5. Gün...

1625 Words
- 28 yaşında erkek hasta. Şarapnel parçası sol orbitadan (Göz çukuru) girmiş ve sfenoid kemiğe dayanmış. Dura yapraklarına kadar uzanıp uzanmadığını göremiyorum. Dr. Leone burada size ihtiyacım var. Ben penetran (karın duvarını delen) yaralanmalara odaklanacağım. Doktor Simone sizde durum nedir? - 26 yaşında erkek. Açık batın ile geldi. Parankimal ( Karaciğer, dalak, böbrek ) hasar mevcut. Hastanın kan grubu B negatif. En az 4 ünite takviye lazım. Doktor Akalın, sizde ne var? - 29 yaşında erkek. Toraks travması, tibia kırığı ve omus disfonksiyonu mevcut. Solunum sesleri hırıltılı, trakebronşial yırtılma ile uyumlu. Sanırım sağ clavicula'da (köprücük kemiği) parçalı kırık mevcut. Batın muayenesi için usg çekmem gerekiyor. - Portatif bir usg cihazımız mevcut, hemen getiriyorum. - Pekala arkadaşlar! Doktor Leone İskender'i, Doktor Simone Necmi'yi ben de Zafer yüzbaşıyı alıyorum. Bizleri asiste edecek ikişer kişiye ihtiyacımız var. Çok hızlı bir şekilde sterilizasyonu tamamlayıp yanımızdaki yerlerinizi alın. İmkanlarımız kısıtlı, BT ya da MR çekme şansımız yok. Bu yüzden körlemesine ilerleyip sadece onları yaşatmaya odaklanacağız. Eminim TSK bir şekilde yaralıları bölgeden aldıracaktır. Bizlere düşen; yaşam fonksiyonları yerinde olan hastalar teslim etmek. Hadi başlıyoruz. Ülkü Akalaın... Çok kötüydü. Her şey ama her şey oldukça kötüydü. Önümüze bırakılan üç yaralının da hayati tehlikesi vardı ve biz; ne tomografi çekebiliyor ne de yeterli destekle ilerleyebiliyorduk. Üste bulunan bütün cerrahlar steril olup yanı başımıza toplanmış ve olası bir aksilikte müdahil olmak için hazırda bekliyorlardı ancak bizim üç hastaya yetecek kadar genel anestezi malzememiz dahi yoktu. Üçünü maksimum iki saate kadar uyutabilecek anestezik ile bu kadar komplike operasyonları yapmak neredeyse imkansızdı. Bir şeyler düşünmeliydim. Eğer işlemler uzarsa yaralıları baygın tutacak yollar bulmam gerekiyordu. - Bu revirin sorumlusu kim? - Tabip üsteğmen Erhan Ordu. Buyurun efendim? - Envanterinizdeki anestezikleri bana miktarları ile birlikte sayar mısınız? - 180 mg lidokain, 200 mg prokain ve 125mg propofol mevcut efendim. - Yaralı askerlerimizn boy ve kilo bilgilerine ihtiyacım var. Derhal bilgi istiyorum. - Doktor Akalın ne düşünüyorsunuz? - Genel anestezide eksiğimiz var. Elimizdeki ilaçlardan bir kombo yapıp uyku sürelerini arttırmak istiyorum. Bize yakın zamanda bu maddeleri temin edebileceklerini düşünmüyorum Leone. Başka bir fikriniz var mı? - Bu çok riskli bir yaklaşım. Bundan emin misiniz? - Başka çaremiz yok doktor. Şansa güvenmeliyiz. Gerekli bilgileri aldıktan sonra hızlıca bir hesaplama yapıp dozajları paylaştırdım ve ameliyathanede keskin bir sessizliğin eşlik ettiği operasyona da başlamış olduk. Sadece cerrahların ihtiyaçlarını belirttiği tek kelimleik istek cümleleri duyuluyordu. Yüzbaşının solunum seslerini refereans alarak yırtığın nerede olduğunu bulmaya çalıştım. Şu saatten sonra körlemesine ilerlemekten başka çarem yoktu. Sağ akciğerde tespit ettiğim yırtığı onarmak için 5. ve 7. costae (kaburga) arasına 4 santimlik bir kesi attım. Ekartör ile kesiyi ayırdıktan sonra kanama odağı tamamıyla karşımdaydı. Akciğer zarı ile akciğer arasına dolan kan solunumu zayıflatmış ve kandaki oksijen oranını önemli ölçüde azaltmıştı. Bir aspiratörle kanı emdirmeye ihtiyacım vardı anacak ne yazık ki elimzide cerrahi bir aspiratör yoktu. - Biriniz derhal 500 cc enjektör ile kanı boşaltsın. Hasarı göremiyorum, hastanın solunumu giderek yavaşlıyor. -... - Biraz daha seri hareketlerle lütfen. Hatta iki enjektör ile yapalım bu işi. Steril arkadaşlardan birisi daha desteğe gelsin hemen.... Evet işte böyle. Yırtığı şimdi gördüm. 0. 1 fastsorb ( emilebilir cerrahi iplik) lütfen. Tam bu noktaya kuvvetli bir ışık kaynağı istiyorum. Yaklaşık bir buçuk saat sonra doktor Lenoe ve Simone'nin işi bitmiş, adlarının İskender ve Necmi olduğunu onlar baygınken öğrendiğim iki asker stabil bir şekilde sterilize edilen diğer odaya alınmışlardı. Başlarında onları sürekli kontrol eden ikişeri kişilik bir ekip dikmiştik. Gerekli sağlık desteği gelene kadar nöbetleşe bakımları sürdürülecekti. Ancak benim Zafer'le işim sandığım kadar kolay ilerlemiyordu. Akciğerdeki hasarı giderdikten sonra kaval kemiğindeki kırıkla ilgilenmek için bölgeyi sterilize ettim ve ilk kesiyi attım ancak kemikteki parçalı kırık bacak arterine zarar verdiği için yoğun bir iç kanama mevcuttu. Ortopedi satjında öğrendiklerimi anımsamaya çalışarak vakit kaybediyordum. Bocaladığımı hisseden Simone, yorgunluğunu bir kenara bırakıp yardımıma koştu. Arteri iki koldan onarıp bacaktaki basıncı azalttığımızda ten rengi nihayet normale dönmeye başladı. Köprücük kemiğindeki kırık için ne yazık ki bu ortamda yapabileceğimiz bir şey yoktu. Kırığı içeriden sabitlemenin tek yolu platin plaka ile tutturmaktı, o da ne yazık ki imkanlarımız dahilinde değildi. Nihayet Zafer'in de işini bitirdikten sonra binbaşıyı bilgilendirmek için revirden ayrıldım. Bu adamların ne olursa olsun buradan bir an önce götürülmesi gerekiyordu ve bu zarurete rağmen yolculuk yapmaları çok riskliydi. Binbaşına gidip iki berbat seçenekten birisini seçmesini isteyecektim. - Binbaşım; sizinle yaralı askerler hakkında konuşmam gerekiyor, müsait misiniz? - Ülkü hanım buyrun elbette. Harika bir iş çıkardığınızı söylediler. Burada olduğunuz için çok şanslıydık. - Yine de durum hala kritik binbaşı. Askerleri tam teşekküllü bir hastaneye sevketmemiz lazım. Burada yoğun bakım sürecinde yetersiz kalabiliriz. - Anlıyorum ancak; şu şartlar altında bir sevk sağlamamız mümkün değil. Bulunduğumuz topraklarda çetin bir rejim değişikliği süreci yaşanıyor. Hem hava sahası hem de kara yolu ulaşımı bakımından sıkıntı yaşayabiliriz. - Pekii, istediğim tıbbi gereçleri buraya getirtmeniz mümkün mü? - Szi bana makul bir liste hazırlayın, ben neler yapabileceğimize bir bakayım. 2 Aralık 2024, Esad Rejimi Düşmeden 5 Gün önce. Uydu internetinden yaptığım araştırmalarda muhaliflerin ilerleyişi hakkında pek de bir şey öğrenmem mümkün değildi. Sanki direniş yer altından yürütülüyor da yer yüzünde her şey olağan seyrinde ilerliyormuş gibiydi. Ne Orhan Önder hocadan ne de diğer İspanyol hekim rakadaşımızdan henüz bir haber yoktu. Onların durumunun belirsizliği bir yana, binbaşından istediğim ilaçlar da henüz tedarik edilmemişti. Eğer biraz daha bu şekilde devam edilirse uyanmaları an meselesiydi ve bu da onların derin acılar duyumsamaları anlamına geliyordu. Geceyi revirde yaralıların başında geçirmiştim. Zafer yüzbaşı o dik başlı, yenilmez halinin aksine öyle savunmasız görünüyordu ki; onun bu haline üzülmeden edemiyordum. Diğerlerinin durumu nispeten daha iyidi. Necip üsteğmen, gözünden yaralanmasına rağmen, doktor Leone'nin dediğine göre görme yetisinde herhangi bir aksaklık yaşamayacaktı. Bu sevindirici haber, diğer tim elemanlarının arasında coşkuyla karşılandı çünkü; Necip üsteğmen üst düzey bir keskin nişancıydı. Doktor Simone de başarılı bir iş çıkarmış ve İskender Üsteğmenin batın yaralanmasını hasarsız bir şekilde onarmıştı. Üste görevli subay hekimlerin aldığı gözlem notlarına bakarken derinden kesik bir inleme sesi duydum. Ses; arkamdaki yatakta yatan Zafer yüzbaşından geliyordu. Elimizde kalan anestezik miktarına göz atıp uygun dozu hazırlamaya koyulduğum sırada iniltilerin dozu da artmaya başladı. Bariz bir şekilde acı çekiyordu ve bilinci gelip gittiği için yaralarına zarar verecek şekilde hareketlenmeye başlamıştı. - Yüzbaşı sakin olun lütfen. Ciddi yaralarınız var, kendinize zarar vereceksiniz. -.... - Yüzbaşı beni duyuyor musunuz? Bakın ağır yaralısınız. Eğer biraz sabrederseniz ağrınzı kesecek olan ilacı hazırlayacağım. -.... - Böyle yaparsanız daha kötü olacak sizin için. Yüzbaşı lütfen.... Zafer! Baştaki ikazlarımı duymasa da ona adıyla seslenmem onun durdurmuş ve hareketlerini bilinçli olarak kısıtlamasına yardımcı olmuştu. Ancak biliyordum ki benden konuşmayı sürdürmemi bekliyordu. Aynı ses tonuyla ve kelimelerimi özenle seçmeye çalışarak sözlerime devam ettim. - Zafer, arkadaşlarınla beraber katıldığın operasyonda yaralandınız. Onlar da iyi merak etme. Hiç zaiyatınız yok. Hatta binbaşının söylediğine göre görevi başarıyla tamamlamışsınız. Beni duyuyorsun değil mi? Eğer sözlerimi anlayabiliyorsan gözlerini bir kez kırpabilir misin? -... - Tamam çok güzel. Bak şimdi sana vereceğim bu ilaç acılarını epey bir rahatlatacak. Binbaşın'dan istediğim malzemeler gelirse daha hızlı iyileşeceğinize de inanıyorum. Bana sorularının olduğunun farkındayım. İlaç birazdan etki edecek ve uyuyacaksın ama uyumadan önce duymak istediğin şeyi söylemek istiyorum sana. İskender de Necip de çok iyi. Hatta onlar senden daha hızlı toparlanıyor gibi görünüyor. Ayağı kalkıp beni yolcu edeceksin daha yüzbaşı. Buradan giderken gözüm arkada kalmasın diye sana çok iyi bakıyorum merak etme. 3 Aralık 2024, Esad rejimi düşmeden 4 gün önce. "Işık hızıyla ilerleyen Cihatçılar, Hama sınır bölgelerine ulaştı. Direniş hız kesmeden devam ediyor. 11.500 kilometrekarelik alanda hakimiyet sağlayan cihatçıların bir sonraki durağı ise Humus. Şama giden yol üzerindeki son büyük şehir olan Humus, aynı zamanda hükümet için stratejik bir geçit olarak görülüyor." Türk kaynaklardan birinde denk geldiğim son dakika haberinde, artık rejime baş kaldırının ayan olduğu ve ilerleyişin dünya kamuoyunun gözü önünde sürdüğünü söyleyebilirdik. 52 yıllık Esad hanedanlığı devrinin bitmesinde Türk Dış İşleri'nin ve MSB'nin etkin rol oynadığı iddiası da artık çekinilmeden konuşulan konular arasındaydı. Askerler yaralı olarak üsse getirildikten sonra birkaç kez babamla konuşmuş ve durumu istişare etmiştim. Onun da buradaki generallerle ortak kanaati, çalışması uluslar arası platformda tanıtılana kadar burada kalmamdı. Açıkçası bahsettiği üç haftalık süre bana hiç de katlanılır gelmiyordu. Ancak bir yandan da onun iyileştiğini ve kendi ihtiyaçlarını gördüğünü gözlerimle görmek istiyordum. Dün onu tekrar uyuttuktan birkaç saat sonra istediğim malzemeler de nihayet gelmişti. Artık onları uyutmadan acılarını dindirebilecek ve iyileşme süreçlerini daha rahat gözlemleyebilecektik. Necmi, gözündeki ağrı ve bandajı farkettiğinde ufak çaplı bir sinir krizi geçirmiş ama durumunun iyi olduğuna ikna edildikten sonra da güçlükle sakinleşmişti. İskender, içlerinde en çabuk toparlananıydı. Bu sabah itibari ile beslenmesine izin verdiğimiz adam, yemeklerin tatsızığından yakınacak kadar iyyidi. Ancak uyanmasına rağmen Zafer yüzbaşında garip bir durgunluk vardı. Vücudundaki hasarın boyutunu anlatıp uzun bir iyileşme süreci geçireceğini söylediğimde bu durgunluğu daha da artmıştı. Odama gidip dinlenmeye çekilmeden önce onları son kez ziyaret etmeye karar verip revirin yolunu tuttum. - Bugün nasılsın yüzbaşı? - Patlamada yaralanan benim ama kısa süreli hafıza kaybı yaşayan sensin doktor. Adımı ne çabuk unuttun? - Adını elbette biliyorum ama şu an doktorun olarak buradayım. Resmiyeti kaldırabilmemiz için senin bana zorla çay içirecek kadar ayaklanman gerekiyor. - Çayı neden sevmediğini anlamış değilim. - Bir tat alamıyorum, kaynar su içiyormuşum gibi geliyor. Sanırım keskin aromaların insanıyım ben. - Damak tadınızı da modaya uydurmuşsunuz siz. Expresso içip de kendine gelen garip bir kitlesiniz. İnsanı kendine getirecek en kıymetli içecek çaydır ve bu konu tartışmaya açık değildir. - Çenen bu kadar açıldığına göre ağrı kesicileri artık kesebilirim sanırım. - Elbette kesebilirsin. Canımın acıdığı falan yok. - Bundan pek emin değilim yüzbaşı. Hala nefes alırken yüzünü buruşturuyorsun. - Benim adım yüzbaşı değil. Bunu çok iyi biliyorsun doktor. - Neden sana adınla seslenmeme bu kadar taktın kafayı? - Hoşuma gitti. - Ney? Tam olarak hoşuna giden nedir? - Adımı ağzından duymak. Ve ben bunun bir sanrı mı yoksa gerçek mi olduğundan emin olmak istiyorum. Bir de.. - Bir de ne? - Bir de ben de sana adınla hitab etmek istiyorum. Şu resmiyet canımı sıkmaya başladı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD