Çarpışma

1904 Words
"Merhaba Ecrin hanım ile mi görüşüyorum?" Yok yan komşu ile görüşüyorsunuz. "Hayır, Ecrin Zümra hanım ile görüşüyorsunuz." Neden ismimi tam söylemezler anlamış değilim. Ben Ecrin Zümra Çetin, Ecrin Çetin değil. "Kusura bakmayın Ecrin Zümra hanım. Ben Keskin holdingten Nuray hanım. Müsaitseniz sizinle konuşmak istediğim bir konu var." "Sizi dinliyorum Nuray hanım." "Yüz yüze görüşmemiz mümkün mü?" "Konu tam olarak nedir?" "Resimleriniz ve sergi hakkında." Hah asıl mesele şimdi anlaşıldı. "Kusura bakmayın Nuray hanım, ben ne istek üzerine resim yaparım, ne de sergi açarım. İyi günler." Bugüne kadar kaç defa sergi teklifi gelse de, hepsini geri çevirmiştim. Benim için resim bir nefes alma şekli, başkasının isteği üzerine yapılan bir şey değil. "Hayırdır Zümo nerede gemiler karaya oturdu?" Hah ismimi söylemeyen ilk kişi kesinlikle amcam olabilir. "Boşver amca, yine sergi için bilmem hangi holding aradı. Numaramı nasıl buluyorlar acaba? Oysa hiçbir sergi için kendi hattımı kullanmadım." "Bari dinleseydin, belki teklifleri cazip gelecekti." "Ben para için sergi açmadım ki şimdiye kadar. Her sergiden aldığım para kimsesizler yurdunda olan çocukların eğitimi için harcandı. Sadece bir tablonun parası kumbaraya atılmadı biliyorsun. Her sergi de benim özgürlüğe açılan kanatlarım oldu. Şimdi bir şirket tarafından düzenlenen sergide yer alan hangi tablonun parası çocuklara gidecek? Alacağım küçük bir meblağ da bir işe yaramaz. Yeniden ne zaman bir sergi açarım bilmiyorum henüz. Hoş daha elimde sergi için tablo da yok." "Boşuna ananın kızı demiyorum sana. Annen de ücretsiz konferanslar verdi hep. Ne zaman ücretli deseler, hemen hayır dedi. Onun için eğitimin bir ücreti yoktur. Hep böyle kal Zümra." "Aa amca sen bana Zümra mı dedin? Hayırdır kafanı nereye çarptın?" "Sus kız, size de yaranılmıyor. İsmini söylesek bir dert, söylemesek ayrı bir dert. Niye geldiğimi de unutturdun hem. Kalk gidiyoruz." Aha gene suçlu ben oldum. Yok yok amcamla benim iletişimimde kesin sorun var. "Hayırdır amca nereye gidiyoruz?" "Niye, demesem gelmeyecek misin?" "Haşa amca, sadece pantolon seçimini ona göre yapacağım." "Aferin hep böyle akıllı ol. Nehir için bir hediye yaptıracağım da ben anlatayım, sen orada çizersin." "Tamam amca hemen geliyorum. Azıcık bekle." Üzerimi değişip beni bekleyen yakışıklı amcam ile çıkmıştım. Hafta sonu öğrenci kabul etmiyorum, bu yüzden tüm gün amcamla gezebilirim. "Ee yakışıklım yol bizi nereye götürüyor?" Çocukluğumdan kalma alışkanlık haline geldi, amcama yakışıklım demek. Eh benden başka da diyen olmadı. "Bizim kuyumcuya. Bak küçük cadı, kimseye söylemek yok ha. Kızın doğum günü yakınlaşıyor. özel bir şey olsun istiyorum. Şimdiye kadar doğum gününü kutlasakta, bu defa gelinimiz olarak kutlayacağız, biraz farklı ve anlamlı bir şey olsun istiyorum bu yüzden." "Aklında bir şey var mı peki?" Genelde kişinin huyuna uygun hediyeler seçtiği için şimdi daha çok merak etmeye başladım. "Aslında var. Biliyorsun Nehir ve Ada farklı. Ada deli dolu, Nehir sessiz sakin. İsmi gibi diyelim. Ama şöyle bir bakınca da, bu kız kesin hastanede karıştı diyorum. Malum anası babası ortada. Hoş bizim ailede herkes azıcık çatlak, ama bu kız sakin. Zümo bu benim oğlanda ne buldu? Düşünüyorum, düşünüyorum ama bulamıyorum. Belki sen bilirsin." "Amca bizi övdün mü, gömdün mü belli olmadı ha. Tamam azıcık çatlak olabiliriz, ama özümüzde iyi insanlarız. O değil de ben de merak ettim şimdi. Eymen de sakin değil ki, tencere kapak olsunlar." "Bak görüyorsun değil mi biraz düşününce sen de bana hak verdin. Bizim oğlan büyü falan işine girmiş olmasın? Nehir kim bizimkisi kim yoksa." Bizim ailede herkes anormal diye boşuna demiyoruz. "Yok, o kadar da abartmayalım. Annem senin üzerinde denemediklerini Eymen üzerinde dener yoksa." "O da doğru. Neyse hadi şu işi halledelim de, sonra yemek yiyelim ben acıktım." Bir kere tok olsa şaşarım zaten. Amcam hep aç. Bazen teyzem nasıl doyuruyor diye merak ediyorum. Amcamla birlikte önce kuyumcuda yapılmasını istediği bilekliği çizmiş, daha sonra da yakındaki kafede oturup yemek yemiştik. Gerçekten seçtiği hediyeler karşıdaki kişinin ruhunu yansıtıyor. Dışarda bir yerde görsem Nehir için yapılmış derim. Dışarıdan ne kadar vurdumduymaz görünse de, insanın içini okur, sevdiklerine de gerçekten değer verir. Çocuk yanı hiç büyümemiş amcam. "Pek bilemedim şimdi. Biliyorsun hepsi bir araya gelince ortalığı karıştırıyor bunlar. Önce kızlar mı gitse acaba?" Bahçeden girince annemin sesi merakımı uyandırdı. Kiminle ne konuşuyor acaba? "Hah işte ben de onu diyorum. Diyorum ama bizimkiler kızları yalnız bırakmaz. En iyisi kendileri karar versin, biz niye kafayı yoruyoruz ki. Hah Ecrin Zümra da geldi. Ben onunla konuşayım haber veririm sana. Allah'a emanet ol." Bizden habersiz ortalıkta ne dönüyor acaba? Hadi hayırlısı. "Hayırdır annem bu defa yolculuk nereye?" "Ben değil siz. Haftasonu Nehir'in doğum günü ya, Azra teyzen de demiş gelsinler hem burada kutlayalım, hem de nişan için bir kutlama olsun." "Güzel düşünmüş. Konya'mı özledim hem. Ne zaman gidiyoruz?" "Kız sen benden hevesli çıktın. Bana bak benim Konya sevdamı çalamazsın ona göre. Ayrıca biz değil, önce siz gençler gidiyorsunuz. Malum biz hepimiz aynı anda gitsek, uçak yere düşer. Ben kesin orada Berk efendiyi boğazlarım. Dünden beri sinirime dokunuyor." Hah ben de diyorum annem neden Azerbaycan Türkçesi ile evin içinde konuşmaya dalıyor. Malum kendileri sinirlendi mi, anında Azerbaycan Türkçesine geçiyor. "Çok merak ederek soracağım yine ne yaptı?" Aslında soru ne yapmadı olmalı ama neysem. "Hani geçen gün tanıştığın Neva var ya, tutturmuş 'Bu kız bir şey öğrenemeyecek, zamanını boşuna harcama. O kim, Ahmet Musab gibi olmak kim.' Ben bilmiyor muyum onun kim olduğunu." "Gerçekten kim o kız? Deniz sultan evine çağırıp, geçmişini anlatacak kadar ne gördü?" Teyzem yabancı kimseyi evine almaz. Hele geçmişi hakkında kitapta yazılandan başka konuşmaz. İlk defa evde görünce garibime gitmişti. "Neva büyük yaralar almış bir kız çocuğu hala. Benim 20 li yaşlarım var onda. Ben elinden tutmasam kendine geç kalacak. Siz sadece dışını gördünüz, ben içindeki yangını. Eğer su olmazsam, o yangın onu küle çevirir. Bana hocam su olmuştu zamanında. Eh şimdi de ben olayım." "Ahmet Musab ona karşı bir şey hissediyor değil mi?" Birlikte büyüdük. Sadece onu değil, diğerlerini de görüyorum, ama sessiz kalıyorum. Konuşmak istedikleri zamana kadar. "İşte benim kızım. Bizim oğlan farkına vardı da, Neva henüz anlamadı. Korkuyorum anladığı zaman kaçıp gitmesinden. Aynısını ben yıllar önce babana yaptım çünkü. Ben geri döndüm, Neva döner mi bilmiyorum." Ah güzel annem. Kendinden başka herkesi düşünürsün. "Neva ile konuşmamı ister misin? Belki kendi yaşlarında birisi ile tanışmak iyi gelir." "Arkadaş olursanız mutlu olurum. Ama kendisi farkına varmadan sen söylersen, tamamen kaybederiz. Onun düşünce yapısı farklı. Daha doğrusu yaşadığı onu öyle yaptı." "Ne demek yaşadığı?" "Üvey babası olacak şerefsiz sözlü taciz etmiş sürekli, dokunmaya kalkınca da kız kolunu kırmış. Sahafta Deniz ve bana anlatırken de Ahmet Musab duymuş. Eh kim tutar onu. Gitmiş mumyaya çevirmiş. Yemin ederim hastanede o halini görünce oh dedim. Notu da görünce anladım bizim oğlanın yaptığını. Odadan dışarı çıkarıp sarıldım. Bir de eline sağlık dedim." "Vay şerefsiz. Hele Ahmet Musab'a ne demeli. İnsan bize de haber verir. Mumya az gelmiş ona, öbür tarafa gidip gelmesi lazımdı. Şu pisliğin ismini versene bir de gidip ben döveyim. Ne demek taciz etmek, hem de üvey kızını." Ben böyle bir hikaye beklemiyordum. Ahmet Musab şiddete baş vurduysa, o kız ne çekmiştir. "Dur kız dur. Ben kendimi zor tutuyorum zaten gidip burnuyla kulağının yerini değişmemek için. Baban söz verdirmese çoktan yapmıştım da. Yemin ettirdi. Sen de duymamış gibi yap." "Ne güzel burnuna pamuğu tıkayıp kefene sarmak vardı. İçimde kaldı. Umarım bir yerde karşıma çıkar da geri kalanını ben tamamlarım." "Anasının kızı diye boşuna demiyorum işte. Hayırdır yine neyi tamamlıyorsun?" Amcamın şu her yerden çıkma huyu hiç değişmeyecek sanırım. "Benim kızım bana benzeyecek tabi, sana benzeyecek hali yok ya. Hayırdır yine niye geldin?" Yerimden kalkıp anneme sıkıca sarıldım. Onun kızı olmakla gurur duyduğum kesin. "Eda Konya meselesini anlattı. Bizim erken gitmemiz mümkün değil. Yeni ihale aldık biliyorsun onun çizimleri, diğer detayları falan derken işimiz çok. Çocuklar gitsin, biz de günübirlik gideriz demeye geldim. Sen ne diyorsun?" "Alya'ya ben de öyle dedim. Hafta içi derslerim var. Çıkmam mümkün değil. Bir de cumartesi seminerim var. Anca pazar sabah saatlerinde çıkabilirim. Çocukların hepsi onaylarsa benim için sorun yok. Ev var, kalacak yer var. Rahat rahat dinlenirler. Bakalım diğerlerine de uyacak mı? "Eylem için sorun yok, izni benden. Ahmet Musab'ın izni de tamam. Zümo zaten izinde. Mısra desen kaçmak için yer arıyor. Taha efendi için de iki günlük izin alırız. Geriye ikisi kaldı. Onlar adına bir şey diyemem." İyi ki bir şey diyemiyor. İki dakika da hepimiz adına plan program yaptı. "Hepsi gelsin de karar verilir." "Neysem Enes geldi mi?" Hah amcamın asıl gelme sebebi belli oldu "İçerde." "Hadi benim güzel baldızım kalk konferansa gidiyoruz. Senin şu Arapça'n biraz da bizim işimize yarasın. Görüşürüz Zümo." Her toplantı da annemi sürüklemesi ve konferans sonrası kavgaları hoşuma gidiyor. Annem nedense diğer tarafı pek sevemedi. Sanırım bazı şeylerden şüpheleniyor. Akşam hep birlikte yemek yemiş, Nehir'in doğum günü için Konya yolculuğuna karar verildi. Eymen bizden sonra gelecek. Eh avukat olunca böyle oluyor demek ki. Uzun zamandır Konya'ya gelmemiştim. Geri döndükten sonra İstanbul'da açılacak olan sergi, onun için resimler derken gelme fırsatım olmadı. İstanbul'da doğsam da annem gibi Konya sevdam ayrı. Şu an annemle birlikte araba yolculuğu yapmayı isterdim uçak yerine. ----------------- "Alp bey üzgünüm ama ressam teklifinizi kabul etmedi, aslına bakarsanız hiç dinlemedi de." O tabloyu aldıktan sonra aklımda yapacağımız yardım gecesi için bir sergi düşüncesi oluştu. Hayatımda ilk defa sergi ve bir ressam beni kendisine çekti. İşin kötü yanı, ressamı bulmak zor oldu. Hiçbir yerde telefon numarasını da bulamıyordum. Neyse ki bir ressam tanıdık numarasını bulmama yardım etmişti. "Dinlemedi?" "Evet efendim. 'Ben ne istek üzerine resim yaparım, ne de sergi açarım' diyerek telefonu kapattı, devamını bile dinlemedi." Bu kadın neden bu kadar kendisini yüksek tutuyor anlamış değilim. Böyle olmayacak, kendim ilgilensem daha iyi. "Tamam Nuray hanım. Konya için bilet aldınız mı?" Kaç defa gittim, ama her gidişimde içimde büyük bir sıkıntı oluştu. Önemli bir toplantı olmasa yine gitmezdim. "Evet efendim yarın sabah saat 10.00 da uçağınız. Başka bir isteğiniz var mı?" "Yok Nuray hanım, çıkabilirsiniz." Neyseki yakında Poyraz gelip beni Konya yolundan kurtaracak. Almanya'nın bana kattığı en güzel ve en değerli şey oldu. Eh bu kadar boşluk yeter Alp efendi, yarınki toplantı için hazırlanman gerek. İş ihaleyi almakla bitmiyor. Sabah erken kalkan adam içinde oluşan sıkıntıyı beklese de, her zamanki sıkıntı yoktu. Bu defa bir rahatlık vardı. Kendisi de bunu tuhaf karşılamış, nedenini anlayamamıştı. Uçak yolculuğu boyunca ne kadar toplantı için odaklanmaya çalışsa da, içindeki ismini koyamadığı rahatlık onu rahatsız etmeye başlamıştı. Karışık aklı ile tam havaalanından çıkmak üzereyken bir çarpışmaya kadar. "Önüne baksana. Anlamıyorum benim gibi birisini nasıl görmüyorsun? Öyle küçük boylu da değilim ki." Bir kadın neden bu kadar çok konuşur? "Bilerek çarpmadım küçük hanım. Ayrıca o kadar yüksek boylu da değilsin. Ha bu arada çok konuşuyorsun." Son söylediğimle neredeyse gözlerinden ateş çıkacaktı. "Bana baksana, sen kim olduğunu sanıyorsun? Ne hakla benimle böyle konuşursun? Hem bana çarp, hem özür dileme, hem de hiç suçu yokmuş gibi laf yetiştir. Oldu canım başka arzun?" "Çok konuşmaman. İnan ki, başka bir şey istemiyorum." "Ay delireceğim. Hala üste çıkıyor ya." "Tamam küçük hanım sen delirmeden ben özrümü dileyeyim." "Yok öyle şey. Hem onca laf say, hem baştan savma özür dile. Ben kabul eder miyim hiç?" Tam cevap vereceğim zaman arkadan gelen sesle susmuştum. "Zümra bir sorun mu var?" Demek ismin Zümra küçük hanım. İlk defa duyduğum bir isim hayatımın merkezine yerleşecekti benden habersiz. "Yok canım bir sorun. Beyefendi özür diliyordu zaten değil mi?" Kaşlarını havaya kaldırıp dik dik yüzüme bakıyordu. Özür dilemeden kurtuluş yok değil mi küçük hanım? "Kusura bakmayın yanlışlıkla size çarpıp vaktinizi aldım." Ben de Alp Korkmazsam bu iş burada bitmedi Zümra hanım. Korkmaz holdingin tek varisi Alp Korkmaz ressam bir kıza takılı kaldı. İki inatçı keçi orta yolda buluşur mu bilinmez. Birbirlerinden habersiz intikam planları kurarken aşk onlara büyük bir sürpriz yaparak kapılarını çalıp kaçtı. Ve ne tesadüf kapının arkasında deli dolu küçük bir kız.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD