O an odanın ortasında öylece duruyordum nefesim boğazıma takılmış, kalbim kaburgalarıma çarpıp duruyordu. Esila’nın ellerinin havaya kalktığını görünce gözlerim kocaman açıldı. İnanamıyordum. Kız… iletişime geçiyordu resmen. Hem de onun konuşabildiği tek dilde, işaret diliyle. Hiçbir şey anlamıyordum ama o parmakların havada titreyişini, o kelimesiz cümlelerin ağırlığını hissetmemek mümkün değildi. Sanki yıllardır içine gömüldüğü o karanlık sessizlik çatlamıştı. Dayanamadım sesim heyecandan titreyerek dudaklarımdan çıktı. “Asil bey… ne dedi?” Asil kardeşinin yanında diz çökmüş, başını hafifçe eğmiş hâlde ona bakıyordu. Bu adamın yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı. Kırılmış bir yer… bir yarık… bir acı mı, bir şaşkınlık mı… bilemiyordum ama ağırdı. Çok ağırdı. Asil nihaye

