunlar ne kadar iğrenç, aptallıkta sınır yok! Hepinizin kafasını kırarım!" Ama dışarıya çıkıp onlara hesap sormak, her şeyin daha da kötüleşmesine neden olacaktı.
Bir yandan kahkahalar hala kulaklarımda çınlıyordu. Kafamı duvara yasladım, ''Yeter artık!'' diye mırıldandım. ''Bunu hak etmiyorum!''