9. Bölüm

623 Words
Sabah güneşi hafifçe kafeye süzülüyordu. Zeynep, çantasını omzuna takıp kapıyı araladığında, içerisi çoktan hareketlenmişti. Kahve makinelerinin tıkırtısı, fincanların birbirine çarpma sesi, siparişlerin hazırlanışındaki hızlı adımlar ve çalışanların kısa ama enerjik konuşmaları arasında kafe adeta canlı bir organizma gibi çalışıyordu. Zeynep tezgâhın arkasına geçti, önünde dizilmiş kahve fincanlarını ve taze kruvasanları düzenledi. Telefon sürekli sipariş sesleriyle titriyordu; bazı müşteriler masalarda bekliyor, bazıları hızlı bir şekilde sipariş veriyordu. “Latte bir, cappuccino iki, mocha bir!” diye bağırdı yoğun bir ses, Zeynep hemen siparişleri hazırlamaya başladı. Kahve makinesinin buharı yüzüne hafifçe çarptı, kahve çekirdeklerinin yoğun aroması burnunu doldurdu. Yanındaki arkadaşına hafifçe seslendi. “Masalarda sıra var, hızlı ol!” Küçük bir kağıt parçası ve kalemle siparişleri kaydederken, kalemi elinde titremeden koordine olmaya çalışıyordu. Kafe dolup taşıyordu; kapıdan giren müşterilerin çan sesi, ayak sesleri ve gürültü hafif bir karmaşa oluşturuyordu. Zeynep bu tempoda bile gülümsemeyi ve müşterilerle kısa sohbetleri aksatmıyordu. Bir masa boşaldığında, hemen servis yaparak fincanları ve tatlıları masaya bıraktı. Müşteriler nazikçe teşekkür etti, Zeynep hafifçe başını salladı. “Afiyet olsun.” Kafe yoğunluğu arttıkça Zeynep’in nefes alışverişi hızlandı, elleri hızlı ama dikkatli hareket ediyordu. Kahve makinesinin sıcak buharı ve mutfak kokuları içinde hem yorgunluk hem de tatmin edici bir enerji vardı. Ara ara siparişler birbirine karışıyor, Zeynep hızlı kararlar vererek her şeyi yoluna koyuyordu. Bir yandan çay ve kahve siparişlerini hazırlıyor, bir yandan müşterilerin memnuniyetine dikkat ediyor, diğer yandan arkadaşlarıyla kısa komutlar ve koordinasyon konuşmaları yapıyordu. Kafenin içi canlı bir senfoni gibiydi; her hareket, her ses, her bakış bir ritim oluşturuyordu. Yoğun saatlerin ortasında, Zeynep bir an nefes almak için durdu. Pencereden dışarı bakarken, İstanbul’un sabah trafiği ve sokakları hareketliydi; kafenin karmaşası ve şehir hayatı birleşerek, Zeynep’in günün temposuna uyum sağlamasını sağlıyordu. Kısa bir mola sırasında, arkadaşlarından biri hafifçe gülümseyerek “Sen bugün çok hızlısın, tempon müthiş!” dedi. Zeynep hafifçe başını salladı, gülümseyerek “Evet, yoğun ama seviyorum. Bu tempoyu hissetmek… farklı bir enerji veriyor.” dedi. Saat ilerledikçe, kafe yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Siparişler azaldı, müşteriler masalarından kalktı. Zeynep, derin bir nefes aldı, terini silerken yüzünde hem yorgunluk hem de günün verdiği tatmin duygusu vardı. Kafenin yoğun saatleri yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. Zeynep, siparişleri bitirip bir süre masaları toparladı, kahve makinelerinin buharı ve hafif tatlı kokular arasında kısa bir nefes alma fırsatı buldu. Masadaki fincanları düzenlerken, telefonunun ekranı hafifçe titredi. Ekranda Efe’nin adı belirdi. Zeynep bir an durdu; kalbi hafifçe hızlandı, elleri masanın üzerinde dururken küçük bir titreme hissetti. Ekranı açtı ve mesajı okudu. “Merhaba Zeynep. Akşamüstüki sohbet güzeldi. Yarın kısa bir kahve molası için müsait misin?” Zeynep’in dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Kalbinin hızlanması, hafif bir sıcaklık ve heyecan karışımıyla birlikte yüzüne hafif bir renk geldi. Parmakları telefonu hafifçe kavradı; mesajın verdiği heyecanla küçük bir gülümseme kondurdu. Kafenin arka planında hafif müzik çalıyordu, fincanların tıkırtısı ve kahve makinelerinin son buhar sesleri arasında, Zeynep bir an için tüm ortamı unuttu. Gözleri ekrandaki mesajın üzerinde yoğunlaştı; kalbinin hafif çarpıntısı, içindeki heyecan ve merak hissiyle birleşti. “Evet, müsaitim. Hangi Saat sana uyar ?” yazdı Zeynep, parmağı hafifçe titreyerek ekrana dokunurken. Mesajı gönderdikten sonra derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi. Kafenin yoğunluğu azalırken, Zeynep arka masada duran kahve fincanlarını topladı, müşteriler gittiğinde sessizlik hafifçe çöküyordu. Ancak içinde hâlâ Efe’nin mesajının yarattığı hafif heyecan vardı; gözüne küçük bir ışık gibi yansıyan ekran, kalbinde sıcak bir his bırakıyordu. Kısa bir an, Efe’den gelen cevabı beklerken, Zeynep gözlerini pencereye çevirdi. Dışarıdaki hafif akşam ışıkları, sokak lambalarının altın sarısı yansımaları, kafenin sakinleşmiş atmosferiyle birleşince romantik ama gizemli bir hava oluştu. Telefon tekrar titredi. “Harika, o zaman saat üçte buluşalım. Seni görmek için sabırsızlanıyorum.” Zeynep mesajı okudu, hafifçe gülümsedi ve telefonu çantasına koydu. Kalbinin ritmi hâlâ hafif hızlıydı; ama bu hız, yoğun tempoya rağmen içten gelen bir mutluluk ve hafif romantik heyecanla birleşmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD