Sergi

1775 Words
Bir farklıydı bu sabah doğan güneş. Sanki tüm geceyi aydınlığa boyamış ve bir daha hiç karanlık olmayacakmış gibi. Huzuru rüzgarın kanatlarına asılı kalıp, havayı soluyan herkesin ciğerlerine hapsetmesini istemiş gibi. Aldığı her nefeste huzuru kokladı genç kadın. Bu sabah onun için yeniden doğuştu. Yıllardır çektiği eziyet bu gün son bulacak, başardı çünkü. Her insan bir hayal kurar. Kimisi gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapar. Kurduğu hayal artık hayal olmaktan çıkıp tüm benliğini kaplamıştır. Gerçekleşmezse ondan geriye hiçbir şey kalmayacağını iyi bilir. Bu yüzden elinden gelmeyeceğini bilse bile adım atmaktan korkmaz. Kaybedeceği bir şey yok, kazanacağı çok şey vardır çünkü. Kimisi ise hayali kurar ama sadece kurar. Önünde bir çok kapı belirir. Birisini kulpundan tutup açsa, gerçekleşecek tüm hayalleri. Ama o kadar korkak bir yapıya sahiptir ki, ileri tek bir adım bile atamaz. Kendisini umutsuzluğa, karamsarlığa o kadar alıştırmıştır ki, önünde açan çiçeği bile göremez. Kendisine yaptığı kötülüğün farkında olmadan kayıp gider her şey elinden. Tutmak için bile çabalamaz ve kaybettiği her şeyin sorumlusu haline gelir hayat. Öylesi daha kolaydır çünkü. Suçu atacak birini bulursa eğer karamsarlık onunla kalacak, eğer bulamazsa kendi benliğini kaybedecek. "Zümra, Umut kalkın artık. Saat kaç oldu siz hala uyuyun. Bir sabah siz kalksanız, kahvaltıyı hazırlayıp beni uyandırsanız ne güzel olur. Ama siz de haklısınız uyumak varken kim kalksın erkenden." Her sabah başlayan rutin uyandırma şeklimiz başlamıştır. Tanıştırayım annem. Hiç unutmadan her sabah aynı cümleleri kurar. Bazen merak etmiyor değilim, acaba nasıl aklında tutuyor aynı kelimeleri? "Sen hiç konuşma Enes bey. Sen alıştırdın bunları böyle. Bırak biraz uyusunlar diye diye uyandıramıyorum artık." Fırçadan nasibini babam da yemiş bulunuyor. Genelde uyuya kalan ben olurum ama Umutta fırçadan nasibini alır. Kardeşlik bunu gerektirir değil mi? Hepimiz annemin bu sinirinin gerçek olmadığını biliriz. Ne zaman gerçekten sinirlense, Azerbaycan Türkçesi ile konuşur. O zaman tek kelime etmeden suçumuzu kabul ederiz. Yerimden kalkıp uyuşuk adımlarla banyoya geçtim. Rutin işlerimi halledip üzerimi giyinerek aşağı indim. Annem ve babam koltuğa yan yana oturup ellerinde birer bardak çayla sohbet ediyorlardı. Az önce sesi tüm evi inleten annem değilmiş gibi sessizce babamın anlattığını dinliyordu. Her zaman imrenmişimdir onların bu hallerine. Çocukken bir söz verdim kendime onlar gibi aşık olmadan yaşım kaç olursa olsun evlenmeyeceğim diye. "Günaydın kızım." Yüzünden hiçbir zaman eksik olmayan tebessümü ile geldiğimi babam farketmiş. Orada ne kadar onları izlediğimi bilmiyorum. Gülümseyerek her ikisini de öpüp tam karşılarına oturdum. "Günaydın baba, günaydın anne. Umut nerede?" "Erken çıktı. Son senesi biliyorsun, sınavları da yaklaştı evde tutana aşk olsun." Benim aksime Umut doktor olmak istemişti. Bense farklı olarak huzur bulduğum tek şeyi yapmak istedim. Annem ressamlığı hobi olarak yapmamı istemiş, 'Elinde bir mesleğin olsun, çalışma hiç yine resimler yap' diyerek konuştuğunda bile onu dinlememiştim. Bazen keşke dinleseydim diyorum ama biliyorum o mesleği asla yapamayacağımı. Boş yere yıllarımı harcamadım. "Ee hazır mısın? Bu gün son gün, eksik bir şey var mı?" Hayır dercesine başımı salladım. İstanbul'da 3. sergimi açıyordum yarın. Bu defa fotograf makinesi ile çektiğim fotograflar da yer alacak. ilk sergimi açtığım zamanki heyecanın zerresi yok. Sevgimi kaybetmedim tabi ki, ama içimde büyüyen bir sıkıntı buna engel oluyor. Sanırım nedenini de biliyorum. Değerli bir hocam 6 ay sonra yeni bir sergi için beni aradığında sevinmiş, seve seve kabul etmiştim. Elimde sergi için fotograflar ve tablolar vardı zaten. O gece gördüğüm bir rüyada aklıma mıh gibi kazınan bir siyah göz ve karanlık, gitmek için adım atan bir kadın ve kırılmış diğer yarısını kaybetmiş bir kanat. Acısı zift karası gözlerinden okunan birisi. Unutamadım o görüntüyü. Ben de resme döktüm. Gün geçtikçe içimde büyüyen bir sızıya neden olan o gözleri hala unutamadım. "Heyecanlı değilsin gibi duruyor. Bir sorun mu var?" Daldığım düşüncelerden babamın sesiyle kendime geldim. Haklı o heyecanım yok. Yüzümde oluşan gülümsemeyle hatırladım yıllar önce Fransa'da açılan sergiyi. 4 yıl önce. Çalan telefonu genç kızı kurduğu hayallerden uyandırdı. Alarm çalmadan çok önce kalkmış, hatta deyim yerindeyse gece hiç uyumamıştı. Gözlerini her kapattığında kendisini bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hissediyor, hızlanan kalbine engel olamıyordu. Hatta gece gece kendine engel olamayıp kuzenlerini aramış, hepsinden de azar işiterek telefonu yüzüne kapatılmıştı. "Bana bak bizi gece gece uyandırıp şimdi kendin uyuyorsan seni boğarım Zümra." Evet kendisi gibi manyak olan kuzeni Eylem selam sabah etmeden direk konuşmaya başladı her zamanki gibi. İçlerinde en sakin kişi Ahmet Musab ve Elif Mısra'ydı. "Sana da günaydın kuzen, iyiyim sen nasılsın?" lafını ağzına tıkan Eylem'le gözünü devirmeden edemedi. "Geç onları be. Gece gece selam sabah ettik zaten. Uyandın mı?" Eh o da haklıydı kendince. 7 kişiyi grup halinde aramış, onu bir tek Ada dinlemiş, tek kelime etmeden de telefonu suratına kapatmıştı. "Tamam be ne bağırıyorsun? Alt tarafı saat 3 de sizi aradım o kadar." "Dua et eşref saatime denk geldin yoksa üşenmeden kalkar gelir saç baş dalardım sana." Eh yapar mı yapar deli kuzeni teyzesine çekmiş. Aklına koyduğunu yapan birisi. Her zaman bu huyu ile qurur duymuş, onlara da ders vermeye çalışmış ama dinleyen olmadığı için vazgeçmiş. "Bu gün bir şey yapma, yarın döversin." aklına gelenle bir anda cırlaması bir oldu. "Kızım sen beni niye lafa tutuyorsun? Geç kalmam hoşuna gidiyor değil mi? Hain ne olacak." "Yok canım ben seni sakinleştirmeye çalışıyordum ama nerede. Sen iyice kendini gaza getirmeye devam ediyorsun. Kalk hazırlan bir saate oradayım." Öğretmen bir anne ve babanın kızı olsa bile kendisini hiç zorlamadılar. Aldığı kararların hep arkasında durdular. En büyük desteği annesi oldu. İlk defa resimle tanıştığı zaman çok küçüktü ve o gün karar vermişti büyüdüğü zaman ressam olacağına dair. Ondaki yeteneği farkeden babası kızına ilk önce hat sanatını öğretti. 'Aşık olmadan bir işe başlarsan eğer yarım kalır.' Bu yüzden harflere aşık etti kızını. Ve şimdi kızının ilk sergisi için Fransa'ya gelmiş ve sürprizi için hazırlanıyor ilk kahramanı. Hızlıca bir duş alan Ecrin Zümra akşam hazırladığı kıyafetlerini giyinerek saç ve makyajını yaptı. Normalde makyaj sevmese de, bu gün biraz özen gösterdi. Kapıdan çıktığı zaman kardeşini görmesi ile çığlık atıp boynuna sarıldı. Gelmeyeceğine o kadar inandırmıştı ki, beklemiyordu. Sürpriz yapmak için kardeşini kandırmak zor olmuştu ama Umut Ensar bunu başarmıştı. "Eşek insan geleceğim der. Burada kendimi yedim gelmiyorsun diye." Hem kardeşine sarılmış, hem de omzuna vurarak konuşuyordu. Onun bu çocuksu halini gören birisi asla 26 yaşında demez. "Aslında gelmeyecektim. Biliyorsun seni ne kadar sevmediğimi. Hatta bir nefret sınırına da geldim ama neyse onu çaktırmayacağım bu gün. Yarın söylerim. Baktım konuşurken gözlerin doldu, dedim gideyim gözyaşlarını sileyim. Senin için gelmedim yani." Fütursuzca dudaklarından dökülen kahkahası sessiz sokakta yankılandı. Özlemişti küçük kardeşini. "Biliyorsun ben de seni pek özlemedim. Buraya kadar gelmişsin, nezaketen bir sarılayım dedim ondan yani. Başka bir anlam arama." Bu defa da Umut tutamamıştı kahkahasını. Ablasının onu ne kadar çok sevdiğini iyi biliyordu. Hep böyle takılırlardı. Bir tek kardeşine böyle takılır, diğer herkesle arasında mesafe bırakırdı. Bir kişi hariç. Sadece yaz tatillerinde görse bile kalbinin en derin yerinde saklı kalan küçük bir kız çocuğuna aşıktı. "Hadi düş önüme bakalım bir kahvaltı yapalım. Kesin sen bir şey yememişsindir." Birlikte şakalaşarak yakındaki kafeye geçip bir şeyler atıştırdılar. Yediği her lokma boğazına dizilse de kardeşine belli etmedi. "Bakıyorum da gece konuştun şimdi söyleyecek söz bulamıyorsun." Bu defa ikisi de kimseyi umursamadan kahkaha attılar. Uzun süre dillerinden kurtulamayacağımı iyi biliyorum ama olsundu. Kahvemden bir yudum alarak omuz silktim. "Eh ne yapayım. Baktım uyuyamıyorsunuz bir arayıp hal hatır sorayım. Siz de ne konuşkan çıktınız anacım, bir türlü susmak bilmediniz. Oysa bir hal hatır sorup kapatacaktım. Anlattıkça anlattınız. İçinizde ne kadar konuşma isteği birikmişse artık." Kendi yaptığımı onlar yapmış gibi anlatıp kaçacak yer aradım ama olmadı. "Aa aşk olsun ablacım sen ararsın da biz içimizi boşaltmayız mı hiç? Malum başka zaman pek konuşmayız. Ağzımızdan lafı kerpetenle alırsın. İşte gece olunca ağzımızın fermuarı açılıp dökülmüş kelimeler." Hıh bana laf mı çarptı o? Ben mi çok konuşuyorum? Yok canım ne alakası. "Canım kardeşim şimdi pek odaklanamıyorum ama söz yarın temcit pilavı gibi önüne koyacağım ama ısıtarak kendimi yoracak değilim şimdiden söylemesi. Kalk düş önüme geç kalmayayım. İstanbul'dan geldin demem saçını başını yolarım geç kalırsam." Yol boyu şakalar yaparak heyecanımı almaya çalışan küçük kardeşime minnetle baktım. Ailemden birisini yanımda görmek beni çok rahatlattı. Sadece Eylem gele bileceğini söyleyince hem mutlu olmuş, hem de diğerlerinin gelemeyeceği için üzülmüştüm. Sergi salonun kapısından içeri girdiğim zaman ailemi karşımda görmeyi beklemiyordum bu yüzden. Benden izinsiz akan gözyaşlarıma engel olamadan sarıldım hepsine. Tek dayanağım olan ailem beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Günümüz. Benim gibi onların da hatırladıklarına eminim. 4 yıl içinde 10 tane sergi açmış ve hepsinde de en büyük desteği ailem vermişti. Fransa'da eğitim almak istediğim zaman annem karşı çıksa da, babam destek olup annemi de ikna etmişti. Evet ilk zor geçse de, alışmıştım bir süre sonra. Bu yüzden geri döndüğümde bocalamış, uzun süre yokluğunu aramıştım. "Ben kalkıyorum. Gidecek tabloları götüreceğim akşama geç kalmam." Çatı katındaki odama çıkıp evde kalan 4 tabloyu de dikkatlice alıp arabaya yerleştirdim. İçlerinde bir tablo daha ayrı bir yere sahip. Satılık olmayan tek tablo. Ne kadar sergide yer alsın istemesem de, annemi kıramadım. _______ Sabah erken uyanan genç adam tabletinden maillerini kontrol ediyordu. Bu gün onun için önemli bir gün. Milyon dolarlık bir anlaşmanın imza günü. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı proje ile Fransızlarla ortaklık anlaşması imzalamak için masaya oturacaklardı. Onun öncesinde onları etkilemek için bir sergiye götürme kararı almıştı. Kendisi pek sevmez böyle yerleri. Evinin duvarlarında bile tek bir tablo bulundurmaz. Onun yerine kendi çektiği fotograflar yer alır. Her bir karesinde yaşanmışlıklar, anılar yer alan kareler. Kimisi ailesi, kimisi çocukluğu, kimisi de mutlu olduğu, onun için bir anlam kazanan yerlerin anısı. Başkalarının anılarını duvarlarda biriktirmek yerine kendi anılarını biriktirmeyi seven bir adam Alp Korkmaz. Rutin işlerine devam ederken bu gün hayatında bir ilki yapacağından habersizdi. Hızlıca üzerine rahat bir kot pantolon ve tişört giyerek buluşacakları mekana ilerledi. Öncelikle kahvaltı yapıp sonra sergi alanına geçeceklerdi. Bu yüzden tüm gün toplantılarını erteledi. Hayranlıkla tabloları inceleyen ortaklarının aksine ilgisizce izliyordu olup bitenleri. Taki bir tablonun önünde duruncaya kadar. Kelimelere sığamayana acıları gözlerinden taşan bir tablo. Kadının kırık kanadı her şeyi anlatıyordu aslında. Gözünün önünde canlanan anı tüm benliğini sarsacak kadar şiddetliydi. Aldığı nefes boğazında büyük bir yumru oluşturdu. Nefes alamayacak raddeye geldiğinde kendisini dışarı attı. "İyi misiniz?" Duyduğu sesle kendine gelmeye çalıştı. Endişeyle ona bakan gence duygusuz gözlerle baktı. Hatırlamak istemediği anılar yeniden canlanmıştı gözlerinin önünde. "İyiyim. Teşekkür ederim." Söylediği yalanın ağırlığıyla duraksadı. "Ben, bir tabloyu almak istiyorum kimle iletişime geçebilirim?" Fütursuzca dudaklarından dökülen kelimeler şaşırmasına neden oldu. "Buyurun ben yardımcı olayım. Hangi tabloyu istiyorsunuz?" Sahi istiyor mu gerçekten? Kaldırabilir mi yeniden? Dilinden zar zor dökülen kelimelerle tarif etti tabloyu. Bilmeden satılık olmayan tek tabloyu alarak ayrıldı sergi sonunda. Arkasında küplere binen kadından habersiz. "Umut bunu nasıl yaparsın? Bana sormadan o tabloyu nasıl satarsın? Kaç defa dedim satılık değil o diye? Neden dinlemiyorsunuz beni?" Neden bu kadar önemli olduğunu bilmediği tablonun ellerinden kayıp gitmesi ile canhıraş bağırıyordu Ecrin Zümra. İçinde oluşan sıkıntı somut bir hal alarak karşısında dayanmıştı. Ne yapacağını bilemeden kala kaldı olduğu yerde. Sahip çıkamamıştı onu sarsan görüntüye.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD