6. Bölüm

1123 Words
Yazardan, İhalenin yapıldığı binadan Mustafa, ağır ve tatmin edilmiş bir şekilde, arkasında şirketin avukatları Elif ve Gonca Hanım ile birlikte, etrafındaki siyah takım elbiseli adamlarıyla tam arabalarına geçmek üzereyken Kavaklızade Grup ise yine kendi ekibi ve korumaları ile arkadan gelmişti. Nedim Kavaklızade “Karahanlı!” diye seslendiğinde Mustafa durdu. Nedim, Mustafa’nın tam karşısına gelecek şekilde durdu. “Bu defa kazandın. Ama şunu iyi bil ki ben senin kolay yutabileceğin bir lokma değilim.” dedi. Mustafa, “Ucuz insanlar ucuz laflar eder Nedim. Sen benim derdimin basit şirket kâr zararı olmadığını çok iyi biliyorsun. Bu daha en iyi günlerin.” dedi. Nedim alaycı bir gülümseme ile, “Bir ihale kazanmak ile kendini bu camianın kralı zannetme. Sen bu camiaya gireli on senedir varsın. Benim ile aşık atacak adam değilsin.” dedi. Mustafa sabrı ile sınanıyordu. “Senin sosyetik camianın kralı olmak gibi bir derdim yok Nedim Kavaklızade, ben karanlığın kralıyım zaten.” dedi. Mustafa adamın kaybettiği bu büyük ihale yüzünden böyle kindar konuştuğunu biliyordu elbet. Allah var, çok da keyif alıyordu kudurmasından ama Mustafa için elbette bu kadarı yeterli olmayacaktı. Mustafa’nın istediği, Nedim denilen kansıza en zor günleri göstermekti. Nedim gider ayak Elif’e döndü. “İyi işti ha, asistan?” diye küçümseyerek söylediğinde Mustafa kendini Elif’in önüne geçirdi. “Çok iyi işti Nedim ve ben kazandım. Bak işine, haydi!” dedi; her an elinden bir kaza çıkacakmış gibi konuştu. Elif, patronu önüne geçince ürkek bakışlar attı kolunun arasından görünen Nedim’e. Bu heriften hiç hoşlanmamıştı Elif ve patronu ile bu adamın bir geçmişi olabileceğinden de artık şüphesi kalmamıştı. Nedim cevap vermeden adamları ve ekibi eşliğinde gittiğinde Elif, Mustafa’ya doğru dönüp, “Efendim, Kavaklızade Grup ile son defa karşı karşıya geliyoruz değil mi?” diye sordu. Zira bu Nedim denilen herifin o delici bakışları bir daha üzerinde olsun istemiyordu. Mustafa, kendisine ürkek kedi gibi bakan kıza bakıp, “Sen benim asistanımsın, hiçbir şeyden korkma, bu kadar. Haydi gidiyoruz.” deyip arabalara atladıkları gibi yola koyuldular. Nedim’i gördükten sonra nedense Mustafa’nın yanında güvende hissetmeye başlamıştı Elif. Aslında o kadar da korkutucu değildi. diyerek içinden geçiren genç kız, yola bakan patronuna kaçamak bakışlarını atıp inceliyordu. İçinden, ‘Böylesi olgun, her şeyi bilen ve asil bir adamın neden bir ailesi yok?’ diye geçirdi. Mustafa bu serveti Halis Baş’tan devralmıştı. Bu geçmişi olmayan ya da gizemli olan adam neden kalabalık görünen bir yalnızdı? *** Toplantı sonrası eve geç dönen Elif, babasının gazabına uğrayacağından habersiz kapıyı çaldı. Kapıyı ablası endişeli bakışları ile açtığında Elif dikkat etmeden içeriye girdi. Çünkü dikkat edemeyecek kadar yorgundu. Babası salonda tekli koltuğa kurulmuş, dik dik küçük kızına bakıyordu. Odasına gitmek üzereyken babasının sinirli sesi ile duraksadı. “Gel buraya Elif!” Elif yine cümbüşün kendisini beklediğini anladı. İhale sebebiyle geç geldiği için babası ona kızacaktı. “Efendim baba?” diyerek salona geçti. “Bu saate kadar neredesin sen? O telefona neden cevap verilmiyor?” diye sesini yükselterek sordu. Annesi ise L koltukta eli ağzında endişe ile bakıp, “Kızım aklımız çıktı, insan bir haber verir.” dedi. Yorgun bakışlar ile ailesine bakan Elif, “Baba çok önemli bir ihale vardı ve uzun sürdü. Bütün gün telefon trafiğinden şarjım bitmiş, ondan size haber veremedim.” dedi. Babası parmağını sallayıp, “Ben sana ve ablana geçen ceza vermedim mi? Mesai saatiniz dolduğu gibi evde olacaksınız demedim mi Elif?” sonda sesi gür çıktı. Elif de yüksek bir ses ile, “Baba ben de gerekçesini söyledim ya sana! Dışarıda mı geziyordum? Şirketin işleri işte uzun sürdü.” dedi kaşları çatılarak. “Sen o patronun olacak herifi daha da zengin edeceksin diye benim aklım sende kalıyor. Artık şirket falan yok Elif! Gidip yarın istifanı vereceksin! Bir süre dinlen, ben sana bir iş bulurum.” dedi Mehmet Komiser. Amacı bir saat geç gelen kızını Mustafa’dan korumaktı. Elif gözlerini sıkıntı ile devirip, yavaştan ağrıyan başı ile konuştu. “Al işte yine aynı şey. Baba, gül gibi işim var. Üstelik çok dolgun bir maaşım var. Neden durduk yere istifamı veriyorum?” deyip kendini koltuğa bıraktı. “Umrumda değil Elif! O şirket çalışanlarını mesai saatinden fazla çalıştırıyor.” dedi Mehmet Komiser bir bahane uydurarak. “Baba bu sık olan bir durum değil. Hem olsa bile patronumuz hakkaniyetli bir adam. Mesai ücretini hesabımıza yatırıyor. Senin gerçekten derdin nedir?” diye sordu. Mehmet Bey sırf kızı korkmasın diye Mustafa’nın kim olduğunu yüzüne vurmamak için zor tutuyordu kendini. “Sadece o şirkette bir baba olarak çalışmanı istemiyorum.” dedi. “Baba ben yirmi sekiz yaşımdayım. Ne yapacağımı bilecek bir yaştayım. Benim çalıştığım yere ve işe karışamazsın artık. Üstelik ablam da benim gibi bir holdingte çalışıyor. Çalıştığı holding Göktaş Holding, evimize ne kadar uzak biliyor musun? Ona ses etmezken kafayı benim işime takmışsın. Ben işimden memnunum ve de mutluyum. Size iyi geceler.” deyip artık kimseye konuşma hakkı tanımadan odasına attı kendini. Bir süre sonra odanın kapısı yavaşça açıldı. Elif o sıra pijamalarını giyinmiş, uykuya hazırlanıyordu. Gelen ablası Eylül’dü. Işıklar kapalıydı, demek anne ve babası uyumuştu. “Pişt!” dedi ablası. Elif ona bakıp, “Ne var abla?” dedi. Eylül arkasında sakladığı sandviçi çıkarıp, “Babamla tartışmaktan yemek yemedin, asık surat.” deyip uzattı. Eylül’ün bu düşünceli hareketine Elif gülümsedi. Ablası ile böyleydiler işte; sabah saç baş, akşam sarmaş dolaş. Ablasını çok seviyordu Elif. Elif yemeğe başladığı sandviç ile, “Abla yaa, bir gün evlenip gidersen ben ne yapacağım?” diye sordu. “Kızım yaşım otuzu geçti. Ben bu saatten sonra evlenmem herhalde. Asıl sen evlenip gitsen ben ne yapacağım?” dedi. “Beni biliyorsun, kırmızı bir araba hayalim var. Kendi param ile onu almadan evlenmem.” dedi. Eylül elini yukarıda sallayıp, “Ohooo! Ölme eşşeğim ölme. Kız evde kalmalıkta peşimden gelirsin sen bu akılla… Söyle bakalım hayatında biri var mı?” diye sordu. Elif’in anlık aklına Mustafa geldi. Bir an onunla kendisini hayal etti ama sonra saçma bulup kafasını iki yana salladı. Eylül atılıp, “Uzun düşündün. Söyle, kim o adam?” diye sordu munzurca. “Üff ne adamı abla? Yok kimse. Aklım bugünkü işlere kaydı anlık. Kimse yok hayatımda.” dedi. Eylül, “Hayatında olmasa bile aklında biri vardır canım, hadi söyle bana…” dediğinde, direterek Elif ablasına dönüp, “Bak seeen! Esas sen söyle bakalım senin hayatında kimse var mı? Müzbim bekar.” dedi. Eylül duraksayıp sahte bir gülümseme ile, “Yok kızım kimse. Hayatımda olsa bekar olmazdım herhalde.” dedi. “İyi bari. Üff, sıkıldım bu konudan abla! Hadi uyuyalım, yarın işe gideceğiz daha.” dedi Elif, ablasını üstelemeyerek. Gün dönüp sabah olduğunda, her sabah olduğu gibi Karaca ailesi hazırlanıp işlerine gitmek üzere evlerinden çıktı. Elif gelen halk otobüsüne binip giderken Eylül kendi gelecek aracını beklemeye başladı. Tam o sırada lüks bir araç karşısında durdu. Camı indiren adam gülümseyerek baktı kıza, Eylül de gülümsedi. “Aynı yere gidiyoruz, gel bırakayım.” dedi. “Teşekkür ederim Tahir Bey.” diyen Eylül bekletmeden geçip bindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD