Giriş
En son hatırladığım anıda vapurdaydım.
Korkuluklara yaslanmış, güneşin dalgaların üzerinde bıraktığı parıltıları izlerken dört yıldır süren karşılıksız aşkımın ardından ağlıyordum. Sorun beni istememesi değildi. Kalbimi kıran asıl durum çocukluk arkadaşımın duygularımı bilmesine rağmen ona yakın davranmasıydı.
Yasemin.
Nasıl olmuştuda daha önce gerçek yüzünü görememiştim? Yasemin ile kardeş gibi büyümüş olmamıza rağmen sevdiğim adama bilerek yakın davranması canımı yakmıştı.
Belki de bu yüzden arkamdan birinin yaklaştığını, beni korkulukların üzerinden denize savurana kadar duymadım. Bir an sonra denize sertçe çarpıp dalgaların içine gömüldüğümde Şubat ayındaki o soğuk deniz kollarını üzerime kapattı.
Oysa ölümümün bu kadar erken yaşta olacağını hiç düşünmemiştim.
Öldüğümü düşünüyordum ama ölüler bir şey hissedemezdi. Oysa ben hissediyordum.
Göz kapaklarımı yakan güneşi, tenimi kavuran sıcaklığı hissettim. Sırtımı dayadığım her neyse acı veriyordu. Biri hem anladığım hem de bana yabancı gelen bir dilde akıcı şekilde şarkı söylüyor, diğeri müstehcen şarkıyı yanlış bildiğini söyleyerek onu uyarıyordu.
Burnuma gelen deri, ter ve at kokusunu anlamladırarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Bu kokular bir hastane odasında olacak kokular değildi. Gözlerimi açmak için çabalıyordum. Bedenim o kadar ağrıyordu ki nefes almak bile zor geliyordu. Denize düştüğümü hatırlıyordum. Bunları hissedebildiğime göre ölmediğimi emindim ama nerede olduğumu anlamak için gözlerimi açmam gerekiyordu.
Zihnimde bana ait olmadığını düşündüğüm hiç hoş olmayan kesik kesik hatıralar dönüp duruyor, hız trenine binmişim gibi midemi bulandırıyordu.
Bir an kendimi baba olarak adlandırdığım bir adamın yanında görüyordum. Bana bir sıvı içiriyor ve kaçmamı söylüyordu.
Sokaklarını tanımadığım bir şehirde koşarken buluyordum kendimi her yer ateşe verilmiş, dumandan göz gözü görmüyor, insanların acı çığlıkları her yerde. Dumanlar gökyüzüne doğru kucak açıyordu.
Bir an sonra asker olduğunu düşündüğüm adamlar tarafından yakalanıp kafese atılıyordum. Ne kadar çığlık atsam da kimse
yardımıma gelmiyordu.
Sonra başka bir anı daha karanlıktan çıkıp kendini gösteriyordu. Mola verdikleri bir yerde kafesten kaçıp geniş bir nehre atladığımı görüyordum. Sonrası yok.
Gözlerimi açtığım bu ana kadar yok.
Panikliyorum çünkü bu hatıralar benim değil.
Kim olduğumu hangi zaman diliminde olmam gerektiğini biliyorum ama orada değilim. Falcı kadının gözlerini bana dikerek sorduğu soruyu ve verdiğim üstünkörü cevabı hatırlıyorum.
"Geçmiş hayatına dönme şansın olsa gidip hatanı düzeltmek ister miydin?"
"Evet."
Kimsenin bana bir şey söylemesine gerek yok. Biliyorum. Falcının söylediği gibi önceki hayatımdaki bedenimde olduğuma eminim. M. Ö. 1649 yılının yaz mevsimini ait ilk ayını yaşayan bu beden benim önceki hayatım.
Panikliyorum çünkü ben Nesrin Akyüz olduğum kadar Luvi Krallığı'nda görev yapan Alim Zarunhappa'nın kızı Ezulla'yım ve artık Hitit kralının ganimetlerle ele geçirdiği kölelerden sadece biriyim.
Göz kapaklarım açıldığında, kendimi Luvili başka kızlarla at arabasının üzerindeki kafesin içinde olduğumu gördüm. Üzerimde parçalanmış, ıslak ketenden bir elbise var, saçlarım kahverengi ve hiç olmadığı kadar uzun bir örgü halinde, elimdeki mürekkep izlerine baktım. Uzun, ince parmaklar titremeye başlıyor. Benim parmaklarım. Kızların hepsi başını önlerine eğmiş, kaderlerine boğun eğmekten başka şansları olmadığını düşünür gibiler. Ölümden başka şansımız olmadığını biliyorum. Ezulla biliyor. O yüzden ölmeyi denedi ama başaramadı. Şimdi bir köle olarak verileceği sahibini beklemek zorunda/zorundayım.
Derin bir nefes aldım ama kavrulmuş sıcak tahriş olan boğazımı yaktı.
Nefesim hızlanırken paniğin beni ele geçirdiğini hissediyordum. Sonunda ben engel olamadan dudaklarımdan boğuk bir feryat koptu. Kızlar boş bakışlarını bana çevirdi. Hepsi hayatlarını geride bıraktıkları gibi insanlıklarını da geride bırakmıştı sanki.
Askerlerden birilerinin köleler hakkında konuştuğunu duyuyorum. Kalbim kulaklarımda attığı için devamını duyamıyorum. Birden başımın arkasındaki şiddetli acıyı hissettiğimde zihnimdeki anılar dağılıyor.
Sonra karanlık bir kez daha kucaklıyor zihnimi.
-Devamı yakında-