Birkaç dakika içinde Can tişört ve eşofman giyip geri geldi. Gelirken benim oturmam için bir sandalye de getirmişti. Sandalyeyi aynanın önüne koyup, “Otur,” dedi. Eline bir tarak alıp saçlarımı yavaşça taramaya başladı. Acıtmamaya özen gösteriyordu. Aynadan ikimize baktım; garip bir görüntüydü. Can , İnsanların korkarak önünde diz çöktüğü, ellerine kan bulaşmış bir adamdı. Böyle birinin saçlarıma bu kadar narin davranması beni şaşırtmıştı. Aynadan kendimle göz göze geldim. Benim de ellerimde, en az Can’ın olduğu kadar kan vardı. Ama şu an üzerimde pembe pijamalarım varken, saçlarımın kurutulmasını beklerken nasıl da masum görünüyordum. “Acıtmıyorum değil mi?” “Hayır,” dedim gülümseyerek. “Bence Buse çok şey kaçırmış. Bu işte çok iyisin.” Can da gülümsedi. “Beni kandırmıyorsun, değil

