Sabahın ilk ışıkları, perdelerin arasından süzülerek mutfağın sıcak havasına karışıyordu. Zeynep bu sabah daha mutlu uyanmıştı. Geçmişin yorgunluğu, acısı üzerinde yoktu. Gözlerini açtığı anda elini yüzünü yıkamış, saçlarını toplamış ve üzerini değiştirerek marketin yolunu tutmuştu. Çeşit çeşit peynirler, reçeller almıştı. Dün maaşını almanın mutluluğuyla yine mutfağını doldurmuştu. Eve dönerken karşı komşusu Fidan'la karşılaşmış ve onu kahvaltıya davet etmişti.
Zeynep masayı mutlulukla ve özenle dizerken, zil çalmıştı. Fidan'ı karşılayıp küçük mutfağa geçtiklerinde Zeynep hızlıca çayları doldurdu. Fidan, annesinin yaptığı börekleri masaya bırakıp "her şey çok güzel görünüyor Zeynep. Ellerine sağlık" dedi.
Zeynep ve Fidan çok yakın arkadaş olmasalar da yakınlardı yine de. Fidan, Zeynep ten bir kaç yaş büyüktü. Annesinin hastalığında Halime teyzesi ve Fidan ona çok yardımcı olmuştu. O yüzden ikisini de severdi Zeynep.
"dün maaşımı aldım"
Fidan onun mutluluğuna ortak oldu. Zaman zaman annesinin yaptığı yemeklerden getir, çoğu zamanda yemeğe evlerine davet ederlerdi Zeynep’i. Halima teyze, Zeynep’i, Fidan dan ayrı koymazdı. Bi çare yalnız kalan kıza göz kulak olmaya çalışırlardı kendi hallerince.
İkili kahvaltıya geçtiklerinde hem sohbet ettiler hemde karınlarını doyurdu.
"yarın memlekete gidiyoruz"
Fidan'ın huysuz ses tonuna güldü Zeynep. Halime teyze aslen Gaziantep 'liydi ve Fidan oraya gitmekten çok hoşlanmıyordu. Bütün aile büyükleri akrabaları oradaydı.
Zeynep gülümseyerek "hayıflanma Fidan" dedi. "Ne güzel kocaman bir ailen var. Onlarla bir şeyler paylaşıyorsun vakit geçiriyorsun. Aksine mutlu olmalısın. Hem orada istediğin kadar da geziyorsun Halime teyze Antep de sana karışmıyor da" dedi.
Fidan bıkkınlıkla başını sallarken "haklısın ama bütün sülale orada. Ne zaman kalktın, ne zaman yattın, nereye gittin herkes öğrenmenin peşinde. Resmen bin tane göz üzerinde oluyor" dedi.
Zeynep "keşke benimde böyle ailem olsaydı da gözleri hep üzerimde olsaydı" dedi.
Zeynep o gülüyordu ama Fidan içindeki eksikliği hemen hissetmişti. Bok kırdım mahcubiyetiyle Zeynep'e "affedersin" dedi. "haklısın aslında. Bazen şükretmek lazım"
Zeynep işte böyle der gibi güldü.
"aile çok güzel bir kavram. Hele de o duyguyu sana çekinmeden veriyorlarsa"
Fidan çekinse de kendini yine de tutamadı. Zeynep’in üzüleceğini biliyordu ama yine de cesaret vermek istedi ona.
"Zeynep, belki de.."
Zeynep, Fidan'ın çekingen bakışlarını fark etti o an. Devam etmesini ister gibi başını salladı.
"belki de babanı aramalısın. Evet annen sana bir şeyler söyledi ama babandan duyman da gerekmez mi? Hem zaten hiçbir şey net değil"
Zeynep gülümsedi.
"düşündüm Fidan" dedi. Sesi yorgun ve çaresiz çıkmıştı.
"aramayı çok düşündüm ama ne bir isim ne bir adres ne bir resim var elimde. Hiçbir şeye sahip değilim ki"
Fidan dudaklarını kemirdi. Haklıydı kız elinde hiçbir şey yoktu ki..
Sarı çizmeli Mehmet ağa..
Aramak istesen nerede arayacaktın, bulmak istesen nerede bulacaktın..
Zeynep ve Fidan konuşmalarını bitirdiğinde beraber masayı toplayıp bulaşıkları yıkadılar. Fidan evine geçerken, Zeynep okuluna gitmek için hazırlandı.
**
Zeynep okuldan çıkıp bir kafeye günün yorgunluğunu atmak için oturduğunda bir yandan İstanbul’un kalabalığı ve rüzgarla baş başa kaldı, bir yandan da aklında Efe vardı. Sessizce bilgisayarını açtı, Efe’nin adını internette aradı ve ekranda beliren sonuçları inceledi.
32 yaşında, İstanbul’un en ünlü ve güçlü iş adamlarından biri… Uluslararası yatırımlar, şirketler, nadiren medyada görünen sosyal hayatı… Zeynep birkaç kez ekrana dokundu, hafifçe gerildi ve kendi kendine mırıldandı:
“32 yaşında. Benden 11 yaş büyük. Ünlü… ve benim yanımda o kadar doğal… Nasıl mümkün olabilir?”
Gün boyunca okul ve projeleriyle ilgilendi; yanına gelen arkadaşlarıyla kısa sohbetlerde bulundu ama Zeynep’in aklı hâlâ Efe’deydi. Akşam olduğunda eve varmıştı. ev yine sessizdi, ruhu yine sıkışmıştı.
Kapı çaldığında Zeynep’nin kalbi hızla çarptı. Kapıyı açtığında karşısında büyük ve zarif bir çiçek buketi duruyordu. İçindeki küçük not, akşamın gizemini daha da artırıyordu:
“Bu akşam bir yemek…
– Efe”
Zeynep çiçekleri tutarken hafifçe gülümsedi; içindeki heyecan ve merak dalgası bir anda yükseldi. Efe’nin gizemli havası, bu sabahki kahvaltı, okul ve arkadaşları derken yorgunluk Zeynep’in zihninde daha da belirginleşmişti. Fakat o sırada gelen bu not, Zeynep’in bütün yorgunluğunu da yalnızlığını da çekip almıştı elinden.