Hayat kimine güllük gülistanlık, kimine de zehir zemberektir. Güllük gülistanlık hayat yaşayanlar çoğu şeyin farkına varmazlar. Hayatlarının hep öyle devam etmesini beklerler. En ufak bir sıkıntı yaşadıkları zaman, sanki dünyaları yıkılmış gibi davranırlar. Farkında değiller ki, her güzel şeyin bir sonu vardır. Her başlangıç bir sona kavuşmalıdır. Ve her son yeniden ve daha değerli bir başlangıça gebedir.
Hayatları zehir zemberek olan insanlarsa tamamen farklı bir ruh haline sahiptir. Bazen ellerini açıp dua ederler, daha güzel bir yaşam için, bazen de isyan ederler neden böyle bir hayatları olduğu için. Ama onların içinde farklı bir tür var ki, her iki hayatı yaşayan insanların arasında, ama tamamen farklı bir dünyadaymış gibi. Her şeyin farkındalar. Her güzel şeyin ve her kötü durumun Allah'tan geldiğinin bilincindeler. Her şerde bir hayır ve her hayırda bir şerrin olduğunu bilerek ne böbürlenip ben der, ne de isyan ederler.
Ben ne isyan ettim, ne de böbürlendim. Ailem öyle yetiştirmedi bizi. Her zaman bir imtihanda olduğumuzu ve sınavı geçip geçmeyeceğimizin bizim amellerimize bağlı olduğunu anlattılar.
"Evet Umut bey gelelim fasulyenin faydalarına." Sevgili kardeşim benden kaçacağını düşünse de, bu sadece bir düşünce olarak kalacak. Yemekteki hali her zamanki hali değildi.
"Hangi açıdan anlatayım ablacım? Sen de haklısın tıbbi açı bana daha uygun." He he ondan.
"Yok canım sen cehennem yolundakı faydasını anlat. Konuşmazsan nasıl ablanın o yola göndereceği ile başla."
"Neyi anlatayım?"
"Neden o kadar şaşırdığın ile başla ve dayımın konuşmasından sonra neden durgunlaştın onunla devam et."
"Bir şey yok abla, şaşırdım sadece. Ahmet Musab ile birlikteydik sabah bir şey demedi. O yüzden bu kadar şaşırdım." Ah güzel kardeşim kimden neyi saklıyorsun.
"Bir oradan bak bakayım ben kimim?"
"Yan komşunun oğlu olma ihtimalin yüksek, ama emin değilim." İkimiz de kendimizi tutamayıp kahkaha atmıştık. Yazın sıcaklığı ile arka bahçede denize karşı oturup sırtımızı ağaca yaslamıştık. Çocukluğumuzdan kalma alışkanlıktı bu. Ne zaman birimizin canı sıkılsa hep buraya gelir, denizi izlerdik. Kışın üşümeyelim diye babamlar tahta kulübe yapmışlardı ilk önce, biz büyüdükçe o da büyümüş, arka bahçede büyük bir oda haline gelmişti.
"Şebek, bana bunlar işlemiyor biliyorsun değil mi?"
"Bilmez miyim hiç, annemin kızısın olacak o kadar." Haklı annemin kızıyım ben. Dış görünüşümü ondan aldığım gibi, birçok huyumu da ondan almıştım.
"Eh o zaman beni yormadan anlat küçük adam."
"Anlatmadan kurtuluşum yok değil mi?" Ha şunu bileydin küçük adam. Evet dercesine kafamı sallamamla döküldü. " Ben aşık oldum. Kolay değil bunu böyle anlatmak. Kendime itiraf edemedim ki, başkasına da edeyim. Aslında bu öyle aşkta değil. Çok küçüktüm onunla tanıştığım zaman. Hayran kalmıştım o tatlı yumuşacık haline. Büyüdükçe de koruma içgüdüsü sardı dört bir yanımı. İlk önce kardeşimin kardeşi dedim. O yüzden bu kadar koruyorum, o yüzden kıskanıyorum, bak ablamı da kıskanıyorum diyerek kendimi kandırdım.
Kendimi çok kandırdım be abla. Her defasında çıkmaz sokakta yüzleştim kendimle. Baktım olmuyor, ben de kabullendim. Kimseye de söylemedim, söyleyemedim. Kardeş gibi birlikte büyüdük, nasıl söylerim ki? Dayım 'Kızımı sana emanet ettim, sen böyle mi emanetimi koruyorsun?' demez mi?" Ah be küçüğüm neler biriktirmişsin sen öyle içinde.
"Ona söyledin mi peki?"
"Hayır. Söylemeye hiç cesaret etmedim de. Aslında söylemek için de sevmedim. Uzaktan sevmek bile çok güzel. Hele bir de mesaj atmasını beklemek, mesaja cevap vermesi falan. O hissi anlatamam abla. Şimdi burada, gözümün önünde, ama ben yüzüne bile bakamıyorum. Ben sana abi dedim derse korkusu sarıyor hep içimi." Ben hiç aşık olmadım ki, sana destek olayım.
"Şimdi seni yargılamamı, sana kızıp bağırmamı istiyorsun içten içe. Kendine yaptıklarını başkası yaparsa vicdan mahkemende kendini asacaksın. Ben sana tek kelime edemem kardeşim. Buna hakkım da yok. Ben hiç sevmedim ki, sana tek kelime edebileyim. Bunca yıl kendini cezalandırmışsın zaten. Ne bir adım ileri gitmişsin, ne de geri. Tıpkı Deniz teyze gibi sessizce sevmişsin. Peki neden dayım konuşurken kötü oldun?"
"O bana gözü kapalı güvenmiş, bense emanetine ihanet etmişim. Nasıl iyi olurum ki?"
"Ama atladığın bir nokta var. Dayım gözü kapalı veririm dedi. Yani hakkında kötü düşünmez böyle bir şey olursa."
"Yanlışın var abla, bana değil anneme gözü kapalı veriyor. Güvendiği kişi ben değilim, annemin yetiştirdiği oğlu. Beni annem yetiştirdi, ama ben annem değilim. Her insan gibi benim de kusurlarım, hatalarım var. Tamam seviyorum, canını ver desinler bir saniye düşünmem veririm. Gözünden düşen bir damlaya dünyayı yakarım. Ama bu onu üzmeyeceğim anlamına gelmiyor ki. Bilmeden bile üzersem ben dayımın yüzüne bakamam, ama en çokta annem bakamaz. Dayım gözünden bir damla düşmeyeceğine emin olduğu için gözü kapalı verir, ya üzüldüğü zaman aralarındaki bağ ne hale gelir?"
"Bak Umut bunu ilk ve son kez konuşacağım. Bir daha da seni zorlamayacağım. Ne zaman konuşmak istersen de, hep dinlemeye hazırım. Sevmek senin elinde olan bir şey değil. Ne de kalbin söz dinlemez. Söz dinleseydi eğer annem evet demezdi babama. Annem çok yara almış bir kadınmış babamla tanıştıkları zaman. Sevgiye kapılarını kapatmış o zamanlar. Babamla tanıştıkları zaman birbirlerine olan uyumları ve düşünce yapıları nedeniyle bir araya geldikleri zaman yabancılık çekmemişler. Sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi hissetmişler.
Babam anneme sevgisini söylediği zaman annem kendine has tarzıyla geri çevirmiş. Bakmış aklı karışıyor, geri dönmüş. Hem kendisinden kaçmış, hem de kendisiyle yüzleşmiş. Babamın sevgisi ve desteği ile sarmış yaralarını. Eh detaylı anlatmak bana düşmez. Benim anlatmak istediğim kısım, annem ülkeden kaçmış ama aşktan kaçamamış. Kalbi sözünü dinlememiş.
Kalp sevmek için bizden izin almaz. Ne de sevme dediğimiz zaman sevmeyi bırakır. Kendine yüklenme boş yere. Aşktan güzel bir şey yoktur dünyada. Evet sevdiğini gözünden bile sakınırsın, ama bu onu ağlatmayacağın anlamına gelmez. Hayat öyle düz değildir, inişli çıkışlıdır. Evlilikte öyle. Hep mutlu olunacak diye bir kaide yok. Yeri gelir birlikte ağlarsınız, yeri de gelir ağladığı zaman sıkıca sararsın. Karar senin, ağlayan mı, ağlatan mı olacaksın."
"Ne yapardın sen benim yerimde olsan?"
"Ne yapardım? Sanırım direk kendisine söylerdim. Hergün kendimi yiyip bitireceğime, yanında rol yapacağıma açık açık söylerdim. Belki ben söyledikten sonra o da bana karşı bir adım atacak, ya da bir daha konuşmayacak. Hiçbir şeyi gizli tutarak bilemezsin. Şimdi önümde bir seçenek var. Peki söylemediğim halde başkasını sevdiği zaman ben nasıl bakacağım aynadaki yüzüme? Hep kendimi suçlayacağım belki duraklarında. Bu yüzden söylerim. En azından boş yere hayal kurmuş olmam."
"Şimdi diyorsun ki, git konuş öyle mi?"
"Aynen öyle küçük adam. Seviyorsan sevdiğini söylemekten asla korkma. Sevmek herkesin yapacağı bir şey değil kardeşim. Yüreği olmayanın yapacağı bir şey değil, bunu unutma. Seviyorsun diye de kendinden utanma."
"Teşekkür ederim abla. İyi ki benim ablamsın." Kardeş sevgisi bambaşka bir şey. Yüzünde oluşan hüznün dağılması bile içimde ona karşı olan sevgiyi büyütmeye yetiyor. Umarım canın yanmaz küçüğüm.
________________
"Akşama kız istenecek siz hala uyuyor musunuz? Kalkın hadi, yapılacak çok iş var." Annemin sabah rutini asla değişmiyor. Daha sabah yeni açıldı, ama annem sanki akşam olmuş gibi davranıyor. Eda teyze bile bu kadar heyecan yapmıyordur kesin.
"Günaydın abla, dolaba saklansam annem beni bulur mu?" Uykulu kardeşim tek gözünü açmış bana bakarken benim de ondan bir farkım kalmadığını anlamış oldum.
"Uzaya da çıksak annemin bulacağı kesin. En iyisi bulduğumuz her durumda uyuklamak." Gece sohbet ettiğimiz için ikimiz de çok geç saatte uyumuştuk.
"Dayımlarda durum ne acaba? Panik durum yoksa kaçmayı düşünüyorum. Hoş annem orada da bulacağı için el mecbur aşağı inelim." Üzerimizi değişmeden ikimiz de aşağı indik, ne kadar geç kalırsak annem o kadar taramalıya bağlıyor.
"Hah aferin uyandınız. Şimdi hızlıca kahvaltınızı yapıyorsunuz. Umut sen Eymen ve Ahmet Musab doğruca tıraş falan olmaya gidiyorsunuz. Kızlar da önce alışverişe, sonra da beylerle buluşup onlara kıyafet almaya çıkıyorsunuz. Bunlara güvenmiyorum ben,
abuk sabuk bir şey alırlar kesin."
"Aşk olsun anne ne zaman abuk sabuk bir şey aldık ki biz?" Bunu demese iyiydi.
"Her zaman. Kızları sonra kuaföre bırakıp çiçek çikolatayı halledin. Çiçekçide ararsınız ne olur ne olmaz. Haydi yemeğinizi yeyin ben bir Eda'ya bakacağım. Siz de grupta programı bildirin." Ve bizim ailenin değişmeyen bir rutini daha. Böyle konularda plan program işi her daim annemde. Öğretmenliği evde bile yapıyor kadın ne diyeyim. Hızlıca hem atıştırmış, hem de gruba haber vermiştik.
"Ee nasıl gidiyoruz şimdi?" Hazırlanmış, bahçede toplanmıştık. Biz alışveriş falan derken akşam olacağı belli.
"Birkaç araba gitmek yerine, erkekler bir arabada, kızlar da bir arabada gidelim." Mantıklı. Zaten sonda birleşeceğiz. Hepimiz onaylayıp arabalara bindik. Annemden aldığım bir huyum, araba kullanmayı sevmek. Yol boyu dedikodu yapmak istesekte bir Ali Taha buna engel olmuş, görüntülü arayarak yol boyunca konuşmalardan haberdar olmamızı sağlamıştı. Ayrı araba değil de sanki bir gidiyorduk.
"Yok annem haklı, bu ne be? Biz gelinceye kadar seçtikleriniz cidden bu mu?" Sözde kızlar geç hazırlanır derler, ama şu an tersi. Biz kıyafetlerimizi alıp üstüne kahve de içmiştik. Yanlarına geldiğimizde bizi büyük bir sürpriz karşıladı. Sözde ne giyeceklerini seçen beyler aslında ne giyinmeyeceklerini seçmişler. Hızlıca onlar için kıyafet işini de halledip yemeğe geçtik. Aç ayı oynamıyor.
"Ee Eymen heyecanlı mısın?" Geldiğimizden beri üzerinde bir durgunluk var, ama daha ne olduğunu anlamış değilim.
"Hayır cevabını duymaya hazırım evet." Hayda bu ne demek şimdi?
"O nereden çıktı abi?"
"Şuradan çıktı kardeşim, Nehir'le kavga ettik, akşama geleyim deme diye telefonu suratıma kapattı." Yok arkadaş bizim bir işimiz rast gitse şaşarım.
"Kavga edecek başka günü bulamadınız mı?"
"Zümra sen bir arayıp nasıl diye sorsana. Biliyorsun seni daha çok seviyor." Onun aslı öyle değil aslında. İlk durumu ben farkedip, onu cesaretlendirdiğim için azıcık anlayışlı davranıyor diyelim.
"Aranıza girmeyi sevmediğimi biliyorsun, ama bugünün hatrına arayıp konuşacağım." İkisi de bunu hak ediyor çünkü.
Yanlarından ayrılıp Nehir'i aradım. azıcık nazdan kim ölmüş diyerek tirip atan arkadaşımı bir de ayakta alkışlamış olabilirim. Eh bunu Eymen efendiye söyleyecek değilim tabi. Daha fazla beni heyecanla bekleyen damat efendiyi bekletmeden yanına gittim.
"Bana borçlandın kuzen. Biliyorum borçlu kalmayı sevmiyorsun, bu yüzden en kısa sürede hediyemi söylerim alırsın merak etme. Bugünlük kavganızı askıya aldı, yarın kaldığı yerden devam edecek haberin olsun."
"Sen var ya sen, bir tanesin. Dile benden ne dilersen. Ama yarın dile. Şimdi çiçek işimiz var." Hıı bir de kuaför işi vardı değil mi? Hep birlikte kalkıp arabalara geçtik. Beyler çiçek çikolata almaya, biz de güzelleşmeye.
"Dünür olacağız aklına gelir miydi Kıvanç?" Kendisine özgü giriş şekli olan amcam yine kalıpları yıkmada bir numara. Daha dün dünürcülük lafından öbür tarafa giden o değilmiş gibi, şimdi de Kıvanç dayıya sardı. Kesinlikle değişmeyecek.
"Tanımadığımız bir aileye gideceğine seninle dünür olmak tercihim. Ama arkadaşlık bir yana, kayınpederlik başka bir yana. Sonra beni oğlana niye çektiriyorsun deme?" Yandı bizim kuzen. Kıvanç dayının ters tarafı tutunca gözü kimseyi görmüyor.
"Demem merak etme, o sizin aranızda olan bir şey. Karışmak bize düşmez. Ha baktın kızının gözünden yaş akıyor, o zaman kemiklerini dahi kırsan sesim çıkmaz, eline sağlık derim. Babası olsam da, kızını incitmeye hakkı yok."
"O zaman hayırlı olsun. Kızım kahveleri yapta, misafirlerimize hoş geldin diyelim." Eh bizim aileye de normal kız isteme yakışmaz. Biz önce kızı isteyip, sonra da kahve ikram ediyoruz. Çikolata yerine de baklava getiriyoruz. İşte o kadar normal bir aileyiz.
"Kız Nehir şekerini bol koy benim abiciğime." Aha bir de görümce olacak. Gelin tarafına geçti şimdiden.
"Tuz değil mi o?" Bu kız da Almanya'da yaşaya yaşaya iyice bizi bilmez oldu ha.
"Yok canım, Eymen kahve ve çayı şekersiz içer. Tuzlu kahve onun için anlamsız olur. Bol şekerli olsun ki, içemesin."
"Eylem, sen erkek tarafısın kız, kız tarafı benim."
"Ada gel kız alnından öpeceğim. Hemen sattı abisini." Daha fazla kendimizi tutamamış gülmüştük.
"Aman ne tarafını tutacağım be. İkisi kavga ediyor, olan bana oluyor. Kaç günü bana surat yapıyor. Arkadaş sanki ben küstürmüşüm gibi. Biran önce evlensinler de canım kurtulsun. O zaman bana değil, karısına surat yapar. Ayrıca sabah bana attığı tekmenin acısını çıkarmam lazım. Neymiş efendim, niye uyuyormuşum. Sanki bana kızı isteyecek." Bizim aile cidden normal değil. Hepimiz ayrı bir manyağız.
"Bizi de annem uyandırdı. Bir ara kıyafet alırken koltukta uyukladım."
"Hıı bak iyi hatırlattın. Gece sizi bankta gördüm. Yalnız olsan gelecektim, Umut yanında olunca dertleşin diye gelmedim. Bir sorun yok değil mi?" Düşünceli kuzenim.
"Yok canım. Ne zamandır dertleşmiyorduk öyle. Yalnız kalınca dertleşelim dedik. Boşverin şimdi bizi de gidelim yüzükler takılsın." Kardeşimin özelini anlatmak bana düşmez. Hele o sessiz kalırken hiç düşmez.
Kahveleri içeri götürünce elime kamerayı aldım. Bu an kaçırılmaz. Eymen kahveyi püskürtecek mi, yoksa yutacak mı merak ediyorum. Hepimiz pür dikkat onu izlerken, küçük bir yudum alıp yüzünü buruşturdu. Püskürtmesini beklerken yutup yüzünü sevdiceğine döndü: "Hayatımızda her kavgamızın sonu böyle tatlı bitsin. Hiçbir zaman arkanı dönüp tuzun kekremsi tadını içinde biriktirip gitme." Kavgayı tatlıya bağlayan bu sözler olmuş, bizim ikilinin yüzündeki gülümseme de gerçeğe dönüştü. Bu yüzden seviyorum ailemizi.
Hiçbir insan temiz değildir. Sevdiğini ne kadar korumak istese de, elbet canını yakar. Asıl mesele sevdiğinin canını yaktığını bilmek ve daha sonra ne yapacağındır. Bizim beyler de canımızı yakar, ama en çokta kendi canları yanar. Biz mutlu olmadan da yeyip içtikleri hiçbir şeyden tat almazlar. İçtikleri şerbet zehir olur. Tıpkı barıştıkları zaman içtikleri zehrin şerbet olduğu gibi.