Odanın ortasında derin nefesler alıp veriyordum. Karşımdaki dev cüsseli adam gece zehri gözlerini gözlerime kilitlemiş avını parçalamayı bekleyen vahşi bir avcıyı andırıyordu.
Yavaş ve güçlü adımlarla tam önümde durdu. Gece zehrini taşıyan gözlerini milim oynatmamıştı. Sık nefes seslerim odanın içinde ki ölüm sessizliğini delip geçiyordu.
Kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkundum. Bariton ve karakteristik sesi tüm odayı doldurup kulaklarıma çarptı.
''Buradan bir yere kaçamazsın o küçük beynine sok bunu, ayrıca sen sessiz ve uslu olursan bende kabalaşmam.''
İçimde korkuyla arkama saklanan küçük kız çocuğu eteğimi küçük parmaklarıyla sıkıca kavramış çekiştiriyor ve korkulu gözlerini bana dikmiş vereceğim tepkiyi dikkatle seyrediyordu. Derin nefes alıp başımı usulca aşağı yukarı salladım.
Akşam gözlü canavar bu defa hiçbir şey demeden odadan çıktı, ardından kapıyı kapatıp kilitledi. Kapıdan gelen o klik sesi tüm umut uçurtmalarımı tek tek sökmüştü.
Dolan gözlerimi kırpıp etrafta dolandırdım. İçim daralıyordu. Aldığım nefes cimri ciğerlerimi doyurmaya yetmiyordu sanki.
Siyah...
Her yer simsiyahtı. Her şey...
Tavan bile siyaha boyanmıştı. Bu durum bedenimin ürpermesine neden olmuştu. Sanki her yerde onun gece zehri gözleri vardı. Kollarımı sıska bedenimin etrafına sardım. İçimin titremesine son vermek için.
Gözlerimi yumsam, kulaklarımı tıksam, bedenimi iyice büküp buradan kaybolabilir miydim. Bambaşka bir dünyaya benim bile nerede olduğumu bilmediğim yere.
Yavaş ve güçsüz adımlarla kocaman yatağa ilerleyip yatağın üzerine çöktüm. Yine çaresizliğimle baş başa kalmıştım.
Tamer'den kaçmıştım kaçmasına da şimdi ya ondan daha ahlaksız ve vicdansız birine denk geldiysem. Hiçbir zaman düzgün olmayan hayatım daha da beter bir hal alacaktı.
Gözlerim tekrar oda da gezindi belki bir ihtimal diye pencereye baktım lakin yine umutlarım yok olmuştu. Pencerede demir korkuluklar bana kötü gülümsemeyle bakıyordu.
Odanın içerisine baktım bu defa oturduğum yatak epeyce genişti. Olduğum oda da aslında çok hatta çok fazla genişti odanın içerisinde ayrı bir oturma grubu dört tane kapı çıkış kapısıyla beraber.
Cilalı parlak zemin ayna gibi parlıyordu odanın her yerinin siyah olmasına rağmen kasvetli bir havaya sahip değildi. Misafir odası olmayacak kadar gösterişliydi. Peki beni neden kendi odasına kilitlemişti. Belki burası onun odası değil hatta belki onun evi bile değildir. Bu düşünce rahatsız olmamı sağlamıştı, başka birisinin özel odasında olmak..
Gerçi bir başkasının ya da onun ne fark eder ki sonuçta özel alan sanki onun odası olsa rahat olmam gerekiyormuş gibi ama bu düşünce mideme kramplar girmesine neden olmuştu. Akşam gözlü canavarın bu oda da uyuduğunu hayal etmek yada bu oda da vakit geçirdiğini bilmek içimi huzursuzlukla çarpmıştı. Bu odada kalmak istemiyordum.
Evde yankılanan zil sesi beni düşünceler tufanından sert bir şekilde çıkarmıştı. Gelen kimdi acaba? Buradan çıkmam için yardım eder miydi?
Bir cesaretle kapıyı yumruklamaya başladım. ''İmdatt! Yardım edin! Burdayım!! Lütfen yardım edinn! Sesimi duyan yok mu? Ben bir şey yapmadım lütfen çıkarın beni burdan!!'' Korkuyordum ya gelen kişi onunla iş birliği içindeyse ya akşam gözlü canavar buraya gelirse?
Göz pınarlarım yine dolmuş kesesindeki yağmur tanelerini bir bir bırakmıştı yanağıma. Derin bir nefes alıp geri çekildim. Benim geri çekilmem ile beraber kapıdan yine klik sesi gelmişti. Gözlerim korkuyla büyümüştü. Aldığım nefes boğazımda tıkalı kalmış elimin refleks olarak boğazıma gitmemesini zor önlüyordum. Simsiyah katran karası öfkeden daha da koyulaşmış gece zehri gözleri gözlerime odaklandı.
Sanki gözleriyle ölüm fermanımı imzalıyordu. Yutkundum. Kocaman bedeniyle kocaman odaya giriş yaptı onun odaya girmesiyle oda küçüldükçe küçüldü. Korkuyla geriye adımladım. Benim küçük adımıma inat kocaman iki adım atıp dibime girdi.
''Seni rahat durman için uyarmıştım öyle değil mi?''
Dişlerini sıkarak kurduğu cümle kalbimin kayışını koparmış dört nala bir şekilde atmasını sağlamıştı.
Yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Seslice yutkundum. Bir adım daha geriye gittim ama ayağıma çarpan yatakla kaçışımın olmadığı yüzüme acı bir tokat gibi inmişti.
''Sana buradan çıkışın yok dedim değil mi bunu aptal beynin kabullenmiyor mu? Eğer öyleyse aptal beynine bunu sok lan! Çıkışın yok lan buradan! Ben istemediğim sürece hiçbir yere gidemezsin.''
Kocaman ellerinin kocaman parmakları kelepçe gibi kolumu sardı. Ellerinin dokunduğu yerler alev almış cayır cayır yakıyordu tenimi nefesim bile alev almış geçtiği yeri yakıp kavuruyordu. Kolundaki elini tutuşu daha da sıklaştı. Korkuyordum hem de hiç korkmadığım kadar bu adamda korku yoktu vicdanı ölmüş, karanlıkta boğulmuştu bana neler yapabileceğini kestiremiyordum. Bundan sonra olabilecekler gibi.
Bir anda kendine çekmesiyle korku hiç gitmediği benliğimi tekrardan sarmıştı. Yüzüm boyun hizasında çenesi başımın üzerindeydi. Başını eğdi sıcak kor gibi nefesi dolamamı havalandırıp kulağımı yalayıp geçti. Bedenimde ki tüm tüyler diken diken olmuş bedenimden nahoş bir his geçip gitmişti.
Bu adam karşısında sersemliyordu benliğim, afallıyordum. İstemediğim tüm duygular bedenimde uzun süre konaklıyordu. Hatta öyle ki tüm ömrüm boyunca bu duygularla baş etmem gerekeceğini düşünüyorum.
''B...bır..bırak beni gideyim lütfen yemin ederim ki kimseye bir şey söylemem lütfen bırak gideyim.''
Gözlerim ağrıyordu göz kapaklarımı her yumuşumda sivri dikenler batıyormuş gibi acısı gözlerimi kavuruyordu.
Bir adım daha attı kocaman elleri kolumdan ayrılıp belimde de yer edindi. Bedenimi biraz daha bedenine çekti. Utançtan yanaklarım cehennem ateşinden izler taşıyordu dokunuşu.
Derin nefes aldı. Başını biraz daha eğdi burnu dolamamdan boynuma değiyordu. Titremelerim artçılar şeklinde devam ediyordu. Aramızda uyuşan ellerimden gözlerimi ayıramıyordum. Korkum soyut kavramını yitirmiş somut bir şekilde karşımdaydı. Bu adamdan ve yapabileceklerinden korkuyordum hem de ölesiye.
''Çok geç, şeytanın inine çoktan girdin! Yazık! Gençliğini ve güzelliğini benim gibi birinin yanında heba edeceksin! Dokunulmamış olman seni benim için daha zevkli bir hale getirecek.''
Cümleleri keskin bir bıçak gibi soluk borumu kesti. Nefes alamadım. Konuşamadım. Gözlerim bulanıklaştı. Hayal kırıklıkları etrafımda birer birer yeri boyladı. Küçük ama küçük oluğu kadar can yakan bir hıçkırık kaçtı prangalar vuramadığım dudaklarım arasından.
''B..bırak!'' Sonlara doğru yükselen sesim hala bir yerlerde nefsine hakim olan dininden ödün vermeyen Efnan'ın sesiydi. Çırpınışlarım ne kadar fayda etmese de bir umut bırakır diye zehirli sarmaşık gibi doladığı kollarını bedenimden çeker, çekerde bir nebze olsun nefes alabileyim.
Ölümüm ya bu adamın elinden olacaktı, ya da vicdanımın.
''Aslında biliyor musun? Yaralı bir güvercin kadar savunmasız olman, inine girdiğin şeytanın çokça ilgisini çekti.''
Konuşurken belimde olan bir eli yerini korurken diğeri usulca çehreme yanaştı. Narince tuttuğu çenemi tutuşuna inat hızla kaldırdı. Yüzüne bakmam için. Gözlerin çenesinde gezintiye çıkmışlardı. Her bir kelimesinden sonra titremelerim vücudumda zelzele etkisi yapıyordu. Ruhum bu sarsıntılara alışık değildi.
Her ne olduysa birden tutuşu gevşedi. Gevşeyen tutuşuna tezat bedeni kaskatı kesildi. Ardından beni tamamen serbest bıraktı. Bunu fırsata çeviren ben hemen ondan adımlarca uzağa kaçtım.
Gözleri bir noktada sabit öylece bakıyordu oraya. Nereye baktığına bakmak için kafamı çevirdiğimde orta da duran yatağın üzerinde ki dergide bulunan zarif ve oldukça güzel bir kadının ve onun yanına yakışacak asalette olan adamın fotoğraflarına bakıyordu.
''Kaçabilmeyi aklının ucundan geçirme sakın Efnan!''
Adımı onun ağzından duymak tuhaf hissettirmişti. Sanki benim adım değilmiş gibi tuhaf gelmişti.
Ardından öylece çıkıp gitti. Boğazımda düğümlenen hayal kırıklıkları bir bir boğazımı düğümledi. Ayakta durmaya mecali yetmeyen bacaklarım yüzünden yere çöktüm.
Bu kadarı fazlaydı. Ne hakla tutabilirdi beni burada? Nasıl bu kadar korkağım ki karşısına geçip bunları söyleyemiyorum. Yanaklarıma sağanak yağmurlar iniyordu. Hıçkırıklarım sıraya girmiş nefes almama izin vermiyordu. Bir müddet daha ağladım sınır noktasındaydım. Elimden hiçbir şeyin gelmeyişi tüm ruhumu tüketiyordu.
Nihayetinde güçsüz bacaklarım biraz daha kuvvetlenince ayağa kalktım. Oda da bulunan banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Aynada ki aksimle göz göze gelince çökmüş suratıma baktım. Epey kötü görünüyordum. İsyana meraklı ruhumun dizginlerini sağlamlaştırmak için güzelce abdestimi aldım. Odaya girince seccade aradım fakat bulamadım. Buna şaşırmadım adam öldüren birinin evinde seccadenin olması normal olmazdı.
Bu önyargı değil, Allah'ı unutmayan birinin Allah'ın yarattığı canı alması anormal olurdu. Ahşap dolaba ilerledim ev ne kadar modern dursa da eşyaların nostalji havası vardı.
Dolabın üst kısmında duran çarşaflardan birini aldım ve camın önüne serdim. Namazımı eda ederken gerçekten bu dünyadan soyutlanıyordum. En son rekattı daha bir özenli kıldım. Sureleri elimden geldiğince uzun seçip kelimeleri tane tane dile getirdim. Böyle yaptıkça içimde ki adrenalin artıyor kendimi daha mutlu hissediyordum. Sanki özgürlüğe uçan bir güvercin gibi.
En son gittiğim rükuda uzunca kaldım. Allah'a bir çok derdimi döktüm. Bir yer de okumuştum;
Peygamberimiz bir gün namaz kılarken Hz. Aişe onu izliyormuş Peygamberimiz her rükuda en az yarım saat duruyormuş. En son rükuda fazlaca uzun kalmış bir süre, uzunca bir süre kalkmayınca Hz. Aişe endişelenmiş en son Peygamberimiz kalkınca selamını verip namazını bitirdikten sonra Hz.Aişe dayanamamış sormuş; ''Ey Allah'ın Rasulü neden o kadar kaldın secdede?'' Peygamberimiz bu soru üzerine ''Ey! Aişe secde kul ile Allah'ın en yakın olduğu andır.''
Belki bu kıssadır beni bu kadar secde de tutan ama içimde bir yerlere dokunduğu kesin. Fazlaca korkak bir ruhum var bundan mütevelittir ki beni koruyana kadar bağlı olmam.
Duamı da uzun tuttum bende bir bana bağımlıydım hissettiğim huzuru bırakmak istemiyordum. Bunca senelik hayatımda nadiren tattığım huzur bir bunda vardı ve bencil aç ruhum bunu sonuna kadar sömürmek istiyordu.
Derin bir nefes aldım ve ayağa kalktım. Çarşafı kaldırıp katladım ve yerine koydum. Yapacak bir şeyim yoktu bu dört duvar soğuk beton zindanda. Başımda ki akşam gözlü, kötü kalpli bir cellat varken her hareketimde tutukluk vardı. Bedenim bile bu evde bu oda da hareket değil nefes almayı bile istemiyordu.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlar ♥️🥰🌹
Yeni bölüm icin yorum sınırı 1 bin yorum