Hayat hiçbir zaman adil olmamıştır. Ne de düz değildir. İnişli çıkışlı, çalkantılıdır hep. Dünya düzdür diyenlere inat daha da çalkantılı olmaya devam eder. Ama inat edenler bunun hiçbir zaman farkında olmaz. Kendi takılı kaldıkları doğruları yüzünden gerçeklere gözleri kapalıdır. Ne zaman farkına varırlar orası muamma işte.
Benim hayatım ise hiçbir zaman düz olmadı. Hep inişli çıkışlı, heyecan dolu oldu. Aslına bakarsanız sade olmasını sevecek birisi de değilim. Dışarıdan bakan birisine göre soğuk nevale, ruhsuz, kimseye değer vermeyen birisi olabilirim. Bu hiç umurumda da değil. Beni tanıyanlar öyle olmadığımı da çok iyi biliyor zaten.
Şu an yanımda oturup benimle denizi seyreden kuzenim de öyle. Bir kopyam gibi gelir çoğu zaman. Dışarıdan baktığın zaman kimse ile ilgilenmeyen, bir başkasının hayatı hakkında yorum yapmayan, işine karışmayan birisi. Ama konu ailesi ve sevdikleri olunca dünyayı yakmaya hazır bir adam.
"Gri." Ha bir de bu var. Aramızda küçüklükten beri olan bir iletişim şekli. Duygularımızı renkler ile ifade etme. Eğer her şey yolundaysa mavi, karışık ise gri. Diğerlerini söylemeye üşendim şimdi.
"Neden?"
"Sanırım kendi hislerimi anlayamıyorum. Eskisi gibi olamıyorum. Her karşılaştığımızda farklı şeyler olmaya başladı. Bir kadının yüzüne bakmak için kendimle savaş veriyorum resmen. Ben nasıl böyle birisi olup çıktım?" Sevgili kuzenim aşık olmuşta daha farkında değil. Eh biz fark yaratırız.
"Peki onu merak ediyor musun?"
"Hem de çok. Üvey babası tarafından taciz edildiğini öğrendiğim zaman gözüm döndü. Ben şiddete baş vurdum Ecrin. Önünü ardını düşünüp hareket eden ben, sadece canının acısını dindirmek istedim. Ama bunu da yanlış yaptım. Hastaneden arama geldiğinde annesine bir şey oldu sandı. Ve ben o an yere düşüşünü izledim sadece. Dokunamadım bile.
Teyzem ben olduğumu öğrendiği zaman aferin dedi. Yapmak istediğini yapmıştım. Düşünsene şiddete karşı olan kadın aferin dedi. Huzur bulduğum bu şehir bana huzur vermiyor şu an. Acaba o pislik karşısına çıkar mı düşüncesi yoruyor."
"Hiç konuştunuz mu onunla? Annem falan olmadan?"
"Yok. Konuşmak bile zor Ecrin. Ne diyeceğimi bile bilmiyorum."
"Oho nerede benim tanıdığım Ahmet Musab? Bu Musab pek sevdiğim şıklar arasında yok. Ben gri Musab sevmiyorum. Netleştirmek şart. Annemle haftada kaç defa görüşüyorlar?" Ben de Ecrin Zümra isem bu konuya el atacağım kesin. Kuzenimi sokakta bulmadım ki ben.
"Değişiyor o. Teyzem ve ona ne zaman uygun ise." İşte bu hiç iyi olmadı. "Hayırdır senin aklından yine ne geçiyor?" Zeki çocuğun hali de bir başka ya.
"Kötü bir şey geçmiyor gri adam. Sadece ufak tefek renk değişimi o kadar."
"Renk demişken aklıma geldi, sen buraya geldin geleli mora döndün hayırdır?" Ulan bir şey de saklı kalsa şaşarım.
"Sorma diyeceğim de sordun artık. Çattım bir kaçığa işte. iki gündür her yerde karşıma çıkıyor, üstelikte beni deli ediyor her defa. Tam sakinleştim diyorum yine karşıma çıkıyor. Küfür dağarcığımı genişletsem mi diyorum?"
"Bana bak yok küfür falan. Teyzeme söylerim görürsün." Sanki annem hiç etmiyor. Kadın sinirlenince Azerbaycan Türkçesine geçiyor. Hele bir de trafikteyse fazla eğlenceli oluyor.
"Sana bir sır vereyim gri adam, ben küfürlerin bir çoğunu anamdan öğrendim. Kadın aşırı yaratıcı. İdol gibi idol."
"Trafikte daha yaratıcı. Ha Berk amcaya sinirlenince de iyi. Hakkını yemeyelim şimdi." Bir de amcam vardı değil mi?
"Bak ben onu unutmuştum, iyi hatırlattın."
"Sergiyi kabul etmişsin."
"Ben değil de, onlar kabul etti desek daha doğru olur. Mekan kirasını ödeyecekler ve gerisi onlarlık değil. Birkaç mekan attım. Artık hangisi ile anlaşırlar bilemem. Hatta davetli listesi de gönderdim. Ama çağırmayacaklarının listesi tabi. Onlar da çağıracakları kişileri attı. Ben de bazılarını çıkardım tabi. Ve olmasını istediklerimi de ekledim. 10 gün sonra sergi var anlayacağın."
"Tablolar hazır anlaşılan." İkizim demiyorum boşuna.
"Evet. Konsepti belirleyince tablolar hazır oldu. Çatı katı doldu neredeyse. Yenilerini yapabilirim artık." Çatı katını komple işgal etmiş olabilirim. Odamı yıllar önce çatı katına taşımıştım. Amcam ufak tefek ayarlamalar yapmıştı. Benim isteğim üzerine yatak odası ve çalışma odasının arasına bir paravan gibi sürgülü kapı eklemiş, ve banyo yapmıştı. Odanın bir tarafında yatak, diğer tarafında ise duvarı kaplayan bir kitaplık ve önünde sallanan sandalye ile çalışma masası. Diğer boş alanlar ise tablolar ve malzemeler ile dolu. Hatta sadece bizim ev değil, diğer iki evin de odalarında benim tablolar var.
"Senden bir tablo istesem olur mu? Biliyorum ısmarlama bir şey yapmazsın. Gözümün önünden gitmeyen bir anı var."
"Nasıl bir anı peki?"
"Deniz kenarı. Kıyıda oturan mavi elbiseli kahve rengi saçlı kız. Hırçın dalgalar ve gri gökyüzü." Tablonun kime ait olacağı belli oldu anlaşılan.
"Geri döndüğümüz zaman bana ayrıntılı anlat. İlk kara kalem ile yaparım. Hoşuna giderse boya ile yaparım. Seni sevdiğimi söylemiş miydim gri adam?"
"Daha gencim, yaşamak istiyorum. Hem amcamı katil edemem ben. Git başkasını sev."
"Ama, ama ben seni sevmek istemiştim."
"Amcam döver beni. Hem ben daha küçüğüm."
"Ufal da cebime gir. Küçükmüş. Kalk git gözüm görmesin. Evden kaçıp Sille'ye geliyorum, burada da rahat yok. Kalk keyfimi kaçırdın zaten. Eve gideceğim ben." Bir çocukluk alışkanlığı olarak kalmıştı bu da. İlk okulda bana seni seviyorum diyen çocuğa babamı katil edemem demiştim. Bu da gidip evdekilere anlatmıştı. Uzun süre kahkaha gündemi olmuştum ya neyse. Sırf babam için aşık olmuyorum işte. Evet evet babam için hep. Kimse kıymetlime zarar veremez. Benim kıymetlim babam.
----------
"Hayırlı sabahlar ev ahalisi, nasılsınız?"
"Bu ev ahalisi diye başlıyorsa cümleye kesin bir şey var." Yok ben anlamıyorum. Bu kadın fazla mı zeki, yoksa biz açık bir kitap mıyız?
"Doğru bildiniz Şefika hanım. Bana Fransa yolları göründü. Hocam aradı. Rahatsızlanmış, onun yerine derslerine girmemi istiyor." Üzerimde emeği çok olan bir insan. Yeri geldi evinde bile kaldım. Şimdi geri çevirmek bana yakışmaz.
"Peki sergi nasıl olacak abla?" Tabi ki bunu da düşündüm.
"Siz varsınız ya kardeşim. Zaten tüm tablolar hazır. Birisi sadece tam değil. Onu da gitmeden halledeceğim sorun yok. Ha bu arada o satılık değil. Ahmet Musab istedi ben de yaptım. Sahibi çoktan var. Sergi alanında olacak sadece." İki gün önce Sille'de benden istediği tabloyu önce kara kalem ile çizip kendine göstermiştim. O bu kadar özeniyorsa, bana da onun gibi özenmek yakışır. Eh gitmeden önce de aklımda birkaç hinlik yok değil.
"Gidiş ne zaman?"
"Yarın sabah. Ahmet Musab'ın doğum gününe kalamayacağım. Bugün yapsak olur mu? Ama sürpriz bir doğum günü. Neva ile bugün dersiniz var mı?" Onu oyalayacak ve şüphe çekmeyecek tek kişi de olabilir.
"Maalesef bugün dersimiz yok. Ama bir Neva ile konuş derim. Dikkat çekmeden oyalayabilir." İşte benim annem. "Numarasını atıyorum sana sen konuş."
"Tamamdır sultanım. Ben çıkıyorum şimdi. Önce sergi alanına gideceğim, sonra da Neva ile konuşurum." Ne kadar mekanı ben seçsem de, bir çok şeyle karşı taraf ilgilendi. Onlar hakkında fazla ön yargılı davranmış olduğumu da bu süreçte anlamış oldum.
Yüzüne kaç defa telefon kapattığım Mehtap hanım bu süreçte en çok yardımcı olan kişi oldu aslında. Kibirli patronu daha göremedim, görmek istiyor muyum emin değilim.
"Hoş geldiniz Ecrin Zümra hanım. Koltuklarımız geldi. Müzayede olacak alan neredeyse hazır. Bakmak ister misiniz?" Hah bir bu huyunu anlamış değilim. Söylemek istedikleri bitene kadar ara vermez.
"Hoş buldum Mehtap hanım. Siz nasılsınız görüşmeyeli? Olur bakalım."
"Teşekkür ederim. Buyurun bu taraftan." Boş alan koltukların da gelmesi ile gerçek şeklini alınca güzel olmuş. Asıl dikkatimi çeken şeyse bir köşenin çocukların yaptığı resimlerle dolu olması. Kağıt üzerine yapılan resimler iplere asılmış, gecenin asıl değerini ortaya koymuş.
"Mehtap hanım, bunlar nereden çıktı?" Kimin fikri çok merak ediyorum.
"Alp bey kendisi düzenledi burayı. Ona gelen hediyeler. " İşte bunu hiç beklemiyordum.
"Anladım. Güzel olmuş. Başka bir şey var mı? Her şey yolunda mı?"
"Evet efendim, her şey yolunda."
"Yarın tablolar getirilecek. Her şey ile kardeşim ilgilenecek. Zaten kendisini tanıyorsunuz. Ben ülkede olmayacağım. Size gerekli yardımı ailem yapacak endişeniz olmasın. Her hangi bir sorun olursa beni ararsınız."
"Sadece tabloların gelmesi ve yerleştirilmesi kaldı. Onu da biz hallederiz merak etmeyin."
"Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın." Şimdi geriye kaldı Neva Bahar ile görüşmek. Bu da benden sana küçük bir doğum günü hediyesi olsun sevgili kuzenim. Şirkete geldiğim zaman danışmadan katı sorup yukarı çıktım. Daha önce bir defa görsem de nasıl karşılayacağından emin değilim.
Yanına vardığımda kısaca konuyu anlatıp yardım istedim. Annemin anlattığı gibi. Her an kırıldı kırılacak bir porselen gibi. Sesini biraz yükseltsen oturup ağlayacak gibi bakıyor gözleri. Umarım gülmeyi yeniden öğrenirsin ve öğretirsin. Onunla konuştuktan sonra gereken süsleri alıp eve geçtim. Bizimkiler evi süslerken, ben de pasta işini hallederim. Ne zamandır canım bol çikolata parçalı pasta çekiyordu. Tabi kuzenciğimin sevdiği Napalyon pastasını yapmayı da unutmadım. Malum bizim aileye bir pasta yetmez.
----------------------
Gerçekten anlamıyorum. Bende mi bir tuhaflık var, yoksa insanlarda mı? Şöyle bir etrafıma bakınca normal olduğumu düşünüyorum aslında. Tamam biraz deli doluyum. Azıcıkta kafadan birkaç tahtam eksik olabilir. Ama bunlar anormal bir insan olduğum anlamına gelmez ki. Gelir mi ki?
"Çok merak ediyorum, acaba bana GPS falan mı taktın?" Evet şimdi nerede miyim? Dış hatlara doğru giderken yine havaalanı kaçkını ile çarpıştım. GPS fikri mantıklı gelmeye başladı.
"Ben neden GPS takayım acaba küçük hanım? Her yerde beni gören ve çarpan sensin. Malum ben yere bakmıyorum." Ne ne ne? O bana cüce mi dedi? Ben şimdi seni yolarım da uçak meselesi var.
"Ben sessiz sakin yoluma giderken çarpan sensin. Ama sen de haklısın gözlerin bozuk olduğu için bir şey diyemem. Ama tanıdığım çok iyi göz doktoru var. Senin için en erken tarihe randevu alabilirim."
"Bence de randevu al, ama göz doktorundan değil, psikologdan." Heh hehe bana laf soktuğunu sandı şimdi değil mi?
"Ah yok, psikoloğa acırım. Zaten gün içinde giden kişiler normal akılda olmuyor. Bir de senin gibi kaçkını ben göndermeyeyim. Onun yerine Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden yer ayırtabilirim. Hem doktorları da yormamış oluruz ha."
"Aa hala oradan yer ayırtmadın mı sen?"
"Ah çok özür dilerim beyzadem, isim soy isminizi bilmediğim için yer ayırtamadım. Ama hemen ayarlarım merak etme."
"Yok sen zahmet etme ben senin için ayırtırım. Hem isim soy isim için de uğraştırmam seni."
"Ama kıyamam sana kıskanırsın sonra. Yan odada da sana yer ayırtalım. Ama çok ve boş konuşuyorsun. Ve benim de kaçan bir uçağım var. Senin gibi boş gezenin boş kalfası değilim ben. Çekil boş yer israfı." Anlamıyorum acaba sorun gerçekten bende mi? Nerede manyak var gelir beni bulur. Üzerimde mıknatıs falan mı var acaba? Bunu bir amcama sorayım ben. Varsa kesin onun işi, yoksa da halleder o.
"İsmim Alp, boş yer israfı değil. Aramak istersen falan numaramı vermem."
"Avucunu yalarsın kaçkın efendi. Seni belediye arasın ben niye arıyorum. Herkesin kendi işi var. Onların işine karışamam, ama yerini söylerim çabuk bulsunlar diye."
"Yine karşılaşırız elbet süpürgesiz cadı." Yav he he. Ben de kaçkın efendi gelip beni bulsun diye bekliyorum zaten.