6.Bölüm

1587 Words
"Onu da nereden çıkardın?" diye itiraza geçsem de Asuman bilmiş ifadesiyle cebap vermedi, kollarını bağlayıp bana sen şimdi naneyi yemedin mi bakışları atıyordu. Babam hattın diper ucundan bana seslenşrken telefona döndüm. "Baba... Arayacağım ben seni sonra." "Senin baban hayatta değildi... Feyyaz bunu biliyor mu?" Telefonu kapatıp arka cebime atarken ben de kollarımı bağladım. Yüzüne doğru yaklaştım. "Bilmiyor. Hadi koş yetiştir." Blöfüme gelmemesi için tepkisizce bekledim. Gülümseyerek başını eğdi. "Ben sizin aranıza giren o kötü kadın olmayacağım. Ha biliyor ha bilmiyor, bu beni ilgilendirmez. Ta ki ne zaman Feyyaz ile ayrılırsınız o zaman benim hikayem başlar." Cevap vermemi bile beklemeden arkasını dönüp gittiğinde sinirle soluklandım. Asuman, sandığımdan da tehlikeli bir kadındı. Maç güzel bitmiş herkes şen kahkaha ile ayrılırken benim suratım asıktı. Feyyaz terli olduğundan bana yaklaşmıyordu pek ama koluma sarılıp yanağımdan öpmesine engel olmadı bu. "Neyin var canımın içi?" "Ha yok bir şey aşkım..." Yanağını okşadım. "Sanırım yorgunluk çöktü, malum doğum günü şimdi burası." Elimi öptü sıkıca tutarak. "Evimize gidiyoruz zaten." Durdurdum onu. "Feyyaz... Ben bu gece Gizem'de kalayım." "Neden?" "Yorgunum aşkım inan, başım da ağrıyor." "İnan demene gerek yok," Bana döndü yüzümü avuçladı. "Yalnız kalmaya ihtiyacın da olabilir bana direkt söyle." Gülümsedim. "Biliyorum aşkım... Hem iş var duş alıp direkt uyuyacağım." Alnımdan öptü. "Tamam bırakayım ben seni o zaman." "Gerek yok taksiyle giderim." "Zümra? Taksilere verdiğin parayla konut dikerdik. Olmaz ben bırakacağım." Güldüm. "Ya sen komik misin acaba? Ayrıca terlisin sen de yorgunsun bir de bırakıp geri döneceksin. Gerek yok cidden. Hem yarın akşama geleyim ben sana," Sırnaştım göğsüne. "Güzel bir akşam yemeği yeriz." "Bak sen," kaşını kaldırdı. "Peki o zaman ikna etmeyi başardınız beni Zümra Hanım," son kez yanağımdan öpüp vedalaştığımda mahalleden çıkmış arabayla eve gelmiştim. "Hoş geldiniz Zümra," diye beni karşıladığında Esme abla'ya baktım. "Babam nerede Esme abla?" "Salonda kızım." Eşyalarımı alıp kapı kapanırken ben de salona girmiştim. "Herkese iyi akşamlar." Babam pencerenin önünde ayakta dikiliyordu, sesimş duyar duymaz arkasına döndim. Abim şöminenin yanındaki tekli koltukta tabletine bakıyordu. Annem ise yoktu. Begüm de odasında olmalıydı. "Neredesin sen?" Ellerinş cebşnden çıkarıp yanıma vardı. "Bana derhal nerede oldupunu söyle!" Abim histerikçe güldüğünde bakışlarım onu buldu ama bize bakmıyordu. Babama döndim. "Arkadaşlarımlaydım." Bakışları kısıldı. "Hangi arkadaşlar bunlar?" Durdu. "Bana bak yoksa o tamirci-" "İyi akşamlar." Yalım. Gerçekten zamanlaması mükemmeldi beni kurtarmıştı. "Yalım? Hoş geldin oğlum. Hangi rüzgar attı seni?" "Aslında Zümra'yla beraber geldik size de selam vermeden gitmeyeyim dedim," bakışları hepimizin üzerinde gezindi. "Yanlış bir zamanda gelmedim değil mi?" "Olur mu oğlum? Sen de aileden sayılırsın buyur geç." Yalım hafif tebessüm ederek koltuklara geçerken babam bana bakış attı ona ne oldu dercesine tek kaşımı kaldırırken yüzündeki mahcupluğu gördüm. Aferin kızım Zümra. Biraz sonra çay kahve ikram edilirken babam haftasonu yapılacak organizasyona Yalım'ı da davet ediyordu. Abim gözlerini bize dikmişti. "Zümra bahsetti aslında," Yalım bana baktı. "Orada olacağım." "Harika." Babam gülümsedi. Şaka gibi bu adam biz dışında herkese sıcak. Başım ağrıyordu. Bıkkınlıkla elimi şakağıma koydum. Gitmeye vakit sadece ikimiz kalırken Yalım bana döndü. Ancak hızlı davranan ben oldum. "Sağ ol beni kurtardın." "Sorun yok Zümra, babalar bazen böyle olabiliyor." dedi gülümseyerek. "Nasıl iyi eğlendiniz mi?" Muhtemel kızlarla bir bara gittiğimizi falan düşünmüştü. Bozmadım. "Güzeldi. İlk defa bir gece bu kadar güldüm." Ki öyleydi, Feyyaz'ın sövmeleri aklıma geldikçe tebessümüm büyüyordu. "Sevindim." Ayağa kalktı. "Ben de gideyim artık. Haftasonu görüşürüz." Kapı ağzına geldik. "Görüşürüz." derken birden yanağımda ufak bir dokunuş hissettim. Ağzım şaşkınlıkla açılırken Yalım bir şey söylemeden evden ayrıldı. Kapıyı kapatır kapatmaz banyoya koştum. Yüz jelimle cildimi özellikle öptüğü yeri çitiledim. "Sen ne hakla ya... Nişanlı sayılırız diye mi? Benim rıza olmadan bir de!" Aynaya karşı sinirimi kusa kusa cildimi üç kez yıkamıştım. Duruladıktan sonra havluyla kurularken aynada kendimle bakakaldım. "Bir şeyler yapmazsam... Geç olacak." Ki evet. Ofladım. İçim sıkıntıyla doldu. & Ertesi gün kahvaltıya bile oturmadan şirkete gelmiş, babamın asistanıyla beni çağırmasına rağmen odasına bile gitmemiştim. Nitekim telefon açmış bana hem kızmış hem özür dilemişti. Şaka gibiydi. Daha fazla babamla abimle tartışmaya halim olmadığımdan iş çıkışı direkt sevgilime gelmiştim. Dükkanda işleri azdı neyse ki. Onun evine girdiğim an içime dolan huzuru anlatamam. "Haftasonu mahallecek pikniğe gidiyoruz can özüm," elimde kepçe kalakalırken Feyyaz yanağıma öpücük kondurdu ardından kaseden elma dilimini alıp ısırdı. Ona döndüm yavaşça. "Hangi haftasonu?" Haftasonu olmaz. Bu haftasonu hiç olmaz. Güldü. "Kaç tane haftasonu var Zümra?" "Ha şey..." Gözümü yumup açtım. "Hangi gün demek istedim. Bu haftasonu mu? Cumartesi mi pazar mı?" "Bu hafta güzelim ama daha belli değil işte Serdarlar bakacak. Adam lazım biliyorsun. Koca mahalleyi götürecek otobüs arıyoruz." "Anladım." dedim önüme dönerken. Bu haftasonu babamın doğum günüydü ve altmışıncı yaşına özel bir organizasyon düzenlenecekti. Herkes katılacaktı ben dahil. Umarım çakışmaz diye içimden geçirirken Feyyaz'ın arkamdan sarılıp boynuma yanağıma öpücük kondurduğunu hissedip irkildim yan bakış atarak gülümsedim. "Daldın gittin Zümra'm?" "Öyle kafam takıldı işlere." Geri çekildi. "Neyse. Güzel bir akşam yemeği yiyoruz. Salata senden." "Hay hay, emrin olur gülüm," gülüm derken uzatarak yanağımdan makas aldı. "...başüstüne." dedi ve asker selamı verdi alnından. "Ya Feyyaz." Sofraya oturduğumuzda saat yediyi geçiyordu. Hafif karanlık çökmüştü ama balkondan gelen ışık içeriyi aydınlatmaya yetiyordu. Feyyaz yemeğini bitirmiş sigarasını yakarken ben daha yemeğimin yarısındaydım. "Zümra?" Başımı tabaktan kaldırdım. "Hı?" Sandalyeden doğrulup dirseklerini masaya koydu, gözlerimin içine baktı. "İyi misin hayatımın anlamı?" Endişeli bakışlarını görünce içimi bir korku sardı. Anlamsızca belki de değil. "İyiyim," elimi sımsıkıca kavramıştı, ben de tuttum elinden. "İyiyim aşkım." Yanağına dokundum sevdim. "Başta... önemsemedim ama bir şey var da bana söylemiyorsan..." Duraksadı. "Annen... Zeynep anneye mi bir şey oldu yoksa?" "Yok canım yok bir dur nereden çıkarıyorsun Allah aşkına? Merak etme annem iyi, anneme bir şey olduğu yok." "E nedir canını sıkan şey?" Bal gibi de farkındaydı. Gel de sakla saklayabilirsen. "İş." dedim ağzımdan bir yalan daha kaçırarak. "Biliyorsun bir proje var, başarıyla tamamlarsam terfi alacağım ama ne bileyim motivasyonum yok sanki. Yapamayacakmışım gibi geliyor. Aklım buna takılıyor işte." "Canımın içi, neden yapamayacakmışsın? Koskoca okullar bitirdin, başarıyla mezun oldun Zümra. Onca işin altından geldin elbet bunu da en güzel en başarılı şekilde yapacaksın." "Bu seferki farklı." "Neymiş farkı?" Yönetim kurulu başkanı olacaktım ve abimle kanlı bıçaklıydık. Koskoca şirkette Sayar kardeşlerin dedikodusu dönüyor kaosla yaşıyoruz diye anlatabilsem sana bunları keşke. Ah be Feyyaz'ım, sen bana en ufak derdini anlatırken bile ben nasıl da anlatamıyorum sana kendimi. "Benimle yarışan biri var." "Rakibin yani?" "Hıhım," başımı salladım. "Benden pek haz etmiyor. Bayağı da kaos var şirkette anlayacağın." "Ayağını kaydırmaya çalışıyorsa ben de onun hayatını kaydırırım lan!" Yükselişine kıkırdarken kollarından tuttum. "Dur aşkım ne kaydırması sen de... Sadece ne bileyim ya Feyyaz, ilk defa kendimi hevessiz hissediyorum. Hiç içimden gelmiyor." Durdu baktı bana güzelce. "Gel hadi..." dedi dingin sesiyle. "Çay demlemiştin balkonda içelim." Sigarası yarıya kadar sönerken onu tablaya bastırdı ve masada bıraktı. Balkona çıkıp saksıların yanındaki döşeğe yere oturduk. Feyyaz güzelce döşemişti burayı. Yazın püfür püfür esiyordu. Önümüz sokak, bomboş arazi ama arazinin etrafı koca meşe ve kavak ağaçlarıyla kaplı. Kır araziyi mahallenin çocukları futbol sahasına çevirmişti. O kadar büyüktü ki saha demek için herkes buraya mahallenin stadyumu diyordu. Feyyaz'a sarılıp başını omzuyla göğsü arasına yasladım. "Geçenki maç ne güzeldi değil mi?" "Hepsinin amı-" Hemen parmaklarımı dudaklarına kapattım. "Şışt küfretme ya." Elimi tutup parmak uçlarımı öptü. "Pardon güzelim." dedi bana yan dönüp bakarken. "Güzeldi evet. Çekişmeliydi hayli." "Değil mi? Serdar da deli fırtına gibi koşuşturuyordu oradan oraya." "Eşşekoğlu eşşek. Kaç defa dedim öyle pas atılmaz diye! Nato kafa nato mermer!" Güldüm. "Ay Feyyaz..." "Öyle ama. Koca adam bir de ulan dövülmez bu yaştan sonra diyorum. On yaşındaki veletler bile anladı tribünden bağırıyorlardı, bizim mal hâlâ mal." Gülmeme devam ettim. "Bak gene sinirlerim tepeme çıktı." "Ayy..." "Gül gül sana da eğlence çıktı." Omuz silktim. "Of ne yapayım hem o gün de gülmüştüm, tam ikonik karakter ya Serdar." "Ne demezsin." Bir süre konuşup gülüştükten sonra sessizliğe boğulduğumuzda telefon sesiyle duraksadık. Feyyaz başta bir anlayamadı. "Kimin telefonu mu?" Bana döndü. "Senin mi?" "Hıhım." dedim onun göğsünden doğrulurken. "Sesi değişmiş." Çünkü yeni telefon almıştım. "Yeni telefon aldım aşkım ondan değişik gelmiştir." deyip içeri girmem bir olurken koridordan telefonumu alıp mutfağa geldim yine. Feyyaz peşimden bana baktı. "Serdar." Çağrıyı yanıtladığımda Feyyaz'a ulaşamayıp beni aradığı için, "Sorun yok Serdar." deyip Feyyaz'a uzattım telefonu. Ardından çayımı tazeleyip balkona geçtim. Çok geçmeden Feyyaz da yanıma geldi. Uzattı. "Günü belirlemişler." Heyecanla ona döndüm. Telefonu avucumda sıkıyordum. Lütfen pazar olsun lütfen Allah'ım. "Cumartesi." Heyecanımla beraber sönerken zorlukla gülümsedim. "Ne güzel canım." derken içim yanıyordu. Çayı yudumlarken bağrımdaki ağrı artmıştı sanki. "Güzel bir sepet hazırla bize can özüm," deyip saçımdan öptü. "Etler de benden. Sana nefis bir mangal yapacağım." Gülümsedim. "Ona ne şüphe." Yeniden sarılıp araziye daldığımda ise gülümsemem silinmişti. & "Kaç gündür nerelerdesin sen?" Kapım açıldığında giren Gizem'di. "Farah'ın doğum gününden beri sesin soluğun çıkmıyor." Sıkıntıyla soluklanırken bakışlarımı çevirdim. "Feyyaz'da kaldım." "Ya... Nasıl geçti? Kötü bir şey olmadı değil mi?" Koltuğa oturunca ben de sandalyeden kalkıp onun karşısına oturdum. Ellerimş başımın arasına alıp yüzümü sıvazladım oflayarak. "Ne oldu Zümra? Bir şey olmuş kesinlikle olmuş evet... Evet baksana yüzün de solgun." "Gizem!" Sesim biraz yükselmişti. "Bir dur. Lütfen dur." İç çektim bakışlarımı eğerken. "Feyyaz beni mahalledeki pikniğe çağırıyor." "Ay bu muydu Zümra..." dedi benim aksime rahatlayarak. "Ben de bir şey oldu sandım. E ne güzel işte. Yalnız sizin mahallede de etkinlikler bitmiyor ha düğün, halısaha şimdi de piknik..." Gözlerimi devirdim. Bıkkınlıkla Gizem'e bakışlar atarken toparladı kendini. "Anladım tamam sorun bu değil. Evet dinliyorum?" "Şükür..." dedim gergince. "Babamın yıldönümü partisi ile çakışıyor." "Deme..." Şimdi Gizem de düşünceliydi. "E ne olacak peki?" "Bilmiyorum... Yolun sonuna geldim galiba." Sesim düşmüştü. Geçen az daha yakalanmam da cabasıydı. "Dur ya hemen karalar bağlama." Doğruldu omuz silkerek. "Sen de kutlamaya gitmeyiver?" "Babamı tanımıyormuşsun gibi konuşmasana." Bakışlarım manzaraya kaydı. Dalgındım. "Denedim. Nuh diyor peygamber diyor." "Hasta olsan? Hani numaradan?" Dudaklarımı büzdüm. "İşe yarar mı dersin?" Arkasına yaslandı. "Denemeden bilemezsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD