6. Bölüm

1271 Words
Zeynep, çiçekleri masaya yerleştirirken hafifçe titreyen ellerini fark etti. Akşamın sessizliği evin içinde yankılanıyordu; mutfaktan salonun köşelerine yayılan çiçeklerin kokusu, taze ve hafif tatlıydı. Gözlerini buketlerden ayırmadan, küçük bir iç çekişle kendi kendine mırıldandı. “kalbim, nasıl da hızlı atıyor” Bir anda kalbi hızla çarpmaya başladı. O sabah yaşadığı duygusal boşluk , Efe’nin gizemli dünyasıyla birleşmişti ve içi merak ve heyecanla dolup taşmıştı. Telefonunu masaya koydu, aynaya bakarak saçlarını ve yüzünü süzdü. Odanın aynası, sadece Zeynep’in değil, aklındaki soruların da yansımasını veriyordu. Efe’nin bakışları, sessiz yürüyüşleri, o hafif gülümseyişleri… Hepsi zihninde yeniden canlanıyor, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu. “Böyle bir adamın benimle ne işi olur ki.” dedi kendi kendine, hafifçe dudaklarını ısırarak. “Nasıl olabilir ki… Neden ben?” Zeynep, hızlıca akşam yemeği için elbise seçmeye başladı. Dolabın önünde durdu, birkaç elbiseyi teker teker çıkarıp aynaya tuttu. Hafifçe dönen rüzgarla perdeler dalgalanıyor, odanın ışığı yumuşak bir sıcaklık yayıyordu. Nihayet uzun, zarif, koyu lacivert bir elbiseyi seçti; basit ama şık, dikkat çekici ama abartısız. Ayağına ince topuklu ayakkabılarını geçirdi, hafifçe sallanarak yürüdü; tıpkı kalbinin ritmi gibi dengeli ama heyecanlı. Makyajını yaparken gözlerine birkaç kez baktı; hafif tonlarda far, dudaklarına doğal bir renk… Ama en çok gözlerini vurgulamak istemişti. Çünkü o gözlerde hem merakını hem de içten içe büyüyen heyecanını yansıtacaktı. “Ne söyleyecek… Ne yapacak…?” diye düşündü, makyaj fırçasını elinde tutarken. “Çiçekler… Not… Akşam yemeği… Ama neden beni davet etti? Sadece merak mı, yoksa… başka bir şey mi?” Zeynep’in aklında Efe’nin karizması, gizemi ve yoğun kişiliğiyle ilgili sorular birbiri ardına sıralanıyordu. Her soru, cevapsız bir ipucu gibi zihninde dönüp duruyordu. Ama aynı zamanda kalbinde tatlı bir heyecan ve biraz da korku yaratıyordu. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra küçük bir nefes aldı ve aynada son kez kendine baktı. Elbisesi, saçları, makyajı… her şey hazırdı. Ama zihnindeki sorular hâlâ cevap bekliyordu: “Acaba gerçek dünyasında da böyle mi… yoksa sadece bana mı öyle geliyor? Neler yapıyor… bu kadar yoğun ve gizemli hayatında… beni neden seçti?” Zeynep çantasını eline aldı, kapıyı açtı ve bir anda karşılaştığı manzara karşısında irkildi. Sokakta, evinin önünde, iki ciddi görünümlü adam duruyordu. Siyah takım elbiseleri, büyük bedenleri ve ciddi bakışlarıyla tam anlamıyla profesyonel görünüyordu. Yanlarında ise parlak siyah bir sedan, temiz ve neredeyse karanlık gibi görünen camlarla duruyordu. Zeynep hafifçe geriledi, kalbi hızla çarpmaya başladı. “Bu da neyin nesi?” diye mırıldandı kendi kendine. Biri hafifçe eğildi ve sakin bir sesle konuştu. “Merhaba, siz Zeynep Hanım mısınız?” Zeynep başını hafifçe salladı, elleri çantasında sıkıca duruyordu. “Evet… ben… ben Zeynep.” Adam hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme sıcak değildi, daha çok güven verici bir ciddiyetti. “Efe Bey bizi gönderdi. Lütfen araca geçin, sizi restorana götüreceğiz.” Zeynep bir an durdu, gözlerini arabaya dikti. Göz kamaştırıcı siyah sedan… Hem korkutucu hem de etkileyiciydi. Birden cesaretini topladı ve başıyla onayladı. “Tamam… teşekkür ederim.” Diğer koruma hafifçe arkadan destek verdi. “Emniyetiniz için buradayız. Sizi en güvenli şekilde götüreceğiz.” Zeynep derin bir nefes aldı, adımlarını arabaya doğru attı. Arka kapıyı açtılar ve sessizce içine geçti. İçerisi geniş, deri koltuklar ve hafif ambient ışıklarla donatılmıştı. Her şey sessiz, düzenli ve lüks… Sanki her detay Efe’nin zevkini ve gücünü yansıtıyordu. Kapatılan kapının ardından, araç sessizce hareket etti. İstanbul’un kalabalık sokakları, arabadan bakıldığında hem büyüleyici hem de uzak görünüyordu. Işıklar caddelerde titrek ve yumuşak bir şekilde süzülüyordu. Korumalar ön koltukta sessizce oturuyor, arka koltukta ise Zeynep sadece manzarayı izliyordu. Hafif bir rüzgar camdan süzülen şehir kokusunu taşıyor, kalabalığın karmaşası bir şekilde arabadan uzaklaşmış gibi hissediliyordu. Bir süre sessizlik oldu, sonra Zeynep hafifçe mırıldandı. “Efe… gerçekten… böyle mi yapmayı seviyor?” Korumalardan biri hafifçe başını salladı, ama konuşmadı; sessizlik aracın içinde hem merak hem de hafif bir gerginlik yaratıyordu. Yol boyunca Zeynep, ellerini dizlerinin üzerinde kenetleyip derin nefesler aldı. Şehrin ışıkları, gökdelenlerin parlak camları, köprülerin altından geçen araçlar… Hepsi, sanki bir masalın içinde ilerliyormuş gibi büyüleyiciydi. Kısa bir süre sonra, korumalar arabayı lüks bir restoranın önünde durdurdular. Dışarıdan bakıldığında binanın zarafeti ve modern mimarisi hemen dikkat çekiyordu; ışıklar içeriye hafifçe süzülüyor, camlardan restoranın sıcak atmosferi görünüyordu. Korumalardan biri hafifçe kapıyı açtı. “Buyurun, Zeynep Hanım. İçerisi hazır, Efe Bey sizi bekliyor.” Zeynep derin bir nefes aldı, adımlarını dışarıya attı. Ayakları hafifçe titriyordu; ama merak ve heyecanla doluydu. Işıklar, dekorasyon ve hafif müzik… Hepsi akşamın gizemli ve büyüleyici havasını tamamlıyordu. Zeynep kapıdan içeri girerken, gözlerini Efe’yi aradı; o an, kalbinin ritmi ve merak duygusu bir araya gelerek bu akşamın ne kadar özel olacağını daha şimdiden hissettirmişti. Zeynep, restoranın kapısından içeri adım attığında nefesi hafifçe kesildi. İçerisi loş ama sıcak ışıklarla aydınlatılmıştı; masa tam ortada, ince bir şekilde süslenmiş, sadece iki kişilik hazırlanmıştı. Masanın başında Efe oturuyordu; uzun boyu, düzgün duruşu ve zarif elbisesiyle adeta mekanın havasını değiştiren bir figür gibiydi. Efe’nin gözleri hafifçe Zeynep’in kapıdan girmesiyle karşılaştı; ama yüzünde hiçbir şaşkınlık ya da fazladan tepki yoktu. Gözlerindeki bakış derin, dikkatli ve kararlıydı; sanki Zeynep’i uzun zamandır bekliyormuş gibi ama aynı zamanda her hareketini sessizce analiz ediyordu. İçinden hafifçe geçti. "İşte o… düşündüğümden de etkileyici. O bakışlar… o duruş… her detay kusursuz." Zeynep adım adım masaya doğru ilerledi. Ayaklarının altındaki halının yumuşak dokusu, hafif klasik müzik ve mum ışığının loş aydınlığı bir araya gelerek zamanın yavaşlamış gibi hissettirdiği bir atmosfer yaratıyordu. Kalbi hızlı atıyor ama yüzüne bunu yansıtmamaya çalışıyordu. Efe hafifçe başını kaldırdı, hafifçe gülümsedi; bu gülümseme gizemli, davetkâr ama aynı zamanda kontrollüydü. “Zeynep Hanım…” dedi, sesi derin ve yumuşak, dikkatle seçilmiş kelimelerle. “Hoş geldiniz.” Zeynep hafifçe başını eğdi, dudaklarında ince bir gülümseme. “Teşekkür ederim… burası… çok güzel.” dedi, sesi biraz heyecanlı, biraz şaşkın. Efe gözlerini bir an bile Zeynep’ten ayırmadı, hafifçe başını sallayarak masadaki sandalyeyi oturması için çekti. “Lütfen, buraya oturun.” Zeynep çekilen sandalyeye dikkatlice oturdu. Masanın üzerindeki mum ışıkları, yanındaki kristal bardaklar ve şık tabaklar Efe’nin zarif zevkini ortaya koyuyordu. Efe, gözlerini kısa bir an için masaya çevirdi, sonra hafifçe gülümsedi; içten içe 'ne kadar da güzel, ne kadar zarif' dedi. Masada sessizlik kısa sürdü; sonra Efe, nazikçe konuşmaya başladı. “Zeynep… İstanbul’da bir öğrenci hayatı yaşamak nasıl bir his?” Zeynep hafifçe gülümsedi, ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi. “Yoğun… ama aynı zamanda heyecanlı . Dersler, projeler… arkadaşlarla vakit geçirmek… hepsi bir arada.” Efe başını hafifçe eğdi, gözlerinde merak ve dikkat vardı. “Arkadaşlarınızdan bahseder misiniz? Yakın olduğunuz insanlar var mı?” Zeynep biraz düşündü, sonra hafifçe gülümsedi. “Evet… birkaç yakın arkadaşım var. Derya, en yakınlarımdan biri… onu çok severim.” Efe hafifçe başını salladı; yüzünde hiç şaşkınlık ya da fazladan bir tepki yoktu. Ama içinden geçiyordu. "İyi… her şeyi öğrenmek için can atıyorum. Arkadaşları, alışkanlıkları… her detayı… ve daha fazlasını da öğrenmeye devam edeceğim. Ama şimdi… sadece sakin kalmalı, onu bana karşı resmileştirmemeliyim." Zeynep masadaki yemek menüsüne baktı; Efe gözlerini onun gözlerinden ayırmadan, sessizce bekledi. Aralarındaki sessizlik, sohbetin bir sonraki adımını bekleyen bir gizem gibi uzanıyordu. “Okul dışında neler yapıyorsunuz?” diye sordu Efe, sesi sakin ama meraklı. Zeynep hafifçe omuz silkti. “Bazen kütüphane… bazen iş… ama çoğunlukla arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Ama… genellikle sakin bir hayatım var.” Efe hafifçe başını eğdi, sanki her kelimenin derinliğini tartıyordu. “Anladım… sakin hayat bazen en değerli olanıdır. Ama bazen de küçük sürprizler, hayatı farklı bir boyuta taşıyabilir.” Zeynep hafifçe gülümsedi, içinden merakla karışık bir heyecan yükseldi. “Sürprizler… evet… hayatı renklendiriyor.” Masadaki mum ışıkları, hafif müzik ve restoranın sıcak aurası, onların arasında gizemli ve yoğun bir hava yaratıyordu. Efe’nin bakışları dikkatli ve derindi; Zeynep’in her hareketini sessizce gözlemliyor, fakat bunu asla belli etmiyordu. İkisi de birbirini tanımaya çalışıyor, sözler arasında gizemli bir çekim oluşuyordu. Romantik bir yakınlaşma yoktu henüz; ama sessiz bir elektrik, merak ve gizem aralarına yayılmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD