2. Bölüm

949 Words
Kafe çıkışında gece karanlığına gömülmüş sokak, Efe’nin adımlarıyla daha da ağırlaştı. Sokak lambalarının solgun ışıkları, gölgesini uzatıyor; siyah takım elbisesiyle adeta gecenin bir parçası gibi görünüyordu. Kapının önünde, parlak siyah bir konvoy bekliyordu. En önde göz alıcı bir Mercedes Maybach, arkasında ise camları koyu filmle kaplı iki siyah SUV vardı. Kapıyı açan iri yapılı adam, saygıyla başını eğdi. “Hoş geldiniz, patron.” dedi. Efe tek kelime etmeden araca bindi. İçeride deri koltukların kokusu, aracın sessiz ama güçlü motorunun uğultusuna karıştı. Yanına oturan adam, onun en güvendiği isimdi: Cem. Yıllardır Efe’nin sağ koluydu. Onun için yalnızca bir adam değil, aynı zamanda kardeşi gibiydi. Cem, kısa sakallı, geniş omuzlu ve sert bakışlı biriydi. Sıradan bir koruma gibi görünse de zekâsı, kurnazlığı ve sadakatiyle Efe’nin en büyük desteğiydi. Cem, hafifçe başını çevirip patronuna baktı. “Biraz sessizsin bu gece.” dedi. Efe gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. “Birini gördüm.” dedi. Cem kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Birini mi?” dedi. “Evet.” dedi Efe. Sesinde alışılmadık bir ton vardı, sanki ilk defa bir şey onu etkisi altına almış gibiydi. “Sıradan bir kız. Üniversite öğrencisi. Bir kafede çalışıyor.” Cem, kısa bir kahkaha attı. “Senin dünyanda sıradan bir kız için yer var mı Efe?” dedi. Efe’nin bakışları bir an sertleşti. “Cem…” dedi. " Biz bu karanlık dünyamıza yıllardır bir kız almadık da ne oldu? Ne değişti. Hiçbir şey. Fakat şimdi benim kalbimin ritmi değişti." Aracın içinde kısa bir sessizlik oldu. Motorun sesi, şehrin ışıkları ve uzaktan gelen korna sesleri arasında Efe’nin düşünceleri ağırlaşıyordu. Zeynep’in gülümsemesi zihninden silinmiyor, o saf bakış gözlerinin önünden gitmiyordu. Cem sessizliği bozdu. “Patron, senin için her şeyi yaparım biliyorsun. Ama dikkatli ol. Senin kim olduğunu bilmeden yanında duran biri, bir gün seni tehlikeye atabilir.” dedi. Efe, dudaklarının kenarında hafif bir tebessümle cevap verdi. “Benim kim olduğumu öğrenirse, çoktan tehlikenin içinde demektir.” dedi. Araç yüksek demir kapıların önünde durdu. Kapılar otomatik olarak açıldı. İçeride, büyük bir malikâne yükseliyordu. Bahçede nöbet tutan korumalar, ellerinde telsizlerle hazır bekliyordu. Malikânenin girişinde mermer basamaklar ve ağır bir kapı vardı. Bu ev, bir saray gibi görünüyordu. Efe arabanın kapısını açıp indi. Koruma ekibi hemen etrafında sıralandı. İçeri girerken Cem yanındaydı. Malikânenin içi de en az dışı kadar görkemliydi. Altın yaldızlı süslemeler, büyük kristal avize, duvarlarda pahalı tablolar… Ama bütün bu ihtişamın arasında bir boşluk vardı. Soğuk ve ağır bir hava, Efe’nin kalbinin aynası gibiydi. Efe salona geçti, geniş camlardan dışarı bakarken eline bir kadeh şarap aldı. Cem, karşısına geçti. “Efe” dedi. “Bana açık konuş. Bu kız senin için ne ifade ediyor?” Efe derin bir nefes aldı. “Onun gözlerinde yıllardır görmediğim bir şey var.” dedi. “Nedir o?” dedi Cem. Efe yavaşça başını çevirdi, gözleri derin bir karanlıkla parlıyordu. “Temizlik. Masumiyet. Benim dünyamda olmayan bir şey.” dedi. Cem, düşünceli bir ifadeyle sustu. Bir süre sonra başını salladı. “O zaman… dikkatli ol. Çünkü masumiyet, bizim gibi adamlar için en tehlikeli şeydir.” dedi. Efe cevap vermedi. Sadece pencerenin dışındaki karanlığa baktı. İçinde, yıllardır hissedemediği bir çarpıntı vardı. Bu çarpıntının adı Zeynep’ti. Malikanenin ağır perdeleri kapalıydı. İçeride yalnızca şöminenin kızıl alevi ve tavandan sarkan kristal avizenin hafif ışığı vardı. Efe, elindeki şarap kadehini sallıyor, kırmızı sıvının ışıkta dalgalanışını izliyordu. Cem sessizce odanın bir köşesinde duruyor, patronunun düşüncelere daldığını biliyordu. Onu uzun yıllardır tanıyordu; Efe’nin sessizliği, bazen gürültülü öfkesinden daha korkutucu olurdu. Bir süre sonra Cem dayanamadı. “efe… aklın hâlâ o kızda, değil mi?” dedi. Efe bakışlarını şömineden ayırmadan konuştu. “Onu ilk kez bu gece görmedim.” dedi. Cem şaşırdı, gözleri hafifçe büyüdü. “Ne demek istiyorsun?” dedi. Efe derin bir nefes aldı, kadehini masanın üzerine koydu. Yavaş adımlarla pencereye yürüdü, ellerini arkasında birleştirdi. Gözleri dışarıdaki karanlığa dalmıştı. “Bir ay önce… yine o kafeden geçiyordum. O zaman arabadan inmedim. Camdan içeri baktım. Onu gördüm. Beyaz bir gömlek giymişti, saçlarını toplamıştı. Gözleri dalgın dalgın kitap okuyordu.” Cem dikkat kesildi, Efe'nin ses tonundaki alışılmadık yumuşaklığı fark etti. “Ve?” dedi. Efe dudaklarını sıkıca kapattı, sonra fısıltıya yakın bir sesle konuştu. “Ve o an, yıllardır unuttuğum bir şeyi hissettim. Sanki dünyadaki bütün kirin arasında, tertemiz kalabilmiş tek şey oydu.” Cem, hafifçe gülümsedi ama gülümsemesinde biraz da endişe vardı. “Demek seni bir bakışla etkilemeyi başardı.” dedi. Efe, yüzünü Cem’e döndü. “Bir bakış değil.” dedi. “Onu izlerken, kalabalığın içinde yalnız olmadığımı hissettim. Bu benim için… tuhaf bir şey, Cem. Çünkü benim dünyamda herkes ya çıkar için yanımda, ya da korkudan. Oysa o kız… beni tanımıyordu bile. Hiçbir şey istemiyordu. Sadece oradaydı. Saf, kendi halinde…” Cem başını eğdi. Patronunu böyle konuşurken nadiren görmüştü. Genelde Efe’nin sözleri sert, emir dolu, keskin olurdu. Ama şimdi sesinde bir çatlak vardı. “Efe…” dedi Cem, biraz tereddütle. Efe yıllardır ona patron, dost, kardeş olmuştu. “Senin için endişeleniyorum. Bizim işimizde zaaf tehlikedir. Senin elinde güç var, para var, düşmanların çok. Bu kız… eğer hayatına girerse, senin için en büyük zaaf olabilir.” Efe’nin gözleri karanlıkta parladı. Adımlarını ağır ağır atarak Cem’in yanına geldi. Onun tam karşısında durdu. “Cem…” dedi. “Benim düşmanlarım çok, doğru. Ama bil ki, ben de onlardan kat kat güçlüyüm. Kimse bana meydan okuyamaz. Eğer o kıza zarar gelirse… bu dünyayı yakarım.” Cem, patronunun gözlerindeki kararlılığı gördü ve sustu. Onu durduramayacağını biliyordu. Bir süre sonra Efe derin bir nefes aldı, omuzlarını geriye attı. “Bu sadece bir merak değil.” dedi. “O kızı yeniden göreceğim. Onun kim olduğunu, nasıl yaşadığını öğreneceğim.” Cem başını salladı. “Emredersin patron. İstediğin gibi araştırırım. Ama temkinli olmamız lazım.” Efe pencereye döndü, şehrin ışıklarına baktı. Dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirdi. “Onu tanımak için sabırsızlanıyorum.” dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD