4.Gün...

2069 Words
1 Aralık 2024, Esad Rejimi Düşmeden 7 Gün Önce... - Komutanım askeri kaynaklardan haber geldi. Halep muhaliflerin kontrolüne geçmiş. Milli Savunma Bakanı Aramçi yalanlıyor ancak bilgiler kesin. Emrinizi bekliyoruz efendim. - Bana derhal SMO'nun (Suriye Milli Ordusu) komutanı El- Beşir'i bağlayın hemen. Tel Rıfat'a ilerleyen birliklere destek sağlamamız gerekiyor. Cahit ve Zafer'i de timleri ile birlikte Tel Rıfat'ın kuzey sınırına gönderin. YPG'nin tamamıyla çekildiğinden emin olmak zorundayız. - Emir anlaşıldı komutanım. - Hadi çocuklar Gazamız mübarek olsun. Zafer Tunç... Operasyon'un adı: Özgürlük Şafağı. Ağabeyimin ruhunun özgür olacağı şafağın habercisi. Afrin İle Halep arasında Kürtlerin yoğun yaşadığı Tel Rıfat'tan, 8 yıldır at koşturan YPG'yi süpürmeye gidiyoruz. Abimin şehit olduğu topraklarda her sıktığım kurşunu onun katiline sıkmışçasına keyifli olacaktım biliyorum. Rahat uyu Demir Tunç. Kardeşin senin intikamına memur olmaya gidiyor. Günlerdir beklediğimiz aşama kaydedildiğinde hepimizin yüzünde aynı gururlu ifade vardı. Benim timim, bu davada bana yoldaş olan kardeşlerim Tel Rıfat'a girip YPG piçleri ile savaşmanın benim için ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bu sebeple her biri aynı disiplinle operasyon hazırlığına başladı. Dakikalardır yanımda kıvranan Cahit'in ise elbette canımı sıkacak bir şeyler söyleyeceğinin farkındaydım. - Söyle lan. Söyle de içinde kalıp kabız etmesin seni. - Aileni ara Zafer. Bu senin son şansın olabilir. Belki de bizim de son şansımızdır. Bu şansı heba etme sakın. - Ben bu zaferi kazanıp aileme kavuşmanın hayaalini taşıyorum Cahit. Eğer tek bir şansım varsa bunu sağ salim onlara dönmek için kullanacağım. Şu aşamada aklımı karıştıracak hiçbir şeye kendimi bulaştırmak istemiyorum. - Lan oğlum bu kadar dik kafalı olma amına koyayım. Ne inat var lan siktiğim kafanda. Ne halin varsa gör piç herif. Ben gidip ablamı ve ağabeyimi arayacağım. Keşke anam babam da sağ olsaydı da seslerini duysaydım. Yapamazdım. Kendime bir söz vermiştim. Ağabeyimin intikamını aldım demek için arayacaktım. Bu hissin motivasyonu ile yaşıyordum ben. Sanki bunu başaramadıkça onların karşısına çıkacak yüzü de bulamayacaktım. Göğsüme derin bir nefes çekip tim hazırlıklarını tamamlayana ve hareket emri gelene kadar kafeteryanın yolunu tuttum. Dün akşam üzerinden beri onu görememiştim. Binbaşının söylediğine göre online bir ameliyatı izlemek için bilgisayar istemişti. Ameliyatın 9 saat süreceğini öğrendiğimde, bir insan hareket etemeden ekran başında o kadar kalabilir mi diye düşündüm. Ama bakacak olursak cerrahlar; bir bedenin başında da saatlerce bekleyebiliyorlardı. Yaptıkları işe saygı duymadığımdan değil; bir kadının o kadar güçlü olabileceğine akıl erdiremediğimdendi bu şaşkınlığım. Dalgınlıkla girdiğim kafeteryada başımı kaldırır kaldırmaz onu cam kenarında yalnız otururken buldum. Burada olmaktan oldukça rahatsız olduğu belliydi. Önüne baktığımda boş bir kahve bardağı gördüm. Dün ona çay içmesi konusunda emrivaki yaptığımda bana verdiği tepki aklıma gelince gülümsedim ve gidip iki tane çay aldım. Masasının başına gelene kadar beni farketmemişti. - Al doktor, çay iç. - Hah! Ben de kim bu kaba herif diyordum. Yine de beni de düşünüp aldığın için teşekkür ederim. - Belki bu son görüşmemiz olur, kötü ayrılmayalım diye düşündüm. - Neden? Gidiyor muyuz yoksa? - Siz değil, biz gidiyoruz. - Nereye? - Bir asker üssünden ayrılıp nereye giderse oraya. Elbette her zaman ayrıldığımız sayıda dönmüyoruz. Yine de umarım askerlerim sağ salim ailelerine kavuşur. - Peki sesn; senin ailen yok mu? - Var. Çok şükür var. - Pekii ne bu hayattan bezmişlik? Ailen senin yolunu gözlemiyor mu? - Dört senedir gözlüyorlar. - Karamsar olma yüzbaşı. Onların bu hasreti sonlandırmaları senin elinde. Timinin canını düşündüğün kadar kendi canını da düşün ve ailene sağ salim dön. - Umarım dediğin gibi olur doktor. - Dört yıldır hiç görmedin mi onları? - Görmedim. - Ama nasıl? Yani sizin de yıpranma payınız, izin zamanlarınız var. Öyle biliyorum, yanlış mı yoksa? - Doğru, iznimiz de var hatta burada olmanın sınırlı bir süresi de var. Ancak gönüllüler uzatabiliyor bu süreyi. - Eğer ileri gitmeyeceksem bir şey sormak istiyorum. Seni ailenden bu kadar uzun süre uzak tutan sebep ne yüzbaşı? - İleri gidilecek bir soru değil. Abim; bundan dört yıl önce Barış Pınarı harekatında şehit oldu. Ben o zaman yeni üsteğmenliği tamamlamıştım. Kutlamak için onun Suriye'den dönmesini bekliyorduk. Ha bugün, ha yarın gelecek diye beklerken operasyon haberini aldık. Operasyonun beşinci gününde de şehadet haberini. Ailemi en son, ağabeyimin mezarının başında gördüm. Onu Ankara'dan Elazığ'a götüren askeri uçağa geri binip karargaha gittim ve Suriye için gönüllü oldum. O gün bu gündür buradayım. Ağabeyimin intikamını almadan da karşılarına çıkmak istemiyorum. - Yazık olmuş yüzbaşı. - Neye? - Geçen zamana, annene, babana, varsa kardeşlerine, en çok da sana yazık olmuş. Onlar geride birbirlerine sarılıp acılarını paylaşmışlar ama sen kimseyle paylaşmadan yaşamışsın onca zamanı. Umarım ailene çektirdiğin, senin çektiğin hasretliğe değer. - Cahit gibi konuştun. Ama ona sövdüğüm gibi sana sövemem tabii. - Şükür ki çevrende aklı başında insanlar varmış. - Ben aklı başında değilim yani? - Kusura bakma ama buradan bakınca öyle görünüyor. Gülümsedi yine. Geçen ailesini araması için ona telefonumu verdiğimde de böyle gülümsemişti. Samimiydi, anlıyordum ama yine de söylediğini yapacak cesareti bulamıyordum kendimde. Konuşmaya dalıp da soğuttuğum çayımdan bir yudum aldığımda Eymen de yanımızda bitti. - Komutanım araçlar çıkış yapmak için hazır. Sizi bekliyoruz. - Tamam koçum geliyorum. Kendine iyi bak doktor. Dödüğümde hala burada olursan görüşürüz. - Sözüme kıymet verir misin bilmiyorum ama eğer hala biraz vaktin varsa aileni ara yüzbaşı. Kendi canını düşünmüyorsun onu anladım da; annene daha fazla yaşatma bu eziyeti. - Eyvallah doktor, Allah'a emanet. Eymen çoktan kafeteryadan ayrılmış ve araçların olduğu garaja yönelmişti. Ben de odamdan çantamı alıp aralarına katılmak için adımlarımı hızlandırdım. Şu dakikadan sonra kafamı bulandıracak hiçbir şeye müsaade etmeye niyetim yoktu. Fakat doktorun son sözleri aklımdan bir türlü çıkmıyordu. Odamın önünde operasyonun haberini alan Elif hazır bir şekilde beklerken gördüm. Onun bu ısrarına alışmış ama kabullenememiştim. Her operasyon öncesi, aldığı bütün ters cevaplara rağmen, üşenmeden bekliyor oluşu sinirlerimi bozuyordu. - Zafer, gitmeden seni görmek ve şans dilemek istedim. - Uluslararası bir müsabakaya katılmak için gitmiyoruz yüzbaşı, gideceğimiz yer bir savaş meydanı. Böylesine romantik bir anlayışla nasıl asker oldunuz hayret doğrusu. Şimdi izin verirseniz araçlar hazır, beni bekliyorlar. - Zafer neden böyle yapıyorsun? Sana karşı olan ilgimi açıkça belli ediyorum ama sen kalp kırıcı sözler söylemekten geri durmuyorsun. - Yüzbaşı kendinize gelin. Hala bir kalbiniz kaldıysa lütfen başkası için hacayın enerjinizi. Size son kez söylüyorum; size karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Uğraşmayın, hissetmeyeceğim de. Vaktinize ve enerjinize yazık. Müsaadenizle. İnsanların kötü söz işitmekten hoşlanması anlaşılır şey değildi doğrusu. Kendimi de biliyorum; eğer durumdan hoşnut değilsem bir an önce sonlanması için haddinden fazla kırıcı olabiliyordum. Yüzbaşının bu ısrarı bana gönül işinden çok bir takıntı gibi geliyordu. Nihayet odama girdiğimde ise zaten hazır olan çantamı sırtlanıp masamı son bir kez kontrol ettim. Şahsi telefonum öylece duruyordu. Eğer biraz düşünseydim bunu yapamazdıma ama düşünmeye fırsat vermeden alıp sesli mesaj uygulamasına girdim. "Baba ben iyim, yakında daha iyi olacağım. Hepinizi çok seviyorum, Allah'a emanet olun." ... Ülkü Akalın... Yüzbaşı gerçekten de garip bir insandı. Onu tanıdığım andan itibaren nasıl birisi olduğu konusunda bariz bir merak içerisindeydim ancak; onun aslında bu kadar açık ve şeffaf birisi olabileceğini kestirememiştim. Masama oturup her zamanki ukalalığını yaptıktan sonra benimle en hassas noktasını paylaşmıştı. Dedim ya garip bir insan diye. Kim kendisini ailesine hasret bırakarak cezalandırırdı ki? Üstelik ailesine olan düşkünlüğü gözlerinden bu kadar okunurken. Benim için aldığı çaydan hiç sevmesem de bir yudum alarak tebessüm ettim. Bana çay içiren nadir insanlardan birisiydi, bilmiyordu ama hayatımda çok özel, çok nadir anlara dahil olmuştu. Verdiğim molayı tamamlayıp binbaşının benim için ayarladığı bilgisayarın başına geçmek üzere ayaklandım. Uydu üzerinden internet bağlantısı kurmamı sağlamış ve bunun için kendi şahsi şifresini bile vermişti. Burada geçireceğim ve ne kadar uzun süreceğini bilmediğim zamanımı değerlendirmem için bu şartlar altında eşsiz bir nimetti. Çalıştığım hastanenin eğitim amaçlı yayınladığı online cerrahi videolarını izlemek şu sıralar beni eğlendiren tek şeydi. Odama girmek için koridordan sağa döndüğümde alnını sertçe kaşıyıp volta atan Elif yüzbaşını gördüm. Onu ilk gördüğüm günün aksine görüntüsü biraz dağılmıştı. Sıkı topuzundan çıkan saçlar, üniformasının açtığı iki düğmesi ve ten renginin kızarıklığı bir şeylere oldukça sinirlendiğinin kanıtıydı. Ses verip nasıl olduğunu sormak istedim ancak; beni görünce bakışları daha da bir karardı ve yanımdan hızlıca yürüyüp gitti. Stresli bir işleri vardı. Eminim onu bu hale sokacak bir gelişme yaşanmıştı. Umursamayıp odama girdim. İlk önce annemi görüntülü arayıp hal hatır soracaktım. Sanırım Yüzbaşı ile yaptığım konuşma beni de duygusal açıdan etkilemişti. Zafer Tunç... Araçlar Suriye Milli Ordusunun kontrol altına aldığı köyün sınırında durduğunda son kez timdekileri uyarıp önden indim. Hava yaklaşık iki saat sonra kararacaktı ve bizim gece savaşmaya uygun olan teçhizatımız sayesinde onların bıraktığı yerde siperleri biz alacaktık. Gece yarısı olmadan Tel Rıfat'ın tamamını ele geçirmeyi planlıyorduk ve bunu yapacağımıza olan inancımız tamdı. Önümüzde ilerleyen birliğin komutanı ile durum değerlendirmesi yapıp time döndüm. - Herkes kulaklarını açıp beni iyice dinlesin. İki saat sonra hava tamamen kararacak. Termal kameralarınızı, gece görüş gözlüklerinizi kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Ben, Eymen, Serhat, Necmi ve İskender Harkuk mahallesi girişinden ilerleyeceğiz. Cahitt, Sinan, Zeki, Cengiz ve Adem de Suhur girişini alacak. Kendinize dikkat edin çocuklar. Üs bölgesine eksiksiz dönmek istiyorum. Geceyarısından önce Rifat meydanında toplanacağız, haydi Allah yardımcımız olsun. Cahit ile anlaşıp görev yerlerimize doğru ilerlemeye başladık. Halkın çoktan boşalttığı mahallerde karşımıza çıkan herkes istisnai şerefsizdi. Ancak ne olursa olsun silahsız olanalara sıkamazdık. Etkisiz hale getirip yolumuza devam edecektik. Bizim giriş yaptığımız Harkut mahallesi dar sokaklardan ve iç içe geçmiş avlulardan oluşuyordu. Benzer yapılaşmayla hendek operasyonları sırasında da denk gelmiştik. Bu nedenle kansızların kaçarken bu evlere bir çok tuzak bıraktığını biliyorduk. Adımlarımızı olabildiğince temkinli atacak ve zaiyat vermeden görevimizi tamamlayacaktık. İlerleyişimiz sorunsuz bir şekilde sürerken mahallenin çıkışına doğru bir evde hareketlilik tespit ettik. Serhat önden ilerleyip termal kamerayla tarama yapıyordu ve aniden durup bizim de beklememizi söyledi. Sadece el işaretleri ile konuşuyorduk. Söylediğine göre içeride dört ağır silahlı terörist vardı ve bulundukları odada mühimmatı andıran yığınlar bulunuyordu. Eymen'e komşu evin çatısına çıkmasını işaret edip, Serhat'ın olduğu yerde kalmasını tembihledim. Yanıma Necmi ve İskender'i de alıp eve girebileceğimiz doğru girişi aramaya koyuldum. Hata yapma lüksümüz yoktu. Onlar dört, biz üç kişiydik. Diğerleri taktik destek için görevlendirdiğim noktalarda kalmışlardı. - İskender gözünü dört aç aslanım. Necmi sen de benimle birlikte ilerle. Dört atış şansımız var, kafalarına hedef alıyoruz. - Anlaşıldı komutanım. - Üç deyince giriyoruz. Bir, iki, üç... 20.01 "Cahit komutanım bir sorunumuz var. İskender, Necmi ve Zafer komutanım şüpheli eve girdi. Silah sesleri geldi ardından biz ilerlemek üzere hareketlendiğimizde patlama oldu. Şimdi de irili ufaklı bir çok patlama oluyor. Desteğe ihtiyacımız var. Buraya yakın SMO birliklerine ulaşmamız lazım. " 20. 37 "Üç kişilik ekip geldi, evdeki patlamalar yavaşladı, birlikte giriş yapıyoruz." 20.51 "Komutanım üç ağır yaralımız var, geri çekiliyoruz." Ülkü Akalın. Buraya getirildiğimiz günden beri ilk defa böyle yoğun bir hareketliliğe şahit oluyordum. Peş peşe çalmaya başlayan sirenler ve art arda hareket eden ambulanslar büyük bir sorunun olduğunun habercisiydi. Şu durumda üsten ayrılmamız mümkün olmadığı için koşuşturmacaya da bir faydamız dokunmuyordu. Geçen gün kafeteryada bana sırnaşan üsteğmen yanıma endişeli adımlarla geldiğinde duruşumu dikleştirip söyleyeceklerine kendimi hazırlamaya çalıştım. - Ülkü hanım, Tel Rıfat operasyonunda ağır yaralanan üç askerimizi getiriyorlar. Kimlik bilgileri henüz verilmedi ancak sizin ve diğer cerrahların burada bulunması bizim için büyük şans. Binbaşım yaralıları karşılamaya giderken benden; sizi ve diğer cerrahları bilgilendirmemi istedi. Böyle durumlarda yaralılarımızı tedavi ettiğimiz bir bölümümüz var. Eğer bizlere yardımcı olursanız çok memnun oluruz. - Elbette beyfendi bizler doktoruz. Ne zaman bize ihtiyaç duyulursa yardımcı olmak için yemin ettik. Siz bana derhal müdahale odasını gösterin, elimizdeki imkanlarla neler yapabileceğimize dair hızlıca bir plan yapalım. - Elbette, buyurun lütfen. Diğer doktorları arkadaşlar getirecek yanınıza. Soğukkanlı bir insanım ben. Başarımın en önemli sebeplerinden biri de buydu zaten. Ama şimdi, sabah yanımdan uğurladığım adamın da içinde bulunduğu askerlerin ağır yaralanmış olduğunu öğrenmek ve hatta ellerindeki imkanların yetersiz kalabileceği endişesi, sanki övündüğüm soğuk kanlılığımı alıp götürmüştü. Askerin ardından girdiğim ortam orta ölçekli bir acil müdahale odası gibiydi. Çoğunlukla lokal anesteziklerin yer aldığı ilaç dolabına göz gezdirip cerrahi müdahalelerde elzem olan damar yolu antibiyotikleri gördüğümde derin bir nefes aldım. Cerrahi aletlerin olduğu çekmeceleri teker teker açıp dezenfeksiyona özen gösterilerek yerleştirilmiş aletleri görmek de içimi rahatlatmıştı. Büyük ihtimalle yoğun kan ihtiyacımız olacaktı, onu da buradaki askerlerden sağlayabileceğimizi umarak kendime elimden geldiğince tam teşekküllü bir ameliyat tepsisi hazırladım. Odada dört yatak vardı ve üç yaralının olduğu söylenmişti. Aynı aletleri iki kez daha hazırlayarak diğer yatakların yanında hazır hale getirdim. Askerlerin nezaretinde revire gelen cerrahlara hızlıca bir bilgilendirme yaparak elimizdeki imkanlardan bahsettim. Her biri muazzam profesyonellikle durumu kabullenip sterilizasyon işlemina başladı. Diğer sağlıkçılar ambulanslarla gittiği için birbirimizi hazırlamak yine bize düşmüştü. Üçümüzü de hazırlayan Carolin ve Daniel her ihtimale karşı destek olmak adına yanımızda bulunacaklardı. Üsteğmen'in telsizine gelen anonsu duyduğumuzda maratonun başlayacağını da anlamış olduk. Bilgilerimin üzerinden geçmek yerine yaralıların arasında Zafer yüzbaşının olmaması için dua ediyordum. Bu meseleye daha sonra kafa yormaya karar vererek gelen ilk hastayı aldım. Ancak; ne yazık ki dualarım kabul görmemişti....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD