5.Bölüm

1737 Words
"Elektrikler mi gitti?" Feyyaz kucağından beni indirirken düğmeye bastı. "Gitmiş harbi." İçeri girip kapıyı kapattığımızda ben halen ayakkabılarımı çıkarıyorken o salondan elinde mum ile çıktı. Mumdan çıkan sarı ışık yüzlerimizi aydınlatırken gülümsedim, gülümsedi. "Odamıza çıkalım mı karıcığım?" Tek kaşımı kaldırdım. "Bak görüyor musun? Allah söyletti." Omzuna vurdum. "İyi alıştın sen de karıcığım falan? Hayır bilmesek evlilik meraklısı sanacağız seni." "Zümra meraklısıyım ben," Burnunu burnuma sürttü. "Bir sana meraklıymış bu adam." Yanağına sürttü. Bir kolunu belime sarıp çekerken gözlerimi yumdum. Boynumdan öptüğünde yutkundum. "Feyyaz..." Ne ara odaya çıkmış ne ara çıplak halde onu üstümde bulmuştum hiç bir fikrim yoktu. Şu an sarhoş gibiydim de... Sağ mememi emerken inleyerek kafamı yastığa yatırdım, eğdim. Anlık göz göze gelişimizde diliyle yalaması yok mu? İçimde kaynar su var sanki. Fokurdadıkça fokurduyor. Sol mememin ucunu da hafif sıkıp emerken dudaklarımı sıktım. Alt kısmımda baskı yapmaya başlamıştı bile. Mememi yavaş yavaş emerken parmaklark karnımı okşayarak vajinama indiğinde dudaklarımı okşadı. Ardından iki parmağı da gezinmeye başladı. Kaynar su diyorum... Fokurduyor diyorum... Baskı arttıkça kendimi eline ittim. Durdu. Gözlerime baktığında kızdım. "Bakma bana öyle?!" Güldü. "Ne duruyorsun? Devam etsene." "Kızma benim can özüm. Canımın içi..." Dudaklarımı öperek parmakları daha da alta kayarken boynuma da indi dudakları. "Sokayım mı böyle? Islandın mı?" Parmakları yavaşça içime girdiğinde inledim. "Nasıl da akıtmışsın..." O noktada daha fazla duramadığını duramayacağımızı anladığında dizlerinin üzerine doğrulup kemerini çözdü kot pantolonundan. Mum odanın içinde dalgalanmaya yanmaya devam ediyordu. Biz de öyle. Pantolonundan büyüyen aletini anlıyordum. Düğmeleri çözerken yutkundum. Nasıl böyle heyecanlanıyorum anlamıyorum... Çok saçma. İndirdiğinde siyah ikinci deri gibi saran boxerini baktım. Erkekliği daha belirgindi şimdi. Avuçladığımda boğazdan inilti sesş geldi ve bu bacak aramı titretmeye yetti okşayarak hafifçe sıktığımda küfür işittim. "Bence bunu da çıkarmalısın aşkım." Gözleri aramızda yükselen hardan koyulaşırken boxerini indirmesi bir oldu. Dikleşen sertleşen büyük aletine baktım. Yutkundum. Eliyle iki kez aşağı yukarı sıvazladığında onu iterek yatağa yatırdım. Bu kez altta alan o üstte kalan bendim. Üstüne çıkarak aletini elime alarak okşamaya başladığımda iniltilerimi dinlemeye başladım. Eğilip yaladığımda arttı. Ağzıma alıp hafifçe ısırdığımda da yüzü kırmızı olmuştu bile. Biliyordum beni şu an altına alıp duvardan duvara vurup sokmak için tutuyordu kendini. "Sabır aşkım..." "Zümra!" Yalamaya devam ettim ta ki aleti kaskatı kesiline kadar boşalmasına ramak kalmıştı. Üzerine oturup ağırca kalkıp inerken ellerimi göğsüne koydum. Tabiri caizse zıplamaya başladım. Yavaşça başlayan tempomuz hızlanırken kalçalarımı avuçluyor sıkıyordu. "Ha amına... Sokayım... Sokayım... Of!" Bacaklarını kaldırıp kıstırdığında hızlandık hızlandık zirveye ulaştığımızda titreye titreye başımı geriye attım. Zevkten gözlerimi açamıyordum. Göğüslerimi avuçlayıp sıkarken birden beni altına alarak ikinci orgazm için içimde gidip gelmeye başladı. "Ah... Ah..." Her vuruşunda içim titriyordu. "Ah... Feyyaz..." Bu kez kısa sürerken inleyerek kasıldım. "Feyyaz!" Dakikalar sonra onun göğsünde soluklanırken o da saçlarımdan öpüyordu. "Bu kez farklıydı sanki," Çenemi koydum gözlerine bakarken. "Dimi?" Dudaklarımdan öptü. "İlk gecemiz gibi olduğundandır..." Aydınlanmış gibi bakakaldım. "Sahi? İlk gecemizde de elektrikler kesilmişti." "Ya..." Gülümsedim. "Seni seviyorum. Söylemesem de olur ama içimden geldi." "Söylesen de olur çünkü ben duymak isterim." "Hm?" "Hm..." Gülüşerek yeniden öpüşmeye başladığımızda bakalım kaçıncıda yorgun düşecektik... & Feyyaz çayını yudumlarken dükkandan içeri Serdar girmişti. Kaputun başında arabayı tamir eden Ali'nin ensesine şaplak attı. "Naber len?" "İyidir Serdar abim. Çay dökeyim mi?" "Dur koçum ben alırım." Feyyaz'ın karşısına tabure çekti Serdar. Elini bacağına koydu. "Senden de naber len kaçak?" Feyyaz güldü. Bardağı kafasına dikerek çayı bitirdi. Tabağa koydu geri. "Kim kaçak? Sen mi ben mi?" Serdar gergince ensesini kaşıdı. "Aman be olum, geçen sefer yanlış anlaşılma oldu, sanki keyfimden..." "Ulan göt kadar herifsin utanmıyor musun? İnsan bir dinler ben bu kızı gördüm biriyle de abisi midir kuzeni midir... Mal herif." Serdar bunu görmüş, sonrasında davetiyede kızın adını görünce tüm kayışları koparmıştı... "Aman be abicim nereden bileyim... Bir adamla görünce nevrim döndü, ne bileyim abisi olacağı... Üstüne o davetiye..." Feyyaz başını iki yana salladı gülerek. "Valla senden bir halt olmaz Serdar valla diyorum bak." "Tamam lan uzatma sen de. Artist." Ali ustalarının karşılıklı dalaşını sırıtarak izlerken birden bakışlar ona çevrilince kaçırdı bakışlarını. Gülümsemesini zor tutuyordu. Feyyaz elinde boş bardakla kalkarken telefonu çalmaya başlamıştı. Bardağı tek elinde tutarken sırtını dönerek ekrana baktı. Gülümsedi. Zümra'sı arıyordu. Hemen açtı telefonu kulağına yaslayarak. "Gülüm!" dedi ü'leri uzatarak. Serdar arkadan başını iki yana sallıyordu vay yaramaz vay kerata der gibi. Ali'ye bakış attı. "Bizim telefonlarımıza dönmüyor ustan, ama gülü arar aramaz hemen açıyor bak gör bak böyle bir hain bu!" Ali sırıtarak elini bezle silerken Feyyaz omzunun üstünden sert bakış atmıştı Serdar'a. "Söyle gülüm dinliyorum seni." Yeniden sırtını onlara dönünce bakışları yumuşadı. "Bu akşam? Olur güzelim. Kaçta? Tamam gülüm. Alırım ben seni. Olmaz Zümra. Ben alıcam. Tamam. Ben de." "Yolculuk nereye Feyyaz kaptan?" Telefonu kapatıp cebine atarken Serdar muzip bir şekilde onu izliyor, çayını yudumluyordu. "Akşam Zümra'nın bir arkadaşının doğum günü mü ne varmış, ona gideceğiz." "E akşama halı saha var diye geldim ya olum! Ektin mi lan bizi!" "Harbi..." Feyyaz'a boşluğa düşerken telefonu elinde kalakaldı. Serdar güldü. "Leyla olmuş bu leyla..." "Maç 10'da değil mi yetişiriz?!" "Bir dakikayı geçirirsen almam bak seni sahaya ha!" "He tamam öğretmenim," Bezi fırlattı. "Gevşek herif." Serdar katıla katıla gülerken Feyyaz dükkandan çıkıp Zümra'yı aradı. "Aşkım?" "Gülüm... Şu parti... 8'de mi demiştin?" "Evet de, bir planın mı vardı?" Feyyaz gergince ensesini kaşıdı. "Gülüm Serdar geldi şimdi halısaha ayarlamıştık da bu akşama." "Ya... Gidemeyeceğiz mi demek bu?" "Hayır hayır olur mu?" Kırmazdı asla Zümrasını. "Gideceğiz ama ordan erken mi çıksak diyecektim?" Zümra gülmemek için kendini zor tuttu. Sanki Şampiyonlar ligi maçı vardı. "Çıkarız aşkım hatta halı sahaya beraber geçeriz. Dert etme." "Sen var ya... Kraliçemsin benim." Eridi Zümra. "Ya... Anlatsana biraz. Nasılım?" Feyyaz muzipçe gülümserken Serdar bağırdı. "Feyyaz!" "Senin ben..." Sakince soluklandı. "Neyse can özüm... Akşama haberleşiriz." "Tamam sevgilim öpüyorum, kolay gelsin." Telefonu kapatıp içeri girecekti ki Serdar elinde çay bardağını hüpleterek kapıya çıkarken göz kırptı. "Hayırdır ne diyor yengem? Yedin dimi fırçayı? Nasıldı tadı?!" "Anan Serdar anan!" & "Kimdi?" "Feyyaz." dedim hala gülümserken. Telefonu bıraktım kenara. "Akşama halısahası varmış meğer beyefendimizin." Gizem güldü. "Ah ah klasik erkolar..." Kapı açıldı gelen Faray'dı. "Zümra? Müsait miydin?" Bakışları Gizem'e takılırken durgunlaşmıştı, Gözümden kaçmamıştı bu. "Gel Faray. Müsaitim." O an Gizem kalktı ayağa. Bakmadı bile Faray'a. "Ben odama geçeyim." "E daha kahve içecektik?" "Sonra artık. Bir şey olursa ararsın." Faray içeri girerken Gizem beklemeden ona sırtını dönerek göz göze gelmeden odayı terk etti. Faray iç çekerek kapanan kapıya bakıyordu. "Faray! Dosyalar!" "Ah affedersin," İrkilerek dosyaları uzatırken ilk halinden eser kalmadığını biliyordum. Masaya koyarken gözucuyla ona baktım. Sessizce masama bakıyordu. "Otursana." "Bir imza alacaktım sadece ama?" Başımı kaldırdım. "Okuyacağım. Uzun sürer. Otur lütfen." "Peki madem." Sessizlik sürdüğünde dayanamayıp arkama yaslandım. "Gizem ile aranızda bir sorun mu var Faray?" "Ne? Hayır! Yani... O nereden çıktı?" Dirseklerimi masaya koydum. "Gözlerinden." Sessizleşti. Bakışlarını eğdi. "Çok mu belli oluyor?" "Eh," dedim yine yaslanırken. "Gizem de az değil. Düşman gibisiniz sanki." "Düşman demek az kalır." O derece... Ne olmuş olabilirdi ki? "Ne oldu? Anlatmak ister misin?" Bakışları beni buldu. "Özel değilse tabii." "Aramızda kalacaksa Zümra..." "Söz. Gizem'in yakın arkadaşım olması bunu değiştirmez." Yutkundu. "Birkaç gün önce... Gizem'e ilanı aşk ettim." Gülümsedim hemen. "Ne? Ay bu çok güzel. Gizem ne dedi?!" Sence dercesine baktı. Hallice... "Reddetti." Duruldum. "Neden bilmiyorum asla. Bir hafta öncesine kadar çok iyiydik. Uyumlu bir arkadaşlığımız vardı... Birdenbire nasıl değişti anlamadım." Bakışlarım kısıldı. "Yoksa... Ben ona yanlış bir şey mi yaptım Zümra?!" "İnan benim bu meseleden haberim bile yoktu Faray." "O zaman neden... Biliyorum o bana karşı boş değil. Değildi ya da." Hızla değişen fikrine şaşıramadan edemedim. "Yapma Faray, iki günde mi bitecek hisleri?" "Baksana reddetti." "Eminim başka bir sebebi vardır." Yarım saniye sessizlikten sonra bakışları bana döndü. "Onunla konuşabilir misin? İnan sadece sebebini merak ediyorum."Tereddütümü görünce üsteledi. "Bunu bilmek hakkım öyle değil mi?!" Haklıydı. "Normalde aranıza girmemem lazım ama... Tamam Faray. Konuşacağım Gizem'le. Ama sonra saygı duyup zorlamayacaksın." "Merak etme... Başkasına aşıksa bile, unutacağım onu." Son sözü canımı yakarken dosyayı alıp gidişini izlemekten başka bir şey yapamadım. Saatler sonra Feyyaz beni almaya gelip partiye geçtiğimizde güzel zaman geçirmiştik, dans etmiş onu arkadaşlarımla da tanıştırmıştım. Zaten topu topu yakın diyebileceğim üç arkadaşım vardı. Gizem, Yeşim ve Farah. Mahalleye geldiğimizde eve geçmiş hazırlanıp halısahaya gelmiştik. Elbiseden kurtulup eşofmanları giydiğim için kendimi rahatlamış hissediyordum. Şimdi maçın 30.dakikasındaydık. Ayşenur ve diğer mahallelilerle beraber çekirdek çitleye çitleye konuşa konuşa tribünden izliyorduk maçı. Bir şey diyeyim mi? Partiden daha çok eğleniyordum. "Lan ben senin atacağın topu sike-" "Şışt lan kadınlar var! Ayıp!" "Senin de ayarını sikeyim Fatih!" Fatih, Serdar'a el hareketi çekerken Feyyaz köşede parmağıyla alnındaki teri silip attı. Ardından formasıyla yüzünü silmişti. Bayağıdır oynamıyordu. Bu kadar terlediğine göre hamlanmış olmalıydı. Gözüme o kadar seksi gelmişti ki... Kirli sakalları ve dağılan kumral hafif dalgalı saçları... Bakışları kısıldı, bağırdı. "Lan Rıfat hakemliğini seveyim!" Güldüm. Kadınlar bilhassa ben varım diye nasıl da zor tutuyordu kendini... Farkındaydım. "Bu erkekler de... Küfretmeden oynayamıyor," dedi Meryem göz devirerek. Bacağını gergince sallıyordu. Çekirdek dudaklarıma yakın halde kalırken Ayşenur ile bakıştık. "Hayırdır Meryem? Erkekler mi erkek mi? Rıfat abim deli ediyor olmasın seni?" Burun kıvırdı. "Kim napsın onu..." derken bakışları ondaydı. Gülüştük. Meryem, Rıfat'a yanıktı ama Rıfat biraz saftı. Anlayamıyordu Meryem'in hislerini. "Şışt Meryem yapayım mı aranızı?" "Ne arası ya?! İstemez." Hızla kaşları çatıldı Meryem'in. "Aman hiç de kıl aldırma." Ayşenur da ona inat omuz silkip önüne dönerken, "İnatçı keçi." demeden edemedi. Daha çok güldüm. O sırada girişten Asuman ve takımı girdi. Yüzüm düştü. Hiç sevmezdim kendisini. Çünkü çocukluktan beri Feyyaz'a aşıktı. Göz göze gelince dik dik baktım. Bakışlarımı umursamadan çapraza oturdular. Gözleri Feyyaz'a kaydı. Ve hiç ayırmıyordu da. Çekirdekleri bir hışım yere attım. "Gösteririm ben sana şimdi!" "Ay abla," Ayşenur beni durdurduğunda hınçla ona baktım. "Değmez. Allah aşkına yapma nolursun. Kaçmasın tadımız." "Ali Rıza Bey miyim ben Ayşenur? Bırak engel olma bana." "Abla... Ne yapacaksın gidip? Kavga edeceksin. Maç yarım mı kalsın? Nolur gözünü seveyim..." En sonunda Ayşenur'un dediğine gelip ikna olurken bacak üstüne bacak attım. Hırsla yeniden çekirdek alırken avucuma bakışlarım hala o karıdaydı. Bir de çaktırmadan bana bakıp sinsi sinsi gülmesi yok mu... Yok yolacağım ben bunun saçını başını. Ayşenur'un engelleriyle zar zor sakinleşmiştim. Maç can havliyle devam ederken telefonumun çalmasıyla çekirdekleri poşete geri koyup çantamı aldım kenardan. Serdar Fatih ile didişirken Feyyaz'ın araya dalmasıyla komik bir manzara oluşmuştu. Kahkaha atacak kadar dudaklarım gerilirken gelen çağrı ekranını görünce aynı anda soldu gülüşüm. Yutkundum. "Ben hemen geliyorum," dedim Ayşenur'a. Onun cevap vermesini beklemeden tribünü terk ederken köşeye soyunma odalarının oraya gittim. Arkama son kez bakış atarak etrafı kolaçan ederken kollarımı bağlayıp tek elimle çağrıyı yanıtladım. "Efendim?" "Neredesin sen?!" "Nerede olacağım... Gizem'deyim." "Gizem şu anda bir restoranda kızım." Babamın giderek sertleşen sesine kalbim güm güm atmaya başladı. "Neredesin Zümra?!" "Baba..." "Zümra?" İrkilerek arkamı döndüğümde gözlerim korkuyla irileşti. "Demek Feyyaz'a yalan söylüyorsun Zümra?!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD