bc

Hüznün Sesi

book_age12+
120
FOLLOW
1K
READ
dark
drama
tragedy
sweet
heavy
mystery
spiritual
like
intro-logo
Blurb

İnsan hayalleriyle büyür, düşlediği hayalleri için uğraşır. Her daim onu gülümseten bir hedefi vardır, bu hedefe ulaşmak onu mutlu eder. Yanında her zaman ona değer veren insanlar da vardır, onun deliliği ile deli olan birileri mesela. Bazılarının ise sadece hayalleri vardır, gerçekleşmeyecek kadar imkansız olan hayaller. Onu gülümseten hedefinin önüne engel koyan birileri olur. Her daim yanında olan kişi, artık onu sadece teselli eder. Çünkü onun da hedefi vardır, herkes kendi yolunu çizmek zorundadır. Senin sığınabileceğin ise sadece Allah'tır. Seni hiçbir zaman yalnız bırakmaz, imtihanlara karşı kalbine sabır ve ferahlık verir. Ona şükreder ve ona secde edersin, verdiği onca imtihana rağmen.

Benim hayatım da böyle işte, art arda sıralanmış engeller ve imtihanlar var. Babam benim hayatımı çizmeye çalışırken, benim iyiliğimi düşünürken hayatımı mahvetmişti. Yada ben öyle sanıyordum. "Kalpleri ısındıran yalnızca Allah'tır" diyorum ve kalbimi ferahlatıyorum. Sonuçta kader kaçınılmaz bir gerçektir, insanoğlu kendi kaderini dua ile güzelleştirebilir ancak. Rabbimin beni ona göndermesinin en büyük sebebini, onunla zaman geçirdiğimde daha çok anladım...İşte benim hayatım böyle, hem acılarla dolu hemde güzelliklere....

İnsanın hayatı ne kadar farklı olabilir ki, yada acılara karşı ne kadar sabredebilir? Kalbini sürekli harabeye çeviren insanı, kaç defa affedebilir?

Bu kitabı okurken içinde kaybolup gideceksiniz, beyninizi kemiren bir sürü soru olacak büyük bir ihtimalle. Bazen yazara kızacak, bazen ise onu çok seveceksiniz.

Kalbi acıyla dolmuş iki insan, birbirinin kalbini tamir edebilecek mi? Bunu kitaba sormak ister misiniz?

chap-preview
Free preview
1. Bölüm
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Bir kahkaha attım bulutların arasında. Neredeyse kahkahalarımla birlikte en iyi dostum pamuk şekerinin üstünden düşüyordum. Her zaman beni güldürmeyi başarıyordu ve her seferinde kahkahalarımla birlikte yeri boylama korkusunu yaşatıyordu bana. Uzun bir sohbete dalmış, hiçbir şeyi umursamıyorduk. Bana seslenen annemi duyana kadar. Kapalı olan gözlerimi açıp sıkıntıyla bir nefes verdim. Annem karşımda durmuş, ellerini de her anne gibi beline götürmüştü. Bu her zaman duyduğum sözleri tekrar duyacağım anlamına geliyordu. Kendimi bunlara hazırlayarak annemin gözlerinin içine baktım masum bir şekilde. Annem çatık kaşlarını düzleştirdi, bu sefer kollarını göğsünde birleştirdi. Derin bir nefes aldım, annemi durduracak bir güç yoktu ve ben o sözleri işitmek zorundaydım. Dişlerimi göstererek anneme gülümsedim. "Benim aklı bir karış havada kızım, yine ne yapıyorsun sen. Sakın pamuk şekeriyle konuşuyordum deme, şu saçmalığa katlanmayacağım." Yüzümdeki gülümsemenin aldığı hali hayal edebiliyordum. Annem kesinlikle hayal kırıklığına uğramış bir şekilde bana bakıyordu. " Pamuk şekeriyle konuşmayı sevdiğimi biliyorsun anne." Annem çıldırmış gözlerle bana baktı. Pamuk şeker küçüklüğümden beri hayal ettiğim en iyi dostum buluttu. Küçükken sürekli onunla konuşurdum, korktuğum her anda yanımda pamuk şeker vardı. Küçükken annem hayali bir bulutum olduğu için mutluydu. Geceleri korktuğumda onu çağırmak zorunda kalmıyordum. Büyüdükçe durum değişmeye başladı, annem bundan sürekli şikayet ediyordu. Ama hayallerimde bulut ve ben çok eğleniyorduk. Sürekli birlikte geziyor, her şey hakkında konuşuyorduk. Pamuk şekerinin bir hayal olduğunu biliyordum ama beni ondan daha da mutlu eden bir başka şey varsa o da resim çizmekti. Özellikle en iyi arkadaşım Bukre İstanbul'a okumaya gittikten sonra, kimseyle konuşmuyor sadece resim çizip pamuk şekeriyle sohbet ediyordum. Kimsenin söyledikleriyle ilgilenmiyordum, sadece canım ne isterse onu yapıyordum. Bir insana deliymiş gibi davranmak, onu yargılamak oldukça basit bir şey ve insanlar bunu yaparken asla çekinmiyor. Dalga geçtikleri, yargıladıkları kişilerin duygularını asla önemsemiyorlar. Annemin iyiliğimi düşündüğünü biliyordum ama her seferinde aynı şeyleri söylüyor ve bana büyümem gerektiğini söylüyordu. Şuan da tekrar aynı durumun içinde düşmüş bulunuyordum. " Hifa artık büyü, pamuk şekeri senin hayalindeki bir bulut. Tamam küçükken senin için harika bir arkadaştı, ama artık büyüdün ve yirmi iki yaşındasın." Ellerimle yüzümü kapatıp ofladım. " Anlamıyorsun, pamuk şekeri her zaman benim en iyi dostum olarak kalacak. Kendi kendime konuşuyor olsam bile içimde ki şeyleri halletmemde en iyi yardımcım o. Biliyorum büyüdüm, ama pamuk şekeriyle konuşmayı bırakamıyorum." Annemi yine duygu sömürüsü yaparak yumuşatmıştım. Annem sonunda pes ederek ellerini salladı. " Pekala, neyle konuşmak istiyorsan konuş karışmayacağım. Nasıl olsa evlendiğin zaman buna bir son vermek zorunda kalacaksın." Sondaki cümle de sesi epey kısık çıkmış olmasına rağmen ben duymuştum. Gözlerimi devirdim, elimdeki fırçayı boyaya batırıp resmimdeki son dokunuşları yapmaya koyuldum. " Ne çiziyorsun? " Bir anlığına geri çekildim, tuvaldeki resme bakıp gülümsedim. " Kendimi, galata kulesinde mezuniyet kıyafetimle." Yüzümdeki gülümseme kayboldu, o an sadece pamuk şekerin üstünde olmayı diledim. " Harika görünüyor, bir gün buna kavuşacağını biliyorum." Bu seferki gülümsemem alaycıydı. " Babamın beni asla İstanbul'a göndermeyeceğini biliyorsun anne. Bunu yapmana gerek yok, gerçekten sorun değil artık ona alıştım." Annem omzumu sıvazlayıp saçlarıma kokulu bir öpücük bıraktı. " Ben sana inandığım için bunları söylüyorum kızım. Buraya pamuk şekerini yada resmini konuşmaya gelmedim. Sana bir haberim var,seni çok heyecanlandıracak bir şey. " Elimdeki fırçayı yerine koyup bütün vücudumu anneme çevirdim. Merakla ne söyleyeceğini bekledim. " İstanbul'a gidiyoruz, babanın bir arkadaşı açacağı resim sergisi için senin resimlerinden birisini istemiş." Şaşkınlıkla anneme baktım, kafamda dönen sorular yüzünden sevinemiyordum. " Benim resmimi nereden görmüş." Annemin suratı birkaç saniye gerilmiş sonra yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirmişti. " Sohbet ederken arkadaşı yakın bir zamanda sergi açacağını söylemiş. Baban da senin resimlerinden bahsetmiş, onları epey övmüş ve arkadaşı da onlardan bir tanesini sergisinde görmek istediğini söylemiş. Resmi seçmek için birisi gelecekti bugün, hazırlanmanı söylemek için geldim. " Annemin her söylediği cümleyle kalbim hızla çarpmıştı. Sevinçle anneme sarıldım, yanaklarına ıslak öpücükler bırakırken annem beni durdurdu. " Sakin ol ve hemen hazırlanmaya başla. Göstermek istediğin resimlerini de seç, onları da güzelce bir yere koyalım." Başımı salladım, annem odadan çıktığı an sandalyemden kalkıp sevinç naraları atmaya başladım. Gözlerimi kapattım ve gökyüzüne doğru yükseldim. Bu haberi bir an önce pamuk şekere anlatmam gerekiyordu. Anında tekrar gözlerimi açtım, buna vaktim yoktu ve hazırlanmam gerekiyordu. Üstümdeki önlüğümü çıkarıp bir kenara koydum, kendi odama gitmek için evin içinde koşturmaya başladım. Ağzım da boş durmamış, bir şarkı söylemeye başlamıştı bile. Bugün hiçbir şey moralimi bozamazdı. Sonunda İstanbul'a gidecektim, hemde resmim bir sergide yer alacaktı. Sevinçle yerimde zıpladım tekrar ve odama girdim. Derin derin nefes alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Aksi takdirde bayılma olasılığım oldukça yüksekti. Mutluluktan neredeyse uçacaktım, bu yüzden kendime verdiğim talimatlar pek işe yaramıyordu. Bunu hemen Bukre'ye anlatmak ve onu görmek istiyordum. Belki Bukre ile birlikte bile kalabilirdim. Evini görmeyi ne kadar da çok istediğimi hissetmiştim bir anda. Birlikte ne kadar da çok eğlenirdik, belki o zaman buluta ihtiyacım da olmazdı. Derin bir nefes aldım, kendimi bunlarla meşgul etmenin zamanı değildi. Dolabımdan kenarları cepli, krem rengi bir etek pantolon ve hardal sarısı bir hırka çıkardım. Çekmeceden üstüne uygun bir şal alıp hazırlanmaya koyuldum. Bir yanda da gözlerimi kapatmış pamuk şekeriyle konuşuyordum. Bir türlü neden onunla konuşmaktan vazgeçemiyordum bilmiyorum. Kendi kendime cevap verdiğimi, zaten pamuk şekerin her şeyden haberi olduğunu biliyordum. Yine de ben olayları heyecanlı bir şekilde anlatırken, pamuk şekeri sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi merakla dinliyordu. Belki de gerçekten deli olabilirdim, bunu her düşündüğümde pamuk şekeriyle bir daha konuşmama kararı alıyordum. Ama gözlerimi kapattığım her an gökyüzüne doğru yükseliyor ve kendimi bulutların üstünde buluyordum. Her şeye rağmen en iyi dostum oydu ve onunla konuşmaktan vazgeçmeyecektim. Son kez aynada kendime baktım, gayet spor görünüyordum. Hazırlanmam oldukça kolay olmuştu, genelde rahat ve spor şeyleri tercih ettiğim için hazırlanmam uzun sürmezdi. Resimleri seçmem gerektiği için tekrar resim odama döndüm. Ailem evdeki bir odayı benim resim yapmam için ayırarak bana güzel bir incelik göstermişlerdi. Odamın bir duvarını bulutlarla, bir duvarını da yıldızlarla boyamıştım. Benim için her zaman en huzurlu yer resim odam olmuştu. Odama girdiğim an arkası dönük bir adam görmemle şaşırdım. Eğer odada ben yoksam birilerinin odama girmesi yasaktı. Odanın ortasında durmuş, benim sandalyeme oturmuş son çizdiğim resme bakıyordu. Öksürük sesi çıkartarak adama doğru ilerledim. Hiç istifini bozmadan resme bakmaya devam eden adamın yanına doğru yaklaştım iyice. " İzinsiz buraya girmiş olmanız çok kaba, ya kapıdaki yazıyı görmediniz yada okumayı bilmiyorsunuz." Adam keskin kahverengi gözlerini, benim buz mavisi gözlerimle buluşturdu. Aramızda bir rüzgar estiğini hisseder gibi olduğumdan iyice hırkama sarılmıştım. Kızgın gözlerimi adamdan çekmeden bir süre bekledim, sonunda konuşmaya karar verdi. Sesi de tıpkı gözleri gibi kesin, lakin umursamazdı. " Evinize gelen misafirlere bu kadar kaba davrandığınızı bilmiyordum." Kaşlarımı kaldırdım ve alayla güldüm. " Eğer benim odama izinsiz giriyorsanız kızma hakkım var diye düşünüyorum. Kapıda kimsenin giremeyeceği yazıyor, siz de dahil oluyorsunuz yani." Adam kafasını salladı, hala benimle alay eder gibi davranmaya devam ediyordu. " Üzgünüm, sadece resimlerinize bakmak istemiştim. Ben Meriç, resimlerinizi ben seçeceğim. " Gözlerim cebindeki ellerine gitti, elini uzatmadığına şaşırsam da şükrettim. " Bende Hifa, tanıştığıma memnun oldum. Kaba davrandıysam üzgünüm ama burası benim için önemli bir yer. Her çizdiğim resmi insanların görmesini istemiyorum. Sizden önce benim size sunacağım resimleri seçmem gerekiyordu." Meriç bey ellerini cebinden çıkarmış ve odada bir tur atmaya başlamıştı. Şaşkınlıkla ne yaptığını izledim, odada üstünü örtüyle kapattığım tuvallerin örtüsünü kaldırdı. Gözlerimin içine baktı, bana meydan okuyor gibiydi. Sanki söylediğim şeyi duymamış yada bana inat yapıyor gibiydi. Şaşkınlıkla ağzım açık kaldı. Bir şey söyleme fırsatı bile bulamamıştım. Meriç bey elindeki bezi yere atıp bana bakmaya devam etti. " Pekala, hadi resim seçelim." Umursamaz bir edayla arkasını döndü ve resimleri incelemeye başladı. " Sanırım bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Resimleri biz değil ben seçeceğim, onlara başkasının bakmasına izin vermediğimi zaten söylediğimi sanıyorum. " Sinirle yerdeki bezi aldım ve gelişi güzel bir şekilde tuvallerin üstüne örttüm. Meriç Bey sinirli bir şekilde gözlerini bana dikti, bu şekilde beni korkutabileceğini düşünen biriydi sadece. Bense nazikçe gülümsedim, onun dediği değil benim dediğim olacaktı. " Sizi dışarıda bekliyor olacağım." Yanımdan geçerken, bana bakmadan tam yanımda durdu. Gülümsediğini görebiliyordum, sesindeki alaycı tavrıyla korkutucu bir kaç cümle sarf etti. " Seni ne kadar iyi tanıdığımı zamanla daha iyi anlayacaksın. Resimlerini göstersen de göstermesen de nasıl biri olduğunu biliyorum Hifa." Göğsümde birleştirdiğim kollarım yavaşça açıldı ve iki yana sallandı. Söyledikleri hakkında en ufak bir fikrimin olmaması beni daha da çok korkutmuştu. Kapıdan çıkmadan önce son kez gözlerimiz buluştu. Her türlü duygunun barındırdığı gözleri beni korkutmaya yetmişti. Yine de kendime bugün kimsenin moralimi bozamayacağını söylemiştim. Kendimi bir an önce toparlayıp seçmem gereken resimlerime döndüm. Genellikle kendime özel resimler çizer kimseye göstermezdim. İnsanlara göstermediğim resimlerden bazılarını gün yüzüne çıkarabileceğimi düşünmüştüm. Bazı resimler benim ruh halimi yansıtıyor, bazıları ise tamamen beni anlatıyordu. Bu yüzden onları kimseye göstermek, kendimi başkalarına açmak istemiyordum. Toplamda beş resim seçip , tuvalleri tahtalara yerleştirdikten sonra Meriç beyi içeriye çağırdım. Son çizdiğim resmi de tıpkı diğerleri gibi bezin altına koymuştum. Meriç bey tek tek bütün resimlere baktı. Hepsini incelemesi epey uzun sürmüştü, özellikle beni endişelendiren bir resme uzun süre bakmıştı. Bu resmi çıkarmamın tek sebebi onu görmek istemiyor oluşumdu. Çizdiğim şeyi rüyamda görmüştüm ve her baktığımda içimi huzursuz eden bir şeyler oluyordu. Resimde saçları yanlarına doğru sarkmış, elinde bebek olan bir kadın vardı. Kadının üstünde kara bir bulut, buluttan yağan kan damlaları vardı. Bebek öyle güzeldi ki, iyi hissettiren tek şeydi. İçimde bir ürperti olduğunda gözlerimi resimden çektim. Meriç beyin dikkatle ve çatık kaşlarıyla beni izlediğini fark etmiştim. Derin bir nefes alıp gözlerimi üzerinden çektim. İki tane resim seçtikten sonra dikkatle izlediği ürpertici resmimi gösterdi. " Bunu da alacağım ama sende bana bugün gördüğüm o resmi vereceksin." Şaşkınlıkla Meriç beye baktım. Benden ne istediğini bilmiyordu, bu ürpertici resmin bende kalmasına göz yumar yine de o resmi vermezdim. " Olmaz onu veremem, isterseniz bu da kalsın. Seçmek zorunda değilsiniz, zaten iki tanesini seçtiniz. " Yüzünde hiçbir mimik oynatmadan bir süre bana baktı. Korkutucu ve garip bir ses tonu takındı. " Onlar sergi için değil, emin ol onları İstanbul'a götürmek isteyeceksin. Şimdilik bende kalacak. " Duyduğum şeyle sinirlerim iyice bozulmuştu. Şimdi de arsızca benim bir resmimi kendisi için istiyordu. " Sürekli bir şeyleri biliyormuşsunuz havasına bürünmek zorunda değilsiniz. Belki fark etmiyor olabilirsiniz ama bu sizi fazla egolu gösteriyor. " Meriç bey de tıpkı benim gibi kaşlarını havaya kaldırdı, sonra da garip bir şekilde gülümsedi. " Sence bu umurumda mı? " Başını tavana doğru kaldırdı ve birkaç saniye düşünüyormuş gibi davrandı. Bakışları beni tekrar bulduğunda korkutucu havasına tekrar bürünmüş bir şekildeydi. " Sana o resimleri yanına alabilmen için bir şans verdim sadece. Eninde sonunda bütün sakladığın bu resimlerin benim evimde olacak." Kollarımı göğsümde kavuşturdum ve biraz öne doğru eğildim. " Bir bakalım bunun olma ihtimali var mı?" Tıpkı onun gibi kafamı tavana kaldırdım ve düşünüyormuş gibi davrandım. Buz mavisi gözlerim onun keskin kahverengi gözleriyle buluştuğunda onun aksine alaycı bir şekilde gülümsüyordum. " İmkansız, bunlar benim resimlerim ve ben onları kimseye vermediğim sürece asla kimsenin olmayacak." Tıpkı benim gibi öne doğru eğildi. " Göreceğiz." Sonrasında odadan çıktı. Söylediği her şey canımı sıkmıştı. Kesin ve fazlasıyla egolu konuşuyordu. Ses tonunda ürpertici bir şey vardı, insanı kendisine inandıran. Sanki söylediği her şey olmak zorundaymış gibi hissettiriyordu. Karşımda duran ürpertici tabloya baktım bir kez daha. Onu ve benim tablomu kendisi için neden istemiş olabilirdi bir türlü anlayamamıştım. Arkamdan bir şeylerin döndüğü hissine kapılmıştım. Yanıldığımı umarak odadan çıktım, moralimi hiçbir şeyin bozamayacağını söylemiştim lakin şuan da hiç iyi bir morale sahip olduğum söylenemezdi. Sadece bir an önce İstanbul'a gitmek istiyordum. Bukre'ye söylemek istemiyordum, oraya gittiğim zaman ona sürpriz yapmak istiyordum. Her şeyin iyi olmasını umarak biraz hava almak adına dışarıya çıktım. Tablolarım Meriç beyin arbasına taşınmıştı bile. Yanıma doğru yaklaştığında yüzümü ciddileştirdim. Her zaman olduğu gibi ellerini ceplerine soktu, birkaç metre ötemde durup dikkatle gözlerimin içine baktı. " İçerideki tabloyu da alabilir miyim lütfen? Diğer tablo kalabilir ama onu almak istiyorum." İçimin rahatladığını hissederek derin bir nefes verdim. " Tabii ki gidip getireyim." Hızlıca odadan tabloyu getirip Meriç beye uzattım. Kim olduğunu bilmiyor veya merak etmiyordum. Söylediği korkunç ve bilmiş sözlerine kadar. Onun kim olduğunu hala bilmiyorum, lakin çok merak ediyorum. Ne kendisinden birazcık hoşlandım ne de ses tonunda ki alaycılıktan. İnsanları küçük gören zenginlere benziyordu sadece. Gözümde diğerlerinden bir farkı yoktu ve asla da olmayacak gibi görünüyordu. İstanbul da karşılaşma olasılığımızı düşündüm, muhtemelen karlılaşmamız ihtmaldi. Karşılaşmamak veya karşılaşırsak sinirimi bozmaması için dua etmem gerektiğini bir köşeye yazdım. Huzur bulduğum yere tekrar döndüm ve son çizdiğim resmi karşıma koydum. Gözlerimi kapattım ve gökyüzüne doğru yükseldim. Pamuk şekerine anlatmam gereken çok şey vardı. Bugün en fazla olmak istediğim yer bulutların üstüydü. 

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

KAKTÜS| Texting

read
3.4K
bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.2K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Çobanaldatan

read
2.1K
bc

Yasak Sevda

read
88.5K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook