Saçlarım sırılsıklam olmuş bir şekilde rüyamdan uyandım. Derin nefesler alarak etrafa bakındım, içimdeki kötü his bir türlü geçmiyordu. Ne gördüğümü hatırlamıyordum fakat bu beni oldukça rahatsız etmişti. Üzerime bir şey zıpladığında ufak çaplı çığlık atıp refleksle sıçradım.
"Benim." Diyen Visu'ya bakıp elimi kalbime götürdüm.
"Ödümü kopardın ya!"
"Özür dilerim, korku dalgaların etrafa yayılınca bende bir şey oldu sandım."
Üzgün üzgün bakışlarla bana bakması ona karşı içimde şefkat oluşturdu ve kucağıma alıp sarılmaya çalıştım.
"Tamam sorun yok, teşekkür ederim."
"İyi misin?" Dediğinde bilmiyorum dercesine omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Ben Kutay'ı çok özledim. Ona bir şey oldu gibi hissediyorum."
"Bende kardeşlerimi çok özledim."
"Ah Visu'm minik kalpli küçüğüm."
"Teknik olarak benim kalbim yok ama sen bilirsin."
"Bence çoğu insandan daha çok kalbin var."
"Ne?" Dedi anlamsız bakışlarla.
"Bazı insanların kalbi vardır ama kalpsizdir ya hani o anlamda sende de tam tersi."
"Anladım sanırım." Dedikten sonra gözlerini büyülttüğünde bende gözlerimi kıstım çünkü ne zaman böyle yapsa bir şey istiyordu.
"Şey."
"Hı?"
"Ben acıktım da." Dedikten sonra minicik parmaklarıyla oynamaya başladı. Onun bu haline gülümsedikten sonra başımı sağa sola salladım. Sabah kraker almıştık sanırım birazcık onlardan atıştırabiliriz.
"Bende biraz açım hadi gidip bir şeyler yiyelim." Dediğimde sevinçle suratıma baktı ve beni beklemeden yataktan yere zıplayıp penguen gibi paytak paytak yürümeye başladı. Bende peşinden yavaş adımlarla ilerleyerek mutfağa ulaştım. Tezgahın önünde durduğumda paçamdan tırmanıp yukarı kadar çıktı ve tezgaha attı kendini.
"Eee ne yiyeceğiz? Ben kurt gibi açım."
"Kraker yiyebiliriz."
"Hayır olmaz." Dedi dudaklarını büzerek.
"Nedenmiş?"
"Benim gibi biri krakerle doymaz ki?"
"Zaten minnacık bir şeysin nasıl doymuyorsun?"
Evet bu ufaklıklar minnacık olsa bile bizden çok yemek yiyorlardı.
"Ama sonra güçlenemem ve sende geç görürsün Kutay'ı."
Ah en can alıcı noktamdan vurdu beni. Bu minik fare neyi ne zaman söyleyeceğini çok iyi biliyordu. Gözlerimi kısıp suratına baktığımda sevimli bakışlarla karşılık verdi. Biraz daha bu bakışmayı sürdürdükten sonra en sonunda pes ettim ve başımı salladım.
"Peki ne yiyelim?"
"Tost."
"Bu saatte?"
"Evet, lütfen lütfen lütfen."
"Ay tamam tamam, bana tost malzemelerini çıkar." Dediğimde tezgahtan yere zıplayarak buz dolabını açıp malzemeleri teker teker tezgaha bırakırken bende ekmekleri kestim. Bu çaldığımız erzaklar bize bir ay yeterdi. Yani eğer Visu sürekli böyle yemeye devam ederse muhtemelen 1 hafta zor yetecekti.
"Sen ne kadar yersin?" Deyip ekmeğin boyutunu ona gösterirken poşetten bir ekmek daha çıkarıp önüme koymasıyla kaşlarımı havaya kaldırdım.
"Ekmeği mi beğenmedin?"
"Hayır bu ikisi benim." Dedi masum masum. O kadar masum bakıyordu ki neredeyse bu yaptığını normal görüp kendimi suçlayacaktım.
"Oha."
"Napiyim aç mı kaliyim, yemek yemiyim mi?" Dediğinde kahkaha attım bu haline.
"Tamam tamam yapacağım ama bari 1 buçuk ekmek ye, bende kendime yarım yaparım." Dudaklarını büzse de başını salladı ağır ağır.
"Ne yapalım aç kalacağız bugün."
Haline gülümsedikten sonra 2 ekmek çıkarıp tostu yapmaya koyuldum.
Nihayet domatesli karışık tostlarımızı yaptıktan sonra yanına da güzel bir ayran yapıp masaya oturduk. İştahla yemeğimizi yerken birden karşımızda yarım yamalak gözlerle bize bakan İkra ve Koray'ı görünce şaşırdık.
"Şu küçük farelere bak hele yaa." Dedi İkra gülümsemeye çalışarak. "Erzağımız neden bitiriyor diyoruz biz de."
"Abartmayın yaa." Dedi Visu masumca onlara bakarken.
"Hele sen hiç konuşma o önündeki ekmek ne, sonra yürüyemiyorsun şişkoluktan."
Visu'nun gözü doldu ve dudaklarını büzdü.
"Şişko muyum ben?" Dedi bana dönerek.
"Yaaa miniğim." Dedim bende kafasını okşayarak. İkra'ya da gözlerimi büyüterek baktım.
"Sen şımartıyorsun bunu biliyorsun değil mi?" Dedi ve yanımıza gelip sandalye çekti ve oturdu sonra Visu'yu kucağına aldı.
"Sen her halinle tatlısın bir tanem ama çok yiyorsun."
Onlar konuşurken gözlerimi Koray'a çevirdim.
"Neden uyandınız?"
"Güneş doğdu ya uykum kaçtı bir de ses falan yaptınız biraz"
"Biraz mı?" dedi İkra gözlerini büyütüp Koray'a bakarak.
"Öyle mi? Fark etmedik ya."
"Vallaha bir ara uyandım bir şey düşürdünüz sanırım tam uykuya dalacaktım senin kahkahanla sıçradım."
"Aynen ya öyle bir gülüyorsun ki ev titriyor. Ho ho hoyu." Dediğinde kahkaha atıp İkra'ya baktım.
"Ciddi misiniz ya?"
"Valla senin dünyadan haberin yok." Dedi Koray da bir sandalye çekip otururken.
"Çok özür dileriz o zaman ya."
"Şu tosttan bize de yap da affedelim o zaman." Dediğinde gülümseyip başımı salladım ve ayağa kalktım.
"Hemen."
Kutay
"Abicim manyak mısın sen?" Dedi Alaz kaşlarını çatmış suratıma bakarken.
"Valla bu sefer bende Alaz'a hak veriyorum. Tanımadığın birine evlenme teklifi etmek ne? Üstelik bizim evimizde kalıyor şu an."
Bakışlarımı gökyüzünden alıp tekrar çimlere çevirdim.
"Kafam iyi değil." Dedim Derin'e cevap olarak.
"Onu biliyoruz zaten."
"Lan amına koyayım sen demedin mi unut Hande'yi diye." Dedim Alaz'a sinirle bakarak.
"Dedim de böyle mi dedim!" Dedi Alaz da sesini yükselterek. "Lan ben sana birinin duygularıyla mı oyna dedim?!"
"Alçalt lan o sesini." Deyip ona doğru yaklaşıyordum ki Derin'in aramıza ateşten duvar örmesiyle geri çekildim. Hay yarabbim ya bir de bu kızın ateşiyle uğraşıyorduk.
"Sakinleşin."
"Ben kimsenin duygularıyla oynamıyorum tamam mı? Şu sevgiline söyle bunu aklına soksun."
"Sevgilim söyle şu herife iki günde tanıdığı kıza nasıl aşık olmuş?"
"Derin söyle şu sevgiline onu hiç alakadar etmez."
"Aşkım şöyle şuna-"
"Of yeter be." Dedi Derin ve ateşi kaldırdı. "Ne haliniz varsa görün sizle mi uğraşacağım ya!"
"Oğlum söylesene kızı buraya getirirken amacın neydi?"
"Peşinde eski sevgilisi var ve kızı tehdit ediyor."
"Sana mı kaldı başkalarının dertleri?"
"Bana kaldı oğlum bana kaldı. Yüzündeki çaresizliği gördüm ben, bana yardım eden olmadı bari ben edeyim."
"Sen vampir olduğunun farkında mısın? Kötüyüz lan biz." Dediğinde güldüm.
"Bunu yetimhanedeki çocuklara her hafta çikolata götüren herif mi söylüyor."
"O ayrı."
"Aynen aynen."
"Ya yarın bir gün Hande çıkıp gelse ne yapacaksın?"
"Gelmeyecek."
"Diyelim ki geldi-" derken sözünü kestim.
"Gelmeyecek diyorum sana! O yok artık yok! 247 gündür neredeymiş?"
"Kafayı yemişsin oğlum sen! Ama ben sana söyleyeyim Hande gelirse ne olacağını. Bu kızı sik gibi ortada bırakacaksın ve açık olan yaralarını kapatayım derken daha da kanatacaksın."
"Öyle bir şey yapmam."
"Senin ciğerini biliyorum lan ben, senin şu an yaptığın tek şey o kıza zarar vermek."
"Hayır ben ona zarar vermeyeceğim."
"Göreceğiz." Dedikten sonra ortama sessizlik hakim oldu.
Dün Akşam Saatleri
"Ne?" Dedi, yüzünde şaşkınlığını belli eden bir ifade oluşmuştu.
"Duydun, benimle evlenir misin?"
"Dalga mı geçiyorsun?"
"Hayır çok ciddiyim."
"Ne sanıyorsun sen beni ya?!" Dedi sinirle.
"Yanlış anlama kötü bir niyetim yok."
"Kötü bir niyetin olmasa bile bu çok saçma tamam mı?" Dedi ve tuttuğum elini bir hışımla geri çekti. "Ben bu bakışı biliyorum, ailem öldüğünde de bu bakışlara maruz kaldım ben. Bana acıyorsun."
"Hayır yanlış anladın."
"Doğru anladım, bana acıma tamam mı? Asla!"
"Acımıyorum sadece-"
"Sadece ne?" Dedi ve güldü. "İki günde aşık mı oldun?"
"Sadece daha fazla üzülmeni istemiyorum birlikte olursak belki-"
"Hayır." Dediğinde gözleri doldu. "Ben hayatımda kimi sevdiysem hepsi gitti ben bundan sonra kimseyi sevmek istemiyorum, ayrılıklara dayanamıyorum."
Dediğinde sessizleştim. O da sessiz kaldı bir süre. Belki de canını daha çok yakmıştım bu teklifimle. Çok narindi, çok kırılgandı.
"Eğer seni seversem beni bırakır mısın?" Dediğinde şaşkınlıkla kaşlarımı havaya kaldırdım. Ne kadar da değişken biriydi.
"Ben-" derken telefonum çaldı. Alaz arıyordu, telefonu açtıktan sonra kulağıma getirdim.
"Abi neredesin sen ya?"
"Ne oldu?"
"Lan amına koyayım füzana mı gittin çikolata almaya." Dediğinde telefonu biraz uzaklaştırıp Çisem'e döndüm.
"Sen biraz bekle geliyorum." Dediğimde başını salladı.
"Hayırdır hesap mı soruyorsun Alaz?"
"Yok da abi öldün mü kaldın mı merak ettik yani."
"Yok maalesef daha hakkın rahmetine kavuşamadım."
"İyi ne zaman geliyorsun?"
"Gelirim yarın ama yanımda biri var."
"Lan Hande mi yoksa?"
"Hayır o defter kapandı artık ismini geçirmeyin."
"Nasıl?"
"Nasılsa nasıl boş ver sen."
"Kimi getireceksin ki o zaman?"
"Gelince görürsün hadi kapa."
Dedikten sonra telefonu kapatarak arabaya geçtim. Gözlerimi Çisem'e çevirdiğimde çoktan uyumuş olduğunu fark ettim. Arkadan ceketimi alıp üzerini örttüm ve Alaz'ların yanına doğru yola koyuldum.