Tam bir haftadır kabuslarıma ortak olan akşam gözlü canavar kabuslarıma daha da katlanılmaz yapıyordu.
Göz kapaklarımın ardından pusuya yatmış düşman gibi sinsi ve sessizce bekliyor. Göz kapaklarım gözlerini örttüğünde, tüm asi ve ürkütücülüğüyle akşam gözleri beliriyordu.
Evin her gün ki rutin işlerini yapmak biraz olsun kafamı dağıtıyordu. Lakin akşamları, artık içimdeki huzurun değil huzursuzluğun kaynağıydı.
Sobanın külünü dökmek için dışarı çıktım bahçenin dış kapısına ilerleyip duvarın kenarında olan çöp konteynerine döktüm. Tam eve girecekken duyduğum ses tüm kanımın çekilmesine sebep olmuştu...
Arkamda duyduğum ses bana geceleri zehir eden adam. Adam bile denmez bu yaratığa ama gel gör ki milletin ağzında bu adamdan daha iyisini bulamazsın halbuki bilmezler ne denli kalleş bir mahluktur bu ortalıkta adamım diye geçinen yaratık.
Bıkmıştım. Her gün gelen ve taciz etmeyi kendince adamlık gururundan sayan bu adam beni her gün tüketiyor ve ruhumu paralıyordu.
Bir yere kaçamıyordum. Bu ev, bu şehir, babam ve kardeşim görünmez prangalar bağlamıştı bileklerime.
Yok olmak istedim yerin ikiye bölünmesini en dibe gömülmeyi diledim. Bu yerine gelmesi mümkün değildi. Bende o kadar aptal değildim.
Derin nefes çektim yanan ciğerlerime. Ben hala ardımı dönmeyince şuursuz adam omzundan tutup kendine çevirdi lakin dönmeyi yeğlerdim.
Yüzündeki mide bulandırıcı sırıtış normal olan yüzünü beter hale getiriyor esmer yüzü daha da kararıyordu.
Uzun ince sıska vücudu bana bir adım atınca hemen geriledim. Daha bir hafta önce ki adamın fütursuz dokunuşlarını hazmedememişken bir yenisini güçsüz ruhum kaldıramazdı.
"Aa ama insan nişanlısını böyle mi karşılar kırdın şu kalbimi" derken sağ eliyle sol göğsünü göstermişti. Ona göz devirip ileri adımlayacakken koluma yapışıp beni vücuduna yasladı.
"Ne nişanlısı! Sen benim hiç bir şeyimsin!"
Yüzündeki sinir bozucu sırıtışı kaybolmuş bir hayvan gibi hırıltılı nefesler alırken burun delikleri genişleyip daralıyordu.
"Seni öldürürüm Efnan ahtım olsun ki yapar. Herkese gelince var bize gelince mi haram günah oluyor lan." Boğuklaşmış tarazlı sesi korkumu körüklüyordu bu utanmaz adamın.
Soluk alışverişlerim şiddetlenmişti zar zor ancak tek kelime çıkmıştı çaresiz dudaklarımda.
"b.b., derin nefes alıp tekrarladım kekelememeye çalışarak, bırak" yalvarmaklı sesimi hiç tınlamadan kendine biraz çekti bu vurdumduymaz dokunuşlar sıkıntılı ruhumu darlıyordu.
"Seni baban olacak o adamdan satın aldım. Sen artık bana aitsin bunu kafana sok! Hayrınamı ödedim ben senin şerefsiz babanın kumar borcunu. Hangi devirdeyiz. Kardeş kardeşe vermez len o parayı."
Sıkıntıyla yüzümü buruşturup. Kıskacı altından kurtulmaya çalıştım. "Bak bu babamla senin aranda, birazcık Allah korkun varsa bırak beni!"
Yalvarışım hoşuna gidiyor gibi yüzünde kibirli bir gülüş belirdi.
"Bak şimdi oldu mu böyle? Ben parasını ödediğim malın kalitesini bilmek isterim. Artık bu iş babanla benim meselem olmaktan çıktı o borca karşılık seni istiyorum. Bak yine insaflı adamım."
Çığlık atıp kaçmak istedim ama biliyordum ki çevredeki komşular değil yardım etmek eve erkek attım diye dedikodu yaparlardı. Kahvede oturan kocaları ise karılarının şaf kuryeliğini üstlenip babama söylerlerdi. Koca koca adamlar cüsselerinden utanmaz kumar masasında dedikodu yaparlardı.
Zaten ne geldiyse babamın kumar ve alkol bağımlılığı sayesinde geliyordu. Bir çok kez evden atılacak duruma gelmiş lakin babamın nereden getirdiğini bilmediğim, büyük bir ihtimal kumar masasından kaldırdığı, paralarla borçlarını öderdi. Ama en son büyük bir borca batmış dışarı atılmıştık o sıra babamın arkadaşı olduğunu iddia eden Tamer ortaya çıkmış ve yüksek miktardaki parayı ödemiş daha sonra niyetini açık açık belli etmişti.
"Düşündüğümde neden merakımı gider mi yorum? Hem evde yalnızsın bence ideal bir zaman. Hı nedersin? "
Nefes alamaz oldum. Yandı tüm ruhum yandı küle döndü, tüm bedenim kor alevler sardı. Ya ben yanlış duydum yada o yanlış telaffuz etti.
"Defol! Git buradan utanmaz herif! Sen ne aşağılık bir adamsın." Elim havalandı, pürüzlü yanağına gitti. Kararan bakışları tüm bedenimi ürpertmişti.
Geri adım atmaya çalıştım ama kolumu daha sıkı tutup yürümeye başladı.
Çırpınışlarım onu etkilemiyordu bile.
"Sen istesende istemesen de ben merakımı gidereceğim güzelim."
Dehşetle kanım dondu. Buz kesti bedenim yanan ruhuma inat. Çırpınışlarım kuvvetlendi, bundan rahatsız olmuş olacak ki kolumu tutan eli hırsla daha da baskı yapmıştı. Evin yıkık dökük brandayla çevrili verandaya gelince verandanın tahta koluna tutundum ben hareket etmeyince oda durdu ve ardına hızla döndü.
"Yürü lan!" Bir adım bana yaklaşınca deli cesareti kolumu sıkı sıkı tutan elini ısırdım. O acıyla elini tutunca vakit kaybetmeden bacak arasına mahrem yerine tekme attım. Mahalleyi onun canhıraş çığlıkları kaplarken hızla ardıma bakmadan koşmaya başladım. Arkamdan gelen bağırışları korkumu körüklüyordu. Umdum ki vücuduna kalıcı hasar bırakmışımdır.
Mahallenin çıkışında ki harabe ve izbe sokağa girdim. Hala arkama bakmaya korkuyor cesaret edemiyordum. Ne zamandır koştuğumun farkında bile değildim. Güneş en tepeden inmiş saltanatını aya bırakmaya hazırlanıyordu. Korku boğazımı sıkıyor vücudumun karıncalanmasını sağlıyordu.
Durduğum yer tenha terk edilmiş bomboş bir sokak gibi görünüyordu. Korkum bir sarmaşık misali boğazımı sıkıyor nefes almam engelliyordu. Ardı ardına aldığım nefesler bana yetmiyor ciğerlerim daha fazlası için kıvranıyordu.
Öksürüklerim izbe sokakta yankı yapıyor gürültülü nefeslerim harabe evlerin sıvası dökülmüş duvarlarına çarpıyordu.
Merakla etrafıma göz gezdirdim. Yıkık dökük evlerin süslediği bu sokakta insan sesi değil hayvan sesi bile yoktu.
Elimi pürüzlü duvara yaslayıp derin nefesler alıp vermeye başladım.
Hızla inip kalkan göğsüm, nefes alıp verdikçe genişleyip daralan burun deliklerim, koşarken rüzgarın etkisiyle kaykılan yazmam, koşmaktan kızaran yanaklarımla ne halde olduğumu tahmin etmem güç değildi.
Biraz daha soluklanınca çıkış yolunu aramaya başladım. Eve nasıl geri döneceğim hakkında en ufak bir bilgi kırıntısı bile bulunduramıyordum beynimde.
Eve dönersem nefes alma ihtimalim ortadan kalkacaktı. Ya babam yada Tamer canisi beni gebertirdi. Durumu anlatsam bile babamın umuru bile değildi. Benim babam bir kızın lafına inanacağına gider en kalleşine inanır güvenirdi. Babamın adalet terazisi parayla değer biçiyordu.
Bana inanacağına günlerce dövüp aç bırakır. Bunu kutlamak için her darbesinden sonra rakısından bir yudum aldı. Yapmadığı şey değildi. Akan burnumu bir kez daha çektim fakat ısrarla akmaya devam edince hırkamın koluna sanki koparmak istercesine sildim.
Sessiz ve izbe sokakta yankılanan araba sesiyle panikleyip boş görünen yer yer sıvası dökülmüş boyası akmış terk edilmiş boş apartmana hızla ilerledim. Aşağı inen merdivenlerden geçince koskocaman bir bodrum katıyla karşı karşıya kaldım. Kaçıp gitmek için arkamı döndüm erkek seslerinin merdivenlere doğru yaklaştığını duyunca panikleyip koli yığınının arkasına sığındım.
Büyük depo gibi bir yerdi. Ürkütücü elbet bu değildi. Uzunlamasına büyük olan yer de tavanı florasan lamba aydınlatıyordu. Zeminde ki kan birikintileri felaket senaryolarının birer birer kafama üşüşmesini sağlıyorlardı. Belki hayvan kesiyorlardı. Mantıklı düşünmek istemiyordum.
Karton kolilerin ardına iyice gömüldüm. Belki bugün kaderimde ölmek vardı. Sessiz yakarışlar kurumuş ve çatlamış dudaklarım arasından sessiz şeklinde çıkıyordu.
Büyük bir gürültü kopunca gözlerimi aralayıp kolilerin arasından depoya baktım. Bir grup erkek aralarına aldıkları elleri ve gözleri kapalı hafif yapılı vücudundan anladığım kadarıyla bir erkeği sürükleyerek getirip kanlı zemine fırlattılar. Lâl olmuş olanları izliyordum bu gördüklerimi veya göreceklerimi ruhum kaldıramazdı ki. Çökerdim bugün yaşananlar fazlasıyla fazlaydı.
Yerde uzanan adama oldukça iri yapılı bir adam karnına kuvvetlice tekme geçirdi. Yerdeki adamın ağzından çıkan inilti boş deponun kirli duvarlarına çarpıyordu. Dudaklarımı endişeyle dişledim. Nefes almaktan korkuyordum. Az önce tekme atan iri yarı esmer adam yerde yatan adamın yakasına yapışıp en az onun kadar iri olan sarışın adam yumruk yaptığı elini tuttu ve dedi ki: "Azad abi yapma, dokunma Karahan abi şimdi gelir, dokunmayın dedi." diye konuşunca esmer olan adam elinde tuttuğu adamı sertçe yere atarken ben dolan gözlerimi kırpmaya dahi korkuyordum.
Kolilerin arkasına daha fazla sığınma isteğiyle geriye sürüdüm bedenimi. Kapıdan giren başka bedenle olduğum yerde buz kesti bedenim ilk önce sonra yandı tutuştu, cehennemi yaşadı bedenim. Hele ki kara gözler dikkatle etrafa bakınca nefesimi kesmeye meylettim.
Derin nefes aldım ve kaçacak bir yer aradım. Buradan gitmem gerekiyordu. Bu adam
beni görür ve yakalarsa, yarım bıraktığı işi tamamlar ve sonra beni öldürür. Kurdu kuşu beslerdi.
Gitmek istiyordum, ben bur da olanları yaşamamak. Siyah gözlü canavar yerde uzanan adama sert bir tekme attı o kadarki ben kendi bedenimde hissettim sızısını. Sanki bana vurmuş gibi suratımı buruşturdum. Bu adam bir hafta evvel yaralanmamış mıydı? Nasıl ayaklanmış ki şimdi?
Aklımdaki soruları defedip kaçış yolları aramaya çalıştım lakin değil yol bulmak ben kaçmak için hareket edersem anında farkedilecek bir yerdeydim. Akşam gözlü canavar yerde uzanan adamın yakasına yapışıp "Lan sen kimsin de benim işime çomak sokmaya çalışıyorsun ha şerefsiz! Lan senin ******..'' ettiği küfürlerle gözlerim yuvalarını terk etmek istercesine açıldı.
Yakasına yapıştığı adamın kafasındaki siyah bez torbayı bir hışımla çekip çıkardı ve ardından hızla adamın kafasına kafasını geçirdi yerle bütünleşen adamın sesi depoda yankı buldu.
Adam saçlarına asılıp kaldırınca nefes alamaz oldum nasıl olurdu ki olamazdı bu adamdan daha sabah kaçmıştım, korku tüm bedenimi esir almış zemheriye tutulmuş gibi titriyordu bedenim.
Akşam gözlü canavar Tamer'in kafasını tutup iki defa yere sertçe geçirdi. Tamerin inlemeleri ve yalvarışlarını hiç kâle almayan adam doğruldu ve yanındaki ona verdiği beyaz bez parçasına eline bulaşmış kanları silip öylece kenara attı. Ardından belinde duran silahı tek hamlede çıkartıp iki el ateşledi. İkisi de Tamerin göğsüne isabet etmişti.
Beklemediğim bu olayla elimi kulağıma götürdüm, ağzımdan kaçan çığlığa engel olamayışım benim sonum olacaktı. Kesik kesik aldığım nefeslerle hızla ayağı kalktım ve koşmaya başladım koşmamla üç el ateş edildi bodrumu beni çığlıklarım ve silah sesleri doldurdu.
Nefes nefese merdivenlere gelince biri dolamamın üzerinden saçlarımı tutu ve geri çekti iki basamağı geçemeyince hızla yere düştüm acıyla çığlık attım. Kafa derimi yüzmek istercesine saçlarımı çeken adam bu defa kolumu tutup ayağıyla kaldırdı titreyen bedenimi.
Tekrar bodruma götürüp orta yere fırlattı bedenimi. Kesik kesik olan nefesim tamamen kesildi. Silahı kafama doğrultunca bedenimi der top yapıp kollarımı başımı koruma amacıyla sardım. Gözlerimden akan yaşlar artık yüzümde değmediği yer bırakmamıştı.
Silah sesi yerine duyduğum bariton sesle daha da titremeye başladım. "O silahı indir Oğuz!"
Ağır ve tok gelen adım sesleriyle bedenim titremeleri hızla sürdürüyordu. Kolumdan tutulup sert bir bedene yaslandım. Korkudan gözlerimi sımsıkı kapattım. Tek temennim beni tutan adamın Akşam gözlü canavar olmamasıydı.
Kurtulmak için çırpındım ama fayda etmedi çünkü karşımdaki adam bir dağ gibi sarsılmaz bir şekilde beni tutuyor bir adı geri gitmek şöyle dursun bedeni sallanmadı bile.
Tek eliyle tutuğu kolumu daha sıkı kavrayıp iyice yasladı bedenimi bedenine.
Korka korka araladım göz kapaklarımı gördüğüm akşam rengi gözler nefesimi kursağımda tıkadı.
"Tekrar karşılaştık ha(!)"
Geriye kaçmak için çaresizce çırpındım ama o donuk akşam kadar siyah gözleri bedenimde kıyameti kopardı. Bedenim zelzeleye tutulmuş gibi titremeye başladı. Yüreğimde yanardağlar patlayıp tüm organlarımı yaktı yaktı küle çevirdi.
Gözlerimde kara bulutlar toplandı yağmur damlaları bir araya geldi sel olup bedenimden aktı. Umutlarım üst üste binip bir çığ gibi yeri boyladı. Çünkü biliyordum bundan sonra umutsuzluğun esiriydim Ve en sonun da sonsuz bir karanlık karşıladı zihnimi.
***************************
Gözlerimin üzerine deyim yerindeyse tonlarca ağırlık bırakılmış gibi açamıyordum. En sonunda karanlıktan gözlerim bu defa odanın karanlığıyla karşılaştı.
Kuruyan boğazımı için iki defa büyükçe yutkundum. Ağrıyan başım ve uyuşmuş bedenimi hantal bir biçimde uzandığım yataktan doğrultmaya çalıştım uyuşan bedenim önce zorlansa da sonra
kalkabilmişti.
Bayılmadan önce yaşananlar bir bir hafızamda canlanınca sanki tekrar o anı yaşıyormuşçasına dehşete kapıldım. Ardından sanki etrafımda biri varmış gibi telaşla çevreme baktım. Karanlıkta hiçbir hareket ya da her hangi bir hareket olmayınca elim korka korka dolamamı aramak için başıma gitti yerli yerinde duran hafifçe kaymış olsa da konumunu koruyan dolamamla en azında şimdilik rahat bir nefes aldım.
Buradan gitmem gerekiyordu o zalim adamın bana ne yapacağını bile bilmezken rahatça burada duramazdım. Tahta pencerelere ilerleyip camdan dışarı rahatça burada duramazdım. Tahta pencerelere ilerleyip camdan dışarı baktım. Gördüklerimle omuzlarım çaresizlikle düştü çünkü bomboş ve uçsuz bucaksız karanlık bir orman vardı şuan karşımda. Ayrıca pencerelerde demir korkuluklar konumlanmıştı. Küçük kızlar gibi ağlamak istiyordum.
Belki başka bir çıkış yolu vardı. Karanlık odadan çıkınca yine geniş bir oda karşıladı etrafıma bakmadan hızlı giriş kapısı gibi duran kapıya ilerleyip açmaya çalıştım ama açılmayan kapıyla bir kez daha hüsranın en acı tadına baktım. Kapıya biraz daha asıldım ama açılmadı açılmasına ama ben taş kesildim bedenim dondu ve sert bir darbe aldı tüm kemiklerim kırıldı döküldü ayak uçlarıma.
Ensemde hissettiğim buz gibi nefesle bedenim yandı kavruldu buz gibi nefesle cayır cayır yanar mıydı bir insan? Ardından büyük ve güçlü eli kapıya yaslı küçük elimin yanına şiddetli olmayacak
şekilde konumlandı.
Elimi korkarak indirmek istedim ama elimin üstüne kapanan sert elle durmak zorunda kaldım.
''Yapma!'' Zorlukla çıkan cümleler le sanki tersini söylemişim gibi bedenini daha da yaklaştırdı, alkol kokan nefesiyle ''Neyi?'' diye sordu. Tüm tüylerim diken diken oldu.
''Lütfen bırak gideyim,'' Daha da yaklaşıp boşta olan elini belime sardı daha sonra elimi tutan eli elimle beraber karnıma diğer kolunun yanına indi.
Belimi sıkı sıkı sarıp sırtımı sert ve geniş göğsüne yasladı. Başımın üzerinde duran başını eğip başıma yasladı ve yazmamın üzerinden derin bir nefes alıp verdi. Verdiği nefesle dolamam havalandı. Bir yaprak misali titreyen bedenimi tutmuyor olsaydı şayet şuan yere düşmüştü, külçeye dönmüş halsiz bedenim.
''Allah aşkına dokunma bana sokma günaha beni.'' Dediklerim önemsizdi onun için başını boyun girintime sokup yere çömeldi bedenimi taşıyamayan bacaklarım hemen ona uyum sağlayıp kucağına çömeldi. Çırpınmam yetmiyordu beni bu adamın kıskacından kurtarmaya.
Yorulan bedenim daha yeni uyanmış olmasına rağmen alkolün bastıramadığı mistik amber kokusu ve orman kokusuyla beraber uyuşan bedenimle en son güvende hissetmem gereken yerde güvende hissediyordum. En nihayetinde son bir umut kurtulmak için çırpındım ama oda daha sıkı sardı bedenimi bedenine esir etti.
Sonsuz karanlık zihnimi içine çekmeden önce duyduğum tek ses kulağımın ardında alınan sakin nefes ve hafif ritim tutturmuş olan kalp atışlarıydı.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlar.