Sabah okula attığım her adım, sanki çıplak ayakla cam kırıkları üzerinde yürüyormuşum gibi canımı yakıyordu. Gökyüzü griydi, rüzgar ise ensemde dolaşan o tanıdık soğuk nefes gibiydi. Dün gece Ateş’in o görkemli dünyasında, parıltılı ışıkların altında bir prenses gibi otururken kurduğum o "rol yapma" planı, okulun paslı demir kapısından içeri girdiğim an sarsılmaya başladı. Ben Mira... Bir hafta öncesine kadar sadece dersleriyle, babasının öfkesiyle ve hayalleriyle uğraşan o silik kız. Şimdi ise tüm okulun dudaklarındaki o kirli meze haline gelmiştim. Bahçeye girdiğim an, uğultu bir bıçak gibi kesildi. Ardından, bir zehir gibi yayılan fırtına öncesi sessizliği başladı. Yanımdan geçen kız gruplarının birbirlerini dürtüp başlarını çevirdiklerini, erkeklerin o iğrenç, meraklı ve alaycı bakış

