Bir sergi meselesi

1770 Words
Hz. Mevlana'nın çok sevdiğim bir lafı vardır. "Güneş herkesin üzerine eşit doğar. Ama gül başka, leş başka kokar." Yıllar öncesinde bugünümüz için çok doğru söylenmiş söz değil midir? Dünya herkesi kucağına alacak kadar cömerttir. İyi, ya da kötü, zengin, ya da fakir diye ayırmaz. Oysa o ayrımı yapan yine biz insanlarız. Kendimizce belirlediğimiz kalıplar var ve bunun dışına çıkmaya da korkar olduk. Çıkanı da hor karşıladık. Aslında biz korkakları onların hor karşılaması gerekmez mi? 'Sokak hayvanları', 'sokak çocukları' diye tabirler yarattık. Hangi sokak doğurma kabiliyetine sahip ki? Ha bir de yetmedi onları koruma dernekleri kurduk. Kim kimi koruyor peki? Ah sonu olmayan kalıplar yığını. "Hayırdır yine nereye daldın böyle?" "Hayvanları mı sokaktan koruyoruz, yoksa sokakları mı hayvanlardan?" Uzandığım hamakta kendimi toplayıp annem için de yer açtım. Oturduğu zaman benden böyle bir soru beklemediği için kaşları çatıldı. "Aslında cevabı belli olan, ama söylemekten korktuğumuz için yalan söylediğimiz bir soru. Ne sokakları, ne de orada yaşayan hayvanları koruma gibi bir şey yaparız. Tek yaptığımız kendimizi korumak. Asıl cevap ne biliyor musun kızım? Sıcak evinde oturup onları düşünmeyen bizleriz hayvan." Sanırım haklı. Kendimize zarar gelmesin diye yapmayacağımız bir şey yok. "Dün bir mail aldım. Aslında bir haftadan fazladır arayıp şirketleri için sergi yapmamı isteyen şirketten aldım. Eh telefonları yüzlerine kapattığım için böyle bir yola baş vurdular sanırım. Aslında sergi dikkat çekmek ve biraz daha gelir toplamak için bir süs. Yeni yapılan binaların satışı için reklam da diye biliriz. Sergiden gelen tüm para ve binalardaki belirli sayıda karar verdikleri evlerden gelen tüm para da yetiştirme yurdunda olan çocuklar için harcanacakmış." "Sen ne düşünüyorsun peki?" İşte bunu ben de bilmiyorum ki. Şimdiye kadar hiç birinden gelen istek üzerine sergi açmadım. "Ne yapacağımı ben de bilmiyorum anne. Ne yapmalıyım?" "Öncelikle şu şirketin ismini ver de bir araştırsın baban. Eğer doğru söylüyorlarsa o zaman düşün. Belki de paravan bir şirket falandır. Önce bir araştırmak gerek kızım." Galiba haklı. Ben hiç bu tarafından düşünmedim ki. "Sen olmasaydın ben ne yapardım acaba?" "Ben olmasam sen nasıl oluyordun acaba?" "Bu kadar mantıklı konuşmak size yakışmıyor Şefika hanım, haberiniz olsun." "Bu kadar salak olmakta size yakışmıyor Ecrin Zümra hanım." Bu kadın kesin benim annem. Beni benim silahımla vuracak kadar zeki. Kendimizi yine tutamamış kahkahayı basmıştık. "Aşk olsun ama, ben kızını yemeğe çağır diye gönderdim, burada dedikodu yap diye değil. Düşün önüme yemek zamanı." Size bir şey söyleyeyim mi? Güzel anların tek katili amcam değil. Kesinlikle teyzem de öyle. Birbirlerini sevme nedenleri acaba aynı oldukları için mi? "Kızımla iki dakika konuşturmadın he. Geliyoruz tamam." İkimiz de hamaktan kalkıp yemek masasının kurulduğu diğer tarafa geçtik. "Nerede bu kız? Daha ne kadar başka ülkelerde gezecek. Ben torunumu özledim Alya." Azra sultan yine iş başında anlaşılan. Hiç değişmeyen konulardan birisi de, Eslem abla. Ada abla en büyüğü, Eslem abla ise ikinci çocuktu. Nehir üç numara tabi. Üçü de çok farklı huylara sahip diyebilirim. Ada abla Alya teyzenin bir kopyası, Eslem abla ise çok ayrı. Daha kime çektiğini çözemedim. Nehir ise Deniz teyzenin bir kopyası bence. "Ben de kızımı özlüyorum anne. Ama kendim için kızımı acısına çekecek değilim. Ne zaman toparlanıp dönmek isterse o zaman kendisi gelir. Neler yaşadığını biz onun bize gösterdiği kadar biliyoruz. Nasıl yandığını değil, dumanının nasıl çıktığını gördük. Her konuştuğunda gel deme." Eslem abla çocukluk arkadaşına aşıktı. O da ben de seni seviyorum diyince çok mutlu olmuştu. Aynı dönem ikimiz de Fransa'da kalıyorduk. Ben üniversiteye yeni başlamıştım, oysa son senesiydi. Aynı evde kalıyorduk. Bu yüzden ne yaşadığını da, nasıl acı çektiğini de çok iyi biliyorum. Gerçekten çok aşıktı. Ondan bahsederken gözleri parlıyordu. Kim sevdiğinden bir darbe almaya hazır olurdu ki? Meğer gerçekten Eslem ablayı sevmemiş. Bir iddia uğruna yaklaşmış. Aşık bir kadın ilk başlarda fark etmez etrafında dönen oyunları. Eslem abla da fark etmedi tabi ki. Aileler tanışsın diye karar alındı ve Eslem abla Türkiye'ye dönünce her şey ortaya çıktı. Arkadaş gruplarından birisinin sevgilisi daha fazla oyuna katlanamayıp Eslem ablaya her şeyi anlattı. Ogün evde hazırlık, akşama da misafir gelecek telaşesi. Hepimiz orada yardım ediyoruz. Hiç unutamam, kapıdan girip masayı yerle bir edişini. 'Yas için bunlar çok parlak. Siyahları çıkarın anne. Bugün kızınızın sevdiği adam öldü. Ben dahil kimse gelmeyecek.' Neler olup bittiğini biz sonra öğrendik. Yağız denen şerefsiz özür dilemek için geldiğinde Eslem abla Fransa uçağına binmişti. O gitse bile Kıvanç amcadan güzel bir dayak yemiş, üstüne de Eymen abi dövmüştü. Hiçbir zaman kaba kuvvete başvuran birisi olmadık. Ama kendimizi korumayı da iyi bildik. Amcam 7 yaşımızdan itibaren hepimizi dövüş kursuna yazdırmıştı. Bazen iyi ki, diyorum. Çünkü ogün Eymen abi yetmemiş, bir de kızlar krubu dövmüştük. Tabi biz sadece onu değil, diğer çete üyelerini de dövmüş olabiliriz. "Nişana gelir mi Alya?" İşte bunun cevabını hiçbirimiz bilmiyoruz. "Sormadım anne. Kızım hala acı çekerken soramadım." Üzerinden yıllar geçse de Eslem abla bir daha geri dönmedi. Hala atlatmadığını biliyoruz. Bu yüzden de kimse ne zaman geleceksin cümlesini kurmadı. "Bu kapıdan girmesini istemem beni yaşlı biri yapar değil mi?" Ah sultanım hepimiz çok yaşlandık emin ol. "Azra hanım, hepimiz Eslem'in de bu masada olmasını istiyoruz. Elbet evine dönecek. Baktın hasretine dayanamıyorsun, atlarız uçağa gideriz. Üzme kendini daha fazla. Hem bak, bugün Nehir ve Eymen için bir araya geldik. Gözyaşı dökmek yakışmaz sana. Yoksa çocuklar anaannemiz sulu göz derler." Sanırım hepimiz sulu göz olabiliriz. "Tamam ya bir şey demedim sayın." Tamam canım sayarız. Başta hüzünlü bir yemek başlasa da, keyifli geçen bir yemeğe dönüştü. Sofrada biz varsak öyle olmaması sorun olurdu zaten. "Kız bu defa kahveye tuz koy bari. Adet yerin bulsun ama değil mi?" Hah demeyi unuttum değil mi? Yeniden bir kız isteme şeysi yaşıyor olabiliriz. Ve yine Eylem Nehir'in tepesine dikilip kahveye tuz koydurma peşinde. "O adeti çok yanlış biliyorsunuz Eylem hanım. Eski Osmanlı zamanlarında eğer kızın gönlü yoksa kahveye tuz koyar, damada ikram edermiş. Sevdiğine değil, sevmediğine koyulur o tuz. Şöyle bir bakıyorum da, Nehir'in tuz koymak için bir sebebi olduğunu göremiyorum. Sen gördün mü?" İşte annem. Başka diyecek bir kelime de yok be. "Teyzem ben bir sebep görüyorum. Siz göremiyorsunuz. Asıl sebep sevip sevmemek değil, benim abimden hıncımı çıkarmam. O tuzlu kahve de bunun bir örneği." Kedi köpek bile daha az kavga eder sanırım bunlardan. "O zaman beni niye karıştırıyorsun ya, git kendin yap. Ben şekerli yapacağım." Haklı kız. "Oğlumun içkisi yok, kumarı da yok. Namazında niyazında bir çocuk. Elinizde büyüdü gibi bir şey. Aşırı sinirlidir ama. Çabuk parlar. Ha bir de birini dövmeye kalkışırsa kimse onu elinden alamaz. Ne de fikrinden dönderemez. Ne yapər eder döver. Nehir sessiz sakindir. Bizim oğlan da delidir. Sizin kızı üzmez demem, diyemem de. Ama ayı gibi de arkasını çevirip kendi işine bakmaz. Sakinleştiği zaman gönlünü alır. Onu üzene de dünyayı dar eder. Her insan gibi iyi yanı da, kötü yanı da vardır. Karar sizin. İster iyi yanlarını görün, isterse de kötü. Bir baba olarak kızınızı korumak en doğal hakkınız. Ben de biz kız babası olarak tek bir şey diyebilirim, Nehir benim de kızım. Gelin olarak görüpte oğlumun suçunu örtmem. Kızınızı da ezdirmem." Övmek ve gömmek arasında gidip gelen amcam sonunda övmeye karar verdi sanırım. "Bu kararı vermek bana değil, kızıma düşer. Bir baba olarak kızımın kararına saygı duyup yanında yerimi alırım. Nehir kızım senin kararın nedir?" "Kararım olumlu baba." "Eh o zaman bana da Rabbim yuvalarını hayırlı etsin demek düşer." "Öhöm öhöm, makas ben kesmem diyor." Yüzük tepsisini boş yere tutmuyorum ama değil mi? O makas kesmeyecek arkadaş. "Kız sen yanlış taraftasın. Benim tarafımı tutman gerek." "Abicim sen daha anlayamadın mı? Bir kız erkek tarafı olsa da tepsi tutuyorsa o makas kesmez. Şimdi göreyim pamuk ellerin cebe gidişini." Dua etsin de düğün değil, yoksa gelin odasının kapısını hiç açmam. "Yeter mi bu?" Sadaka falan mı veriyor be. "Ne yapayım ben şu 200 Tl ile? Her şey ateş pahası olmuş be abicim. Şu para ile şuradan markete gidene kadar biter. Sen hiç böyle cimri değildin ki. Nehir kız evlenme şununla. Bak cimri." Daha fazla konuşmama izin vermeyen büyüklerim sağolsun 200 TL'ler ile tepsiyi doldurdular. Benim acilen kendimi düğüne hazırlamam lazım. Daha iyi konuşma yapmam şart. Olmadı akrostiş yaparım. "Elimden çekeceğin gün gelecek elbet Ecrin Zümra hanım, yazdım bunu haberin olsun." Yaz canım yaz. Buza yaz hem de. Nasıl olsa ödeşiriz diyeceğim, ama benim öyle bir niyetim hiç mi hiç yok. Birileri benden hıncını alacak diye kendimi niye yakayım. ------- "Merhaba. Ben Ecrin Zümra Çetin. Ailem tarafından şirketinizin araştırılması yeni bittiği için biraz geç dönüş yaptım kusura bakmayın. Daha önce kimsenin isteği üzerine sergi açmadım. Daha çok sokak sergilerini tercih ettim. Her tablo benim için değerlidir. Şirketinizi araştırma nedenim de, bu yüzden. Sergi yapılacak alana, sergi temasına ve tabloların açılış fiyatlarına karışmayacaksınız ve bu süreçte sizi mekanda görmeyeceğim. Bir de serginin herkese açık olmaması da küçük bir şartım. Özel davetiye ile seçilen kişiler sergi alanına giriş yapıp tablo alabilir. Kabul ediyor musunuz?" Elimde tuttuğum tablete baka kaldım. Yazılanları kaç defa okudum saymayı unuttum. Hem telefonlarımızı açmadı, hem yüzümüze kapattı. Şimdi de gelmiş böyle şartlar koyuyor. Ressamlar bu kadar özgüvenli mi oluyor? Ya da bu ressam ne yiyip, ne içmiş. Tamam yurtdışında okumuş olabilir. Orada sevilen bir ressam da olabilir. Ama bu böyle taleplerde bulunabileceği hakkını vermez. Ama kendin kaşındın Alp efendi. Kaç gündür ikna etmek için çabaladın. Şimdi ikna oldu değişen ne? Senin için hala sana tablo aldırmayı başaran ilk ressam. Ortaklarının onun sergisini gördükden sonra ortaya attıkları bir fikri kabul ederken aklın neredeydi de şimdi düşünüyorsun? Ne güzel işte sana hiçbir şeye karışma diyor. Ne sen onunla daha fazla muhatap olacaksın, ne de o seninle. Arada fikir ayrımları da olmayacak. Her şey tamam da, yıllardır iş yaptığım insanlara nasıl gelme, ya da davetiye olmadan gelme diyeceğim ben? En iyisi bu konuyu bir açıklığa kavuşturalım. "Merhaba Ecrin Zümra hanım. Teklifimi kabul ettiğiniz için ben teşekkür ederim. Diğer tüm kararlarınıza saygı duyarım. Ama anlamadığım kısım, gelecek kişilerin nasıl belirleneceği ve neden özel davetiyeler olacağı? Sizden ricam bunu açıklamanız." Bekle bakalım Alp efendi şimdi nasıl bir cevap gelecek. "Benim ailem de bu sektörde. Bu yüzden iş insanlarının bir çoğunu tanıyorum qıyaben. Kimlerin çocuklara destek olduğunu, ve de kimlerin destek adı altında toplanan parayı kendi çıkarları için harcadığını biliyorum. Bu yüzden de gerçekten onlara değer veren kişilerin sergide olmasını istiyorum. Asıl amaç sizin için tanıtım olabilir, ama benim için çocuklara edilecek yardım. Sözde yardım eder gibi görünen insanların yarın her hangi bir mecliste benim tablom üzerinden övünerek kendisini yardım sever gibi göstermelerini istemiyorum. Bu yüzden de davetin sadece belirli kişileri kapsamasını istiyorum. Kabul ederseniz davetli listesini birkaç gün içinde elinize de ulaştırırım. Sizin de listede olmasını istediğiniz kişiler varsa lütfen isimlerini gönderin." İşte şimdi ne kadar yanlış düşündüğümü anlamış oldum. Kibirli sandığım kişinin aslında çok farklı düşündüğünü anlamış oldum. Sanırım daha öğrenecek çok şeyim var. Söyledikleri bundan sonra da sunacağı tüm şartları kabul edeceğimi bana göstermiş oldu. Ecrin Zümra Çetin. Kibirli ressam. Aynı zamanda da hayatımın merkezine oturacak kişinin kendisi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD