IV

2391 Words
"Şimdi daha iyi misin?" Savaş saçlarımı kurutma makinasıyla kurularken sormuştu bu soruyu. "Evet iyiyim sanırım." "Sevindim." Dedi ve işi bittikten sonra makinayı bir kenara bırakıp yanıma oturdu. "Kim üzdü bu kadar seni?" Dediğinde omuz silktim. "Biraz arkadaşlarımla kavga ettim." "Anlatmak istersen dinlerim." "Bilmiyorum." Dedim ve başımı göğsüne yasladım. "Nereden başlayacağım hakkında bir fikrim yok." "Bodoslama dal istersen." Dediğinde gülümsedim. "Sana bahsettiğim kızı hatırlıyor musun?" "Hande mi?" "Evet, işte onun yokluğu bizi oldukça kötü etkiledi." "Ama sonuçta her yere bakmışsınız yer yarılıp yerin içine girecek hali yok ya! Ya da başka bir dünyada olacak hali." Derken gözlerim büyüdü. "Ne dedin sen?" "Başka bir dünyada olacak hali yok ya dedim, niye ki?" Tabi ya! Hande'yi bulamıyoruz çünkü o Dünya'da değil. Başka bir boyutta, bunu aptal ben nasıl düşünemedim ki zaten? Ama nerede ki o zaman? Özel güçleri olan ben değilim sonuçta, kim bilir kaç tane boyut var. Diğerlerinden de yardım isteyemem, Hande'yi gram umursamıyorlar ki! "Noldu iyi misin?" Dedi Savaş elimi tutarak. Başımı salladım. "Yorgunum biraz." "Uyu istersen." Dediğinde gözlerimi kıstım. Neden uyumamı istiyor ki? Hem biz daha bir haftalık sevgiliyiz ona tam güvenmiyorum ben hem uyurken beni öldürüp çöpe atmayacağı ne malum. Ah sanırım kanım dondu. "Kötü bir şey mi dedim?" Dediğinde kendime geldim ve başımı salladım. "Hayır pek uykum yok, kahve yapalım mı?" "Olur, gel." Dedikten sonra beraber mutfağa gittik. Hande "Artık buradan kurtulmak istiyorum." Fısıltıyla kurduğum cümleyi İkra'nın duyup duymadığından emin değildim. O da sıkılmış bir vaziyette yerdeki çimleri kopartıyordu. Her gün aynı şeyleri yaşamaktan kimseyle iletişimde olamamaktan bıkmıştık. Babamın böyle yapması beni oldukça yaralamıştı ama benden daha çok üzülen biri varsa o da Koray'dı. Ne de olsa yanında büyüyüp her anını onunla yaşamıştı, ben yalnızca bir kaç gün tanıma fırsatı bulmuştum. Onda da kendini bana yanlış tanıtmıştı. Ailevi olarak hiç yüzüm gülmemişti ama beni seven bana sahip çıkan kardeşim, arkadaşlarım vardı. Annem geç de olsa beni sevdiğini bana hissettirmişti ve Kutay, onun aşkının dünyadaki tüm aşklardan daha sahici olduğuna inanıyorum. Umarım beni bu kadar süre beklerken başına bir şey gelmemiştir ya da çok üzülmemiştir. Onu özlüyorum ama elimden gelen tek şey bir süre daha beklemek. "Hadi gel ya." İkra'nın ayağa kalktığının bile farkında değildim. Elini bana uzatmış bıkkınlıkla elimi uzatmamı bekliyordu. "Noldu?" Dedim beni kaldırmasına izin vererek. "Biraz daha insan yüzü görmezsem gebereceğim, gel biraz insanları izleyelim." "Ama bizi görmüyorlar ki?" "Olsun daha eğlenceli." Dediğinde gülümsedim. "Sen ve bir şeye üşenmemek, kıyamet alameti doğrusu!" "Napalım günlerdir yat yat nereye kadar, zaten ölünce oldukça yatacağız." "Deli kız." Deyip gülümsedikten sonra beraber şatonun bahçesinden çıktık. Visu ve Koray ortalarda yoktu biz öğlen uykusuna yattığımız için her şeyden bi' haberdik. "Bunlar nereye gitti acaba?" "Aman Visu kesin bir şeyler istemiştir." "Çok sevimli ama ya." "Şımarttın zaten iyice tepemize çıktı." "Öyle deme çok tatlı." Dedim gülümseyerek. "Tatlı tabi acaba diğerlerine noldu?" "Umarım babam bir şey yapmamıştır." "Umarım." Dedikten sonra bir yeri işaret etti. "Ee?" "Kulübe girip eğlensek mi ne dersin?" "Kimse bizi görmüyor ki ama." Dediğimde omuz silkti. "Daha eğlenceli." "Hande!" İsmimin anılmasıyla arkaya döndüm. Koray koştur koştur yanımıza gelmişti, nefes nefese kaldığından yanımıza geldiğinde eğildi ve ellerini dizlerine koydu. "Koray noldu?" "Visu hazır, gidebilirsiniz." "Ciddi misin?" Dedim şaşkınlık ve sevinci sesime yansıtarak. "Evet çok fazla yediği için enerjisini çabuk toparlamış." "Oha çok iyi." Dedim ve sevinçle zıplayarak İkra'ya sarıldım. "Yaa senin adına çok mutlu oldum." Dedi İkra gülümseyerek. "Siz de hemen gelin tamam mı?" Dedim Koray ve İkra'yı kucaklayarak. "Bu biraz zaman alacak." "Olsun Koray baş başa kalacağız sonuçta." Dediğinde Visu öksürmeye başladığında kahkaha attık. "Beni canlıdan saymıyor bunlar Hande, benim yeni sahibim sen ol." "Bunlar tatlı sevimli felan ama çok nankörler ya." Dedi Koray gözlerini kısıp Visu'ya bakarak. "Bunu beni sevgilisine satan adam mı söylüyor?" "Aşk olsun Visu ya sevmedin mi benimle kalmayı?" "Sevdim ama bu gerçekleri değiştirmez." Dedi Visu dudak büzüp kollarını birbirine bağlayarak. "Gel buraya ya." Dedi Koray ve Visu'nun kafasını okşadı. "Al işte köpek muamelesi görüyorum şimdi de." Dedi Visu somurtarak. "Ya tamam tamam sen dönünce kavga edersin, ben bir an önce gitmek istiyorum." Dedim heyecanımı sesime yansıtarak. "Tamam hadi eve gidelim oradan doğru gideriz." Dediğinde başımı salladım. *** Visu gözlerimi kapatmamı istediğinden gelene kadar hiç açmamıştım. Nihayet durabildiğimizde fısıldadım. "Ne oldu, geldik mi? Açayım mı gözlerimi." "Eveeet geldik, Kutay'lar burada." Göğüs kafesim öyle bir inip kalkıyordu ki heyecandan neredeyse bayılacaktım. Etrafa bakındığımda buranın daha önceden geldiğimiz ağaç ev olduğunu farkettim, aslında burada hiç iyi anılarımız geçmemişti. Evimde olduğumu hissederek sessizce mutluluktan yerimde tepindikten sonra yanlarına gitmek için tam koşacaktım ki Visu önümü kesti. "Ne oldu?" "Ben hazır olduğunu sanmıyorum." Dedi kararsız bakışlarını üzerimde sabitleyerek. "Neye hazır olduğumu sanmıyorsun?" Dediğimde elimi ve gözlerini bir kaç saniyeliğine kapayıp tekrar açtı. "Ne oluyor?" "Şu an görünmeziz." "Bunu nasıl yaptın?" "Kardeşlerimden farklı bir özelliğim görünmez olabilmem." "Koray hiç bahsetmedi." "Önemli olan bu değil." Dedi ve ağaç eve doğru yürüdü peşinden giderken arkasını döndü. "Bizi duyamazlar ya da göremezler." "Bunu neden yapıyoruz anlamış değilim." Dediğimde tahtadan yapılmış evden içeri girdik. Gözlerim kanepede sohbet eden Alaz ve Derin'e kaydı. Neşeyle komedi filmi izliyorlar ve filmle ilgili konuşuyorlardı. Onları böyle mutlu görünce biraz tuhaf hissetmiştim açıkçası ama yine de hiç darılmama gerek yoktu sonuçta bu 8 ay içerisinde bende pek çok kez güldüm, eğlendim. Şimdi onlara haksızlık edemezdim. Merdivenleri çıktıktan sonra gözlerim Kutay'a kaydı. Onu öylesine özlemiştim ki, sakallarının ve saçının birbirine girmesi gülümsememe neden olmuştu. Sandalyede oturuyordu neden odada tek başındaydı ki? Biraz daha yukarı çıkarak odadan içeri girdiğimizde gördüğüm manzara karşısında şok oldum. İlk bir kaç dakika olduğum yere adeta çivilenmiş gibi hareketsiz kaldım. Derin derin nefesler almaya başladım çünkü bu normal değildi, herkesin hayatlarına kaldığı yerden devam etmesi canımı fena halde yakmıştı. Kutay yatakta ki esmer bir kıza gözlerini ayırmadan bakıyordu. Bir an için nefes alamadığımı hissettim çünkü Kutay'ın bakışlarında sevgi vardı. Sanki kalbim biri tarafından parçalara ayrılıyordu. Kaynar sular dökülmüştü kafamdan aşağıya, hissettiğim acıyı tarif edebilecek hiçbir kelime bulamıyordum şu an. Kutay'ın gözlerinin dolduğunu görünce şaşkınlıkla ona baktım elini kaldırıp kızın saçını okşadığındaysa ikinci bir darbe yemiş gibi izledim onları. "Hande çıkalım mı?" Visu'nun sesi uğultulu bir şekilde geldi kulaklarıma ve o an dizlerimin üzerine düştüm. Gözlerim dolu dolu karşımdaki manzarayı izledim bir süre. Hala daha idrak edemiyordum, kabustu bu değil mi? Birazdan uyanacaktım evet kesinlikle bu bir kabustu, zaten Kutay bana bunu yapmaz ki. O, O beni seviyor başkasını sevemez yapmaz. "Hande gidelim mi?" Dedi Visu tekrar. Gözlerim ona kaydı ve bir damla yaş aktı yere. "Canım çok yanıyor." Dedim dudaklarım titreye titreye. "Biliyorum lütfen ağlama." Dediğinde bir hıçkırık firar etti dudaklarımdan. Visu minik bedenini bana sardı onun da gözü dolmuştu. Gözlerimi Visu'dan çekip hala daha alışık olmadığım manzara çevirdim. Kız gözlerini yavaşça araladı ve Kutay'ı görünce şaşkınlıkla gülümsedi. "Ah, sen yine mi?" "Kabus falan görürsün diye yanında olmak istedim." Dedi Kutay. Bense o an kalbimin daha ne kırılabileceğini hesaplıyordum. Daha ne kadar kötü olabilirdi bu durum tahmin bile edemiyorum. Sevdiğim adam tanımadığım bir kızlaydı, zamanım olsa ben bu acıya bir yıl ağlardım. "Bir şey söyleyeyim mi?" Dedi kız utana sıkıla. "Söyle tabi." "Sen hani demiştin ya o gün 'benimle evlenir misin' diye sahi miydi?" "Ne?" Dedim çığlık atarak. "Bu kadarını yapmış olamazsın." "Hande gidelim lütfen." Dedi Visu dayanamayarak. "Doğru olamaz." Dedim sesim titreye titreye. "Bu kadarını yapamazsın Kutay ne olur yapmamış ol, hayal görüyor olayım yalvarırım." "İstemiyorum daha fazla hayır, istemiyorum-" derken dayanacak gücü kendimde bulamadım ve bedenim geriye düştü. Kutay "Bunun elbette şakası olmaz ama." Dedim ve aklımdaki cümleleri toparlamaya çalıştım. "Ama ne." Dedi üzüldüğünü belli eden bir sesle. Çisem'in haline o kadar çok üzülüyordum ki... Dün doktoruyla konuştum bana bir daha yürüyemeyeceğini söylemişti bunu Çisem'e nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Onu kız kardeşim gibi sevmeye başlamıştım düşündüğüm gibi bana iyi geliyordu. Onu mutlu görmek istiyordum çünkü bir kaç günde ona alıştım, O herkesten daha fazla yardıma muhtaç ufak bir kız çocuğuydu. "Benim sevdiğim biri var." "Ne?" Dedi gözlerine inanamaz bir halde. "Hande mi?" "Evet, Hande." "Nerede ki o şu an?" "Yok." "Ne demek yok?" "Yok işte, 8 aydır yok." "Ve sen hala onu mu seviyorsun?" Dedi şaşkınlığını sesine yansıtarak. Başımı ağır ağır salladım. "Evet." "Ama o seni bırakmış." "Buna inanmak istemiyorum." "Nasıl dayanıyorsun?" "Dayanamıyorum, kırgınım ona hemde çok fazla ama bir gülüşüne içimde yeniden çiçekler açar." "Haketmiyor." Dedi fısıldayarak. "Seni asla haketmiyor. Haketseydi gelirdi habersiz bırakmazdı seni." Bir kaç dakikalık sessizliğin ardından kaşları çatıldı ve ani bir hareketle bana döndü. "Sen o yüzden mi bana evlenme teklifi ettin?" "..." "Evet, inanamıyorum sana." "..." "İnanmıyorum, onu unutmak için beni kullanacaktın?" "Hayır öyle değil, söyledim zaten şu an." "Yine de aklından geçirdin." Dedi gözleri dolarken. "Çisem." Dedim elini tutmaya çalışarak. Sonra güldü birden ve geri çekilip akan göz yaşını elinin tersiyle sildi. "Ayağa kalkamayacağımı öğrendin değil mi?" "Ne?" "Duydum sizi doktorla konuşurken, o günden sonra tuhaf davrandın." "Saçmalıyorsun." "Yük almak istemedin çünkü." "Öyle değil Çisem yemin ederim." "Neden o zaman?! Bana 8 ay önceki bir kızdan bahsetmen falan bahane biliyorum, sadece benden kurtulmak istiyorsun." "Hayır yanlış anlıyorsun." "O zaman sev beni." "Ne?" Dedim şaşkınlıkla. "Lütfen, dene en azından ya da seni sevmeme izin ver." "Çisem-" derken beni susturdu ve elimi tuttu. Göz yaşlarından tüm kirpikleri ıslanmıştı. "Lütfen sadece dene, beni sevmeyi dene." "Su getireyim mi susamışsındır?" Dediğimde ilk inanamayan gözlerle bana baktı ama daja sonra sert bakışlarımla karşılaştığı için başını eğdi ve onay verdi. Odadan çıkarken ne yapacağıma karar vermeye çalışıyordum. Evet Hande yoktu gelmeyecekti. Peki ben Hande'ye olan aşkıma rağmen bir başkasını sevebilecek miydim? Hande Gözlerimi araladığımda yumuşacık bir yatakta olduğumu farkettim, burası neresiydi hiçbir fikrim yoktu. "Visu." Diye seslendim etrafa. Bir kaç dakika sonra kapım ardından da ışık açıldığında karşımda Hazel'i görmemle çığlık attım ve üzerine atladım. "Hazel." Dedim özlem dolu sesimle. "Canım çok özledim seni çok." Dedi saçlarımı öperek. "Her şey." Dedim geri çekilerek. "Gerçek miydi?" Söylediklerimi anlamışçasına başını eğdi. Gözlerim tekrar yaşardı, Kutay'ın bir başkasını sevmesi, ben bundan daha büyük bir acıyı daha yaşamamıştım. "Hazel." Dedim hıçkırarak. Kollarını belime dolayarak saçlarımı okşadı, Kutay'ın o kızın saçlarını okşadığı gibi. Gözümün önüne o hali geldiğinde dayanamadım ve yine dizlerimin üzerine düştüm. Kanatmak istercesine, ruhsal acıyı bedensel acıyla hafifletmek istercesine hızla çarpmıştım yere. Hazel de benimle yere düştü ve o da ağlamaya başladı. Ellerim titriyordu herkesten her şeyi beklerdim ama ondan bunu beklemezdim. Bu sahte hayatta gerçek olan tek şeyin onun sevgisi olduğunu sanmıştım. Nasıl da yanılmışım?! "Kalbim öyle bir yükün altında eziliyor ki, ben bunun ağırlığıyla nasıl yaşarım inan hiç bilmiyorum Hazel." "Hande yapma nolur." Dedi Hazel gözleri dolu dolu. "Nasıl yapmayayım?" "Doğru ben bilmem aşkı, anlayamam ki yüreğinde nasıl bir yangın var şu an." "Bana bunu nasıl yaptı, nasıl aklım almıyor nasıl!!" "Biraz içki ister misin?" "Lütfen yoksa ben bugün üzüntüden öleceğim." Bir kaç saniye sonra bilmediğim bir içki ve iki bardak getirdi. Kafam güzelleşmezse ben bugün ağlamaktan gözyaşlarımı kuruturdum. *** Ne olacak şimdi? Bu aşkla dolu yüreğim ne olacak? Hiç anlamı yokmuş demek ki, değerimde yokmuş. Hiçmişim, farketmemişim. Ben sekiz ay boyunca onun hayaline tutunurken o beni çoktan unutmuş ve bazen unutulmak ölümden de beter olabiliyormuş. Kutay, yüreğimde başlayıp kaburga kemiklerimin arasına kök salan, tarifi mümkün olmayan, zihnimde ve hatta tüm bedenimde hissettiğim duygularımın katili keşke beni dünyalara değişseydin de insanlara değişmeseydin. O gerçekten de bir vampirdi, kalpsiz bir vampir! Ağlıyordum, ıslanan kirpiklerimi elleriyle sildikten sonra kafamı göğüsüne yaslayıp "ben hep yanındayım." demeyeceğini bile bile ağlıyordum. Aslında bu saatten sonra geç kalınmış değil de gerek kalmamış gibiydi. Kimseye güvenilmeyeceğini bile bile yine gittim bir aptal gibi güvendim. Biliyordum yine kalbimin kırılıp paramparça olacağını ama bir ihtimale sığındım. Belki dedim, belki bu sefer gerçekten de doğru insanı bulmuşumdur. Hislerimde yanılmak istedim fakat yine hislerimde haklı çıktım. Bile bile attım kendimi bu çukura, kalbimi ellerimle ben sundum Kutay'a. Ya ben ailesi tarafından sokağa bırakılan, yıllar sonra bulduğumda bile göz yaşına uğratılan kızım. Bana ailem bile sevgi göstermemişken elin oğlundan sevgi beklemek aptallıktı. Canım acıyor demeye bile hakkım yok! Çünkü bunu kendime ben yaptım, bir başkası değil. Bunun bilincinde olmam ve ayağa kalkmam lazım çünkü düşerken yanımda olmayanlar kalkarken de yanımda olmayacaklar. Daha söylenecek o kadar çok şey var ki, o kadar çok hayal kırıklıkları var ki hepsi boğazımda düğüm düğüm. Onu ölesiye özlemişken sarılamamak, kokusunu içime çekememek o kadar acıydı ki. Benim orada tutunduğum tek dal Kutay'dı onun aşkıydı ama artık o da yoktu. Aşk diye bir şey yoktu, zerresi kalmamıştı. Ne diyorlardı aşk acısı çeken insanlar; "Aklımdan çıkmıyor, aklım çıkıyor o çıkmıyor.." Şu an tam da bu söz işlemişti ruhuma hem de ilmek ilmek. "Ben toparlandım sandıkça her şey tekrar yerle bir oluyor, ben artık aynı yere tekrar tekrar dönmekten bıktım." Dedim fısıltıyla. İçki bu sefer bana iyi gelmemişti kafam güzeldi ama hiçbir şey eğlence vermiyordu. Canım yanıyordu, içki bile fayda etmemişti Kutay'ı unutmama. Nasıl unutacaktım ki, her zerreme işlemiş varlığı. Peki ya o nasıl unuttu, o nasıl unuttu? "Hazel." Dedim fısıldayarak. Zar zor açık tuttuğu gözlerini bana çevirdi. "Hı." Dedi mırıltılı sesiyle. "Canım acıyor, keşke ölseydim çıkamasaydım oradan en azından Kutay'ın beni sevdiğini sanarak ölürdüm. Böyle acı çekmezdiö, hayal kırıklığı yaşamazdım." Dedim ruhsuzca gülümseyerek. "Allah o erkeklerin belasını versin!" Dedi Hazel de dediklerimin üzerinde bağırarak. Kapı aniden açılınca ikimiz de toparlanmaya çalıştık fakat birbirimizin üzerine yığıldık. Gözlerimi kapıdan tarafa çevirince kıvırcık saçlı esmer bir çocuğun kaşları çatık bize baktığını farkettim. "Niye genelleme yapıyorsun? Ben içeride televizyon izliyom." "Hazel bu kim?" "Yeni aşkitom." Dedi 32 diş sırıtarak. "Yine mi?" Dediğimde erkek anlamsızca baktı fakat Hazel eliyle ağzımı kapadı. "Şşş kapat gözlerini bu bir hayal." Ne saçmalıyordu anlamamıştım ama dediği gibi gözlerimi kapadım. Uyuyunca geçecekti nasıl olsa, ya da geçiştirilecekti. "Güüüüünaaaaayydııııınn." Hazel'in sesi beni uyanmaya zorlarken yarım yamalak gözlerle ona bakmaya çalıştım. Mırıltılar çıkardıktan sonra tekrar gözlerimi kapadım ama birden dün akşam ki olaylar aklıma geldiğinde bir hışımla kalktım yerimden. "Beni, aldatıyor mu?" Dedim ve tekrar ağlamaya başladım. "Ah başım da kalbim de çok ağrıyor." "Ya nereden uyandırdım yine ağlamaya başladın." Dedi Hazel üzgün bir sesle sonraysa sarıldı bana. "Ben ağlamayayım da kim ağlasın." "Değil mi? Gitti gül gibi vampir çocuk." Dedikten sonra daha çok ağlamaya başladım. "Yaa dur tamam tamam şey, sakin ol." Hazel sırtımı sıvazlarken burnumu çekiyordum, ağlamak istemiyorum ama içimde bağırmam için beni teşvik eden sesler vardı. Bağıramadığım için de gözlerimden seller boşalıyordu. "Sen nasıl başarıyorsun?" Dedim göz yaşlarımı silmeye çalışarak. "Neyi?" "Erkekleri unutmayı." "Çok basit." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Gerçekten basit mi?" "Evet eğer benim dediklerimi yaparsan Kutay'ı en az 4 gün en fazla 2 haftada unutursun." Dediğinde şaşkınlıkla suratına baktım. "Sahi mi?" "Evet ama ilk önce gerçekten unutmak isteyip istemediğine karar vermelisin." "Tabiki istiyorum!" "Emin misin, çünkü senin ondan soğumanı sağlayacağız ve bu yolun dönüşü olmaz bak?" Dediğinde kararsız kaldım. Gerçekten istiyor muydum emin değildim, ah Kutay sen ne yaptın? Bizim sevgimize ne yaptın?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD