"Allah yandım anam." Tam arkamı dönüp kafeden çıkacağım zaman koluma dökülen sıcak kahve ile neye uğradığımı şaşırdım. Hayır anlamıyorum güzelim çay bahçesinde niye kahve içiyorsunuz çay dururken. Benim kafa iyice gitti orası kesin. Kolum yanmış, ben neye takılıyorum arkadaş.
"İyi misiniz?" Aa bizim havaalanı kaçkını.
"Şahaneyim. Havaalanında yere yapıştıramadım, bari burada yakayım falan mı dediniz?" Beni tanıdı muhtemelen de tepkisi değişti.
"Öyle düşünmemiştim. Kendi koluma dökülse de bu kadar konuşmuş olmasaydınız keşke." Ay yok bu adam benim cinlerimi iyice tepeme çıkarıyor. Ne güzel çay içip her şeyi unutmuştum.
"Bak kardeşim zaten iyi bir gün geçirmiyorum, bir de sen ikinci defa günümü mahvetme. Hadi sen yoluna ben yoluma. Ayrıca buranın çayı daha güzeldir. Metin, abicim beyefendiye benden bir demli çay versene. Hesabıma yaz ay sonu hallederiz." Ben şu kahveye taktım bir kere o çay içilecek arkadaş.
"Yok kardeşim çay açık olsun. Demli sevmem. Birileri gibi acı olmaya gerek yok." Hah kaçkın efendi kendince laf soktu bir de.
"Tatlıya gerek yok Metin öyle diyor kaçkın efendi."
"Zümra yine niye geç kaldın acaba? Bir kere de vaktinde gelsen olmaz değil mi?" Evet arkadaşlar bir de her kavgada beni alıp götüren bir adet Eylem yapmışlar.
"Tamam ya geldim, ne uzattınız acaba." Arkama baksam eğer yine laf söyleyeceği belli olan kaçkın efendiyi bırakıp Eylem'in peşine takıldım.
"Koluna ne oldu?" İşte gelin dediğin böyle olur. Görümcesinin kıymetini bilir.
"Örnek alın azıcık şu kızdan. Ama yok, siz anca konuşun. İyiyim gelin, azıcık kaçkın efendi yaktı o kadar."
"Kaçkın kim be? İki dakikada yine kime lakap taktın?"
"Sizi duyan da önüme gelene lakap takıyorum sanır. Hani havaalanında çarpıştığım kaçkın var ya, bu defa da koluma kahve döktü. Hem sen niye ne zaman kavgaya başlasam orada bitiyorsun acaba? Bir fırsat versen rahat kavga etsem ne güzel olur."
"Sen nasıl Şefika teyzenin kızısın anlamış değilim ha. En ufak şeye deliriyorsun. Bir de durmuş çay kahve muhabbeti yapıyordun ne yapsam acaba Zümra hanım."
"Yaparım tabi. Buranın çayı içilir kahvesi değil. Çayla yaksa gıkım çıkmazdı da geldi kahveyle yaktı zalim. Hadi gidelim Mehmet amca mangal yapacaktı açım ben açım. Zaten böreklerimi de yediniz bana kalmadı."
"Ee yuh ama. Sen ne zaman doydun ki, şimdi acıktın acaba. Bir de bana Karan seni nasıl aldı diyor? Kız seni kim alacak onu merak ediyorum ben. Seni doyurmak mümkün değil ki. Adamı iflas ettirirsin resmen."
"Yürü kız az konuş." O kadar çok mu yiyorum diye kendimi sorgulamadım değil. Aman boşvereyim gitsin. Can boğazdan gelir sonuçta. Tamam görünürde fazla yiyor gibi görünebilirim, ama sık sık yesem de, az yiyorum. Çabuk doyarım. Tabi konu börek ve tatlı değilse. Yol boyunca birbirimize takılmadan duramamıştık.
Keyifli bir yemek ve sohbetten güzelini tanımam. Mehmet amca yine mangalın başına geçmiş, sofrayı kurmak, salata ve mezeleri yapmakta bize kalmıştı. Her birimiz farklı bir yöreye ait mezeler yapmıştık. Tabi annemin olmazsa olmaz mangal mezesini yapmakta bana kalmıştı. Ne kadar sevmediğim şeyleri yapmasam da, mangal mezesi bunların dışında kalır hep. Annem de sevmez, yapar ama tadına tuzuna bile bakmaz benim gibi.
"Huu koğuş kalk!" Ben tatile gelmedim mi ya? Sabah sabah neden uyandırılıyorum acaba? Duymamış gibi geri uyusam nasıl olur ki? Olmaz tabi, üzerimden uçan bir Elif buna mani.
"Hı savaş mı var?"
"Var canım var. 47-49 savaşı. Üstelik yeni çıktı. Azra sultan ve uykum arasında geçen bir savaş hem de." Uyku sersemi olsa da canım kuzenim kahkahayı ihmal etmedi.
"Sırf uyumak için ressam olmadıysan ben de Elif Mısra değilim."
"Sen ismini değişme diye kabul ederim canım kuzenim sen merak etme."
"Sabah sabah ne bu enerji ya? Az konuşunda uyuyalım." Sanki biz uyumak istemiyoruz.
"Kalk kız gelin, ne uyuması. Senin bize hizmet etmen gerekiyor, burada uyuman değil." Görümce değil miyim bana ne gıcıklık yapacağım.
"Bilmem farkında mısın, ama görümce damarın bende işe yaramıyor. Ayrıca hatırlatayım anneannem şu an sana bile kaynanalık yapar da ruhun duymaz. Onunla büyümüş birisi olaraktan senin laflar işlemiyor bana." Sanırım eccük haklı. Azra sultan efsanesi diye bir şey var.
"Ben size kalk demedim mi? Hala tembel tembel yatakta keyif yapıyorlar. Daha düğün için alışverişe gideceğiz. İşim çok benim kalkın. Kahvaltı falan da yok, üzerinizi ona göre giyinin. Sizi kahvaltıya götüreceğim."
"Çaktırmayın, ama Azra teyze de kahvaltı hazırlamak için üşenmiş, o yüzden bizi dışarı götürüyor." Nehir'le birlikte kendimizi tutamayıp kahkaha atınca kötü bakışların hedefi olmuştuk.
"Hadi kalkın yoksa dışarıdaki kahvaltıyı da unuturuz. Şu bakış onu anlatıyor bana." Hızlıca hazırlanıp bahçede buluştuk. Yarın olacak düğün için şimdiden alışverişe gidiyoruz. Hoş düğün kimin bilmiyorum. Maksat eğlence. Annemin bizim için kullandığı değim şu an cuk diye oturmuş olabilir de. 'Harda aş, orada baş.' Kesinlikle o biz oluyoruz.
"Ee kızlar bu defa durağımız neresi?"
"Anneanne onu sana bizim sormamız gerekmiyor mu? Malum burada yaşayan sensin."
"Dinime küfür eden Müslüman olsa. Yavrum ayın başı da, sonu da buradasınız. Tanımadığınız taş yok sizin. Rota sizde." Bak şimdi çok haklı. Hem burada büyümüş, hem de sık sık gelip gittiğimiz için çok iyi tanırız buraları.
"Azra teyze, anneannemle sizin hep gittiğiniz şu butiğe gitsek nasıl olur?" İşte kurtarıcı Elif Mısra iş başında. Yoksa Azra teyze bizi ağ yuyup qara serecek.
"Tamamdır o zaman mavişe gidiyoruz." Butiğin ismi değil ha, oradaki kuşun ismi maviş olduğu için bizim aramızda butik ismi maviş olarak kaldı.
"Zümra telefonun." Tanımadığım birisinden gelen maili görünce anı bozmamak için içeriğine bakmadım. Hayret bugün holdingden aramadılar. Kafalarına ne düştü acaba?
"Aa annem." Hı bizimkiler mi geldi? Arkamı döndüğümde bir kafenin duvarındaki anı fotograflarında Deniz teyze, Alya teyze ve önlerinde çimlere oturmuş Mert dayım vardı. Hatta Deniz teyzenin başının üzerinde de Kıvanç dayım.
"Bu fotoğraf burada ne arıyor?" Ada gel alnında öpeceğim çok haklı bir soru.
"Ben verdim."
"Ne?"
"Yurttan sesler korosu olarak ne bağırıyorsunuz be. Öylece albümde kalmasına gönlüm razı olmadı. Aşıklar kafesi burası. Geçen yıl açıldı. Hadi gelin bir kahve içip size bu fotoğraftan bahsedeyim." Hep birlikte rotayı değişip kafeye doğru ilerledik.
"Hoş geldiniz. Güneş kafe sizi gördüğüne çok sevindi Azra hanım. Ne zamandır uğramıyorsunuz."
"Ben de özledim. Hem size bu defa fotoğraftaki aşıkların çocuklarıyla geldim. Bu fotoğrafı ilk defa görüyorlar. Bize güzel demli çayınızdan getirin de hikayeyi anlatayım bizim kızlara." Hep birlikte duvarları süsleyen anıların önünde oturduk. Duvarda farklı farklı fotoğraflar yer alıyor. Kimisi teyzemler gibi yıllar öncesine ait, kimisi de burada çekilmiş.
"Burası çok güzel ya. Hele bir de annem ve babamın karşılıklı oturmuş ilk defa gördüğüm fotoğrafı ile daha da sıcak geldi." Gerçekten sıcak bir ortam oluşmuş.
"Anneanne bu fotoğraf nereden çıktı peki?" Nehir'in sorusu ile hepimiz pür dikkat Azra teyzeye döndük.
"Eh anlatayım tabi. Bu fotoğrafı bana Kıvanç verdi. Fotoğrafı çeken de bölüm arkadaşı. O zamanlar Deniz'e aşık olmuş. Bu fotoğrafı çektiği zaman da Kıvanç fark edip bana getirdi. 'Azra teyze arkadaşım aşık, Deniz habersiz seviyor. Ne yapacağımı bilemedim. Bana bir akıl fikir verir misin?' diye sordu. Tabi ben de Deniz kime ne zaman aşık oldu bilmediğim için bir şey diyemedim. Bana her şeyi ilk Kıvanç anlattı.
Meğer o gün Deniz karşısında oturup resim çizen sevdiğini izliyormuş. Benim deli kız da daha fazla üzülmesin diye neşelendirmek için yanına gitmiş. Aralarında fazla mesafe olmadığı için de uzaktan çekilen fotoğrafta Mert de yer almış. Kıvanç Mert efendinin de başkasını sevdiğini söyleyince bana diyecek bir şey düşmedi. Git kendisine söyle, karar onun dedim. Tabi Deniz hayır demiş.
Çivi çiviyi söker lafı boşuna çocuklar. Gerçekten seven birisi bir başkasına bakmaz. Yıllarca ne Deniz, ne de Mert bir başkasına bakmadıysa bu aşktan. Şimdi Nehir sen evet dedin, gerçekten seviyor musun Eymen'i? Öyle evet dedim geri dönmek falan olmaz diye de düşünme sakın kızım. Bir ömrü birlikte geçireceğin insanı doğru seçin.
'Aman olmazsa boşanırız zaten.' diye aklınızda bir düşünce varsa o yola hiç çıkmayın zaten. Bir insan evleneceği zaman boşanmayı düşünüyorsa onun sevgisi yalan demektir. Bakın biz çok zor zamanlar da atlattık. Hatta Yelda ile konuştuğumu Mehmet bilmiyordu. Öğrendiği zaman günlerce benimle konuşmadı. Hayatımda ilk defa ondan bir şey saklıyordum çünkü.
Bir adım atıp bir durakta durun. Evlilik zıt kutupların birbirini çekmesi değil. O dediğiniz gençlik zımbırtısı. Evlilik yol arkadaşın ile konuşmak, birlikte güvenle bir yola çıkmaktır. Eğer bir evlilikte konuşacağı konu bitmişse çiftlerin, o evlilik değil ev arkadaşlığı olmuştur. Ha zamanla da o arkadaşlıkta kalmaz. İyi düşünün güzel kızlarım. Hiçbir şey için geç değil. Eğer güvenle bir sırrı paylaşamıyorsanız sakın evlenmeyi düşünmeyin. Bu lafım da sadece sana değil Nehir, hepinize ait. Haydi şimdi alışverişe gidelim."
-------------------
Akşam akşam bir kahve içeyim dedim kaçkın olmadığım kaldı. Bir de gider ayak bana laf sokup çay ısmarladı. Eh ben de içtim tabi. Hesabı ödemek isteyince de duyduklarıma inanamadım. Meğer onlar bir hesap açtırmış, kim gelirse gelsin, ay sonuna kadar ödeme yapmaz, ayın sonunda da topluca ödüyorlarmış. Böyle bir zamanda kardeş kardeşe güvenmiyor. Nasıl bir aile ki, böyle güven aşılamış. Merak etmedim değil doğrusu.
Düşüncelerim masaya yakınlaşan karşı şirket ile son buldu. Dün tüm günümü alması yetmiyor, sabah kahve içerken bile aklıma saçaklı cadı geldi. Kendine gel Alp. Buraya iş için geldin ve biran önce geri dönmen gerek. Burası sana iyi gelmiyor.
Birkaç saat süren toplantı beni yordu. Sanırım tek yoran toplantı da değildi. Bir ara dışarıdan geçen saçaklı cadı ile yine düşüncelerim odağını değişmiş, beni sinirlendirmişti. Nasıl bu kadar patavatsız olunur anlamış değilim. Cümlenin başını dinlese sonunu dinlemez, sonunu dinlese başını dinlemez. Hah bir dinlemeyen de gizemli ressam. Mehtap hanımdan aldığım bilgilere bakınca mail atmak en doğrusu. Malum holdingin ismini duyar duymaz telefonu kapatıyor.
"Merhaba Ecrin Zümra hanım. Lütfen mailimi sonuna kadar okuyun. Ben Korkmaz Holdingin sahibi Alp Korkmaz. Şirketimizin ortak biz müzayedesinde sizin de tablolarınızın yer almasını isterim. Hakkınızda birçok hocanızdan övgü dolu sözler aldım. En çok hayran kaldığım nokta ise kimsenin isteği üzerine sergi yapmayışınız ve yardım kuruluşlarına kazandığınız ücreti vermeniz.
Bu yüzden böyle bir müzayede de siz olmazsanız eksik kalır. Toplanan tüm meblağ LÖSEV'e bağışlanacak. Aynı zamanda müzayededen önce satılacak olan konutların da belli bir kısmının tüm geliri okuma sevdası olup, ancak maddi ve manevi imkanı olmayan öğrencilere burs olarak verilecek. Aynı zamanda böyle tanıdığınız öğrenciler varsa lütfen bilgilerini bizimle paylaşın. Sergiyi kabul etseniz ve ya etmeseniz de öğrenciler konusunda değişen bir şey olmayacak." Sanırım yeteri kadar açıklayıcı oldum. Umarım gizemli ressam bu defa hayır demeden maili silmez.