YARDIM EDER MİSİNİZ?

1956 Words
Rubi özlemle elimi yalayarak benimle oynamaya çalıştığında ona gülümsedim. Bu sabah olanlar, babamın ve Ayşe cadısının korkusu, yıllar boyunca yaşamak istediğim ama hayal olarak gördüğüm bir duyguydu. Tarif bile edilemezdi. Hele babamın "Bu adam senin gerçekten patronun mu?" diye sormasına alaycı bir tavırla "Eminim patronum olmasaydı sen şu anda bu soruyu sorabilecek durumda olmazdın" karşılığını verdiğimde öfke dolu baksa da bunu umursamadan direk odama geçmiştim. Arkamdan gelen Ayşe cadısının iğneleyici laflarına "Babama söylediğim senin içinde geçerli. Adam patronum olduğu halde o tepkiyi verdi. Eğer bu iğrenç yakıştırmalarından biri gerçek olsaydı, eminim sende bu konuşmayı yapabiliyor olmazdın." Demiş ve onu odamdan kovduğumda duş almış, yatağıma uzanmış, Yiğit Bey ve onun bugün söylediği o kelimelerle savaşıyordum. Başarılı olabiliyor muydum? Kesinlikle hayır! Ne o kahve denizi gözleri ne o güven akan ses tonu, nede ona baktığımda hissettiğim bu duygu bana huzur vermiyor, içimde resmen çağlıyordu. Sonra içimde bir yerlerde saklanmış olan dominant ellerini beline yerleştirdi ve çatık kaşları ile bana keskin bakışlar atarak, "heyy kendine gel bakalım. Adam sana acıdığı için yardım etmek istiyor. Binlerce alam yükledin yardımına. Yardım işte, yardım büyütme. Boş hayallerde kurma. " diye çemkirdiğinde gözlerim doldu. Gerçekten bana sadece acıdığı için yardım etmeye çabalıyordu. Bunun başka bir anlamı ifadesi yoktu. Tamamı ile benim hayal dünyam ve benim abartmamdı.. ............... 6 ay sonra Şirkete başlayalı neredeyse 9 ay olmuştu. Tüm işlere hâkimiyetim oluşmuş, birçok kişiyi fazlasıyla tanımış ve gerçekten sağlam arkadaşlar edinmiştim. Bahar bana gerçekten iyi arkadaş olmuştu. Tamam, ona hayatım ile ilgili çoğu şeyi anlatmıyorum ama onunla konuşabiliyor, güzel vakit geçirebiliyordum. Bursa dönüşü yapılan o şovun ardından evde daha rahat etmiştim. Babam çoğu zaman bana karışmıyor, nedense çok sinirlense de kendini kontrol etmeye çabalıyordu. Yiğit bey, o günden 2 ay sonra yurt dışına çıkmıştı. Bora Bey'in başına geçeceği Amerika da ki şirketin hukuki işlerini hallediyordu. Yaklaşık 4 ay orada kalmış, bu 4 ay içinde sadece 5 ya da 6 kez İstanbul'a gelmişti. Hepsinde de sadece 1 hafta kalmış tekrar geri dönmüştü. Genelde mailler aracılığıyla konuşuyorduk ve her sabah attığı günaydın mailinin sonuna "Bugünde eksik bir şeyler midemde" yazıyordu. Bazen gerçekten Yiğit Bey'in bana karşı bir beyler hissettiğini ve benim anlamamak için kalın kafalık ettiğimi düşünüyordum. Bir yandan da ihtimal vermiyordum. Ama artık dönüyorlardı. Yani bugün şirkete gelecekti. Bora bey de onunla beraber gelecek ve buradaki son projenin ardından uzun bir süreliğine Amerika'ya geri gidecekti... Sabah saat 8.00'da ofise gelmiştim. Anlamsız bir sevinç ve heyecan ile doluydum. Kapıdan bana bakan Bahar'a "Günaydın" dediğimde Bahar alaycı bir tavırla "Yiğit Bey geliyor değil mi?" diye sordu. Ben kaşlarımı çatarak, "Evet, ama ne alaka?" diye karşılık verdiğimde Bahar, "Hazır ola geçmişsin" dedi ve ben derin bir nefes alarak "Evet, biliyorsun fena takıntılı biri ve gelir gelmez azar işitmek istemiyorum" karşılığını verince Bahar kahkaha atarak "Canım benim, Yiğit Bey sana karşı gerçekten çok anlayışlı. Buda senin başarılı olduğunu gösterir kasma" dediğinde oflayarak, "Neden kasmayayım?" diye sorduğumda Bahar, "Yiğit Bey başarılı insanları çok sever ve asla onların moralini bozmaz. Onun aptallara ve kendini kariyer için pazarlayanlara tahammülü yok." Dediğinde içime su serpilmiş gibi oldu. ........................ Yaklaşık yarım saat sonra kapıda görünen kişi ile tüm bedenim kilitlendi. Bir takım elbisenin keyifle sardığı bir beden olabilir mi? Ya da bir bakışta bin anlam aranabilir mi? Bir adam böyle güzel gülüşlü olabilir mi? Bunların hepsi olurdu. Hatta oluyordu. Yiğit Bey bana bakıyor, kalbim içimde çağlıyor, önünde durması için ördüğüm duvarlardan birini daha yerle bir etmeye çabalıyordu. Dörtnala hayale koşuyordu. Karşılığı olmayan bir hayale son sürat koşuyordu. Yiğit bey, gözlerini, gözlerimden bir an bile ayırmadan odadan içeriye girdi. Her adımı sanki işkence gibi gelirken birkaç adımda tam dibimde durdu. Titremesini engellemeye çabaladığım sesim ile "Hoş geldiniz Yiğit Bey" dedim ve Yiğit Bey gülümseyerek nefesimi kesti. Kalbim mi? Şu anda şaha kalkmış bir at gibi zapt edilemiyordu. Yiğit Bey, "Hoş buldum Aylin. " dediğinde gözlerime attığı bakış, eğer karşında karın, sevgilin, ya da hoşlandığın biri olsa eriyip bitmesine sebep olacak bir bakıştı. İçim resmen erimişti. Ya da ben öyle zannediyordum. O muhteşem sesi ile "Evet, bugün midemdeki eksikliği giderelim. Sonrada biriken işleri bir gözden geçirelim. Hafta sonu günü birlik Bursa'ya gideceğim. Taşeron firma sözleşmeye uymuyor sanırım. Şirketin dosyasını toparlarsın" dediğinde hızla kendimi toparlayıp, "Tabi Yiğit Bey " karşılığını verdim ve o odasına geçerken, bende mutfağa koştum. .................. Bora bey, Yiğit Bey ile kahkahalar atarken, tüm katalog mankenlerinin bu firmada toplanmış olduğuna bir kez daha inandım. Aralarında sıkı bir dostluk vardı ve bu dostluğa imrenmemek imkânsızdı. Yiğit bey birçok işi toparlamış ve ben biriken birçok işimi artık sonlandırmıştım. Mesai neredeyse bitmek üzereydi ve çıkmama az kalmıştı. Son dosyayı da yerine yerleştirip, derin bir nefes verdiğimde artık çıkma vaktinin de geldiğini anlamıştım. Yiğit Bey ve diğer arkadaşları buradaydı. Sanırım akşam bir şeyler yapacakları için Yiğit Bey'in işinin bitmesini bekliyorlardı. Bende hepsine iyi akşamlar dileyerek şirketten çıktım. Sıkıcı ve yorucu bir trafiğin ardından evin sokağını döndüm. Bugün fazlasıyla yorgundum ve evdekilerin bana bulaşmamalarını diliyordum. Bunun içinde hızla odama geçmeyi planlayıp, eve doğru hızla yürüdüm. Evin kapısına geldiğimde, çantamın derinliklerinde bulduğum anahtarım ile kapıyı açtım ve içeriye girdiğimde. Portmantoda babamın ceketini gördüm. Sıkıntılı bir nefes verdim ve karşıma çıkmaması için içimden dua ederek odama doğru yöneldim. Tam odamdan gireceğim esnada "Aylin buraya gel!" diye bağıran babamın sesi ile odamın kapısında donup kaldım. Yine ne diyecek, ya da isteyecekti. Bilmiyorum ama içimden resmen söverek, salona doğru gittim. Salonun kapısından girmem ile Ayşe cadısının kibirli bakışları ile karşılaştım. Babam ona nefretle bakmama öfke ile "Annene öyle bakma demedim mi sana" diye bağırınca dişlerimin arasından, "Anneme böyle bakmazdım zaten. Bu gibi kadınlara, tahammülüm yok işte" dediğimde Ayşe cadısının suratındaki nefreti görebiliyordum. Babam daha sert çıkan sesi ile "Neyse, bir süre sonra kurtuluyorsun o zaman" dedi ve dikkatimi çektiğinde babamın gözlerine şaşkınlıkla baktım. 'Ne yani boşanıyorlar mıydı?" diye içimden geçirirken, babam konuşmaya başladı. "Haftaya seni istemeye geliyorlar, İyide bir yer. Yaşında artık geldiğine göre yuvanı kurman en mantıklısı. Zengin bir kapı rahat edersin. Üstelik daha seni istemeye gelmeden, kapıdaki arabayı hediye ettiler." Dediğinde sadece donuk gözlerle babama baktım. Babam susmadan konuşmasına devam etti, "Hem senide anca öyle bir adam alırdı. Biraz saf ama senin de işine gelir" demesine kahkaha atan Ayşe cadısının sesi ile tüm bedenim sinirden titremeye başladı ve öfke ile "Sen kim oluyorsun da beni satıyorsun?" diye haykırdığımda babamın gözleri duyduğu cümle ile kocaman olurken, "Bana sordun mu? O arabanın içine tıkar yakarım seni baba müsveddesi. Sen beni para göstererek koynuna aldığın bu sürtükle karıştırdın sanırım." Diye bağırmama devam ettim ve babam donuk bir suratla hala şaşkın şakın bana bakıyordu. Parmağımı babama doğru uzatarak, "Sen nasıl haysiyetsiz, şerefsiz bir insansın be adam. Kızını isterken araba veriyorlar, sende kabul mü ediyorsun. Sırf şu orospu yanında daha çok kalsın, seni kıçının üzerinde bırakmasın diye, kızını mı sattın?" diye haykırdığımda babam hızla yerinden kalktı ve suratıma yumruktan daha şiddetli bir tokat yapıştırdığında dengemi sağlayamayarak yere, tam da Ayşe pisliğinin ayaklarının dibine düştüm ve kafamı kaldırıp, onunla göz göze geldiğimde, o iğrenç zafer gülümsemesi ile tüm bedenimi öfkenin kaplamasına neden oldu. Yediğim tokadın acısını unutup, hızla yerimden kalktım ve Ayşe Cadısının tepesine dikildiğimde sırıtan suratı korkuya yerini bırakmıştı. Babam arkamda değildi ve tüm öfkemle, suratına tüm gücümü avucumda toplayıp, sıkı bir tokat attım ve "Buda senin marifetin değil mi? Bu kısmet işini de sen planladın değil mi? Sen sattırdın beni? "diye öfke ile bağırarak, defalarca tokat savurdum. Ta ki belimden kavranıp odanın diğer tarafına savrulana kadar. Çantam hala elimde olduğundan, tamamen koluma dolanmıştı. Çantayı kolumda çıkarmaya çabalarken, tam karnıma aldığım tekme ile nefesim kesildi. İkinci darbeyi yüzümde hissetmemle acımın artması bir oldu. Sonra bir anda kollarımdan çekilerek ayağa kaldırıldım ve babamla göz göze geldiğim de babam düşmanca sesi ile "O adam ile evlenecek ve bu evden defolup gideceksin anladın mı?" diye bağırmasına kanayan dudağımın verdiği acı ile "Bu evden defolmam için o adam ile evlenmem gerekmiyor. Yarın giderim" karşılığını verdiğim anda bir tokat daha yedim ve babam bu safer saçlarımdan kavrayarak, "Ne o kapatma mı olacaksın başıma. Kimin orospusu olacaksın da bu evden gideceksin." Diye kükrediğinde içimdeki öfke 'öleceksen bu gece öl. Kurtulacaksan bu gece kurtul Aylin!' diye bağırdığında ağzımda biriken kanı suratına püskürttüm ve "Senin kızın olmaktan bin kat daha iyidir pislik herif. O adamdan her ne aldıysan geri ver beni öldürsen de o adamla evlenmeyeceğim. İlk fırsatta da koynuna aldığın bu sürtüğü de geberteceğim" dememle babam çılgına dönmüş gibi tokatlar atmaya başlamış, karnıma bacaklarıma yumruk tekme ayırt edemediğim darbeler alıyordum. Buna dayanamayıp, hızla yere çöktüğümde darbeler kesilmişti. Babam yorulmuş olmalıydı ki, durmuştu. Karşımdaki koltukta sadece ayaklarını seçebiliyordum. Ellerimi yere dayadığımda çantamın hala kolumda olduğunu fark ettim. Yüzümden akan kan damla damla, yere damlarken, çantamdaki telefonun sesi doldurdu odayı. Titreyen elimle çantamın içinden çalan telefonu aldım ve ekranda gördüğüm arayan kişi ile aklımda sesi yankılandı. "Yardım istersen yardım ederim, her an arayabilirsin. Neden yardım istemiyorsun?" parmağım cevaplama tuşuna gitti ve telefonu cevapladığımda Yiğit Bey, "Aylin.." diye konuşmaya başlamasını umursamadan zor çıkan sesimle "Yiğit Bey, bana yardım eder misiniz?" ve daha devamını getirmeden gürleyen babam, "Sen kimi aradın?" diye bağırarak, telefonu elimden kaptı ve hızla fırlattığında tekrar saçımı çekip, tokatlar atmaya başladı. Kulaklarıma dolan Rubi'nin sesi, babamın bağrışları, tokatları, tekmeleri hiçbir şeyi hissetmiyordum. Bir ara yere boylu boyunca yığıldığımı hissettim. Sonrasında Ayça Cadısının "Dur! Öldüreceksin" diye bağırması uğuldandı kulağımda ve her şey donuklaştı. Yiğit Bey'den yardım istemiştim. Gelir miydi? Gelip beni bu evden alır mıydı? Beni bu adamın elinden kurtarır mıydı? Diye deli sorular aklımda dans ediyordu. O halde yerde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. 5 dk, 10,15 belki de 20 hala yerdeydim. Babam kolumdan tutup, kalk yerden ve kaybol gözümün önünden. İşe gitmek yok. Evden dışarıda çıkmayacaksın. Anladın mı? Birkaç haftaya da istemeye gelecekler evlenip gidecek, beni katil etmeyeceksin. Dediğin de alaycı bir kahkaha attım ve "Üzgünüm sevgili babacım ama sen katil olacaksın, bende annemin yanına gideceğim. Senin gibi bir adamın dediğini yapmayacak, beni satmana izin vermeyeceğim." Dediğimde babam öfke ile "Elimde kalacaksın Aylin" diye kükreyince daha çok kahkaha atarak, "Evlenmeyeceğim." Dedim ve o an babamın gözlerindeki katil ile karşı karşıya kaldım. Kollarımdan beni savurdu ve duvara tosladığımda sırtımda keskin bir acı hissettim. Sonrasında ise sonra suratıma tokat yediğimde yere tekrar yığıldım ve babam resmen üzerime çullanıp, sayısız tokat, savurmaya başladı. İşte o an bir gürültü koptu. Ayça cadısının çığlığı ve babamın suratıma inemeyen elinin ardında beliren kişi ile içimdeki dominantın ağzı açık kaldı. Geldi. Benim için, beni kurtarmak için, bana yardım etmek için. Yiğit bey şaşkın gözlerini öfkeye bırakıp, babama baktığında saniyesinde savurduğu yumruğu gördüm ve ikisi de görüş alanımdan çıkarken, Yiğit Bey'den "Sana ona zarar verirsen seni gebertirim dediğimi hatırlıyorum" dediğini duydum ve gelen yumruk sesleri ile Ayça cadısının çığlıkları birbirine karıştı. Rubi'nin havlaması artık, çığırından çıkmıştı. O esnada Yiğit Bey'in "Bora, Aylin'i al!" diye bağırması ile görüş alanıma Bora Bey girdi ve şaşkınlıkla "Bora Bey" diye fısıldadım da "Şiit bir şey yok" diye tüm samimiyeti ile karşılık verdi ve "Gel bakalım" diyerek beni kucakladığında hala Rubi'nin yırtınmasını duyuyordum onu burada bırakamazdım. Bu adam onu kesin öldürürdü ve onun için Bora Bey'e "Rubi, Rubi'yi burada bırakmayın Lütfen" dediğimde Bora Bey, duraksadı ve "Rubi Kim?" diye sordu ve artık çıkmayan sesimle "Köpeğim, lütfen" dediğimde Bora Bey, "Yiğit işin bittiğinde Rub'yi al " diye bağırdı ve hızla beni evden çıkardığında Birkaç dakika sonra açılan araba kapısı ile içine bırakılmama bir oldu. Tüm bedenim ağrıyor, sesler uğultu gibi geliyor, gözlerimi açamıyordum. 5 dk kadar zamanın ardından arabanın kapısı tekrar açıldı ve Bora Bey, "Yiğit tamam, adam geberecekti neredeyse yeter. Hallettiririz Aylin kötü bak hastaneye gidelim hadi" diye bağırdı ve başım yavaşça kalktı ve bir dize bırakıldığında küçük bir havlama sesi yankılandı kulaklarımda, sonrasında ise tüm içimi kavuran tanıdık bir koku. Yiğit Ertürk'ün güvenli, güçlü kokusu. Gözlerimi yavaşça araladığımda, onun o kahverengi gözleri ile karşı karşıya kaldım ve Yiğit Bey, "Kendine geldiğinde sıkı bir cezan var Aylin Hanım. Onun için şimdi korkma " dedi ve ben sadece onun gözlerine bakarak, gülümsedim. Sonrasında ise karanlık son hızla beni sardı ve Yiğit Bey'in "Bora hızlan!" diye kükremesi kaldı kulaklarımda.......
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD