Sabahın erken saatlerine, şehir hafif sisle uyanıyordu. Zeynep, evden çıkarken hafif bir heyecan ve hafif bir suçluluk hissi taşıyordu; çünkü geçen gün Efe ile geçirdiği zaman nedeniyle birkaç dersini kaçırmıştı. Sırt çantasını omzuna takarken, adımlarında hem hafif bir acele hem de merak vardı. Okulun geniş bahçesi, sabah güneşinin ışığıyla aydınlanmıştı. Kuşların cıvıltısı ve öğrencilerin kahkahaları, Zeynep’in ruhuna hafif bir enerji veriyordu. Kampüsün taş yolları, çiçeklerle çevrili ağaçlar ve hafif rüzgar, adeta her sabah öğrencileri selamlıyordu. Zeynep, sınıfına doğru yürürken arkadaşlarının dikkatini çekti. Hafifçe selam verip yanlarına oturdu. Çantasından defterini çıkarırken, arka sıralarda ders notlarını karıştırmaya başladı. Derya, yanında oturan arkadaşına bakarak hafifçe

