3

1573 Words
Melisi yanıma çağırdım. "Bu Poyraz'la bir kez daha karşılaştık." Melis gülümsedi. "Yakışıklı çocuk aslında." "Sence bizi takip ediyor olabilir mi?" Melis bir an duraksadı. "Bence çok fazla paranoit oldun." "Peşimde seri bir katil varken olmama gerek var bence." Melis gözlerini beş numaralı masaya çevirdi. "Yakışıklı bir çocuk ve ayrıca fiziği de harika. Bence hayatını bu kadar ucuzlatmaz." Dediklerini düşündüm ama ya o kadar ucuz bir insansa... Hem katil olsa bu kadar yanımda ya da dibimde olmazdı. Biz tartışırken yanımıza Arda geldi. "Kızlar, abim sanırım bir ipucu bulmuş, beni yanına çağırdı. Ben patrondan izin aldım, gelişmeleri haber ederim." Apar topar çıktı. Melis neredeyse sevinçten havaya uçacaktı. "Ahh, şu olaylar olmasaydı babanın geçmişini bulmanın sevincini daha dolu dolu yaşayacaktım." Konuşmamızı müşteri böldü. "Bakar mısınız, kahvaltılık hazırlayabilir misiniz?" Anlamaz bir ifade ile müşteriye döndüm. "Üzgünüm beyefendi, burası sadece kafe. Kahvaltılık veya herhangi bir yiyecek yok, sadece içeceklerimiz mevcut." Adam bir anda yükseldi: "Ne demek yok!? Ne biçim bir yer burası? Para alıyorsanız hakkınızla alın. Zaten bir kahve için bile dünyanın parasını istiyorsunuz, resmen dolandırıcısınız." Araya Melis girdi. "Beyefendi, lütfen üslubunuzu düzeltin. Burası yemek salonu değil, ayrıca biz piyasadaki fiyatın altında bir fiyat sunuyoruz sizlere." Adam işaret parmağını bize doğru salladı. "Saçmalık!" diyerek çıktı. Birkaç dakika sonra Efe Bey geldi. "Kızlar, benim bir taziyem var. Arkadaşımın annesi vefat etmiş, siz birkaç saatliğine idare edin burayı." Melis başını olumlu anlamda sallarken ben de "Başınız sağ olsun," diyerek mırıldandım. Efe Bey de kafeden çıkmıştı. Ara sıra bakışlarımız Poyraz'la denk geliyordu. Aniden içeriye dört adam girdi. "Sen bize ters yapabileceğini mi sandın?" Az önce tartıştığımız adam bana yönelmişti. Kafe bir anda gerginlikle doldu. O sırada araya Melis girdi. "Beni polisi aramak mecburiyetinde bırakmayın, lütfen kafeden çıkın." Aralarından biri Melis'e atıldı. "Arasana, durma ara!" Melis telefonunu açacakken yeşil gözlü olanı Melis'i tutup tezgah ile arasına sıkıştırdı. "Aptallık yapma!" Poyraz ve Ateş bu durumdan hemen sonra ayaklanıp dört adamın karşısına dikildiler. Poyraz çok fazla uzunken Ateş biraz daha Poyraz'a göre kısa kalıyordu. Poyraz üzerime gelen adamı tutup kendine çevirdi. "Bak oğlum, erkeklik kadınlara saldırmak değildir." Adam sertçe Poyraz'ın elini vurduğu yeri silkeledi. "Bas git," dedi adam. Poyraz'ın dudakları hafifçe kıvrıldı. Daha hiçbir şey diyemeden adamın yüzüne sertçe bir yumruk savurdu. Bir tanesini daha bayıltıp ayık olan adamın saçından tutup başını geri çekti. "Kimsin?" Adam öküzün trene baktığı gibi bakıyordu. "Ben sadece öfkelendim." "İyi o zaman, polise anlatırsın derdini." Bir adam yerde baygın yatarken diğeri Poyraz'ın elleri arasında titriyordu. "Bırak beni!" Poyraz tek bir yumrukla onu da bayılttı. Melis ve ben şok içinde Ateş ve Poyraz'a bakıyorduk. Poyraz bana yaklaştı. "İyi misin Alya?" Başımı olumlu anlamda salladım. "Burası kafe, her şey olabilir." Dedi Ateş. Panik atağım yine bir şeyleri haber verir gibi başlamaya başladı. Melis durumu fark etmiş olacak ki beni bir sandalyeye oturttu. Poyraz ve Ateş şaşkınlıkla izliyordu. Ellerim titremeye başladı, nefes alamıyordum. Ellerim kalbime doğru gitti. "Melis, su..." diyebildim. Melis suyu verirken Poyraz önümde diz çöktü. "İyi misin? Hastaneye gidelim mi?" "Ben iyiyim, sadece bende panik atak var." "Tamam, sakinleş." Ellerimi tuttu. Gözlerime çok fazla derin bakıyordu. Nefesim yavaş yavaş düzene girmeye başladı. O sırada polisler de geldi. Ateş hemen açıklama yaptı, tek tek ifade verdik. Adamlardan şimdilik şikayetçi olmadık, onlar da Poyraz ve Ateş'ten şikayetçi olmadı. Birkaç saat öylece yanımızda durdular. Sonra Poyraz'a bir telefon geldi, sesi çok rahattı. Bize döndü. "Kızlar, bizim gitmemiz gerek. Siz de kendinize dikkat edin. Eğer bir sorun olursa..." Elinde numara yazılı bir kağıt uzattı. "Buradan bana ulaşabilirsiniz." Elindeki kağıdı aldım ve tekrardan teşekkür ettim. Ne ara bu kadar samimi olmuştuk? "Arda aradı beni," dedi Melis, Poyraz ve Ateş çıkarken. "Eee, ne yapmış? Bulabilmiş mi?" "Bizi yanına çağırdı." "Nasıl gideceğiz?" "Ben Ceylan'ı çağırayım, Efe abiye haber veririm. Biz gelene kadar diğer elemanlarla birlikte bizim yerimizi idare eder." Melis Efe abiye haber verirken biz Ardalarların evine doğru yola çıktık. Eve girdiğimizde Arda bizi bodruma indirdi. Enes abisi karşımızda oturdu ve bilgisayarını açtı. "En az dört saat araştırdım Alya. Caner Zorlu'nun şirketinde yöneticilik yapmış. Şimdi bu Caner gizli bir şekilde yöneticilik yapıyor, bu şirketin CEO'su şu anda Can Özdemir." Kaşlarımı çattım. "Ne şirketi bu?" "Teknoloji şirketi ama bayağı kuvveti olan bir şirket, güzel para alıyorlar. Ayrıca geçmişi ile ilgili çok fazla bilgi yok." "Babam neden böyle bir şirkette çalıştığını benden gizlemiş olabilir ki?" Melis konuştu: "Belki de bahsetmiştir ama sen hatırlamıyorsundur." "Hatırlamasam bile bu kadar yoksul bir hayatı neden yaşadım? Madem bu kadar iyi bir şirketin CEO'suydu, bir anda onu dibe çeken ne oldu?" Bu sefer Arda söze girdi. "Belki de çok fazla ünlenince öldürdüler ve kaza süsü verdiler." "Bilmiyorum çocuklar ama bu işten uzak durmanız gerekiyor. Çünkü şirketin halka açık olan sayfaları bile büyük bir özenle korunuyor." Arda abisini onayladı. "Bence de bazı şeyleri oluruna bırakmamız gerek." "Ölen adam?" Enes kaşlarını çattı. "O da babanın en yakın ortaklarından biriymiş." Bir süre sohbeti sürdürdükten sonra evden çıktık. Arda evimin önüne geldiğinde durdu. "İstersen bu gece seninle kalayım." "Yok, ama bir beş dakika içeriye gelmeniz lazım." İçeriye girdik. "Benim o şirketin içine girip neler olduğunu anlamam gerek." Melis sinirle konuştu: "Nasıl bir tehlike olup olmadığını bile bilmiyoruz. Ayrıca kocaman teknoloji şirketi seni gözü kapalı almaz." "Bence şirkete sızmak yerine polislerin arşivlerine bakalım." "İkiniz de çok akıllısınız, değil mi? Şirkete bir şekilde sızabilirim hizmetli olarak. Ayrıca polis olayı normal, sıradan bir kazaymış gibi örtbas edip kapattı. İstediğin kadar arşivi açıp bak, bir işe yaramaz." "Sen neden takıldın ki bu kadar buna?" Melis'e başımı çevirdim. "Babamın eski iş ortağı geçenlerde biri tarafından öldürüldü. Ya babam da yıllar önce öldürülmüş ve kaza süsü almışsa?" Arda derin nefes alıp bıraktı. "Geçmişi kurcalamak bana mantıklı gelmiyor." "Ben kurcalamak istiyorum, sizi bu işe karıştırmayacağım ama iş yerinde beni birkaç gün idare etmeniz gerek." "Ya başına bir şey gelirse?" dedi üzgün bir sesle Melis. "Başıma bir şey gelmeyecek. Sadece öğrenmem gerekenleri öğrenip işin peşini bırakacağım." "Ben seni idare etmeye çalışırım, zaten son zamanlarda olanlar bu iş için iyi bir bahane olur." Arda soludu: "Yanında biri olmalı, tek başına bu işe girmemelisin." "Kimseyi bu işe karıştırmak istemiyorum. Hem hizmetli olarak girmem, şirketteki her odaya rahatça girip çıkabileceğim anlamına gelir." "Öyle değil mi, benim geri zekalı kardeşim? Kocaman teknoloji şirketi kendi kafasına göre hizmetli alacak, aldığı az süreli hizmetliyi de tüm odalara sokmaktan çekinmeyecek!" Arda'ya ters ters baktım. "Can'ı etkiledikten sonra gerisi kolay gibi geliyor." "CEO'lar için özel kadınlar seçiliyor ama bu da çok riskli. Adamın sana zarar verip vermeyeceğini bilemeyiz." "Nasıl yani?" dedim Arda'nın sözüne karşılık. Melis söze girdi bu sefer: "Yani şöyle, bir bar var. O barda CEO'lara özel hayat kadınları seçiyorlar. Yani bu işin riski büyük." "Kaybedecek hiçbir şeyim yok, kaybedebileceğim bir ailem yok." Arda ellerimi tuttu. "Orada seni neyin bekleyeceğinden haberin yok, ciddi zarar alabilirsin." "Risk almadan başarıya gidemem." Melis'e döndüm. "Ne zaman olacak bu seçme?" Melis yutkundu, telefonunu çıkarıp kurcaladı. "Yarın gece saat ikide." "Tamam o zaman, yarın gece planı devreye sokmam gerek." "Yalnız düzgün kıyafetlerle orada şansın olmayabilir." Melis'in cevabı ile duraksadım. Arda iğrenerek, "Bu iş çok iğrenç," dedi. "Orada amacım herkesin dikkatini çekmek değil, sadece CEO'nun dikkatini çekebilmek. Herkesle aynı şekilde olursam bu onu etkilemez ama eğer herkesten farklı olursam dikkatini çekebilirim." "Güzel düşünce ancak bizi her hareketinden haberdar edeceksin." "Etmeye çalışacağım. Bunlar soyadımı ya da adımı bilmemeli, hatta yaşımı bile bilmemeleri gerek." "Haklısın, yoksa babanla bağlantını bulup sana da zarar verebilirler." Melis'in sözlerine başımı salladım. (Saatler sonra, gece saat iki) Birçok çıplak kadın yanıma dizilmişti, ben ise sıradan bir tişört ve eşofman giymiştim. Odanın kapısı açıldığında Can diye tahmin ettiğim kişi uzun boyu ve ela gözleri ile içeriye girdi. Diğer kadınlardan ziyade gözleri beni buldu, üstümü süzdü. Daha sonra bir adım yaklaştı. "Adın ne?" "Bana Alev diyebilirsin," diyerek fısıldadım. Planım tıkır tıkır işliyordu. "Güzel. Bu gece benim için bir ayrı alevleneceksin." İkinci planı devreye sokacaktım. VIP odasına doğru yola koyulduk. Arkasındaki korumalar koridorun sonunda durdu. İnsanlar o kadar ağır fanteziler yaşıyordu ki kapılar kırılmış, yataklar dağılmıştı. Daha sade ve kapının kırılmamış olduğu bir odaya girdik. Girmemizle kapıyı kapatıp beni kapı ile arasına aldı. "Neden herkesten farklısın?" Sesi hırıltı tonuna yakındı. Gözlerimi doldurdum. "Lütfen bana zarar verme." "Ne?" dedi hafifçe geri çekilerek. "Beni burada zorla tutuyorlar. Buradan, bu pis hayattan kurtulmak istiyorum." Can'ın çene kasları gerildi. "Hiçbir kadına böyle yapmaya hakları yok." Gözleri gözlerimle buluştu. "Bundan sonra benim himayem altındasın ve bana aitsin. Paran neyse ödeyeceğim ve benimle geleceksin." Oyun gereği hızlıca Can'a sarıldım. Bunu beklemiyor olacaktı ki kolları bir süre havada asılı kaldı, daha sonra omuzlarıma düştü. Beni kendinden uzaklaştırdı ve dışarıya çıktı. Birkaç dakika içinde yeniden yanıma geldi. "Benimle gel." İçimden bir şey anlamaması için dualar ediyordum. Otoparka doğru ilerledik. Arabasına yerleşirken şoförü arabayı çalıştırdı. "Atla arabaya." Dediğini yapıp arabaya yerleştim. Malikane gibi bir yere geldik. "Beni takip et," diyerek arabadan indi. "Bir süre benimle yaşayacaksın, daha sonra özgürsün." Umarım o süre içinde babamın başına gelenleri öğrenebilirdim. Malikaneye girdiğimde "Benim odamda kalacaksın, benim yanımda." Başımı eğdim. Artık kendimden başka kaybedebileceğim hiçbir şeyim yoktu. "Şimdi bir duş al. Odada sana uygun kıyafetler bulabilirsin. Koridorun hemen solundaki, misafirler için yaptırdığım bir giyinme odası var. Oradan bedenine uygun her kıyafeti bulabilirsin, iç çamaşırı da." Lafını ikiletmeden banyoya geçtim. Banyo aşırı büyük ve softtu. Hızlıca bir duş alıp bornozu üzerime geçirdim. Dediği odaya girdim. Gerçekten her renkten kıyafet ve iç çamaşırı vardı. Bir anlık şaşırdım. Bir CEO olarak oldukça güçlü ve zengindi, eminim ki bu işin içinde başka şeyler vardı. Aniden kapı açıldı. Vücudumun açıkta kalan yerlerini kapatmaya çalışarak kapıya döndüm. Can'dı. Üzerinde sadece kısa bir şort vardı, üstünde ise hiçbir şey yoktu. O an göğsündeki yara izleri dikkatimi çekti. Beni duvarla arasına sıkıştırdı. "Seni çok merak ediyorum. Vücudunu..." dedi hırıltı ile.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD