30 Kasım 2024, Esed Rejimi Düşmeden 7 Gün Önce....
- Bu toplantının amacı bölgede yaşanan gelişmelerden sizi de haberedar etmek çocuklar. Muhalif grupların ilerleyişi sürüyor. Elbette bizim izin verdiğimiz ölçüde güç kullanmaya devam edecekler. Esad'ı devre dışı bırakmak isterken Golan'iyi yerine koymak niyetinde değiliz. Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışırken bir yandan da güney sınırımızdaki asayişi de gözetmek zorundayız. Yeni hükümetin Avrupa ve Rusya cephesi ile yapacağı bütün anlaşmalarda masada biz de olacağız.
- Peki binbaşım, ilerleyiş ne durumda?
- Dilerseniz direnişin aşamalarını, muhaliflerin eğitiminde büyük rol oynayan Binbaşı Galip Ender anlatsın. Lütfen binbaşım buyurun.
- Rahat asker! Evvela bu zorlu coğrafyada vatanımızın ve milletimizin bekaasını düşünerek harcadığınız emekten dolayı her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyor ve gözlerinizden öpüyorum. Direnişin ilerleyişine gelecek olursak; hepinizin bildiği üzere Cihatçı silahlı örgüt Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve müttefikleri, 27 Kasım Çarşamba günü Beşar Esad rejimine yönelik operasyon başlattı.
Operasyonun adı da “Saldırganlığı Caydırma (Rad’ul Udvan) Operasyonu. HTŞ liderliğindeki cihatçılar, son haftalarda Rusya ve Suriye’nin İdlib’in güneyindeki sivillere yönelik artan saldırılarına cevap olarak bu saldırıları düzenlediklerini söylediler ancak halihazırda bu durum zaten cihatçıların öngördüğü bir durumdu. Direnişi başlatmak için bir fitil ateşlenmeliydi ve de Rusya, Şam ortaklığı bu ateşi düşünmeden yaktı. Muhalifler, 2024’ün başından beri 80’den fazla sivilin rejimin saldırılarında öldürüldüğünü savunuyor. Şam ise her zaman olduğu gibi bu iddiaları yalanlıyor.
Nüfusunun 3 milyonun üzerinde olduğu bilinen İdlib, yıllardır HTŞ’nin kontrolünde. Askeri kaynaklarımız, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu ve akabinde İsrail’in verdiği yanıtla büyüyen ve yayılan Ortadoğu’daki savaşın HTŞ’nin yeniden Halep’e doğru ilerlemesine zemin oluşturduğu görüşünde. Elbette geri planda Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu operasyona verdiği taktik ve lojistik destek de gündemde. Şöyle ki ne Rusya, ne İran ne de NATO şu durumda Türkiye gibi bir gücün karşısında olduğu lideri, grubu ya da organizasyonu desteklemeye cesaret edemiyor. Ortadoğunun kaynakları bir yana, bu kaynaklara ulaşmanın tek yolu Türkiye ile iyi geçinmek. Bu güne kadar elindeki gücü kullanamayan devletimiz, şimdilerde aşama aşama ilerlediği savunma sanayiisi sayesinde bölgenin bir bölümünde değil, tamamında söz sahibi. Tabi şu durumda Ukrayna’daki savaşta da cephe hattında önemli gelişmeler yaşanırken Rusya’nın Suriye’ye yeterince güç ayıramadığını unutmamak gerek. Zira Rus ayısı Ukrayna kırsalında aç ve korunmasız kalmış durumda.
Dün hepinizin de bildiği gibi Cihatçılar, Halep’i Şam’a bağlayan otoyolu kesti. Sadece bir günde İdlib’den ilerleyen cihatçılar, 46. Alay Üssü’nü ve en az 8 köyü ele geçirdi. Bu gün itibari ile de Cihatçılar, Halep’e girdi. Rus savaş uçaklarının, 2016’dan beri ilk kez Halep’e hava saldırısı düzenlemesine rağmen, Cihatçılar, bir gün içerisinde Halep’in çok büyük bir kısmını ele geçirdi. Kuzeyde 80’den fazla kasaba ve köyü kontrol ettikleri gelen istihbaratlar arasında. Esed'in devrileceğine, artık sona yaklaştığına dair dedikodular bütün alakadar ülkelerin gizli gündemindeyken, Dünya Sağlık Örgütü'nün, alanında bu kadar önemli isimleri Şam'da toplaması elbette bizim de dikkatimizi çeken bir durumdu. Muhataplarımızdan elbette bizi devre dışı bırakmak isteyecekleri yönünde bir atılım bekliyorduk. Ülkemizin yetiştirdiği ünlü doktorlarından ve biyo fizikçilerinden birisi olan Koray Akalın hocanın geçtiğimiz yüzyılın ve önümüzdeki bir çok zamanın en önemli icatlarından birini geliştiriyor oluşu ve bu icadın Dünya Sağlık Örgütü'nden fonlanmadan planlanıp geliştirilmesi elbette dikkat çekecekti. Sizlere şu aşamada icadın muhteviyatı hakkında bilgi veremem ama şu kadarını söyleyebilirim ki; ölümcül düzeyde riskli bir çok büyük ameliyatta yaşama şansını %60 arttıracak kadar etkili bir yöntem. Bu da Türkiye'nin geleceğin savaş sebepleri arasında bulunan sağlık endüstrisinde zirveye taşınması demek. Hepiniz biliyorsunuz ki; 2019 senesi ve takip eden yıllarda planlanan salgınla bu savaşın ufak bir simülasyonu gerçekleştirildi. Ortaya atılan bilinmez bir mikrop sayesinde, ülkelerin olası böyle bir hastalıkla baş etmek adına ne gibi yöntemleri ellerinde tuttuklarını bilmek istediler. Velhasıl, biz Suriye'den çekilip, muhalifleri ve HTŞ'yi kaderine bırakalım diye, elimizdeki en büyük kozu elde etme amacı güttüler. Koray Akalın hocanın kendisi kadar yetenekli ve başarılı kızı da o grubun içerisindeydi. Bunu bölgedeki terör yapılanmalarının bir eylemi gibi dünyaya lanse ettirip, arka planda bizimle bir pazarlık masası kurmak istediler ama hiçbir şey planladıkları gibi olmadı. Kıymetli Koray hocanın yetiştirdiği evladı sayesinde bu oyun başlarına yıkılmakla kalmadı, dünya kamuoyu önünde rezil rüsva olma tehlikesiyle de karşı karşıya kaldılar.
- Komutanım müsaadenizle bir soru sormak istiyorum.
- Söyle Yüzbaşı. Bu zamana kadar sessiz kalman pek şaşılır doğrusu.
- Komutanım, doktorun kızı ne kadar güvenilir? Üç gizli serrvis ajanını altetmiş olması bana pek de inandırıcı gelmiyor.
- Babasına ya da vatanına ihanet etme olasılığını merak ediyorsun sanırım. Ama yanılıyorsun evlat. Ülkü Akalın, çocukluğundan beri ileri disiplinle yetiştirildi. Hem fiziki becerilerini hem de zihinsel becerilerini ileri düzeyde kullanabilen, öngörüsü yüksek ve analitik düşünce seviyesi üst düzeyde olan bir vatan evladı. Henüz 27 yaşındayken kimsenin yapmaya yanaşmadığı bir Whipple ameliyatını tek başına yaparak tıp literatürüne geçti. El becerilerini babasından, dil öğrenme becerilerini de annesinden alan muhteşem bir yetenek. Tam beş dili ana dili gibi konuşabiliyor. Arapça ve Fransızca da bunların arasında. Eğer o fransızların konuşmasına şahit olmayıp durumu lehimize çevirmeseydi şu durumda hem bölgedeki üstünlüğümüzü hem de Koray hocanın çalışmasının getireceği gücü kaybederdik. O şu an üssümüzün en kıymetli misafiri. Lütfen hakettiği gibi davranın.
- Emir anlaşıldı komutanım.
Toplantıdan çıkıp yatakhanelerin olduğu tarafa doğru giderken doktor için ayarlandığını sandığım odanın kapısında adımlarım bir süre durdu. Maskesiz halimle karşılaşıp beni sesimden tanıması ve yaşadığı şaşkınlık hala gözümün önündeydi. Eminim yaptığım onca kabalıktan sonra bir daha benimle muhatap bile olmak istemez. Gerçi bu neden kafama takıldıysa? Burada kalıp kalabileceği üç gün. Sonrasında o sağ ben selamet.
Baş ağrımı dindirecek tek şey olan demli bir bardak çay için kafeteryanın yolunu tuttum. Biz toplantıdayken Tuğrul binbaşı da teker teker rehineleri sorguya almaya başlamıştı. Büyük ihtimalle onun anlatacakları epey önemli olduğu için de ilk konuştuğu kişiydi. Bir yandan hala ellerinde olan iki rehine için istihbarat kolluyor, diğer yandan da buradakilerin durumlarını açıklığa kavuşturmak için vatandaşları oldukları ülkelerle irtibata geçiyorduk. 36 saatlik görevden döndükten sonra tek düşündüğüm şey yeni bir görev olurdu. Ancak şimdi; burada kalıp doktorun gizemini çözmek istiyordum. Her ne kadar onun hakkında olumsuz tek şey söylememiş olsalar bile yine de beni bu konunun aksi olduğu yönünde düşünmeye sevkeden bir şeyler vardı. Çayın yanına atıştırabileceğim tuzlu bir şeyler ararken arkamda Samet'in sesini duydum. "Ülkü hanım buyurun lütfen. Size bir çay ikram edelim. Yada başka bir tercihiniz varsa çekinmeyin ne olur." Yavşak puşt. Güzel kız gördü mü yavşamadan duramazdı. Ama arkamı dönmeden doktorun ne pki vereceğini beklemeye başladım. Çok geçmeden konuştu. "Buraya çay içmeye gelmedim bayım. Bayım diyorum kusuruma bakmayın çünkü rütbenizi bilmiyorum. Binbaşı Tuğrul beye hatırladığım bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum. Ama ona nasıl ulaşacağımı bilemediğim için bilgi almaya geldim. Siz yardımcı olabilecekseniz söyleyin, yoksa yardımcı olacak başka birini bulurum. " Amma çok konuşuyordu bu kadın. Kibar sözleriyle adam dövmenin de ustası olsa gerekti. Samet'in karşısında bocaladığını hissetmek dudağımın kıvrılmasına sebep oldu. Hissetmekle yetinmeyip arkamı döndüğümde onunla göz göze geldik. Samet de onun baktığı yere bakınca benim alaylı ifademle karşılaştı. Tabii bu durumdan hiç hoşlanmadı şerefsiz. "Olur mu Ülkü hanım, başkasına ne hacet, ben sizi şimdi götürürüm binbaşının odasına." Sanırım burada müdahale etmem gerekiyordu. Ne sebeple ya da ne sıfatla müdahale etmem gerektiği düşüncesini bir kenara bırakıp iliştiğim tabureden ayaklandım. "Sen işine bak üsteğmen. Doktorla ben ilgilenirim. Şu aklına gelen ayrıntıyı bir de benimle paylaşsın bakalım." Kanı alev olup kaynasa da emir komuta zincirini bozamayacağı için başını sallayıp selam verdi ve olduğu yerden siktirolup gitti.
- Çay iç doktor.
- Emir mi telakki etmeliyim?
- Anlamadım?
- Çay iç dedin ya, bu bir emir mi yoksa içmeme hakkımı kullanabilir miyim? Ya da ne bileyim yerine bir soda içebilir miyim?
- Çok konuşuyorsun. Sadece soda isterim dersen anlarım. Koçum, doktor hanıma bir soda açıver.
- Evet; Tuğrul binbaşının yanına nasıl gidebilirim? Hatırladığım şey zamanlama açısından önemli olabilir. Burada durmuş beni oyalamanıza müsaade ediyorum neredeyse.
- Al sodanı, beni takip et. Ha bu arada sormadan söyleyeyim; emir değil, tarzım bu. Kaldı ki sadece askerlerime emretmek için konuşurum. Fazla konuşmayı sevmem. Bu yüzden kusuruma bakmayacaksın.
- Emrin olur, bakmam. Ama burada senin adın yazıyor. Binbaşının odasına gideceğimizi sanıyordum.
- Binbaşı şu an meşgul. Önce bana söyleyeceksin ne hatırladığını. Unuttun mu kurtarma operasyonunu yöneten subay bendim.
- Her neyse, fazla uzadı bu iş. Kapıdaki adamlardan birisi Fransız bir yetkilinin bulunduğumuz yere doğru geldiğini söyledi. 'nerede kaldı bu adam?' dediğini duydum. Sanırım gelenler beni almak için geliyordu ama durum umdukları gibi gitmeyince yanlarına rehine almaya karar verdiler. Bir de Orhan hocanın cebine koyduğum telefon meselesi var.
- Ne olmuş o telefona?
- Yanıma iki tanesini almıştım. İkisi de sizde sanırım. Binbaşı bana telefonun arkasındaki kodu sorunca merak edip diğerine de baktım. Birinin kod numarası FUA461JK8 'di diğeri de FUA461JK7. Büyük ihtimalle bir seriye aitler. Eğer Orhan hocanın cebine koyduğumun son numarası 6 ya da 9'sa sizin için yerlerini bulmanız daha kolay olur diye düşündüm. Bilmiyorum, telefonları incelem fırsatınız oldu mu ama eğer henüz başlanmadıysa bu bilginin işinize yarayacağına eminim.
- Hafızan oldukça iyi anlaşılan. Başka ayrıntı var mı hatırladığın?
- Şimdilik bunlar. Ama sormak istediklerim var.
- Mesela?
- Buradaki işimiz ne zaman bitecek ve ne zaman gönderileceğiz? Ve hala ailemle konuşamadım. Bu konuda bize yardımcı olacağınız söylenmişti.
- Bütün sorgular bitmeden ve diğer rehineler bulunmadan üsten ayrılmanız pek mümkün gözükmüyor. Bildiğim kadarıyla babanız da Savunma bakanlığı ve Sağlık bakanlığı ile birlikte ortak bir toplantıda. Ama isterseniz benim telefonumdan annenizi arayabilirsiniz.
- Yani şimdi konuşabilir miyim onunla?
- Evet, elbette. Ben sizi yalnız bırakayım hatta. Numaranın başına ülke kodunu koymayı ihmal etmeyin.
Doktorun gözlerinin ışıldamasına ve tebessümüne ilk kez şahit olmuştum. Suratı öyle bir hal almıştı ki; insanda durup saatlerce seyretme isteği uyandırıyordu. Dikkatimi toplayıp kendimi odanın dışına attığımda Cahit'le birlikte odama doğru gelen Elif yüzbaşıyı gördüm. Cahit'in suratından anlaşıldığı üzere Elif onun kuyruğuna takılmış gibi görünüyordu. Şu kızın kalbini daha kaç kez kırmam gerekirdi ona bir karşı boş olduğumu anlaması için?
- Hayırdır devrem, kapınla mı bakışıyorsun, girsene içeri. Seninle özel konuşacaklarım var.
- İçerisi dolu. Ne söyleyeceksen gidelim de senin odanda söyle.
- Kim var ulan içeride? Ne işler karıştırıyorsun oğlum sen?
- Sana ne Cahit? Önemliyse diyeceğin yürü gidelim, şayet değilse de burada söyle.
- Ah pardon Cahit yüzbaşım. Benim varlığım mı engelliyor sizi?
- Kusura bakma Elif. Özel bir mesele bu.
- Tabii anladım ben sizi. Eğer işiniz erken biterse benim odama buyurun kahve yapayım size. Yeni bir kahve geldi, muazzam lezzeti var.
- İşimiz var Elif yüzbaşı. Gün sohbeti yapacak vaktimiz yok.
- Anlıyorum, neyse kolay gelsin size.
Elif gittikten sonra bakışlarımı Cahit'e çevirip "hadi ne söyleyeceksen söyle" dedim. O ise suratıma bakıp piç piç sırıtmaya devam ediyordu.
- Seni de en iyi Elif anlıyor be. Bir şans mı versen şu kıza artık?
- He amına koyayım çok anlayışlı kız. Anlasa yanıma bir adım bile yaklaşmaz. Saf mıdır yoksa salağa mı yatıyor asıl ben anlamıyorum. Hayır yani derece ile mezun olmuşsun kızım, işine odaklan, bırak aşk meşk işlerini.
- Gönül bu oğlum ota da konuyor, senin gibi karısızlıktan çükü düşen adamlara da.
- O sesinin ayarını bir kıs. İçeride biri var diyorum sana hayvanoğlu hayvan.
- İşte ben de onu soruyorum, kim ulan içerideki?
- Şu doktor var ya
- Eeee
- Ailesi ile telefon görüşmesi yapıyor.
- Hani lan sen güvenmiyordun ona? Hem odanı hem de şahsi telefonunu mu emanet ettin?
- Duymadın mı oğlum binbaşını?
- He yani; kendi sezgilerini bir yana bırakıp başkasının fikirlerine göre mi hareket etmeye başladın? Ulan senin göbek adın şüphe be puşt.
- Kes saçmalamayı da siktirol git. Madem söyleyecek bir şeyin yok, gevezeliğe geldin; benim de gevezeliği sevmediğimi biliyorsun zaten sikik. Başımı daha fazla ağrıtma da defol.
- Ulan seni kurtaranda kabahat. Ben konuşacaklarımız özel demeseydim gidecdk miydi kız?
- Her neyse, başım tuttu benim. Zırvalarını kaldıracak halim yok. Şu üs boşalsa da bir uyku çeksem amına koyayım.
Cahit'i yanımdan ite kaka gönderdikten sonra bir müddet daha odamın önünde oyalandım. Zaten birkaç dakika sonra doktor da işini bitirip çıktı. Bana teşekkür ettikten sonra koridorun sağından ilerleyerek üç oda çaprazımdaki odaya girdi ve gözden kayboldu. Demek diğerlerine yatakhane tarafından yer gösterirken doktora bizim olduğumuz kanattan oda vermişlerdi. İçemediğim çay sebebiyle artan baş ağrımı dindirmek için yeniden kafeteryanın yolunu tuttum. Doktorun bahsettiği telefon kodlarını zaten çoktan incelemeye almıştık. Askeri mantığın nasıl işlediğini bilmiyor olsa da; böyle ince ayrıntılara dikkat ediyor oluşu hoşuma gitti doğrusu. Binbaşının da dediği gibi zeki bir kadındı. Zeki ve güzel. Hem de fazlasıyla güzel. Aklımın durup durup ona kaymasını sağlayacak kadar güzel...