Derin
"Kutay'ın yaptıklarını hiç doğru bulmuyorum." Dedim Alaz'ın sırtına yaslanmış televizyona bakarken.
"Bende ama söz dinlemiyor. Belki de böylesi daha iyi olur, Çisem ona iyi gelebilir."
"Yarayı açanla değil de başka birisiyle mi kapamasını söylüyorsun."
"Tam olarak öyle değil, sonuçta ikisinin de yaraları var. Birbirlerine iyi gelebilirler."
"Bilmiyorum Alaz, benim kafam çok karışık."
"Selamın helloo."
Kaşlarımı çatıp içeriye hoplaya zıplaya giren Hazel'e baktım. Bu kızda ki bu bitmek bilmeyen neşeyi anlamıyordum.
"Selam nereden çıktın sen?"
"Sürpriz yumurtadan eheheheh." Dediğinde Alaz'la birlikte suratımızı buruşturduk.
"Komik."
"Ay kanka noldu biliyor musun?"
"Hayır ve merak etmiyorum." Dedim umursamazca suratına bakarken.
"He iyi anlatayım." Dedi telefonunu bana uzatıp bir erkeğin resmini gösterip geri çekti. "Bu kim biliyor musun?"
"Yeni kurbanın falan mı?"
"Doğru bildin." Dedi ve güldü. "Ay canım beni böyle kimseyle çıkmamış, helal süt emmiş, erkeklerle işi yok gibi biliyor."
"Yazık çocuğa ya." Dedi Alaz da konuşmaya katılarak.
"Ay napalım canım bu kadar güzel bir kızla sevgili sonuçta ufak tefek şeylere de katlansın."
"Bir gün birinden çok fena darbe yiyip aşk acısı çekeceksin ama ne zaman." Dedim sabır dileyen bir sesle.
"Hahah aşk acısını anca aptallar çeker. Kızım dünyaya bir kere geliyoruz bir, aşk acısı da neymiş? Benim ömrüm o kadar uzun değil canım, aşk acısını vampirler çeksin."
"Aşık olmadığın için anlamaman doğal canım."
"Yoo gayet de oldum."
"Hiç de bile, ayran gönüllüsün kızım sen. Aşk senin neyine?"
"Ay haspama bak ya! Acısını çekmiyoruz diye aşık olmayız mı sanıyorsun?"
"Sendeki aşksa ben kendi hislerime aşk dediğim için özür diliyorum."
"Of aman seninle tartışamayacağım." Dedi ve saçlarını arkaya itip telefonuyla uğraşmaya başladı. Tırnakları yüzünden çıkan sese göz devirmeden edemedim.
"Ne işin var senin bu saatte?"
"Ne varmış saatte?"
"Kızlar siz sohbet edin ben bir Kutay'a bakayım." Dedikten sonra Alaz yanağımı öptü ve yanımızdan ayrıldı.
"Kaçırdın çocuğu."
"Ben mi kaçırdım, sen benimle didişeceğine sevgilinle ilgilenmeyi seçseydin şu an yanındaydı."
"Ay yeter Hazel tamam başımı şişirdin."
"Tabi haklı olunca öyle olur."
"Nasıl bir gamsızsın kızım sen?"
"Ne alaka be?" Dedi çirkefçe.
"8 aydır Hande'den haber alamadık farkındasın değil mi?" Dediğimde yüzündeki kendini bilmiş ifade anında soldu. Onun Hande'yi özlediğini biliyordum, duygularını hep içinde yaşardı. Bir kaç saniye sessiz durduktan sonra yine suratına geçirdi maskesini ve güldü.
"Hahahah komik, bunu Kutay'a Hande'yi unutmasını söyleyen güya Hande'nin en en en best frendi mi söylüyor?"
"Kutay Hande yüzünden üzülüyor."
"Farkında mısın bilmiyorum ama bizim best frendimiz Hande, Kutay değil."
"Bir şey sorabilir miyim?"
Gözlerim anında sol tarafa kaydı ve şaşkınlıkla Çisem'e baktım. Ne zaman geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
"Sen sandalyeye nasıl bindin?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Şey yatağımın yanındaydı, zorlandım ama yere düşmeden binebildim." Dediğinde gözlerimi kıstım. Bu bana hiç mantıklı gelmemişti ama şimdi bunu sorgulayacak halim yoktu. Başımı sallayarak yanımıza gelmesi için işaret ettim.
"Bu kim?" Dedi Hazel kaş göz işareti yaparak. Ona susmasını işaret ettikten sonra tekrar Çisem'e döndüm.
"Tabi sor."
"Hande kim?"
"Bilmiyor musun?" Dedi Hazel de ona bakarak. Kızı hiç sevmemiş gibi suratına bön bön bakıyordu. Onu uyarmak adına koluna cimcik attım. Sessizce inledikten sonra bana kötü kötü baktı.
"Hayır bilsem neden sorayım?"
"Ya sanırım bunu Kutay anlatsa daha iyi olur." Dediğimde Hazel kahkaha attı ve ayağa kalktı.
"Bu kız kim ki Kutay ona bir şey anlatacak." Derken içeriye Kutay ve Alaz girdi.
"Hazel otur yerine." Dedi Kutay Hazel'e kaşları çatık bakarak.
"Süper ya, bravo size." Dedi Hazel ve alkışlamaya başladı hepimize bakarak. "Cidden Hande gram umurunuzda değil öyle değil mi?"
"Hazel sus." Dedim onun kolunu çekerek.
"Ne susacağım ya, şuraya bak." Dedi ve tekrar güldü. "Saçma sapan birini Kutay eve getirmiş ne bu yeni sevgilin falan mı?"
"Hazel kes sesini!"
"Ne o Kutay, ağırına mı gitti? Nerede senin o ölümsüz aşkın, ben asla Hande'yi bırakmam diyişlerin? Bana laf söylüyorsunuz ya kimseyi sevemiyorum diye sizin sevginiz de pek bir halta yaramıyor sanki ha?"
Kutay adımlarını Hazel'e doğru attı ve burun buruna geldiler.
"Ne o yalan mı?"
"Haddini aşıyorsun!"
"Kim bu kız?" Dedi tekrar gülerek. Alaz aralarına geçti ve gerilimi azaltmaya çalıştı. "Cevap vermiyor musun? Dur o zaman bu zavallı kızcağıza soralım." Dedikten sonra Çisem'e döndü.
"Kimin oyunusun sen? Kim gönderdi seni? Bu tekerlekli sandalye de numara değil mi, acındırıyorsun güya kendini? Ama bir şey söyleyeyim mi değil Hande'nin yerine geçmek onun tırnağı bile edemezsin sen." Dedikten sonra Çisem'in üzerine yürüyordu ki onu ittirdim.
"Hazel kendine gel."
"Ne kendine gel ya?! Delirdiniz mi siz?! Delirdin mi sen Derin! Hande ya, bizim Hande." Dedi gözleri dolarken. "Bizim küçüklük arkadaşımız Hande, nasıl unutursun onu? Bu olanlara nasıl izin verirsin?"
"Hande'yi unuttuğum falan yok tamam mı? Bizi unutan o." Dediğimde kahkaha attı.
"Sen bu kadar aptal değilsin Derin, sen en akıllımızsın. Yaptığın şeyler yüzünden vicdanın rahat etmiyor o yüzden bizi unutan o diyorsun değil mi?"
"Hazel evimden çık git." Dedi Alaz buz gibi bir sesle.
"Merak etme sizin gibi insanların yanında bir dakika daha kalmam zaten." Dedikten sonra Hazel bir hışımla evden çıktı.
Hazel
Hande gitti ve koptuk. Bizi ayakta tutan oydu, şimdi bir hiç gibi hissediyorum kendimi. Oradan oraya savrulmuştuk, Derin'i artık tanıyamıyorum bile. Aptal bir kızı Hande'nin yerine koyma isteklerini anlayamıyorum. Gözlerimin dolmasını engelleyemediğimden ağlamaya başladım. Kendimi bok gibi hissediyordum, daha doğrusu bok çuvalı gibi. O kadar yalnızım ki hayatımda kimse kalmamıştı. Hande yok, Derin yok, İkra yok. Annem ve babam zaten ayrı ikisinin de ayrı hayatı var, ayrı çocukları var. Ben ortada kalan aptalın tekiyim, bok çuvalıyım. Kimse beni sevmiyor bu yüzden kendimi çok seviyorum, bu hayatta kendimden daha önemli hiçbir şey yok. Evet neşeli bir insanım ama bu demek değil ki hiç ağlamıyorum. Çünkü bazen neşeli insanlar, gamsız insanlar, umursamaz insanlar da ağlar.
Biraz ağlamamı dindirdikten sonra adresi vererek bir taksi çağırdım, babam boktan bir apartmanda bana bir tane daire tuttuğu için neyse ki sokakta kalmıyordum. Yine de yalnızdım, hemde çok fazla. Keşke Meyra şu an burada olsaydı ama o da Mahir'leydi.
"Resmen yalnızlığın vücut bulmuş haliyim!" Dedim sitemle söylenerek. Bu taksi de nerede kaldı ya?! Kızım daha yeni aradın sakin ol.
Omzumun üzerine su damladığında sıçrayarak geri çekildim. "Harika! Yağmur yağıyor, daha ne isterim?! Şimdi bir de hasta olurum ben, bakanım da yok zaten! Yapayalnız yorgan altlarında geberip giderim kimse de farketmez!" Dedikten sonra hıçkırdım. Ahh çok kötüyüm!! Deli gibi ağlamaya başlamıştım, yağmur da alay edercesine daya çok yağıyordu sanki.
Telefonum çaldığında ekranda Savaş yazısını görmemle dudaklarımı büzdüm ve ağlamamaya çalıştım. Cevapla tuşuna basmaya çalıştım fakat ekran ıslandığı için açılmıyordu.
"Aptal telefon aptal." Dedim sinirle tam fırlatıyordum ki kendimi durdurdum.
"Fakirsin ama aptal değilsin Hazel." Dedikten sonra telefonu giysimin iç tarafına silip cevaplaya bastım ve kulağıma götürdüm.
"Alo." Dedim ağladığımdan dolayı sesim boğuk çıkıyordu.
"Hazel, sen." Dedikten sonra biraz durakladı. "Ağladın mı?"
"Yoo ne münasebet niye ağlayayım ki?" Derken boğazımdan bir hıçkırık koptu.
"Aferin ya yalanımı ortaya çıkar zaten." Dedim fısıltıyla.
"Efendim?"
"Ağlıyorum tamam mı, ağlıyorum! Bende insanım ya ağlayamaz mıyım?"
"Ağlarsın ama sen iyi misin?"
"Değilim neden hep iyi olacak mışım ki? İyi değilim tamam mı?" Dedim bağırarak. Bunu neden yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu ama içimde birikmiş bir sinir vardı. Ve bunların hepsini Savaş'tan çıkarmaya çalışmam içler acısıydı.
"Neredesin sen konum at seni almaya geleyim." Dediğinde aklıma taksici geldi.
"Hayır taksi çağırdım."
"Binme."
"Ama burası çok uzak buraya kadar gelip bir de gelmeyeceğimi duyarsa çok fena söver."
"Bir şey olmaz parasını ver bekle."
"Parasını mı?"
"Evet hadi at konumu geliyorum." Dediğinde telefonu kapayıp konumu attım. Ben niye binmediğim taksiye para ödeyeceğim ya? Bu çocuk beni karun falan mı sanıyordu? Para benim gibi alışverişkolikte ne gezerdi? Bir de binmediğim taksiye para mı ödeyeceğim? Enayi değilim ki!
Koştur koştur otların arkasına geçtim Allah'tan dağlık bir yerdeydim de saklanabilecek çok yer vardı. Konumumu atınca ses çıkarmadan beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra otların arkasında çömelmiş beklerken ışık gözüktü yol tarafından. Aha taksici geldi işte, araba durdurduktan sonra içinden 40'lı yaşlarda biri çıktı etrafa bakındıktan sonta telefonla bir şeyler yapıp kulağına götürünce benim telefonumdan ses çıkmasıyla gözlerim kocaman oldu. Hemen telefonu sessize aldım ve geri geri adımlarken bir yere düştüm.
Sessizce inlerken etrafıma bakındım, bu şerefsiz ormana bu çukuru kim kazdı. Gözyaşlarımı tutamayarak ağlamaya başladım, ah bende şans olsa anamın karnından erkek çıkardım zaten.
"Ühüüü her yerim çamur oldu, ne yapacağım ben şimdi." Dedim ve tekrar ağlamaya başladım. Savaş da gelmeyecek ölene kadar bu çukurda kalacaktım. Ölmeye mahkumum zaten ben. Ah sırtıma da çalılar battı canım çok yanıyor, ah benim bahtsız kaderim. Ben bunları hakedecek ne yaptım? Ne mi yaptın? Kızım hayatına kim girdiyse kalplerini söktün üzerinde tepindin. Ya onunla bu bir mi? Evet o daha kötü, kaç kişinin ahı var senin üstünde biliyor musun? Ne alaka ya benim burada canım acımış çamura bulanmışım üşümüşüm sen aşk diyorsun ya? Hem yaşattığımız kötülükler kadar iyiliklerimiz de var tamam mı iç ses? Sende beni iyice kötülükler prensi hades yaptın ya? Ay Hades senin yanında melek kalır kız. Yok artık daha neler sus zaten ağlıyorum burada bir de kötü kötü şeyler söylüyorsun. Kızım ben senim bunları sen düşünüyorsun.
"Ne alaka be deli miyim ben?!" Dedim sesim titreye titreye bağırarak.
Telefonum tekrar çaldığında arayanın Savaş olduğunu görmemle direk açtım.
"Savaş yardım et nolur." Dedim ağlayarak.
"Noldu, Hazel ben geldim neredesin?"
"Çukurdayım yardım et nolur!" Dedim bağırarak.
"Tamam sesini duydum bağır biraz daha."
"Buradayım, imdat her yerim çamur oldu." Diye bağırırken karşımda Savaş'ı görünce içim birden rahatladı.
"Savaş." Dedim dudaklarımı büzüp ona bakarak.
"Gel buraya gel ne hale gelmişsin ya?" Dedi elini uzatarak. Ayağa kalktıktan sonra elini tuttum ve beni yukarı çekmesine izin verdim.
"Çok kötüyüm kendimi sokağa atılmış ıslak ve kirli bir köpek gibi hissediyorum."
Daha demin bok çuvalı gibi hissediyordun? Çocuğa öyle mi diyeceğim gerizekalı sen bir sussana ya!
"Tamam iyisin şimdi gel bize gidelim hem duş falan alırsın." Dediğinde gözlerim büyüdü. Hop hele tamam çok kişiyle çıkmış olabilirim ama daha kimsenin evinde kalmadım ben.
"Hayırdır sen ne sandın beni ya?"
"Ne?" Dedi Savaş anlamsızca bakarken.
"Ben niye sizin evinize gelecekmişim ki?!"
"Size gidelim o zaman?" Dedi anlamsız ve kararsız bakışlarla. Aklıma birden evin son hali geldi. Etrafa saçılmış kıyafetler, sandalyede asılı duran sütyenler, daha yıkamaya vakit bulamadığım kirli tabaklar ve daha nicesi...
Savaş'a bakıp şirince sırıttıktan sonra omzuna şakayla vurdum.
"Ciddiye mi aldın sen ya? Tabiki gelirim." Dedikten sonra onu anlamsız bakışlarla geride bırakıp arabasına bindim. Sürücü koltuğuna geçtikten sonra ona döndüm.
"Arabanı da kirliyorum ama kusura bakma."
"Yok ya ne kusuru al ceketimi de giy buz gibi olmuşsun." Dediğinde başımı salladım.
"Teşekkür ederim."
Arabanın ısıtıcısını çalıştırdıktan sonra nihayet kendime gelebilmiştim, Savaş olmasaydı kim bilir şu an halim ne olurdu? Alacağın olsun Derin, beni sattın elalemin uşaklarına düşürdün. Hele sen Hande, neredesin kim bilir? Bak şu halime acınacak haldeyim, acınacak. Ah ah, kimse bilmiyor kıymetimi neyse şu ah rahatım az daha yayılayım da çamur her yere bulaşsın. Bu çocukta çok can yakmış tip var onlara saysın canım hem bir arabanın lafı mı olur?