Konya

1531 Words
Hani bazı yerler huzur kokar ya, Konya sokakları da bizim için öyleydi. Çocukluğum, çocukluğumuz bu sokaklarda geçti. Eh annem kadar olmasa da, hepimiz için de Konya başkadır. Uçaktan iner inmez karşılaştığım orman kaçkını herif olmasa keyfim daha yerinde olurdu, ama neysem. Kuzenim nişanlanıyor. Kimse keyfimi bozamaz. "Önce bize gidiyoruz değil mi?" Nehir'in sorusunu herkes onaylasa da, benim annemin selamını iletmek için gitmem gereken başka bir yer var. "Ben size sonra katılacağım. Annemin hasretliğine selamını iletmek için sizden ayrılıyorum. Rota değişirse haber verirsiniz bana da." Annemi ne zaman kaybetsek, hep orada banka oturmuş sessizce ağlarken bulduk. Şimdi annem gibi sessizlik sırası bende. Bizimkilerden ayrılıp taksiye gideceğim adresi söyledim. Sanırım annem haklı Insanlar yıldızlara aldanır. Oysa onları parlak kılan güneştir. Herkes müzeye gider. Unuturlar elması en parlak haline getireni. Oysa bir sanatı ortaya çıkaran sanatkardır. Hz. Şems olmasa Hz. Mevlana sadece arif ve alim olur, şimdiki gibi aşık olmazdı. Ne vakti zamanında sevildi, ne de şimdi. İnsanın canını en çok bu yakıyor sanırım. Şimdi annemi daha iyi anlıyorum. Neden buraya her geldiğinde sessizce ağlıyor. "Belki annem yok bugün, onun yerine ben geldim.. Annemin en büyük hasretisiniz. Buraya gelmese bile güneşe bakarak huzur bulur. 'İnsan sevdiği ile beraberdir' deniyor ya, annem de hep burada. Bu sokaklarda. Yıllar önce buraya ilk geldiği zaman nasıl hasret duyuyordusa, hala aynı. Çocukken kıskanırdım. Annemi bizden alacağınızı düşünürdüm. Büyüdükce de kıskandım. Ben kimseyi böyle sevemem sanırım. Siz de onu sevin olur mu?" Bu defa yavaş adımlarla dolaştım sokaklarda. En son birkaç yıl önce gelmiştim. Alaeddin tepesine kalkıp bir çay ısmarladım kendime. Özlemişim buraları, çocukluğumu. Etrafta koşan çocukların sevinci yüzümde tebessüm oluşturdu. Bir zamanlar biz de bu sokaklarda oyun oynardık. Büyümek istemezdim sanırım. Büyüdükçe hiçbir şey aynı kalmıyor çünkü. Çayımı içip kalktım. Eh ne de olsa beni bekleyen deli arkadaşlarım var. İtiraf edeyim ben de onlardan pek geri kalmıyorum. Sanırım birlikte büyümenin en iyi yanı da birbirimizi iyi tanımamız ve kimin neye alınıp alınmayacağını bilmemiz. Eh bizim gibi azıcık deli olan ebeveynlerimiz de olunca değme keyfimize. "Aşk olsun ama Azra sultan bensiz bunlara börek mi yediriyorsun?" Kapıdan girdiğim zaman çardakta börek yiyen bizimkileri görmem bir oldu. Kimse benim börek sevdamı sorgulayamaz tabi. "Sen de çabuk gelseydin. Yemeyenin malını yerler lafını duymadın mı sen?" Benim lafımı bana satıyor hain Ada ne olacak. "Hadi lan ordan. Git dondurmanı ye sen. Kocana ispiyonlarım diyeti bozuyor diye." Sözde diyet yapıyor cadı. Benden çok yediği kesin ama. "Kavga etmeyin hemen. Sizin nasıl bir arada büyüdüğünüzü anlamıyorum hala. Sana bir tepsi ayırdım merak etme sen. Anana niye benzedin anlamıyorum ki. Birisi baklava için kavga eder, öbürü de börek için. Neyse ki Nehir size çekmedi de, bana çekti." Kendisi az deli sanırlar. "Aşk olsun anaanne ya. Dışarıdan bakan birisi gerçek sanır. Şunlardan birisi dese dinime küfür eden müslüman olsa derdim. Annemle Deniz teyze senin yaptıklarını anlatıyor merak etme." Ada vurdu gol oldu. "Aman be tamam. Sanki bir şey dedim. Hemen kendilerini savunmaya geçiyorlar. Sizin damarlarınızda benim kanım dolaşıyor bana çekeceksiniz tabi. Neyse onu geçin de kaç günlük buralısınız?" "Hayırdır Azra sultan gelir gelmez bizi kovuyor musun?" "Yok kızım cuma günü düğün var. Düğünü basalım mı diye soruyorum." Az önce normalim mi diyordu? "Kimi kaçırıyoruz?" Ada dünden hazır zaten. Hakket şimdi ben de merak ettim. "Eymen de bizimki olabilir, ama bu ona azıcık göz dağı vermeyeceğimiz ve sınavdan geçirmeyeceğimiz anlamına gelmiyor değil mi? Ha Eylem ne dersin?" "Plan ne derim?" "Anaanne yapma Allah aşkına Ada için yaptın sonumuz nezarette bitti. Şimdi hapiste biter kesin bir rahat mı dursak?" Eh Nehir de haklı. Ada'yı istemeye geldiklerinde cidden nezarete düşmüştük. Düğün için de plan yapsakta Kıvanç amca bizi zor durdurmuştu. Durdurmasa kesin hapse düşerdik. "Milletin düğününü berbat etmesek mi?" "Gençlik bitmiş gençlik. İyi be tamam hiçbir şey yapmayacağım. Büyükler ne zaman gelecek belli mi?" "Hafta sonu gelecekler anaanne. Biz iki gün önce geldik. Azıcık yazın tadını havuzda çıkarıp güneşlenelim istedik." "İyi yaptınız kızım. Evin neşesi yerine geldi sizinle." Akşama kadar bahçede oturup sohbet etmiş, akşam da Alaeddin tepesine çıkmak için hazırlanmaya başladık. Ne zaman gelsek mutlaka akşam tepeye çay içmeye çıkıyoruz. Eh ben annem için hasretliğine gittiğim gibi, Elif Mısra da Hüzün ağacına gitti. Konya asırlar öncesi gibi hala hasretliğe ev sahipliği yapıyor işte. "Sizi beklerken Neva'yı gördüm. Yanında tanımadığım birisi de vardı. Dış hatlara doğru gidiyordu. Acaba aralarında bir şey mi var?" Hah buyur bir de buradan yak. Acaba yanındaki kim? Hayatında biri olsa annem bilirdi muhtemelen. "Emin misin Ada Neva olduğuna. Birine benzetmiş olabilirsin de." "Eminim Nehir. Benden önce Melek fark etti zaten. Birkaç defa Melek ile bir araya geldikleri için Melek çok sevmiş. Bir baktım oraya doğru hareket etmeye çalışıyor, o zaman far kettim hatta tanıdık birisi olduğunu. Yoksa fark etmemiştim." "Aralarında bir şey olduğunu pek sanmam. Neva da bizim gibi. Günübirlik flört falan yapacak birisi değil. Birkaç defa karşılaştım, hem de annem anlattı. Tanıdığı falandır belki de. Kızı doğru düzgün tanımıyoruz. Bilip bilmeden hüküm vermekte bize yakışmıyor." Nedense içimdeki bir ses eğer birisi ile ilişkisi varsa buna en çok Ahmet Musab kötü olacak diyor. Hadi hayırlısı diyelim. "Haklısın Ecrin. Kızı ben pek tanımıyorum. Annemle teyzemden duydum. Hatta Deniz teyzelere de gelmiş. Sanırım o da çok şey yaşayanlardan." Eylem bilmeden doğru tespit yaptı. Annem hakkında çok az şey anlatsa da, duyduklarım bile beni çok etkiledi. Neden kendi gençliğini gördüğünü de bu sayede anladım. "Haklısın. Neva çok şey yaşayanlardan. Annem kendimi gördüm diyor. Yalnız kalmayı tercih etmiş bu yüzden de. Biz birlikte büyüdük. Bu yüzden de birbirimizden gizli saklımız olmadı. Ama o yalnız büyümüş. Bu yüzden de neye nasıl tepki verir bilemeyiz. Sormakta bize düşmez. Bizi tanımadan korkutmayalım kızı." "Kız Zümra seni yolarım ben. Neyiz biz canavar falan mı da, kızı korkutuyoruz? Duyan da adam kesip etini yiyoruz sanır." "Ben değil ama sende o ışık var Ada ha. Dellenince gözün kimseyi görmüyor be. Kıskanıpta arabayla ayağını ezen kim? Eniştem senden neler çekmiş haberimiz olmamıştır muhtemelen. Daha diğer bildiklerimizi sayayım mı?" "Iıh sayma. Yeterli oldu. Ama ne yapayım, benden gizli saklı iş çevirmeseydi o da. Bana ne evlilik teklifinden. Yanında başka kız olmayacak arkadaş." Evet sayın seyirciler. Ada hanım sürpriz evlilik teklifinin içine de böyle etmiştir. Benim gözü bizim deliden başkasını görmeyen Karan enişteciğim sürpriz yapayım derken bir ay ayağı alçıda dolaşmak zorunda kalmıştı. "Ben en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Karan nasıl oldu da bu kızla evlendi? Ben evde kalacak sanırdım hep. Kafasında birkaç tahta eksik demeye de bin şahit ister. Bunun kafasında hiç yok, eksiği geçtim." "Sen de vur deyince öldürdün be Eylem. O kadar da manyak değilim. Sadece gözüm bazen, çok sık olmasa da ayda bir defa falan dönüyor. Eh dönünce de kimseyi görmüyor o kadar. Yoksa özünde iyi insanımdır siz de biliyorsunuz." "Tabi canım kesin ondan." "Yurttan sesler korosu ne olacak." Hep birlikte attığımız kahkaha kafeyi inletmiş olabilir. Ama hiç umurumuzda olduğu da söylenemez. Tabi eğlenceyi telefon bölmese iyiydi. "Alo." "Merhaba Ecrin Zümra hanım. Ben Korkmaz holdingten arıyorum." Hayda yine mi? İlla engellemem mi gerek? "Bakın daha önce de söyledim yine söylüyorum. Ben kimsenin isteği üzerine sergi açmam. Açtığım sergilerde elde edilen paralar da ihtiyaç sahiplerine gider. Bu yüzden nefesinizi boş yere tüketmeyin. Şu an avukatım da yanımda. Eğer yine arayıp rahatsız ederseniz hakkınızda dava açmak zorunda kalacağım. Umarım cevabım size ve patronunuza yeterli olmuştur." "Hayırdır ne oldu? Kim arayan?" "Ya korkmaz holding diye bir şirket kaç defadır arayıp tablolarımı kendi bünyelerinde açılan sergide kullanmak istiyorlar. Biliyorsunuz 10 sergi açtım, ama tek kuruşuna dahi dokunmadım. Onların hepsi ihtiyacı olan çocuklar için harcandı. Şimdi gelmiş bana ne diyorlar baksana." "Zümra sanki anlamadan cevaplamışa benziyorsun." "Onu nereden çıkardın Nehir?" "Konuşmandan karşı tarafı dinlemedin bile. İlk konuşma nasıl oldu bilmiyorum, ama şu an yapmayacağın bir şeyi bile söyledin." Gerçekten öyle mi yaptım? "Of Nehir kafamı karıştırdın şimdi. Neyse günü bozmayalım." ----------------------- "Üzgünüm Alp bey, eğer yine ararsam hakkımda suç duyurusunda bulunacağını söyledi." Haftalardır bir türlü ulaşamadığım ressam şimdi de suç duyurusu diyor. Bir dinlese neyin ne olduğunu anlayacakta dinlemiyor. "Gelirin LÖSEV'e gideceğini söylemedin mi peki?" "Söyleyemedim, dinlemedi." Kendisini böyle üstün görenlerden nefret ediyorum resmen. "Numarasını at bana, kendim iletişime geçeceğim. Her ihtimale karşı alternatif olarak başka ressamlara da bakın." Gelmeyi sevmediğim bir şehir Konya. Hüzün kokuyor nedense. Ailem buraya gelirken kaza geçirmişti. Kardeşim ne kadar görmek istemişti yeşil kubbeyi. Belki de bu yüzden sevmiyorum burayı. Kardeşimi ve ailemi benden aldı. Biliyorum insan alnına yazılan hayatı yaşar. Ölüm anı gelmişse eğer kaçamaz. Ama insanoğlu da suçu başkalarına atmayı sever. Ben suç atmaktan çok kardeşimin göremediğini görmek istemiyorum. Defalarca gelmeme rağmen sokaklarında dolaşmadım da. Havaalanına yakın otel tercih ettim hep. Şimdi kendime verdiğim bir sözü çiğneyerek Alaeddin tepesinde oturup etrafı seyrediyorum. Ne gördüğüm de muamma aslında. Gözümün önünde kardeşimin hayali var. Benimle birlikte tepede oturmuş çay içiyor. Ne kadar yıl geçerse geçse insan özlemini bastıramaz bazı şeylerin. Yaşadığını sanır, ama sadece nefes alıp verir. Bu yaşamak isteyen nice insana ihanet değil midir? Onlar doya doya yaşamak isteyip toprak altında, ama bizlerse toprak üstünde ölü gibi. Bazen çok abarttığımı, takılı kaldığımı düşünüyorum. Sonra dönüp bir bakıyorum ki, geçmeyi hiç istememişim. Kendimi de bir kutuya hapsetmişim. Karşıma koyduğum ve yapmak için çabaladığım şeylere ulaşmak için adım atmışım sadece. Her şeye adım atan ben bir kendime adım atmamışım. Sanırım en çok kendime özür borcum var. Özür dilerim ruhum, seni de kendimle birlikte bir boşluğa hapsettiğim için. Özür dilerim kendim, yaşamak için bir adım atmadım. Sadece seni hırpaladım durdum. Şimdi sana söz yaşayacağım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD