14.Bölüm

1320 Words
Yazardan, Elif babasıyla birlikte eve döndükten sonra o gece telefonundaki Mustafa ile ilgili bilgilere bakmaya cesaret edemedi. Ertesi sabah ablası ve babası işe gittikten sonra annesine alışveriş yapmak için dışarıya çıkacağını söyleyip evden ayrıldı. Elif'in lise yıllarından beri yakın bir arkadaşı vardı, Hande. Hande ile uzun yıllardır arkadaşlardı hatta aralarındaki samimiyet öyle ileriydi ki ablası ve annesi ile paylaşamadığı sıkıntılarını , ergen yıllarından beri içine attığı her duyguyu Hande ile paylaşmıştı. Hande bir avukattı. Ayrıca bir de astroloji ile uğraşmayı çok severdi hobi olarak. Zaman zaman Elif ile bir araya geldiklerinde hafta ya da ay olarak arkadaşının astrolojik haritasına bakar öngörülerde bulunurdu. Hande , Elif için arkadaş olmakla beraber hem psikoloğu hem de akıl hocası gibi bir şeydi. Telefonla kısa bir görüşme sağladıktan sonra her zaman buluşup gittikleri mekana gidip buluşup sıkıca sarıldıktan sonra koyu sohbete koyuldular. Önlerinde türk kahvelerini yudumlayıp bir yandan da dertleşiyorlardı. Elif filtresiz bir şekilde son zamanlarda başından geçenleri anlattığında Hande hayretler için dinledi. En son Elif'in elini sıkıca destek vermek istercesine tutup sıktı. "Ahh canım arkadaşım benim altı üstü bir aydır yoktum. Ve başına gelenlere bak. Neden telefonla görüştüğümüz de bana bahsetmedin şu saldırı durumundan? Mahkemede canlarını okurdum onların." dedi sona doğru dişlerini öfke ile sıkarak. "Aman Hande senin de uzaklarda olduğun için canını sıkmak istemedim. Hem zaten o Nedim denilen manyak belasını buldu anlattığım gibi sosyal medya onun Taksim meydanındaki dansöz kıyafetli şuursuz haliyle kaynıyor." dedi Elif. Hande, "Kızım kendimi tutayım umutlandırmayayım altı boşsa diye susuyorum ama yok. Dayanamayacağım Elif! bu Mustafa bas bayağı sana aşık kızım. Gün gibi de ortada yaptıklarından." dedi. "Hande Allah aşkına yapma! adam karşı kafa karışıklığımı duygularımı dile getiriyorum diye yaptığı eylemleri bana aşıkmış gibi yorma." dedi Elif. Hande sabır dileyip, "Elif! Uyan artık. Adamın saldırı sonrası hastaneye gelip saçlarını okşayıp gittiğini söylüyorsun..." dedi. Elif araya girip, "Ardı sırada işten kovdu ama..." dedi. Hande göz devirip, "Yahu babanın sözünü ezmemiş seni korumak için yapmış işte." dediğinde Elif yine araya girip, "Hande tek tehlikede olup saldırıya uğrayan ben değildim. Babamın bir sözü ile kaç yıllık emeğimi yok sayıp beni çıkarttı işten." dedi. " Elif! Mustafa Karahanlı sana aşık. Kızım o asansörde olanları anlattın ve bende dinleyip anladığım kadarı ile söylüyorum. Sana sen başkasın demiş. Öpecek kadar avuçlamış yüzünü yaklaştırmış artık uyanırmısın gafletten. " diye çıkıştı Hande. "Hande belki böyle bir şeyin ihtimali olabilir ama dediğim gibi babam içime şüpehe tohumu ekti dünden beri cesaret edip kim olduğuna bakamadım. Şu an Mustafa ile ilgili tek bildiğim Halis baş'ın manevi oğlu olması ve erken yaşta ailesini kaybetmiş olması o benim patronumdu Hande. Yani kaç yıl birlikte çalıştık. Ciddiyetinden , resmiyetinden başka bir şeyini görmediğim adam son zamanlarda bambaşka biri olup çıktı. Önce hastane, sonra şirkette ki o yakınlaşması. Eğer dediğin gibi bir şey varsa üç yıldır bu adamın gözünün önündeyim , adaletini , dürüstlüğünü biliyorum. Neden şimdi Hande? Üstelik bende galiba ona karşı bir şeyler hissediyorum ve elim bir türlü o fotoğrafını çektiğim dosyasaki bilgileri okumak için telefona gitmiyor. Cesaret edemiyorum Hande." dediğinde Hande arkadaşına üzgün gözlerle bakıp, " Kafan çok karışık Elif, bir yandan o saldırıyı yaşadın, diğer yandan Mehmet amcanın baskıları ve bir de üzerine üç yıldır mimik oynatmayan Mustafa Karahanlı bir anda hislerini sana karşı dışa vurmaya başladı. Seni anlıyorum canım arkadaşım ama sonu her ne olursa olsun Mehmet amcanın yıllardır yaptığı meslek polislik işinin ehli eğer hala hislerinin başındayken bir yanlış yapmak istemiyorsan bence açıp o dosya ile yüzleşmelisin. Korktuğun gibi bir şeyde çıkmazsa o zaman gidip Mustafa Karahanlı ya hislerini açıklarsın." dedi. Elif bir süre yere doğru dalıp düşündü sonra arkadaşına dönüp, " Sanırım haklısın Hande yüzleşmeden ileriye dönük ne yapacağımı bilemeyeceğim galiba." dediğimde hemen çantasından telefonunu çıkardı ve çektiği ilk fotoğraftan başladı Mustafa'nın hayatını öğrenmeye. *** Mustafa , büyükler ile görüşmesinin ardından Nedim'i çökertme operasyonu için düğmeye basmıştı artık. Sırada kendisine gelecek olan görevi beklemek vardı. Mustafa yakın adamı Cahit ile beraber Tahir'in gazıyla kendisine baş kaldıran ve düzen bozmaya çalışan ufak bir mafya bozuntusunhn kulağını çekmek üzere yola koyulmuşken telefonuna bir mesaj geldi. Telefonu eline alıp baktığında Elif'in kız bir arkadaşı ile boğaz manzaralı bir mekanda karşılıklı oturduğunun anlık resmiydi. Mustafa, sevdiği fakat bir türlü dışa vurmadığı kızın görselini parmak uçları ile genişletip derince baktı. Kaşları çatıktı Elif'in , Mustafa'ya göre masum ceylanı kim bilir kendine göre hangi ciddi bir konuyu arkadaşı ile konuşuyordu Allah bilir. Başını kaldırıp etrafa baktı Güneş batmak üzereydi. Mustafa günün iki vaktini çok severdi birincisi sabah güneşin ufka değdiği yeni aydınlandığı saatler bir de ikindi vakti Güneş güne elveda derken, aklının bir köşesine not etti Mustafa başındaki belaları savurduğu gibi ilk işi Elif'e hislerini açmak ve kabul etmesi halinde de genç kızla bir yuva aile kurup bu lanet işlerden elini ayağını çekmek. Ama ilk işi Nedim namusuzundan intikam almaktı daha sonra büyükler denilen hiç de hazetmediği o tarikat gibi örgütün kız kardeşi karşılığında istedikleri görevi yerine getirmekti, zaten kız kardeşini yanına aldığı gibi gerisi kolaydı. Hislerini Elif'e açmak ve içinde bulunduğu bu karanlık dünyaya elveda deyip Kız kardeşi ve Elif'i ile huzurlu bir yuva kurmak, yaşı otuz sekizdi umuyorduki kırk olmadan hayallerini yaşayabilsindi. Belki Elif ile evlenme hayali gerçekleştiğinde o zaman baba olup o çok isteyip Allah'a dua ettiği istediği kız çocuğunada sahip olabilirdi genç adam. Araba hareket halinde giderken Mustafa başını iki yana salladı ve dudağının kenarı kıvrıldı. Elif'in tek bir kaşları çatık fotoğrafından düşünceleri nerelere gelmişti böyle. Mustafa , içine girdiği mekan ile sanki kendi mekanıymış gibi rahat tavırlar ile adamları eşliğinde küçük mafya bozuntusunun odasına doğru adımladı. Sağdan soldan silahlı adamlar çıkıp kendine ve adamlarına silahlarını doğrulttuklarında Mustafa gayet rahattı. Cahit ve diğer kalabalık adamları da ablukaya alarak Bahri denilen adamın adamlarının etrafını sardı. O sırada Mustafa aralarından yavaş ve rahat adımlar ile sıyrılıp Bahri'nin kapısını kendi odasının kapısıymış gibi açtı ve içeriye girdi. Masasında oturan adam öfke ile yerinden fırlayıp dişleri arasından "Mustafa Karahanlı!" dedi. Mustafa geçip tekli koltuğa oturup bacaklarını sehpaya uzattı ve ayak ayak üstüne attı. Bahri sabrını zorlayan adama"Sen ne yaptığını sanıyorusun Karahanlı?" diye sesini yükseltti. Mustafa rahatsız olmuş gibi yüzünü buruşturup, işaret parmağını dudağının üzerine götürdü. "Şşştt! Bahri esas sen ne yapıyorsun? sağda solda aleyhime atıp tutuyorsun, sınırdan masaya ait tırlardan madde geçmeyecek dediğim halde bize bağlı olup emrime itaat etmedim Bahri, benim baron olduğumu neden kabul etmiyorsun Bahri?" diye psikopatça konuşarak adamın üzerinde üstünlük kurmaya çalıştı Mustafa, Bahri "Sen hile ile baron oldun Karahanlı baron olmak Tahir'in hakkıydı. Ayrıca baronsun diye herkesin ticaretine de karışamazsın. Aksaçlıdan beri kural budur." dedi. Mustafa bacaklarını toparlayıp genişçe iki yana açtı ve koltuk kenarlarına kollarını rahatça bıraktı. "Birincisi torpil yaptırıp hile ile baron olacak kadar aksaçlı ile yakınlığım yoktu. O çok uğruna ölüp bittiğin kadar ölüp bittiğin Tahir aksaçlının manevi oğlu gibiydi. Masa beni uygun gördü ben büyük baron oldum. İkincisi ise şu ticaret meselesi...bak Bahri aksaçlı öldü. Masanın da yeni lideri benim, hoşuna gitsede , gitmese de artık benim kurallarıma dümeninizi çevireceksiniz. Size tırlarda madde olmayacak diyorsam olmayacak! Benim kurallarım dışına çıkarsan ya da senin gibi yeni yeni mafyacılık oynamaya başlayan o ortakların sözümü , kurallarımı dikkate almazsa o zaman benden kaçacak delik arayan size havada , karada ve denizde rahat vermem. Şimdilik buraya uyarmak için geldim. Yok beni takmayıp başımıza buyruk olursanız işte o zaman ikinci gelişim kan dökmek üzere olur bunu da iyice belle , o peşinde örgütlediğin senin gibi mafyacıklarada bellet. Büyük baronun şakası yok Bahri." deyip adama konuşma fırsatı tanımada. odadan çıktı Mustafa, ağır adımlarla girdiği odadan dik , sağlam , otoriter ve seri bir şekilde çıktı. Adamlarına yürürken seslendi. "Hadi çıkıyoruz. Burada işimiz bitti." dedi. Mustafa aracına geçtikten sonra, Cahit'e seslenip, " Cahit! Halis Baş'ın köşküne sür." dedi. Cahit, " Tabi abi." deyip ililetmedi. Araç köşkün önünde durunca sessiz ve kimsenin olmadığı karanlık köşkün bahçesinde gördüğü devlete ait özel plakalı siyah bir araçla Mustafa hemen dışarıya çıktı. Adamları köşkün etrafını seri bir şekilde sararken Cahit'e döndü. " İşim uzun sürmez beni kapıda bekle." dedi. Cahit başını olumlu anlamda salladı. Önce o tarikatan özel bir numaradan aranmak şimdi ise devletin özel plakalı aracı, Mustafa neyin içinde olduğunu bir türlü kavrayamıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD