Ceres;
Ben Ceres, Ceres Valorian. Lanetli kızıl cadı. Bir kızıl cadı ile mahşerin dört atlısından biri olan kadim vampir, ölümün kızı.
Kendimi hiçbir bir zaman buraya ait hissetmemiştim. Annemin tüm ısrarlarına ve türümün burada yaşamasına rağmen...
Herkes beni dışlardı. Hiç bir zaman yakın bir arkadaşım bile olmadı. Nedeni ise gücümdü. Gücüm ilk ortaya çıktığında daha küçücük bir kızdım. Beş yaşında falandım.
Tüm çocuklar bir arada oynarken arkadaşlarımdan birisinin getirmiş olduğu tavşanını seviyorduk. Ne olduğunu anlamadan sevme sırası bana geldiğinde parmaklarımdan çıkan gri bir sis ile birlikte tavşan öldü.
Bir anda tüm çocuklar çığlık atarken ben daha ne olduğunu bile anlamamıştım. Sonrası mı türlü incelemeler ve annemin yadırgayan bakışları.
Sadece Vanga sevecen davranmıştı bana. Diğer herkes benim lanetimden tiksinir bir tavır almıştı. Gücümün lanet olduğunu o gün kafama kazımıştım. Çocuk halimle saatlerce ağlamıştım.
Bilge cadıların benimle incelemeleri bittikten sonra babamın lanetinin bana geçtiğine ve parmaklarım ile kullandığım sonucuna vardılar.
Lanetimi kullanıp kimseye zarar vermemem için bana özel eldivenler yaptılar. Sözde böyleydi. Aslında ise benden tiksinmişlerdi. Onlara göre bir ucubeydim.
Kimse bana lanetimin bir güç olduğunu ya da nasıl kullanmam gerektiğini öğretmedi. Herkes beni görünce yolunu değiştirdi. Daha küçücük bir kız çocuğuydum oysaki.
Beş yaşındaki bir kız çocuğu için üzerime ağır bir yük yüklenmişti. Yaşıtlarım hastalık taşıyormuşum gibi benden kaçıyordu. Büyükler ise sürekli bana lanetli olduğumu hatırlatan şeyler söylüyor ya da yapıyorlardı.
Ben de çareyi kitaplara sığınmakta buldum. Başta lanetim için bir çare var mı diye okumaya başladığım kitaplar zamanla tek dostum oldu. Kitaplar insanlar gibi sizi yargılamıyor ya da alay etmiyordu.
Kızıl cadı olarak kendime duyduğum özgüven zamanla kayboldu. Herkes tarafından dışlandım. Yaşıtlarım beni gördüklerinde sadece alay ettiler ya da uzaklaştılar.
Kendimi korumak için eldivenimi çıkardığım bir gün annem tarafından ağır cezalandırıldım haklı olmama rağmen. Bu beni hor gören ve zorbalayanları daha da cesaretli hale getirdi.
Babam anneme ilk kez sert bir tepki vermişti bu konuda. Ama annem babamı da duymazdan geldi. Sanki benim için dünyadaki en iyi şeyleri tek o biliyordu.
Babam beni çok severdi ve bana gücümü kullanmayı öğretti. Kim karşı çıkarsa çıksın. Babamla çalıştığımız tüm o saatler boyunca kendimi geliştirdim. Eldivenlerim olmasa da kimseyi öldürmeyeceğimden emindim. Ama annem bu konuda asla bana güvenmedi.
Ait olduğum tek yer kütüphaneymiş gibi davrandı. Çünkü beni görmezden gelmek kolay oluyordu o zaman. İçime kapandığım için cadı olarak da çok yetersiz kalıyordum. Basit büyüleri bile bazen yapmam mümkün olmuyordu.
Bazen buralardan gitmeyi hayal ederdim. Belki kader eşimi bulur onunla birlikte özgürce uzak diyarlarda yaşardım. Eldivenlerimin üzerinden yine bileklerimi kaşıdım. İki küçük nokta bazen karıncalanıp duruyordu. İki bileğimde de bene benzer iki küçük nokta vardı.
Düşüncelerimden arınarak oturduğum sandalyeden kalktım. Kitaplarımı toplayarak kucağıma tıkıştırdım. Beni böyle gören kimse yadırgamıyordu.
Okuldaki mesaim bitmiş cadı liderinin olduğu ana binaya doğru yürüyordum. Her ırkın eğitilmesi için özel okulları vardı. Kraliçe Velora bu konuda oldukça hassastı.
Çok yetenekli ve istekli gençler isterler ise Yeni Krallıktaki ya da Merkez Krallığındaki karma üniveristeye gidebilirdi. Ben çok istemiştim ancak her zamanki gibi annem engel olmuştu.
Babanız krallardan birisinin en yakın arkadaşı olup nasıl hiç onları görmeye gitmezdiniz bilmiyorum. Ama annem sürekli itiraz etmişti.
Babamla eğitim için çoğunlukla kamp yapardık. O kamplardan birinde diğer atlılar ile tanışmıştım hem de Kral Alaric ile bile. Hepsi ile ilgili bir sürü efsane vardı. Bense iyi bir öğrenci olup güçlerini kullanmalarını hayranlık ile izlemiştim.
"Ceres" diyen sese döndüm.
"Laile."
"Lider Cassandraya mektup var." diyerek elime bir zarf uzattı. Tabi ki eli elime değmeden önce eldivenim var mı diye kontrol etti.
"Ben iletirim, teşekkürler." dedim.
Artık bu davranışı yadırgamıyordum. Onların yerinde olsam belki ben de tek dokunuşla beni öldürebilecek birisine doğrudan dokunmak istemezdim.
Lider Cassandra. Vanga'nin öldürülmesinden sonra cadılar arasında ciddi görüş ayrılıkları oluşmuştu ve nereseyse dağılma noktasına gelmiştik. Yapılan oyalama ile birlikte annem yeni lider seçilmiş olsa da babam nedeni ile ona kin gündenler cadı bölgesini terk etmişlerdi.
Uzunca bir zamandır da anneme yönelik girişimleri oluyordu. Annemi lider koltuğundan almak için sürekli bölgede sıkıntı çıkaranlar vardı.
Anneme mektubu iletmek için yola çıktım. Her ne kadar telefon falan kullansak da Kraliçe Velora resmi işler için mektup kullanmayı tercih ediyordu.
Mühürü görünce bir an tökezledim. Kraliçe Velora'nın kırmızı mührü. Bu acil durum demekti. Zarfın arkasında annemin ismi vardı. Ne olduğunu çok merak etmiştim.
Binaya girip annemin odasına çıktım. Kapıyı vurup içeri girdiğimde telefonda sinirli bir şekilde konuşuyordu. Benim geldiğimi görünce yüzü attı.
"Çık dışarı Ceres." diye bana bağırdı.
Sinirle geri çıktım. Benden bu kadar gizli ne olduğunu deli gibi merak etmiştim. Aklımdan çıkan mektup ile birlikte eve geçtim. Öfkeyle odama çıktım.
Yatağa attığım kitaplar ile birlikte zarfta düştü. Ya babama bir şey olduysa diye içimden geçirdim. Ama öyle olsa telefon ederdi. Ya da belki de etmişti. Kraliçe ile hiç konuşmamıştım.
Anneme olan öfkem galip geldi ve benden ne sakladığını öğrenmek için mektubu yırtarcasına açtım.
"Sevgili Cassandra;
23 yıl önce sana bir söz vermiştim. Aynı şekilde sen de bana bir söz verdin. Ben sözümü tuttum ve bu yıllar boyunca asla sizi rahatsız edip kızını büyütmene karışmadım.
Ancak görüyorum ki sen verdiğin sözü yerine getirmemek için türlü bahanelere sarılıyorsun. Ceres şu an 23 yaşını doldurdu. Bu eşleşmek için oldukça geç bir yaş.
Xaden ve Orion sabırsızlıkla kader eşleri ile tanışmayı bekliyor. Daha fazla oyalanmadan Maximus geri döndüğünde, Ceresi tanışmak için Merkez Krallığına göndermeni talep ediyorum.
Bunu yapmak istemezdim ama kimse beni görmezden gelemez Cassandra.
Ben Kraliçe Velora isteğimin derhal yerine getirilmesini emrediyorum. Aksi takdirde bizzat kendim bölgenize gelip Ceresi alacağım.
Sevgiler
Kraliçe Velora"
Okuduklarımı sindirmek için bir kez daha okudum. Sonra bir kez daha. Gözüm karardı. Bir an yatağa yığıldım.
Tüm hayatım ve bildiklerim yalan mıydı? Benim kader eşlerim vardı ve annemle babam bana söylemediler mi?
İhanet tüm bedenimi ele geçirirken gözlerim doldu. Ben onlarla büyüyebilirdim. Birlikte. Ama benim bu hakkımı elimden mi almışlardı. Prensler benden birkaç hafta büyüktü.
Bu lanet yerde onca eziyet dolu yıl geçirmiştim. Alay edilmiş ve hor görülmüştum. Ama meğerse hepsinin bir çaresi varmış. İstediğim an buradan gidebilirmişim.
Yıllarca kader eşim için beklediğimi söylediğimde annem dalga mı geçmişti benimle.
Sonra bir gerçeği daha fark ettim. Lanet olsun benim iki eşim mi vardı? Nasıl yani? Prenslerin tek eşi ben miydim? Aynı Kraliçe Velora gibi.
Sonra bir gerçeği daha fark ettim. Geleceğin kraliçesi ben mi olacaktım bu durumda. Aklıma yeni farkına varmaya başladığım gerçeklerin hızına yetişmiyordum.
Ama artık bitmişti. Hayatımın iplerini elime almam gerekiyordu. İlk iş olarak eldivenlerimi çıkardım. Elimde sımsıkı tuttuğum mektup ile anneme doğru yola çıktım...
Ben Ceres, en yakınları tarafından ihanete uğramış lanetli kızıl cadı...