Yazardan,
Mustafa, parmakları arasında evirip çevirdiği tespihine bakarak önündeki çaydan bir yudum aldı.
Şirket denilen yere her geldiğinde sanki nefesi daralıyordu. Yıllarca kaldığı mapushane bile buradan daha ferahtı. Halis Babanın hatırına birçok emekçi işçiyi işten çıkarmamıştı ama kadınların bedenlerini teşhir edercesine açık giyinmeleri, eğilip bükülmeleri sinirlerini bozuyordu. Arkadan dedikodu çeviren mahalle karısı ağızlı herifleri de işlerini aksatmaları hâlinde kapının önüne koyardı, fakat şimdilik açıklarını yakalayamamıştı. Bu yüzden burada olduğundan çok daha ciddi, sert ve soğuk duruyordu.
Şirketin çoğu işini baş asistanı Elif’in üzerine bırakmıştı. İşleri iyi yürütüyordu Elif; bu Mustafa’yı memnun ediyordu. Üstelik şirketteki diğer kadınlardan farklıydı. Kendini göstermeye çalışan, açık seçik kıyafetlerle kıvırıp maddi durumu iyi adamlara yanaşan kadınların aksine Elif, başını kaldırmadan çalışıyordu. İşkolik oluşu Mustafa’nın zaman zaman canını sıksa da kızdan razıydı her anlamda.
Elif şirkete geleli birkaç yıl olmuş, kendini geliştirip baş asistanlığa kadar yükselmişti. Ondan önce Mustafa’nın asistanı yaşlı bir adamdı. Emekli olunca, Mustafa sağ kolu Cahit’ten düzgün bir baş asistan bulmasını istemişti. Cahit sıkı bir araştırmadan sonra en uygun kişinin Elif olduğunu söyleyince Mustafa başta karşı çıkmıştı. Şirketteki kadınların hâli belliydi; Elif’in de aynı olacağını, işleri aksatacağını düşünmüştü. Ama öyle olmamış, genç kadın sadece çalışmaya odaklanmıştı. Hatta bu ağırbaşlılığı, Mustafa’nın bozuk hayatında ona dair huzurlu yuva hayallerini bile tetikliyordu. Elif’e de diğer herkese olduğu gibi mesafeliydi ama kadında onu çeken bir şeyler vardı.
Arada bir, Elif’in “Önemli” diyerek çağırması üzerine şirkete gelir; bir iki toplantıya girip yeni fikirleri dinler, imzalaması gereken evrakları inceleyip imzaladıktan sonra kaçarcasına çıkardı bu daraltıcı yerden.
Yine Elif’in çağrısı üzerine gelmişti bugün. Toplantıya girmiş, can sıkıntısından patlayacak hale gelince erkenden kalkıp tüm sorumluluğu yine Elif’e bırakmıştı.
Her toplantı sonrası yaptığını yine yapmış, çıkıp gitmişti. Elif de peşinden koşturup bir şeyler söylemeye çalışmıştı. Mustafa, bu küçük sarı kızı arkasından koşturmayı seviyor ama Elif’in gerildiğini, sinirlendiğini ve patronunun konumu yüzünden fazla ileri gidemediğini fark ediyordu.
Odasına geçip bir çay istedi. Önündeki kağıt yığınını inceleyip imzaladıktan sonra yeraltındaki mafya babalarıyla olan toplantıya yetişmeliydi.
Tespihini çevirirken kapı tıklatıldı. Mustafa başını kaldırdı. İçeri küçük bir tepsiyle Elif girdi.
“Buyurun Mustafa Bey, çayınız,” dedi.
Mustafa çayı alırken yalnızca, “Tamam, çıkabilirsin,” dedi. Teşekkür etmemesi genç kızın sinirini bozmuştu. Bazen böyle bir dağ ayısının nasıl bu kadar zengin ve kudretli olduğunu anlamıyordu. Topuğunu hafifçe yere vurarak çıktı. Mustafa ise kızın sinirlendiğini bile bile çayını yudumlayıp gülümsedi.
İşlerini bitirip çıkmak üzereyken kapı tekrar çalındı. “Gel,” dediği anda Elif elinde bir zarfla içeri girdi.
“Efendim, size bir zarf geldi,” dedi.
Mustafa, dudaklarının hareketine dalmış bir anlık boşluğundan sıyrılıp, “Kimden?” diye sordu.
Elif zarfa dikkatle bakıp, “Rakibimiz Kavaklızade Holding’in genel kurul başkanı Nedim Kavaklızade’den,” dedi.
Mustafa, adı duyar duymaz gerildi. Dişleri sıkıldı, yüzü kasıldı. Elif patronunun her Kavaklızade adında değişen yüzünü anlamlandıramıyordu. Mustafa’nın birçok rakibi vardı ama hiçbirine böyle tepki vermezdi. Kavaklızade adı geçtiğinde Mustafa’nın yumrukları sıkılır, yüzü korkunç bir öfkeye bürünürdü.
Elif fazla kurcalamadan zarfı uzattı.
Mustafa yerinde taş kesilmiş gibiydi.
“Elif bir terslik olduğunu anlayıp, “Mustafa Bey?” dedi.
Cevap yoktu. Adam dalıp gitmişti.
Tekrar konuştu: “İyi misiniz? Yardım edebileceğim bir şey var mı efendim?”
Mustafa’nın gözleri kıpkırmızıydı. Elif, çareyi nazikçe koluna dokunmakta buldu.
“Mustafa be—” demesine kalmadan adam refleks olarak kızın bileğini sertçe tuttu.
Elif korkuyla gözlerini büyüttü. “Efendim ne yapıyorsunuz? Sadece iyi olduğunuzu sordum,” dedi, sesi titreyerek.
Mustafa yaptığı hareketi fark eder etmez bileği bıraktı.
“Bağışla… dalmışım,” dedi soğuk bir ses tonuyla. Zarfı elinden alıp, “Sağ ol. Çıkabilirsin,” diye ekledi.
Elif şaşkın ve ürkmüş halde odadan çıktı. Bu da neydi böyle? diye düşünmekten kendini alamadı.
Kendi odasına geçtiğinde istemsizce gözleri Mustafa’nın kapısına kaydı. Ne kadar tuhaf bir adamdı…
Tam o sırada içeriden bir kırılma sesi ve sonra yüksek bir bağırma duyulunca irkildi. Korkmuştu ama gidip bakmaya da cesaret edemiyordu.
Aşağıda korumalarla konuşan Cahit’i camdan gördü. Hemen danışmayı arayıp Cahit’in yukarı gelmesini söyledi.
Cahit kapıyı tıklamadan içeri dalınca Elif yerinden sıçradı.
“En azından kapıyı çalabilirdiniz,” dedi.
Cahit gözlerini devirdi. “Ne oldu Elif?”
Elif derin bir nefes aldı.
“Nedim Kavaklızade’den bir zarf geldi. Mustafa Bey önce transa girdi gibi oldu. Ben çıktıktan sonra da bağırma ve bir şeylerin kırılma sesleri geldi. Korktum içeri bakmaya.”
Cahit başını olayı anlamış gibi sallayıp Mustafa’nın kapısına yöneldi. Hafifçe tıklatıp içeri girdi. Elif meraktan çatlıyordu ama kapı dinlemek ona göre değildi. Başını çevirip işine döndü.
Çok geçmeden Mustafa önde, Cahit arkada hızlı adımlarla dışarı çıktılar. Elif merakla baktı. Mustafa ile göz göze geldiler. Adamın bakışları her zamanki gibi sert ve delici, hatta daha da karanlıktı. Elif gözlerini kaçırırken, Mustafa’nın elindeki damlayan kana takıldı. Bu adam kendi canını nasıl böyle umursamazdı, anlamıyordu. Gerçekten tuhaf bir adamdı.
Allah, hayatına girecek kadına yardım etsin… diye düşündü ve işine geri döndü.