"Akan kan"

1090 Words
Ceres; Elimde tuttuğum mektup ile birlikte sinirle odadan çıktım öyle sinirle yürüyordum ki. Nedenini tahmin etmek zor değildi sonuçta. Hani ailemin gerçek ailem olmadığını evlatlık bir çocuk olduğumu öğrenmiş gibiydim. Aslında bir bakıma öyleydi sonuçta. Ailem gerçek yüzünü saklamış benden. Elimdeki mektup sıkılmaktan kırışmıştı. Etrafımdan insanlar gelip geciyordu ancak bu sefer beni görmezden gelmek yerine durup bana bakıyor ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Sanırım gücüm yükselmişti. Bunu diğer cadılar hissedebilirdi. Senelerdir içimde biriktirğim ne varsa gün yüzüne çıkmaya başlarken gözyaşlarım gözlerimden yavaşça toprağa akıyor, toprağa akan her bir damla gözyaşımdan bir adet filiz çıkıyordu. Annemin insanlar ile toplantı yaptığı taht odası gibi olan odaya girdim. Eğer burası bir krallık olsaydı tahtında bir kral ya da kraliçe oturuyor olurdu. Bu odaya girmekten normalde kaçardım. Çünkü burası Vanga'yı ölü bulduğum odaydı. Ağır kapı yavaşça açılırken annemi can çekişirken gördüm. Başında kukuletali bir adam boğazını sıkmıştı. Elinde üzerinde kurukafatası olan yeşil kakmalı taşlıları olan bir hançer vardı. İsyancıların işaretini hemen tanıdım. "Anne." diye çığlık atmam ile adamın annemi bırakıp bana yönelmesi aynı anda oldu. Gözlerim adamın kırmızı gözlerine değince anılar zihnime dolmaya başladı. Adamın anılarını kendi anılarım gibi görmeye başladım. Yağmurlu karanlık bir gecede kulenin en yüksek tepesinden siyah pelerini ile atlamıştı. Lider Vanga'nin odasına girdiğinde beyaz gözlü kadının zaten onu beklediğini gördü. Kolunun içine sakladığı hançeri çıkardığında Vanga derin bir nefes aldı. "Ben de seni bekliyordum." dedi. "Ölümün ben olacağım." "Ben ölmeye zaten hazırım. Peki sen başına geleceklere hazır mısın?" "Sen öldüğünde son kâhin yok olacak ve Kronosun uyanışı başlayacak." "Bu gücü bana veren zaten o." dedi Vanga. "O yüzden geri almalı." diyerek Vanga'yı kalbinden bıçakladı. Kalbine sapladığı hançeri geri çekerken hançerden akan kanı gördüm. Gelen sesler üzerine kaçarak odadan çıktı. Bu sahnenin devamını ben çok iyi biliyordum. 13 yaşımda küçük bir çocuktum. Bana iyi davranan tek kişi Vanga olduğu için gece gece yine ona bir şeyler sormaya gidiyordum. Annemden saklanarak odamdan çıkmıştım. Vanga bu saatte lider odasında olur ve dinlenirdi. Odaya girmemle bir terslik olduğunu fark etmem aynı anda olmuştu. "Vanga." diye çığlık atarak ona koşup akan kanı durdurmaya çalıştım ama işe yaramıyordu. "Bir büyü bir şey söyle Vanga." "Ceres, benim zamanım doldu. Bu günü zaten görmüştüm." "Ama bir şey yapmalıyız.." "Hayır. Fazla vaktim yok beni iyi dinle.." artık kan kusmaya başlamıştı. "Liderin gücü sonraki en güçlü cadıya geçer. Lider annen olacaktır. Ama senin gücün daha fazla." "Kronos ben öldüm diye uyanmaz. Ancak döngü tamamlanmak üzere her şeyin bir sonu vardır. Onların uykularının sonu da geldi." "Kâhinler gücünü başka birisine verebilir. Kabul edersen sana vereceğim." "Ben yapamam." dedim ellerimi çekerek. "Yapabilirsin Ceres. Kendine güven. Sen kadim dünyadaki en güçlü cadı olacaksın. " "Elini ver." "Benim gözlerim değil, Tanrıça Gaeanın., Benim gücüm değil Kronosun." "Zaman tanrısı yanında olsun ve bana bahşedilen güç sana aksın." Sonra gerçekten gümüşümsü beyaz iplikler gözlerinden akıp beni sarmaladılar. Vanga'nin açık kalan gözlerinin içinde artık mavilikler vardı. Sedef iplikler benim gözlerimi sarmadı ama omuzlarımdan dirseklerime kadar dövme oluşturdular. Beyaz dövmeler. Uzaktan bakıldığında sadece yara izi gibi duruyordu. Zaman zaman bazı rüyalar gördüm. Mesela sürekli Kronos ile konuştuğum o rüya. Bazen insanların yalan söylediğini onların gözlerine bakınca anlardım. Daha doğrusu onların anıları bana geçerdi. Bunlar dışında bana bir etkisi olmadı. O gece tarihin akışı değişmişti. Cadılar arasındaki kavga büyümüş ve ayrılık gözükmüştü. Vanga'yı öldüren adamın dedikleri nedeniyle annem kâhinlik gücünün bana geçtiğini söylememi yasaklamıştı. Babam ve annem dışında kimse bunu bilmiyordu. Şimdi aynı adam yine buradaydı. Ama sadece isyancı bir adam olamadığı anladım. Lanetli bir varlık. İğrenç kokan nefesini hissedebiliyordum. Herkes Hadesin yer altı krallığını iğrenç sanardı. Ya da kötülüğün o olduğuna dair bir inanış. Hayır değildi. Hadesin krallığı asıl iblislerden bizim dünyamızı koruyan bir şehirdi. Hades bu görevi isteyerek kabul etmişti. İblisler farklı yaratıklardı. Titanların onları yarattığı söylense de buna dair bir kanıt yoktu. Hadesin korumasından kaçıp nasıl buraya geldiğini bilmesem de bu kesinlikle bir iblisti. "Anlaşılan öldürmem gereken kızıl cadı sendin." dedi bana daha da yaklaşarak. "Ceres kaç." diye bağırsa da annem artık çok geçti. Kollarından çıkardığı siyah büyü ile beni yakaladı. Elimdeki mektup kayıp yere düşerken tek yapabildiğim çığlık atmaktı. İblis bana doğru hamle yaptığında geriledim. Gücümü çağırıyordum ama fayda etmiyordu. Bir kez daha güçsüz olduğum için kendime lanet ettim. Annem ise ayakkanıp gücüyle yaktığı ateşi çoğaltmaya başladı. "Yan seni pislik." "Ceres, Cassandra." diyerek içeri giren kişi babamdan başkası değildi. "Vanga'yı öldüren iblis bu." dedi annem. Tabiki bunu da biliyorlardı. Benim bilmediğim ne varsa zaten ikisi de çoktan hazırlıklıydı. İblisin ipleri beni daha da sıkarken bir çığlık daha attım. Babam çoktan sisini çağırmıştı ama bir iblisin üzerinde ölümün bir etkisi yoktu sanırım. Çünkü onlar bu dünyadan bağımsız yaratıklardı. Siyah iplerinden birisini yakalayarak gücümü çağırdım. Sis ile birlikte gelen güç bambaşkaydı. Yara izi gibi duran gümüşi iplikler kollarımdan çıktı. Bir anda iblisi tüketmeye başladım. İşte o zaman anladım ki annemin özel gücü nasıl çoğaltma ise benim de gücüm soğurmaydı. Yani güçlerini emiyordum. Babamın laneti ile birleşince sonunun ölüm olması normaldi. "Al bakalım pislik." dediğimde daha da yüklendim. Parmak uçlarımda dahil olmak üzere iki elimde parlıyordu. "Ceres yeter, Ceres." diye bağırdı annem. Burnumdan akan kanı sildim. Kendime çok yüklenmiştim. Soğurduğum tüm gücü toprağa yönlendirdim. İblis güçsüz düşmüş olsa da yok olmamıştı. Neydi bu böyle. Sanki tanrı gücü vardı. Bir anda bedeninden fırlattığı kalın cisimleri bana yönlendirmişti. Bir tanesi babamın ayağına saplanırken kendimi ölmeye hazırladım. Ama beklediğim olmadı. Önüme geçen anneme saplandı. "Anne." diye bir çığlık attım. "Cassandra." diyerek ayağındakini çıkardı babam. "Gitmeliyiz. Daha fazlası yolda olmalı." dedi annem. İblis bir anda kaybolmuştu çünkü. "Anne yaralısın." dedim akan kana bakarken. "Kraliyet Şifacıları halleder. Portala, Maximus koşun." dedi yine. Daha fazlasının geldiğini ben de hissediyordum. Bizim koruma duvarlarımizi nasıl aştıklarını bilmesem de Merkez Krallıktaki gibi korumamız güçlü değildi. Lider odasının arka tarafına doğru koştuk. Burada annem portal açamazdı çünkü. Bunu uzun zaman önce engellemişkerdi. Siyah pelerinli üç iblis daha belirirken babam kılıcını çekti. Ancak savaşmak ölüm demekti. Ölüm için bile. Annem tuttuğu gibi beni portaldan içeri fırlattı. Babama koş dediğini duydum. Hepimiz portaldan geçerken annem kanayan karnını tutuyordu. "İyi misin?" diye sordu babam. "Hala krallığın koruma duvarları dışındayız. Yürüyün." dedi annem. Babam annemi kucakladı. Ormanlık alanda yürüyorduk. Sinirliydim. Ölümle burun buruna gelmiştim ama hala bana açıklama yapmıyorlardı. "Neyse en azından Kraliçe ani gelişimize şaşırmayacak ne de olsa bizi bekliyordu değil mi anne?" "Sen nereden biliyorsun?" "Yıllardır bana yalan söylediğinizi ve eşlerimi benden sakladığınızı mı?" "Ceres.." "İkinizle de konuşmak istemiyorum." "Bence de aranızdaki sorunları daha sonra halledin. Bence daha büyük bir sorununuz var. Kimse merkez krallığa bu şekilde giremez." Beş vampir etrafımızı çevirmişti. Beş de kurt vardı. Bize kılıçlarını doğrultmuş bekliyorlardı. "Sen de kimsin Yavru" diye sordu babam sinirle. " Ben sınır muhafızları lideriyim. Şimdi izinsiz girdiğiniz için tutuklusunuz. Hepiniz." dedi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD