20. Bölüm

1576 Words
Yazardan, Elif , telefonu açık olmasına rağmen iki gündür Mustafa'ya ulaşamıyordu. Bir diğer yandan ablası hasta olduğu için onu yalnız bırakıp Mustafa'yı sormak için şirkete bile gidemiyordu. Elif , ablasının günlerdir mide bulantısı üzerine babasından beklediği gibi bir tepki alamamıştı ve bu duruma çok şaşırmıştı. Babası eve geldiğinde ilk önce annesi ,Eylül'ün durumunu kocası Mehmet'e söylediğinde Mehmet komiser üstün körü hastane teklifinde bulunmuş daha sonra Seda hanıma "bitki çayı , ilaç filan ver geçer" deyip umursamadan odasına geçmişti. Günlerdir başı yastıkta kalkamayan Eylül bir gayretle sabah erken saatler ayaklanıp halsiz bir şekilde kimse uyanmadan evden çıktı. Kendisi ile ilgili şüpheleri vardı ve ailesinin hastane teklifini reddetti bu yüzden. Tahir Göktaş ile neredeyse bir aydan fazla bir ilişkisi vardı. Başlarda anlam vermesede daha sonra Tahir'in kendsine yakınlığı su koyuvermesine sebep olmuştu çünkü Eylül işe girdiğinden beri , Tahir ilk gördüğü andan ona aşıktı. Tahir hiç bir zaman Eylül'e onu sevdiğini söylememişti. "Sana değer veriyorum." deyip Eylül'e göre sevdiğini eylemleri ile göstermişti. Şimdi ise Eylül ,Tahir'den hamile olduğu şüphesi ile kıvranıyordu. Eğer böyle bir şey varsa ailesi öğrenmemeliydi. Üstelik son zamanlarda Tahir , sanki Eylül'e karşı ilgisini kaybetmiş gibiydi. Bu Eylül için can sıkıcıydı. Kendini özel bir hastaneye atan Eylül eski bir arkadaşının yardımı ile gizlice gebelik testi verdi. Uzun bir süre beklerken aynı zamanda arada koşup lavaboya kusuyordu. Telefonu defalarca çalmıştı ve arayan ya annesi ya da kız kardeşiydi. İyi olduğuna dair onlara mesaj atıp bir arkadaşıyla hava almaya çıktığını söyleyip onlardan kurtulmuştu. Eylül'ün arkadaşı seri adımlarla kendisne gelmeye başladığında Eylül hemen ayağı kalktı o an başı dönmüştü ve eliyle sandalyeden destek aldı. "Kemal?" diyebildi Eylül. Kemal hemen genç kızın kolundan destek olup oturmasını sağladı. Eylül , "Ne oldu Kemal ? sonuç?" dedi. Kemal etrafa göz gezdirip, derin bir nefes bıraktı dışarıya, "Eylül sen... sen hamilesin." dedi. Eylül tahmin ediyordu ama böyle sesli duyunca bir an içine kapandı. Kemal , "Kimden bu çocuk Eylül? sen neler yaptın böyle? annen ve baban duyduğunda ne olacak?" dedi. "Bir sus Kemal! Bu çocuk sevdiğim adamdan. Annemle babamdan önce onun bilmesi gerekiyor. " dedi Eylül. Kemal , "Nikahsız bir birliktelikten bu çocuk Eylül ya adam kabul etmez benden değil derse ne yapacaksın?" dediğinde Eylül dolmuş gözlerinden ölümcül bakışlarını Kemal'e gönderip, "O öyle biri değil! beni seviyor. Muhakak bir yolunu bulur. Gerekirse evleniriz." dedi. Kemal bozulduğunu belli etmeyerek, " Umarım dediğin gibi olur. Al şu kağıtları" deyip bir kaç zımbalı kağıdı uzattı genç kıza. Eylül şaşkınca bakıp "Bu ne?" dedi. Kemal ayağı kalkıp, "Alman gereken vitamin takviye falan ve hamile olduğuna dair tahlil sonucu, artık hamilesin dikkat et yaşam tarzına ve beslenmene. Benim işe dönmem gerekiyor gitmeliyim." dediğinde, Eylül genç adamın elini kavrayıp , " Her şey için sağol Kemal iyi ki varsın." dedi Kemal'in yıllardır ona olan hislerinden habersizce. Kemal üstün körü başını sallayıp arkasını dönüp gitti. Artık Eylül için Tahir ile yüzleşme vaktiydi. Günlerdir telefonuna cevap vermiyordu ve bakalım Eylül'ü karşısında elinde hamilelik belgesiyle görünce ne yapacaktı? *** Elif , ablasını üst üste aramasının ardından aldığı bir üstün körü mesajla biraz olsada içi rahatlamıştı. Ablası iyi olduğuna göre bu demekti ki Mustafa'yı görebilirdi artık. Annesine dışarı çıkacağını söyleyip, özenle hazırlandı. Ana caddeye çıktığında , Halk otobüsünün zaman kaybı olduğunu düşünerek bir taksi çevirip şirketin yolunu tuttu. O sırada Mustafa şirketteki işlerini bitirip çıkmak üzereyken telefonuna mesaj geldi Elif ile ilgili yola çıkmış ona doğru geliyorudu. O an Mustafa genç kızı ihmal ettiği için pişmanlık duydu. Diğer yandan Emin beyin söyledikleri an be an zihnine doluşunca beklemek ve gitmek arasında kaldı. Bir yanı Elif'i çok özlediği için ağır basıp kal ve gör onu! derken diğer yanı ne yapıyorsun onun hayatını tehlikeye atıyorsun git artık! diyordu. En güvenli olan Mustafa'nın gitmesiydi. Öylede yaptı seri adımlar ile şirketten çıkmak için adım attığı sırada bir sekreter koridorda imzalaması gereken önemli bir dosya uzattı önüne ayaküstü imzalayıp çok oyalandığını düşünerek şirketin çıkışına geldi. Tam hazırdaki arabasına bineceği sırada Elif sarı taksiden inip koşturarak karşıya geçti. Mustafa gitmeliydi ama özlediği yüzü görmek duraksamasına sebep oldu. Genç kız nefes nefese yanında bittiğinde yutkundu. "Günlerdir...seni arıyorum, mesaj atıyorum... neden dönemdin bana?" diye sordu. koşmaktan nefes nefes kalmış bir vaziyette. Mustafa rahatsızca yerinde kıvranıp, "Çok meşguldüm Elif, ben seni zaten arayacaktım neden geldin ki şimdi?" dedi. Elif şaşkınlıkla, "Arayacak mıydın? neden mi geldim? Mustafa seni merak ettim." dedi. Mustafa umursamaz davranıp, "Merak edilecek bir şey yok ben iyiyim. Hadi çocuklar Elif'i eve bırakın biriniz." deyip adamlarına seslendi. Adamları hemen bir adım hazır olmuş vaziyette yaklaştı. "Ben eve falan gitmiyorum Mustafa seni görmeye geldim ben! Sen neden beni başından savıyorsun anlamadım." dedi kaşlarını çatıp, Mustafa gökyüzen bakıp tekrar genç kıza baktı. Şuan açık hedefti Elif, gözetleyen biri varsa Elif'e düşmanları bela olmasın diye Mustafa yerinde kasılıyordu ve Elif hiç bir şey bilmediğinden ayak diretiyordu. Bu da Mustafa'yı zor duruma sokuyordu. " Elif seni başımdan savmıyorum. Bak şuan önemli bir işim var ve sen buradasın. Geç kalıyorum." dediğinde Elif artık bir şey söyleme gereği duymadan hayal kırıklığı olan bakışlarını Mustafa gönderip gerisin geri adımlayıp giderken Mustafa seslendi. " Nereye gidiyorsun kendi başına çocuklardan biri seni bıraksın!" diye bağırdı. Elif arkasına bakmadan " İstemez! sen işine bak geç kalma." dedi ve ilk gelen taksiye binip gitti. Mustafa dişlerini sıkıp içinde olduğu hayata lanet edip yumruğunu arabasına geçirdi. *** Elif bir türlü anlamıyordu. Daha bir hafta öncesinde romantik bir yemek yiyip sözler verdiler birbirlerine şimdi ne olmuştu da Mustafa kendisine soğuk yapıyordu? Acaba çok sık arayıp mesaj atmasından mı sıkılmıştı? Yoksa Elif'ten hevesini almışmıydı? Hayır hayır Mustafa'yı üç yıldır tanıyordu ve böyle biri olmadığını çok iyi biliyordu. Öyleyse ne vardı? ne olmuştu da birden bire soğuk ve umursamaz davranmaya başlamıştı? Oysa ilişkileri daha yeni başlamıştı. Elif düşünce ile dalıp kafede kahvesini yudumlarken masasındaki iki sandalye aynı anda çekiliş karşısına arkadaşı Hande ve diğer bir eski arkadaşı Onur oturmuştu. Onur neşeyle atılıp , "Karadeniz'de gemileri batmış birinin galiba Hande baksana bizi gördüğüne nereseyse öldürecek kadar çok sevindi. " dedi. Hande , "Üff aman Onuur." deyip yüzünü buruşturduğunda Hande genç kızın masadaki elini sıkıp, "Canım iyi misin? neyin var?" diye yumuşak bir şekilde sordu. Elif dalgınca konuşup, "Daha yeni ilişkimiz başlamıştı. Bir hafta önce gözleri bana aşkla bakan adam önemli bir işim var bir kaç gün olmayacağım dedi tamam dedim ve geri döndüğünde bana karşı soğuk ve umursamaz yüzüyle karşılaştım." dedi. Onur anlamayarak kaşlarını çatıp, "Kim bu adam ya? Kız ruhsuz sen sevgili yapabiliyor muydun?" deyip espiri yapmaya çalıştığında , Elif genç adama ters ters baktı. Hande dirseği ile bir tane yapıştırıp işaret parmağını dudağının üzerine koydu. "Canım hemen kötüye yorma bak erkek milleti böyledir. Senin ilk ilişki deneyimin ve bilmiyorsun doğal olarak erkekler dengesiz yaratıklardır. Mustafa'da aynı cins ama bu seni sevmediği anlamını taşımıyor tabi vardır mantıklı bir açıklaması elbet." dedi Hande. Onur atılıp , " Ne alakası var ya? bende erkeğim dengesiz değilim." dediğinde Hande direseği ile bir tane karnına yapıştırıp işaret parmağını Onur'a salladı. " Bana bak çocuk! seni bir daha yanımda bir yere götürmem ona göre sus otur şurada. " dedi. Onur mırıldanıp, " Sizde beni bir konuşturmadınız esas ben bir daha sizin yanınıza gelmem ona göre." deyip eliyle ağzına hayali fermuar çekip yüzünü kafenin manzarasına döndü. Elif sanki arkadaşları aralarında didişmiyormuş gibi dalgınca konuştu. " Aslında belkide haklısın Hande vardır muhakak mantıklı bir açıklaması. Değil mi?" dedi ümid ederek. Hande kendinden emin bir şekilde başını sallayıp " Vardır." dedi. *** Eylül , Tahir'in şirketinden içeriye girip en üst kata asansörle çıktı midesi bulanıyor başı dönüyordu ama bunu yapmak zorundaydı hamile olduğunu Tahir'e söylemek zorundaydı. Tahir'in odasının önüne geldiğinde kadın kahkaha sesi işitti. Başını çevirip asistanın odasına baktığında göremeyince onun içeride olduğunu anladı. Bir hışımla kapıyı açıp içeriye daldığında Tahir ve Asistani haddinden fazla yakın ve samimi gördü. Tahir delici bakışlarını kapıyı hatsizce kimin böyle açabileceğine bakmak için çevirdiğinde Eylül'ü gördü. " Bu ne demek oluyor?" diye sesini yükseltti Eylül. Tahir gözlerini devirip, Kolları arasındaki kadına "Sinem çok dışarıya sen." dedi. Kadın hemen emri alıp koşturarak çıktı ve kapıyı kapattı. " Odama bu şekilde nasıl girersin Eylül?" diye çıkıştı Tahir. "Şu an gerçekten konu bu mu? beni aldatıyordun sen az önce!" dedi bağırarak. Tahir kaşlarını iyice çatıp , "Kıs o sesini! benim kimseyi aldattığım yok. Seninle bir süre takıldım diye fazla içselleştirmişsin." dedi. Eylül'ün gözleri kocaman oldu o an, "Takılmak mı ? Tahir biz birbirimizi seviyorduk." dedi. "Beni seven sendin Eylül, ben kimseyi sevmem." dedi ruhsuzca adam. Eylül hayal kırıklığı ile gözlerinden damlalar akıttı. Elindeki kağıdı bir hışımla genç adamın yanına gidip yüzüne çarptı tam Tokat atacağı sırada Tahir öfke ile bileğini kavradı. "Aklından bile geçrime." dedi sertçe sıktığı bileği fırlatıp kendisinden uzaklaştırarak. Eylül karşısında değişip başka biri olan adama hayretle bakıyordu. " Benim sevdiğim aşık olduğum adam gerçekten sen misin Tahir? ben senin bebeğini mi taşıyorum gerçekten?" dedi ağlayarak Eylül. Başı dönüyordu midesi bulanıyordu ve güçsüzleşmişti. Tahir duyduğunu anlamayarak, " Ne saçmalıyorsun sen?" dedi. Eylül eliyle yeri işaret edip kağıtları gösterdi. "Bak." diyebildi sadece, Tahir eğilip kağıtları yerden aldı ve dikkatle okumaya başladı. Eylül hamileydi. Adı gibi bu bebeğin kendisinden olduğunu biliyordu çünkü Eylül'ün ilki o olmuştu. Ama yine düşmanı olduğu bir adam vardı ortada ve kabul edemezdi bu durumu. "Böyle bir şey mümkün değil!" dedi. "Mümkün, çünkü son birlikteliğimiz de sana güvendim ben, korunmadım. İyi ve güvenilir olduğunu düşündüm." dedi Eylül. Tahir dişlerini sıkıp, kağıtları fırlattı yere ve genç kızı kollarından tutup sarsmaya başladı. " Allah'ın cezası bunu nasıl yaparsın! Aldıracaksın! duydun mu o karnındakini aldıracaksın!" dedi Tahir, Eylül o an bu adama aşık olmakla yanlış yaptığını çok iyi anladı. Sesi bilincini kaybetmeden önce fısıltı gibi çıkıp "Asla." dedi ve kendini sevdiği ve güvenilir sandığı adamın kollarında karanlığa bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD