BAŞLANGIÇ TARİHİ: AĞUSTOS 2023
Zile basıp beklerken bahçeyi inceliyordum. Bahar geliyordu. Bir düzenlemek yeniden toparlamak lazımdı.
"Zümra?"
Feyyaz'ın uykulu sesi ve mahmur bakan gözlerine gülümseyerek içeri girdim. "Günaydın!" Hızlıca yanaĝını öpüp ayakkabılarımı çıkarırken benim için ayırdığı her zamanki yerinde duran terliklerimi giydim. Torbaları elimden almıştı bile. Çantamı ve baharlık montumu aynalı vestiyere asarken sevgilime döndüm.
"Gün sana aymamış galiba?"
"Hıhım," dedi gözlerini ovuşturup sakalını sıvazlarken. "Geçe kaldım." Kollarımı boynuna doladım. "Neden? Çok mu iş vardı?" Gözleri artık tamamen açıktı.
"Sorma güzelim ya, adamın biri geldi. Arabayı bıraktı bize."
"Gözünde çapak kalmış." Duraksayıp parmağıyla alırken, "Gel mutfağa geçelim."
Mutfağa girdiğimizde torbaları buzdolabının önüne koyarken kapağı açtı. Ben de çayın suyunu koyarak ocağı açarken tezgaha yaslandım. "Ee sonra?"
"Sonrası," poşetten aldıklarımı çıkarıyordu. Yanına yaklaşarak ona yardım etmeye başladı. "Uyuzun teki çıktı. Neymiş efendim pahalı arabaya uyduruk kıydırık parça mı takacakmışız? Orjinal parça yok muymuş? Bir şey olursa sorumluluğunu alamazmışız. Ulan herif arabayı ömrünüz boyunca göremezsiniz sayemde gördünüz demeye çalıştı!" Sevgilimin giderek sinirlendiğini görüyordum.
"Aldırmasaydın canım o kadar."
"Demesi kolay. Porsche araba. Gören de ilk kez görmüşüz duymuşuz sanacak. Zengin piç." Durdu. Bir bana bir poşete baktı. "Biz de isterdik öyle arabamız olsun... Dergilerden hayran hayran bakmayalım..."
Yutkundum. Porsche. Sadece bana ait garajımda olan on altı atabamdan biriydi sadece. İstesem Feyyaz'a verirdim ama ne diyecektim ki? O beni özel şirkette sıradan bir asistan sanıyordu. Çok kazanıyorum desem bile kurtaramazdım durumu.
Zorlukla gülümsedim. "Sıkma canınııı." Omzuna dokundum okşayıp. "Alt tarafı bir araba sevgilim. Çok mu önemli sanki?" Gülümsedi ya o an. Parıl parıl parladı yüzü. O an dünyalar benim oldu. "Hem ben sana alırım. Köpek gibi çalışır alırım."
"Zümra..." Elindeki bırakıp bana döndü tamamen. "Zümra'm..." Ellerimi tutup öperken kendine çekip belime sarıldı bu kez. "Sana kurban olurum ben."
Gülümsedim. "Önemsemiyorum biliyorsun... Evmiş arabaymış. Benim için önemli olan tek şey,"
"Hm?"
"Senin benim yanımda olman."
"Olacağım tabii. Sersem." Gülüştüğümüzde dudaklarımdan öpücük çaldı. "Bak bu ana. Dünyaları versen de alamazsın."
"Değil mi?" İç çektim. "Para ile aşkın satıldığı nerede görülmüş?"
Burnuma dokunarak yanağımı da öperken iyice bana sırnaştığını biliyordum ve bu işin sonunun nasıl biteceğini de.
"Tamam tamam," diyerek kendimi geri çektim hızla. "Kahvaltı hazırlayalım yoksa ben işe geç kalacağım."
"Daha erken güzelim ya. Biraz uyusak içeride hım?"
"Aşkım yapma. Yapma ya. Bugün önemli toplantılarım var geç kalamam." Yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak hiç kaçıramazdım hem de.
"Başka asistan mı yok bu şirkette? Anlamıyorum ki." Mırın kırın ederek sonunda beni bıraktığında beraber kahvaltı hazırlamaya başladık. O yumurtayı yaparken ben de kahvaltılıkları çıkarıyor, yeni aldıklarımı koyuyordum. Masaya yerleştirirken arkamdan sarılıp öpmesiyle irkilsem de gülümseyerek ona bakıyordum.
En sonunda çaydanlığı da masaya koyarak otururken tabağıma yumurtayı koydu. Ardından zeytin peynir salatalık diye devam etti. "Sevgilim... Çok bu?!"
"Çok mok değil. Ye bakayım."
"Feyyaz!"
"Zümra!" diye benim ses tonumu yaptı. "Kuş kadar yiyorsun. Sürekli hastalanıyorsun sonra."
"İyiyim ben. İdare ediyorum diyorum sana."
"Gördük nasıl ettiğini." Peyniri ağzına atıp devam etti. Ben çay bardağımı havada tutuyordum. "Daha bir hafta önce ateşler içinde olan da bendim değil mi?"
Bir şey diyemedim. Haklıydı çünkü. Sapanca'ya bizim kızlarla küçük bir tatile gidince havuza girdiğimden üşütmüştüm. Tabii Feyyaz bunu iş gezisi olarak biliyordu ve patronuma ağır sövüyordu.
Patronum da... Babam.
"Bir gün şirkete geleceğim ve o patronuna kafa göz dalacağım." Feyyaz'ın da tersi pistir bilirdim. "Yok artık."
"Var artık. Aylık 27 bin için köle olmaya değer mi?"
Yutkundum. 270 bindi ve sadece benim pasif olan gelirlerimden biriydi. Sergi işletiyordum. Annem için. Annem Zeynep Sayar. Uzun yıllar mide kanseri ile mücadele ediyordu. Son zamanlarda odadan hatta yataktan çıkamıyordu ve bu durum beni üzüyordu.
Feyyaz'ın hakkımda doğru bildiği tek şey buydu. Annemin hasta olduğunu ve benim hassas noktam olduğunu bilirdi.
"Noldu?" Göz kırparak sorduğunda daldığım yerden çıktım ona gülümseyerek. "Hiç. Dediklerini düşünüyordum... Haklısın da. Ama ne yapayım paraya da ihtiyacımız var değil mi?" Aslında yoktu. Bir ömür çalışmasam torunlarım bile rahat içinde yaşardı ama ben çalışmadan yaşayamazdım. Bu yüzden Begüm'den ve Alican'dan daha çalışkandım. Ortanca olmama rağmen de şirketin başına ben geçecektim. Yani babam hep böyle söylüyordu.
"Zeynep annem nasıl?"
Feyyaz da annemin tedavisi için çalıştığımı bu tempoya katlandığımı düşünürdü. Onları geçen sene tanıştırmıştım. Annem çok sevmişti Feyyaz'ı. Ona tüm gerçekleri anlatmamı istemişti.
"Zümra... Çok sevdim ben damadımı. Efendi kibar saygılı merhametli düşünceli de... Maşallah. Her halinden belli oluyor. Annesine babasına çok üzüldüm çok. Keşke görselerdi oğullarının ne kadar başarılı olduğunu. Ayrıca bir askere göre de pek mütevazı maşallah.
...Feyyaz'a söyle Zümra. Böyle olmaz. Böyle gitmez. Bir ilişkide sır varsa kızım o ilişki hiç var olmaz. Yalanla sırla yuva kurulmaz."
Annemin sözleri içimi bir kez daha sıkmaya yeterken nefes alamadığımı düşündüm.
Söyleyecektim söyleyecektim de... Nasıl? Babam varken nasıl. Annem üzülmesin diye ona babamı söylememiştim. Babam da anneme söylememiş olacaktı ki ikisi üç maymunu oynuyordu.
"İyi sevgilim. Şu sıralar iyi çok şükür."
"Oh iyi olsun aşkım. İyi olsun..." Annemi çok seviyordu Feyyaz. Kendi annesi gibi. Belki bu yüzdendi sevgisi. Annesini bir kez görmemiş biri olarak, bu kadar düşkündü belki de.
"Memlekette olmasa görmeye gidelim derdim de..."
"Biliyorsun köy havası ona iyi geliyor. Hem teyzem de hep yanında. Aklım kalmıyor."
"Doğru. Burada olsa bakıcısıyla uğraş dur."
"Aynen. Ben de dedim köye göndereyim. Rahat eder en azından. Ediyor da."
"İyi yapmışsın benim güzel sevgilim." Çayını dikip içtikten sonra yanıma gelip eğildi kafamı sıkarak yanağımdan öptü. "Oh!"
"Beni öpmelere doyamadın sen." Göz kırptım. "Hayırdır?"
"Var ya deli gibi özlüyorum kızım ben seni." Beni ayağa kaldırdı. Mutfağın ortasında dans etmeye başladığımızda gülümseyerek yüzünü izlemeye başladım sevgilimin. O da benden farksızken birden beni kendine çekip yapıştırdığında, "Zümra..." dedi. "Evlensek mi artık hım?"
Yüzüm solar gibi olduğunda hemen gülümsememi korudum hiç bozmadım. "Bu da nereden çıktı aşkım?"
"Nereden mi? Seni bilmesem benimle gönül eğlendiriyorsun sanacağım. 3 yıl oldu Zümra. Dördüncü yılımızdayız. E evlenme teklifi edeli 1 seneyi geçti. Bir annenle tanıştım öyle kaldı. Ne söz ne nişan. Hadi bunlar önemli değil direkt nikah da kıyarız ama... Sen buna da yanaşmıyorsun be gülüm."
"Olur mu Feyyaz? Ben sadece..." Başımı eğdim. "Eğme başını. Sorun neyse çözeriz biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum biliyorum da... Annemin durumu. Üstüne para biriktiriyorduk hani. Konuştuk ya bunu defalarca."
"Üstünden aylar geçti be Zümra'm. Nikah kıyarız. Düğünü sonra yaparız olmaz mı?"
"E yazın diye konuşmadık mı?"
"2 3 ay sonra yaz zaten. Ayarlarız."
"Feyyaz... Senin de borcun var biliyorum. Üstüne evin kredisi de bitmedi. Ayrıca benden de para kabul etmiyorsun bir de düğün masraflarını ödeyeceksin? Pardon ödeyemeyeceksin..."
"Sen bunları hiç o güzel kafana takma. Hepsinin altından kalkarım ben."
"İşte izin ver beraber kalkalım sevgilim." diyerek ellerini sıkıca tutarken ellerimi dudaklarına götürerek öptü. "Yok olur mu öyle şey? Senin üstüne yıkamam. Zaten zar zor ay sonunu getiriyorsundur. Bana demesen de anlarım ben. Bir de ortaklık teklif edeceğim sana olmaz öyle şey!"
Feyyaz... Benim param var. Ay sonu rahat geçip gidiyor benden.
Bir an bunları öyle çok söylemek istedim ki... Dilim varamadı bir türlü.
"O zaman... Bu konuyu akşam konuşuyoruz." dedim geri çekilip kol saatime bakarken. "Benim işe yetişmem lazım."
"Bırakayım seni sevgilim, bekle."
"Taksiyle giderim ben aşkım." Hızla dudaklarını öpüp sakalını okşadım. "Akşam erken gelicem sen de gel."
Güldü. "Tamam. Haberleşiriz."
Yanından geçip mutfaktan çıkmamla girmem bir olurken kendimi Feyyaz'ın kollarında buldum. "Öyle kısa bir öpücük kabul etmem." deyip dudaklarıma yumulduğunda gülümseyerek karşılık verdim. Gözlerimi yumarak kendimi onun kollarında kaybetmek üzereydim ki kapının çalınmasıyla duraksadık ikimiz de. Nefes nefese birbirimize bakarken, "Kim ki bu sabah sabah?" diye sordum.
"Bilmiyorum ama her kimse onun paçasını fena alacağım."
Kapıyı pat diye açtığında gelen kişiyi görmemle güldüm. "Ayşenur?"
"Günaydın Feyyaz abi. Günaydın Zümra abla."
"Ayşenur..." Ben de Feyyaz'ın yanına kapıya ilerledim. "Hoş geldin canım."
"Hoş bulduk Zümra abla," dedikten sonra Feyyaz'a döndü. "Annem bunları sana yaptı Feyyaz abi." Sonra bana. "Yani sana da tabii Zümra abla."
"Eksik olmasın Hafize ablam... Nasıl? Daha iyi mi?"
"Olduğu kadar işte Feyyaz abi." dedi boynu bükük. Sonrasında okula yetişeceğini söyleyip gitti. Ben bırakmayı teklif etsem de istemedi. "Şu Ayşenur... Ne merhametli kız değil mi?"
"Öyle. Bizim Serdar boşuna yanık değil."
"Ne? Serdar Ayşenur'u mu seviyor?"
"Seviyor ya. Ama neymiş? Aşkını kalbine gömecekmiş. Oluru yokmuş bu işin."
"Neden?"
"Yedi yaş büyüğüm. Babası abisi yaşında üstüne tamirci adama vermez diyerekten vazgeçti. Salak herif."
"Ya... Üzüldüm bak şimdi. Sen konuşsan bir daha? İkna etsen."
"Sen niye üzülüyorsun can özüm? Onun salaklığı ne yapıyorsa yapsın."
"Deme öyle Feyyaz."
"Öyle öyle." Kolunu atıp öptü yanağımı. "Hem ben konuşsam da değişmez o bilirim ben. Serdar bu. Kafasına koydu mu tamam bitti. Hadi sen işine geç kalma. Akşama konuşuruz gene."
Böylece Feyyaz'ın öpücüklerinden zar zor kaçarak şirkete geldim. Başta taksiyle çıkmıştım mahalleden sonra da otoparkta her zaman olduğu gibi park ettiğim arabama atlayarak gelmiştim. Taksiyle direkt şirkete gelseydim babam bir gariplik olduğunu mutlaka anlardı. Böyle yaşamak da istemiyordum. Zor oluyordu, yoruyordu beni.
Yine de her şey Feyyaz için.
Onun için katlanıyordum.
"Hoş geldiniz Zümra Hanım." Güvenlik sonrasında da danışmadaki arkadaşlar beni selamladıktan sonra direkt asansörle yönetici katına çıktım. Abim mesaj atarak bugün uğrayacağını söylemişti. Sürekli gelmezdi şirkete. Arada bir uğrar, bana ve babama bir görünür sonra Şişli'deki ofisine dönerdi. Sayar Bilişim'in yeni şubesi açılacaktı. Maslak'ta. Son zamanlarda onun hazırlıklarıyla uğraşıyordu şu an naptı bilmiyorum.
"Kahveniz Zümra Hanım."
"Sağ ol Ferda."
Masama geçerek derin soluk alırken Ferda gülümseyerek odadan çıktı peşinden Gizem girdiğinde kapıyı kapatarak üçlü koltuğa attı kendini. "Naber kaçak?"
Gizem'e tereddütle baktım. "Kızgın mısın bana?"
Parmaklarını inceledi. "Yoo niye kızgın olayım?"
"Gizem ya..." Masamdan kalkarak onun yanına oturdum. "Özür dilerim. Dün gitmeseydim Feyyaz şüphelenirdi biliyorsun."
"Tamam tamam," dedi bir süre yüzüme baktıktan sonra. "Orasını anladık. Zaten sana trip atacak değilim ev arkadaşıyız bahanesini Feyyaz için kullandığını biliyorum... Ayrıca Feyyaz yeterince şüphelendi Zümra."
"Yok be." dedim geri çekilerek. "Sanmam. Aksi olsa gelir benle konuşurdu."
Gizem tek kaşını kaldırdı. "Emin misin?"
Aylardır yakalanmayan ben her şeye dikkat eden ben, çok dikkatliydim.
"Mümkünatı yok. Birinin açığımı bulup söylemesi lazım o derece."
"Doğru. Feyyaz da körkütük aşık. Kendi zor fark eder."
"Demesene sevgilime öyle."
Bir süre sessizlik oldu.
"E nereye kadar devam edecek böyle Zümra? Bir kaç ay dedin, aylar yıllara devrildi. Söyle artık Feyyaz'a."
"Annem de aynısı diyordu geçenlerde..." dedim sessizce parmaklarımı kıtlatırken. "Yalanla yuva kurulmaz dedi. İlişkiyi bitirir bu sır dedi."
"Haksız da sayılmaz Zeynep teyzem. Bak ne diyeceğim abinin organizasyonuna davet etsene Feyyaz'ı, böylelikle bir ortamı görür yavaş yavaş içine girer tanır daha kolay olur senin için."
Burukça gülümsedim. "Babam varken mi... Güldürme beni."
"Ya Fırat amcayı da anlamıyorum ben. Ona ne oluyorsa. Bir gör tanı değil mi? Hemen yok kabul etmemeler hayır demeler."
"Babam koymuş kafaya Gizem. Yaman Amca'nın oğlu Yalım'la evlendirecek beni."
Gizem sinirle güldü. "Sen de buna göz göre göre izin veriyorsun ya... Yıl kaç olmuş hâlâ zorla evlilik... Yeşilçam filmleri yanında halt etmiş."
"Ne yapacağım ben Gizem? Akıl ver bana."
"Akıl veriyorum ben vermesine de uygulayan yok. Bak Zümra. Bu işin sonu mutlu bitmez ben sana diyeyim. Bòyle gidersen Feyyaz'ı kaybedersin."
"Zaten onu kaybetmemek için ya tüm çabam. Onu kırmak üzmek de istemiyorum."
Gizem yerinde doğruldu. "O zaman anlatacaksın arkadaşım. Bir bir anlatacaksın her şeyi. Bilecek Feyyaz."
Sessiz kaldım, ben de istiyordum bilsin.
"Neyse, sen geleceksin değil mi?"
"Davete mi? Herhalde. Son dakika işim çıkmazsa geleceğim biliyorsun."
Başımı salladım. "Alışverişe mi çıksak?"
Gizem gülümsedi. "Bana uyar."
&
Şirketten çıktıktan sonra Gizem ile bir alışveriş merkezine gidip ellerimizi doldurmuştuk. Davet için bir sürü şey alırken hepsini eve gönderilmesi için şoföre vermiştim. Sadece bir poşeti elimde tutarken Şoför İlyas abi kapıyı kapatıp bana döndü. "Eve dönmeyecek misiniz Zümra Hanım?"
"Benim daha işim var İlyas abi. Annemlere götürdükten sonra benim eve götürürsün. Selam söyle ayrıca."
Başının sallayıp arabaya binerken gözden kayboldu. Ben de şirketten uzaklaşıp köşeden taksiye bindiğimde babamın korumalarından birinin beni gördüğünden habersizdim.
Mahalleye geldiğimde ücreti ödeyip indim, tamirhaneye doğru yürümeye başladım. Girişte durduğumda sevgilimi izlemeye başladım. Üzerindeki tulum yarıya kadar indim, kan ter içinde kalmıştı. Alnını silip devam ederken bir adım attım. "Kolay gelsin ustam."
Başını çevirdi gülümsedi o an. "Zümra'm?"
"Nasılsın?"
"İyiyim," Elini beze silerek yanıma geldi. "Uğraşıyorum."
"Görüyorum baya yorucu hım?"
"Öyle güzelim, baya işi var bu bebeğin." deyip arabaya bakış attığında güldüm. "Yarına kadar teslimat."
"Bu kadar çabuk mu?"
"Hallederim ben takma." Durdu elimdekine baktı. "Sen erkencisin. Alışveriş de yapmışsın." Göz kırptı. "Hayırdır?"
"Bir davete davetliyiz aşkım." Elimdekini uzattım. "Bunu da sana aldım."
"Ne bu?"
"Takım elbise."
"E benim vardı?"
"Olsun, içimden geldi." Feyyaz duygulanmış gözlerle bakarken poşete daha bakmadan kolunu açtı. "Gel bakayım şöyle." Heyecanla ona sığınırken sımsıkı sarıldı. Alnımdan öperken gözlerimi yumdum. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktığımda o zaten bakıyordu. "Ne hediye alırsan al, hiç birinin üstü gelmez. Çünkü en güzel hediyem sensin."
"Yaa Feyyaz..."
Dudaklarıma kaçamak öpücük kondururken tebessümüm büyüdü. O sırada başka bir ses duydum.
"Zümra Hanım?"
Başımı yana çevirmemle babamın korumasını görmem bir oldu, panikle yerimde sarsıldım.
Feyyaz da bakışlarımı takip ederek sesin geldiği yere bakarken istemsizce ondan ayrılmıştım.
"Burada ne işiniz var?"