HER AN ARAYABİLİRSİN

1182 Words
Bir bakış insana binlerce duyguyu hissettirebilir mi? Bir bakışa kaç anlam yüklersin ki? Öfke, kızgınlık, nefret, sevgi, acıma, aşk... Daha birçok duygu. Yiğit Bey'in bakışlarında sanki onun olan bir şeye zarar veren birine duyulan bir öfke bakışı vardı. Gözleri kolumda ve omzumda dolanırken ben hızla elimdeki tişörtü giymeye çabaladım. Yiğit Bey iki adımda hızla yanıma geldi ve daha bana tek kelime etmeden elimdeki tişörtü yatağın üzerine fırlatıp, o kocaman ellerini üzerimdeki yüzücü atletin eteklerine yerleştirip, hızla çektiğinde sadece "Yiğit bey ne yapıyorsunuz lütfen" diyebildim. Buna aldırış etti mi hayır. Ben karşısında resmen sutyen ile kala kalmıştım. O ise o yakıcı, delici bir o kadar da tehdit dolu bakışları ile tüm bedenimi tarıyordu. Elleri omuzlarımı kavradığında yavaşça beni döndürdü ve birkaç saniye sessiz kaldığında, aslında sırtımda karnımda gördüğü geçmek üzere olan ama gerçeğinin ne kadar kötü olduğunu gösteren izler karşısında söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyormuş gibiydi. Sonrasında ise fısıltı, bir o kadar da isyan eden sesi ile "Sana bunu yapmalarına neden izin veriyorsun Aylin?" Diye sordu. Sorusuna bir cevabım yoktu. Bu lanet olasıca duruma da herhangi bir açıklamam. Yavaşça beni kendine döndürdüğünde onun o söyle bana dercesine yalvaran bakışları tüm benliğime işlerken yutkundum ve "Yiğit bey" dedim. Sonrasında ise derin bir nefes alarak, "Bakın bu benim hayatım ve evet, berbat bir durum. Altından kalkabileceğim bir durum yakında bitecek. Kimsenin yardımına ihtiyacım yok. " karşılığını verdim ve yatağın üzerindeki tişörtü alıp hızla üzerime geçirdiğimde Yiğit Bey gözlerini, o keskin bakışlarını üzerimden saniye ayırmamıştı. Baktı, baktı ve derin bir nefes alarak, "Kadınlar dövülmek için değil, sevilmek için yaratılmıştır. Ve senin bu karşılaştığın durum karşısında sessiz kalman, kendim üstesinden gelirim demen ise gurur değil aptallıktır. Annen öleli uzun süre olmuş ve o evde seni seven tek bir kişi bile yok. Artı üzerine kurtulman için tek yapman gerekenin şikâyet etmek ya da yardım istemek olduğunu bildiğin halde, o adamın sana bunları yapmasına izin vermen, kendine olan saygını kaybetmene neden olur. Benim gözümde de kendine saygısı olmayan bir kadın olursun." Dedi ve birkaç saniye sözlerime baktı. Sonrasında yavaş ama dik duruşla girdiği gibi odadan çıktı. Beni bu karmaşık, saçma sapan duygular ile baş başa bıraktı. Üzerimdeki diğer ıslak kıyafetleri de çıkarıp eşofman altınıda giydim. Yatağa geçip, telefonuma baktım. Şarjım bitmişti. Gerçi beni kimsenin merak etmeyeceği de kesindi. Onun için umursamayıp, karanlıkta gelen huzurlu bir uykuya daldım. ......................................... Yağmurun bıraktığı o toprak kokusunda gözlerimi açtığımda, aşağıdan mükemmel kokular geliyordu. Hızla yataktan kalktığımda, elimi yüzümü yıkadım ve odadan çıkmak için kapıyı açtığımda kapının hemen oraya bırakılan valizimi gördüm. Otelden çoktan gelmiş olduklarını anladım ve valizimi içeriye alıp, hızla içinden kıyafet çıkarıp üzerime giydim. Hazırlandıktan sonra hızla aşağıya indiğimde Hasan amcanın o gülen yüzü ile karşılaştım. Hasan amca, "Günaydın güzel kızım" dediğinde aynı güler yüzle "Günaydın, Hasan amca" dedim ve kahvaltı için mutfağa yöneldiğimde, mutfakta olan Yiğit Bey ile göz göze geldim. Soğuk, sorgulayıcı bakışları ile bana baktı ve "Bir şeyler atıştır çıkalım yolumuz uzun " dediğinde önce sesin soğukluğunda ürksem de sonrasında hızla başımı sallayarak, "Tamam, çıkalım aç değilim ben" dediğimde o kaşları iyice çatıldı ve yüzünü yüzüne yaklaştırıp, "İyi o zaman, bana iki tane sandviç yap çıkalım" dediğinde yakınlığı karşısında yutkunmadan edemedim. Bu adamın bu kadar çekici ve sert olması yasaklanmalıydı. Hatta bu adam dünyaya yasaklanmalıydı. Hızla "Tamam, hazırlayayım" dedim ve onun bir şey söylemesine izin vermeden mutfağa girdim. Hızla sandviç malzemelerini çıkardım birkaç dakikaya da hazırladığımda mutfaktan çıktım. Çantamı ve valizimi alarak, yiğit bey ile beraber Hasan amcaya ikinci kez veda edip, dün akşam bizi yarı yolda bırakıp, bütün sırlarımın ortaya dökülmesine sebep olan arabaya bindik. Yola çıktıktan yarım saat sonra Yiğit Bey, "Ver bakalım sandviçlerden birini" dediğinde elimdeki poşetten bir tanesini çıkarıp, ona uzattım. Gözleri gözlerimi buldu ve sakin bir ses tonunda "Diğerini de sen yiyorsun." Diye emrettiğinde tam bir şey söyleyeceğim esnada "Aylin o sandviçi ye" dedi ve gözlerini gözlerimden çekip, yola sabitlediğin de tüm bedenimi ter basmıştı. Benim açlığımdan, benim hayatımdan, benim seçimlerimden ona neydi ki? Diye düşünerek ve konuyu fazla uzatmadan, paketi açtım ve sandviçimi yemeye başladım. Sonrasında araba tamamı ile sessizliğe gömüldü. .......................... Yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğun ardından bizim eve doğru gittiğimizi fark ettim ve gözlerim soru sorarcasına Yiğit Bey'e dikildiğinde Yiğit Bey, "Bugün dinlen yarın iş başı yaparsın bende eve geçeceğim zaten" karşılığını verdiğin de bu adamın gerçekten zihin okuma gibi bir yeteneğinin olduğunu anlamış oldum. Evin kapısında durduğumuzda hızla "Teşekkür ederim" dedim ve onun cevabını beklemeden hızla arabadan inip, aynı hızla eve doğru yürüdüm. Ardıma hiç bakmadım. İçimden umarım gitmiştir diye dualar ediyordum. Evin kapısına geldiğimde, çantamdan titreyen eller ile anahtarımı buldum ve yine aynı hızla kapının deliğine soktuğum anda açılan kapı ile yerimde sıçradım. Kapıda karşılaştığım, öfkeli ela gözler ile yutkundum. Babam bir düşmanını alanında kıstırmış gibi öfkeli gözler ile bana bakıyordu. Aynı öfkeli ses ile "Neredesin sen kaç gündür" diye gürlediğinde sesindeki öfke ve saldırganlığa bir kes daha sıçrayarak karşılık verdim. Sonrasında tam cevap vereceğim esnada babam, "Kimseye haber vermeden ortadan kaybolmuşsun. Telefonunda kapalı nerede sürttün de geldin" demesi ile gözlerim kocaman oldu. Babamın hemen arkasında bana sinsi bakışlar ile bakan dünyanın en büyük sürtüğü Ayşe cadısı ile karşılaştım. Lanet olası sürtük babama söylememiş, üstelik doldurmuş ve benim üzerime salmıştı. Babam sert sesi ile "Söylesene neredeydin?" diye sorduğunda. Benim put gibi kalmama, babamın duraksamasına, Ayşe cadısının gözlerinin fal taşı gibi açılmasına neden olan bir ses kulaklarımda yankılandı. Yiğit Bey, gür ve aynı babamın sesi kadar sert, tehditkâr sesi ile "Benim ile beraberdi" diye gürledi. Babam şok olmuş gözlerle birkaç saniye baksa da transtan çıktı ve "Sen kimsin? Ne işi var kızım senin yanında?" diye sorunca titreyen vücudum şoktan kurtuldu ve yavaşça arkamı döndüğümde, Yiğit Bey'in öldürücü bakışları ile karşı karşıya kaldım. O bakışta sanki tek kelimemi beklercesine bir bakış vardı. Tek bir kelimem de babamın sesini kesecekmiş gibi bakıyordu. Yavaşça iki adım attı ve beni arkasına alıp, babam ile karşı karşıya kaldığında babamın resmen yutkunduğunu gördüm. Yiğit Bey elini uzatmadan, "Av. Yiğit Ertürk, Aylin hanımın patronuyum. Benimle beraber iş seyahatindeydi. Birkaç pürüz ile karşılaştığımızdan geç geldik. Mutlaka haber bırakmıştır. Telefonunun şarjı bitmiş olduğundan haber verememiştir." Dediğinde babam, tiksindirici bir ses tonunda, "Ben böyle kızımın iş seyahatlerine katılmasını istemem. Çalışacaksa doğru düzgün çalışsın" dediğinde gözlerimi yumdum. Rezilliğin resmen dibine vurmuştum. Ama Yiğit Bey'in sert, tok ve korkutucu ses tonu ile " Baba ol da kızını çalıştırma, sen bak." Dediğinde babamın ilk defa utançtan kıpkırmızı olduğunu görüyordum. Yiğit bey ise son vuruşunu yaparak, "Personellerim hakkında, işe başladıklarında detaylı araştırma yaparım. Malum işimiz hukuk. Hakkınızda pekte iyi şeyler öğrenmedim. Bence daha fazlasını öğrenmeme fırsat vermeyin. Şu anda size gerekeni yapmıyorsan Aylin hanımın sizden kurtulmak için yardım istemediğinden. Ama zorlarsanız" dedi ve sustuğunda babam korkak bir ses tonunda "Ne yaparsınız?" diye sorunca Yiğit Bey alaycı bir ses tonunda "Onu sizden değil ama sizi ondan fazlasıyla uzaklaştırırım. Ve bunun için Aylin hanımdan izin almam." Dediğinde kalbimin teklediğini bir kez daha hissettim. Ben Aylin Duran, beni korumak için hiçbir nedeni olmayan bu adam tarafından babama karşı tek kelimede korunmuş muydum? Lanet olsun. Kalbim resmen çağlıyordu. Gözlerim Ayça cadısını bulduğunda onunda renginin korkudan attığını gördüm. Yiğit Bey ile göz göze geldiğinde, Yiğit bey "Her saat, hatta her an arayabilirsin unutma" dedi ve arkasını döndü, kendinden emin dik yürüyüşü ile evin bahçesinden çıkıp gitti. Bense arkasından sadece bakakaldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD