Bazı insanlar vardır karamsardır. Sürekli olumsuzlukları düşünüp can sıkıcı sonuçlar kurgularlar. Bazı insanlar vardır iyimserdir. Sürekli güzel şeyler düşünüp geleceğin umut vadettiğine inanırlar. Bazı insanlar vardır ki bunlar kararsızlardır. Hem karamsar hem de iyimser olabilirler...
Kader Biçer, kardeşinin vesile olduğu bir yurt dışı tatiline tek başına çıkmış ve orada Cihan isimli bir adamla tanışmıştı. Şehrin büyüsü, ailesinin iğneleyici laflarından uzaklığı; bağımsız, kendi ayakları üzerinde durabildiğine olan inancının artışı aldığı kararlardaki moralitesi olmuştu. Sonucunda, yeni tanıştığı bir adamla eğlenceli beş güzel gün geçirmiş ve akabinde bu adamla Londra'da ilk önlerine çıkan kilisede evlenmişti. Babası rahatsızlanmasaydı biletini bir gün öne çekmeyecek ve güya eşiyle dönecekti İstanbul'a. Ailesiyle eşini tanıştıracak onlara artık evli bir kadın olduğunu açıklayacaktı. Nitekim bunun yerine eczane kirasına ve sipariş verdiği ilaçların parasına ne olduğunu biraz yalanda katarak açıklamak zorunda kalmıştı Devrim'e. Üstelik evli olduğunu bilmediği için ona evlenme teklif eden adama doğru dürüst bir cevap veremeden Devrim'in hesabına gönderdiği para sayesinde kirayı ve sipariş parasını ödemeyi başarmıştı. Lakin en büyük sorunu Devrim değil, isteme için genç adama ve eniştesi Mert'e bu akşam için söz veren ailesiydi.
Günlerdir stresten ağrıyan karnı için yeniden bir ilaç alıp Devrim ile kontrole giden babasının evde olmamasının rahatlığıyla odasından çıktı Kader. İsteme hazırlıkları için iş yerinden izin alan kız kardeşi ve annesi sabahtan beri temizlik ve ikram hazırlıkları yaptıkları için yorulmuş ve salondaki koltuklara yığılarak mola vermişlerdi. Anne ve kız kardeşinin çaprazındaki tekli koltuğa oturan Kader, onu gören annesinin "Nasıl daha iyi oldun mu kadersizim?" diye sormasıyla başını olumlu anlamda salladı. Kızının başını sallamasını yeterli görüp akabinde gelen cümleyi dinlemeden "Tam da isteme gününü buldu bu hastalık. Allah verede akşama bir şeyin kalmaya," diye söylenmeye başladı Kevser.
"Ay inşallah kız anne," diyen Ömür'dü.
Kader ise dudaklarını ısırıp korkak bakışlarını anne ve kardeşinin üstünde gezdirmeye başladı. Konuşacak cesareti bulduğunda "Anne sana bir şey söyleyeceğim!" dedi hızla.
Yaslandığı yerden orta sehpadaki çayını almak için doğrulan Kevser, heyecanlı görünen kızına bakıp gülümsedi.
"Hayırdır gelin hanım ne söyleyeceksin?" diye sormasıyla "Ne söyleyecek anne ya gerdeğe çok var mı diye soracaktır ablam," diyen Ömür ile kıkırdayıp koltuğun ucunda oturan kızının bacağına hafifçe vurdu. "Sus kız ben yokken yaparsın şakalarını," diyerek kızını sahte bir şekilde azarladı.
"Aman anne ya! Evlensin iki aya kalmadan torun yok mu daha diye sormaya başlarsın ama," diyen kızıyla omuzlarını silkti Kevser.
"O başka bu başka karaçalı..."
"Anne!" diyerek varlığını hatırlatan Kader, annesinin bakışlarının üstünde toplandığını fark edince seslice yutkundu ve "Ben... benim söylemem gereken bir şey var..." dedi.
"Hayırdır inşallah söyle bakalım," diyen annesinin meraklı tavrı ile "Şey...şey oldu anne. Ben..." diye ağzında gevelemeye başladı söylemek istediklerini.
"Abla iyi misin? Yoksa sen Devrim abiyle evlenmek istemiyor musun?" diye soran kız kardeşiyle dudakları aralandı ama bir şey diyemedi Kader.
"Sus kız açma o şom ağzını!" diyerek kızını azarlayan Kevser, ardından Kader'e dönüp "Yavrum yok öyle bir şey değil mi kuzum?" diye sordu.
Ömür annesinin kibarlığıyla gözlerini devirirken, Kader alışık olmadığı üslup karşısında kalakalmıştı.
İçinde dışa vurulmak için bekleyen cümleleri ölmüştü sanki. Ancak onun sessizliğini iyiye yoran annesinin "Haa ben seni anladım. Salih'im mırın kırın etmesin, uzatmadan versin seni Devrim'e istiyorsun sen," demesiyle "Yoo hayır!" diye itiraz etti.
Kaşları çatılan annesi elindeki çay bardağını orta sehpaya bırakıp "Kızım sen çıkarsana şu ağzındaki baklayı. Bak sabahtan beri temizliğiydi hazırlığıydı derken belim koptu eğer bu iş olmaz diyeceksen hiç deme," diyerek uyardı Kader'i.
"Aynen abla ya emeğimize yazık bir kere," diye araya girip espri yapan Ömür, annesinin çatık kaşlarla ona dönmesiyle yerine sindi.
"Anne çok özür dilerim..." deyip oturduğu yerden ayağa kalktı Kader.
İyice tedirginleşen Kevser, "Kızım ne oluyor söylesene?" deyince "Ben Devrim'le evlenemem. Aslında ben kimseyle evlenemem," diye bir çırpıda konuştu Kader.
"Abla iyi misin?" diyerek yerinden kalkan Ömür, Kader'in yanına gelip avuç içini ablasının yanağına yasladı.
"Sen korkuyor musun yoksa? Daha neler, abla çocuk musun?" diye sorup ona endişeyle bakan kardeşine, başını olumsuz anlamda sallayarak karşılık verdi.
"Kızım o kadar hazırlık yaptık. İnsanları evimize davet ettik. Mert ile dünür oluyorum diye mahalleyi beş kez turladım ben. Şimdi milletin ağzına laf mı verelim? Hem sen gel bakayım şöyle de anlat annene sıkıntın ne?" diye konuşan kadın, kızına yanına gelmesi için işaret yapsa da Kader salonun ortasında durmaya devam etti. Ömür ise annesinin yüzünün beyazladığını görünce hemen mutfağa koşup bir bardak su ile geri döndü.
"Al anne iç şunu," deyip yanına oturduğu kadının hararetle suyunu içmesini endişeli gözlerle izledi. Ardından hırsla ablasına döndü: "Abla Allah aşkına niyetin ne senin? Mert abi istemeye gelmek istiyoruz dediğinde babam dönüp sana sormadı mı pazartesi münasip midir diye?"
Ablasının sessiz kalmasından güç alarak devam etti: "Aha işte yine böyle sustun. Hepimiz utandığına yorduk babam da davet etti. Şimdi ben kimseyle evlenemem de ne demek?"
"Anlamıyorsun Ömür baskı altındaydım..." deyip başını ellerine çevirdi Kader.
"Ne baskısı kızım? Biz sen mutlu ol istiyoruz sadece... Evlen, evini yurdunu bil. Sana eş, hayatına yoldaş olacak; göğsünü gere gere kocam diyebileceğin biri olsun fena mı?"
"Biri var zaten," diyen Kader'in çaresiz çıkan sesini koltukta oturan iki kadında duymuştu. Aynı anda gözlerini kırpıştırıp birbirlerine döndüler.
"Anne galiba ablamın sevdiği varmış," diye açıkladı Ömür, ona açıklama ister gibi bakan annesine durumu. Kevser hızla başını kızına döndürdü. Tam konuşacaktı ki "Sevdiğim değil kocam var!" diye bağırıp başını öne eğdi ve elleriyle yüzünü kapattı Kader. Ardından henüz bir tepki görememesinin merakıyla yüzünü kapatan parmaklarını araladı ve koltukta oturan ikiliye baktı.
Annesinin ve kız kardeşinin kırmızıya çalan yüzlerine anlam veremezken hava ile şişen yanaklarını, dudaklarını büzerek garip bir sesle söndüren Ömür kahkahayı basınca Kevser de ona eşlik etti. Anne kız yayıldıkları koltukta dakikalarca güldüler. Kader ise dolu dolu gözlerle karşısındaki ikiliyi anlamaya çalışıyordu.
"Anne yemin ederim doğruyu söylüyorum... Anne vallahi bak..." diye söylense de karnını tuta tuta gülen kadına sesini duyuramamıştı. Sonunda sakinleyip durulduklarında yüzlerini yelpazeleyen kadınlara gururu kırılmış bir şekilde baktı.
"Ayy yemin ediyorum tarihi görene kadar soğuk terler dökmüştüm... Ohhh iyi güldürdün kız bizi. Şakana değil ha kocam var demene güldüm haberin olsun," diyen annesiyle "Ne...ne tarihi?" diye sordu.
"Abla valla helal olsun oscarlık performanstı. Kocam var demeseydin ben bile inanacaktım. Allahtan takvimi gördük de çakozladık durumu," diyen kardeşiyle "Ne takvimi ya?" diye terslendi kendi kendine. Derken arkasını döndüğünde duvar saatinin altından sarkan takvime kenetlendi gözleri. 1 Nisan'ı gösteren takvim ile gözleri doldu.
"Yo hayır anne yemin ederim doğruyu söylüyorum," deyip hemen annesinin yanına koştu ve ayak ucuna oturup ellerini annesinin dizlerine yasladı.
"Anne ben evlendim. Doğruyu söylüyorum. O yüzden bir daha evlenemem," diyen kızına hoş görüyle baktı Kevser.
"Ah benim kadersizim. Kocam var dediğinde yüreğime iniyordu az kalsın. Allahtan yüzünü eğince tarihi gördük de jeton düştü ikimizde de. O kadar güldüğüme bakma komik değildi ama sinirlerim bozuldu ne yapayım."
"Ay anne ben şakasına değil de ablamın hayal gücüne güldüm. İşten eve evden işe gidip geliyorsun abla, kocayı geçtim evlenecek vaktin yok ki."
Annesinin ellerini avuçlarının arasına alan Kader, "Anne Londra'dayken tanıştım Cihan'la. Biz...biz evlendik...," deyince ona sakince gülümseyen Kevser, "Kızım tadı kaçıyor ama şakanın. Bak sen bugün çok heyecanlı çok gerginsin biliyorum ama bizi de germe ne olur. Hadi sen çık kuaföre git. Saçını makyajını yaptır azıcık dolan gel tamam mı Kader'im?" diye sordu.
Derin bir hayal kırıklığıyla annesine bakan genç kız, kardeşine dönüp "Ömür bari sen inan bana. Yemin ederim evlendim. Al bak bu da evlilik yüzüğüm," diyerek parmağındaki yeşil taşlı yüzüğü gösterdi.
Dudaklarını birbirine bastıran Ömür, ablasının şakanın dozunu kaçırdığını düşünüyordu. Kendi parmağındaki yüzüğü göstererek konuştu: "Offf madem konu buraya geldi benimde itiraf etmem gereken bir şey var. Ben evlendim. İşte bu da kanıtı."
Cümlesini bitirmesiyle kahkaha atması bir oldu Ömür'ün. Annesinin de ona katılmasıyla doyasıya güldüler. Büyük bir hüsranla oturduğu yerden kalkan Kader, gözlerinden akan yaşlarla salonu terk etti ve odasına gitti.
"Salak...salak...salak... Bir nisanı mı buldun evlendiğini açıklayacak geri zekalı seni!" derken kafasına vuruyordu.
"Allah'ım ben şimdi ne yapacağım? Öz annem bile inanmadı bana," deyip göz yaşlarını sildi. Bu esnada açılan kapıdan giren Kevser, "Kızım niye alınıyorsun bize? Tamam şaka kaka oldu artık. Hadi toparlan da çık," deyince "Anne ya şaka değilse ya gerçekse söylediklerim?" diye sordu genç kız.
"Ayy Allah yazdıysa bozsun. Kızım ben seni de anlıyorum her şey çok ani oldu sen de telaşlandın tabii ama ne gerek var böyle şakalara. Bir kere Salih'im daha tam iyileşmedi bile. Bu dediklerini duysa kahrından ölür adamcağız," deyince aynı anda ikili önce kulaklarını çekip ardından işaret ve baş parmaklarını kapıya vurdular.
"Allah korusun anne ama ben doğru söylüyorum."
"Ya abla evlilik sendromu mu yaşıyorsun sen?" diyerek odaya giriş yapan Ömür, Kader'in cevap vermesine yer bırakmadan "Ee, madem evlisin göster bakayım evlilik cüzdanını," diye sordu.
"Cüzdan mı?"
"Evet abla! Genelde kırmızı oluyor hani..." diyen kardeşiyle başını kaşıdı genç kız. "İyi de cüzdan vermediler ki bize bir kağıt verdiler o da Cihan'da kaldı."
Kevser ile Ömür aynı anda gözlerini devirdi. Kızının bu tatsız şakayı sonlandırmasını isteyen kadın, "Ee bari fotoğrafını göster şu çocuğun," deyince eli telefonuna gitti Kader'in ama Cihan ile çekildikleri tüm fotoğrafları Cihan çekmişti onu da kendi telefonuyla yapmıştı.
"Aa bir tane fotoğrafı var," deyip telefonundaki fotoğrafı annesine doğru tuttu Kader. Ondan önce ekrana eğilen Ömür, "Vay be ne güzel arka profil. Eniştemin kalçaları taş gibiymiş abla," diye dalga geçti. Çünkü Kader'in gösterdiği fotoğraf bir adamın arkasından çekilmiş pozuydu.
"Abla evli değil ama sapık olduğunu öğrenmiş olduk. Resmen taciz bu."
"Ya hayır ben şaka amaçlı çekmiştim onu..." diye geveleyen genç kıza "Ee tamam o zaman arada konuşalım damadımla," deyince Kevser, Kader için yolun sonu gelmişti.
"Anne ben Cihan'a geldiğimden beri ulaşamıyorum. Aslında ulaşmakta istemiyorum artık ama biriyle evliyken bir başkasıyla evlenemem onu demeye çalışıyorum."
Derin bir iç çeken Kevser, "Kızım ben seni anladım. Sen iş aceleye gelince korktun. Tamam yavrum gelsin istesinler, söylerim babana hemen vermez seni. Ya da isteme olsun bitsin düğün için seneye deriz. Sen de o zamana kadar düşünür taşınırsın..." diyerek düşüncelerini belirtti.
Araya giren Ömür "Hatta bu arada boşanırsın bile abla," deyince Kader kimseyi ikna edemeyeceğini anladı.
Ömür'e kötü nazarlarla bakan Kevser, tekrar Kader'e dönüp "İçini ferah tut güzel kızım her şey güzel olacak Allah'ın izniyle. Hadi kuzum hazırlan da çık. İki saatten önce kuaförden çıkamazsın," dedi.
"Bana inanmıyor musun anne?" diye son kez sorduğu kadın cevap veremeden araya giren Ömür "Amma tatava yaptın abla ya. Madem evlisin nikah için başvuru yaptığında çıkar zaten çok kasma," deyince Kader bir aydınlanma yaşadı.
"Tabii ya," diye mırıldanırken Ömür'ün kolunu çimdikleyen Kevser, "Ağzından yel alsın karaçalı. Ne biçim laflar söylüyorsun öyle," diyerek kızını azarladı. Çimdiklenen kolunu ovuşturan genç kız, "Of ya kocam var ikinciyi alamam diyen ablam cimciği yiyen benim," diyerek odayı terk etti.
Kader ise çoktan üstünü değiştirmiş dışarı çıkmaya hazırlanmıştı.
"Hah işte böyle. Serpil'e söyle düz fön çeksin. Makyajı da hafif yapsın," diyen annesine başını hızla sallayıp, apar topar odadan ve ardından evden çıktı.
Evlerine çok da uzak olmayan nüfus müdürlüğüne kapanmadan yetişip medeni durumunu da gösteren belgeyi temin ettiğinde olduğu yerde kalakaldı. Çünkü medeni durumu kısmında bekar yazıyordu. Elindeki kağıtla darmadağın olarak binadan çıktığında artık evlenmesine mani olacak bir durumun da olmadığının farkındaydı. Hayatın ona oynadığı bir nisan şakası hiç güldürmemiş aksine oldukça canını yakmıştı.
Cihan'a olan tüm güveni hesabındaki para hiç olduğunda bile yerle bir olmamıştı. İçinde bir yerlerde Kader hep Cihan'dan "Durun her şeyi açıklayabilirim," tarzı bir konuşma duyacağına emindi. Ancak evliliğin şakası olmazdı. Elindeki kağıt ona aslında hiç evlenmediğini söylüyordu. Bu farkındalık bambaşka şeyler düşünmesine sebep oldu. Eğer evlendiğini sandığı geceyi Londra'da geçirseydi belki de Cihan'la birlikte olacak ve ertesi gün terk edilecekti.
Ayakları sanki nereye gideceğini biliyormuş gibi onu Serpil ablasının kuaförüne götürmüştü. Saçına fön çekilmiş, yüzüne biraz renk verildikten sonra da dualarla eve yollanmıştı.
Kalbi paramparça iken yanında cereyan eden olaylara vakıf değildi. Evlerine büyük bir curcuna ile gelen damat takımını boş gözlerle karşılamış ve akabinde neşeli geçen sohbete sadece dudaklarındaki buruk tebessümle eşlik etmişti. Tavrını heyecanına veren ailesi üstüne çok gitmezken Ömür'ün yaptığı kahvelerin olduğu tepsiyi biraz önce servis etmişti.
Şimdi ise içilen kahvelerin ardından Mert'in ağzından çıkan "Allah'ın emri peygamber efendimizin kavli ile kızınız Kader'i oğlumuz Devrim'e istiyoruz," cümlesinin içinde yarattığı fırtınaya tutulmuştu. Bakışları çaprazında oturan Devrim'e kaydı. Bugün için sakallarını kesen genç adam, hafif uzun saçlarını şekil vererek taramıştı. Gözleri parıl parıldı ve yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Geldiklerinden beri kucağında oturan Çiçek ile çok güzel göründüğünü düşündü Kader, Devrim'in. Tekrar hayatlarına girdiğinden beri ailesine ve en çok da kendisine sadece iyiliği dokunan bir adam vardı karşısında.
'Olur mu?' diye sordu içinden kendi kendine. Adamın yüzüne, dudaklarındaki tebessüme baktı bir kez daha 'Bana ne olur bilmiyorum ama çok iyi baba olur,' düşüncesi geçti aklından. 'Ailem bu kadar çok seviyorken onlara da oğul olur,' diye söylendi iç sesi. 'Bana ne olur?' diye sordu kendine. 'Yara olmaz en azından. Belki bir şans verirsem yar olur, yarama merhem olur...'
Bu esnada ona dönen babasının "Kızım sen ne diyorsun?" diye sormasına "Sen daha iyi bilirsin babacım," deyince "O zaman bize de hayırlı olsun demek düşer. Allah bir yastıkta kocatsın inşallah," karşılığını verdi Salih.
Sevinçle ayağa kalkan aile üyelerine eşlik edip yan yana geldiği Devrim ile sağ elinin yüzük parmağına takılan yüzüğe baktı. Babasının dua ederek kestiği kurdeleyle gözleri dolsa da kendini tutup ona sıkıca sarılan babasına karşılık verdi. Adamın omzuna çenesini yasladığında babasının sırtında birleşen ellerine çarptı bakışları. Sağ elinin yüzük parmağında Devrim'e ait yüzüğü, sol elinin yüzük parmağında ise Cihan'a ait yüzüğü gördüğünde gözlerini acıyla yumdu.