Dünyadaki evinin salonundaydı. Ağır adımlarla üst kata çıktı. Babasının yatak odasının kapısını yavaşça araladı. Annesi hasta yatağında yüzü solgun ve halsiz bir şekilde yatıyordu. Yanına yaklaştı. Uyumadığını anlayınca başucundaki sandalyeye oturup elini tuttu. Annesi zorlukla gülümsemeye çalıştı. Yutkundu. Sesi çok zor çıkıyordu.
" Benim güzel kızım... " tekrar yutkundu. Bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Ashley hemen engellemeye koyuldu.
"Anneciğim yorma kendini."
'' Su, bana su verebilir bilir misin?'' dedi annesi. Ashley komodinin üzerindeki sürahiden bardağa su doldurdu. Başının altına eliyle destek yaparak suyu içirdi. Yavaşça tekrar yatırdı.
'' Ashley sana anlatmam gereken şeyler var. Bunları baban sana anlatmamı istemiyor. Fakat bilmen gerekiyor. Küçükken sana masallar anlatırdım...'' soluklanmak için duraksadı. O arada Ashley cevap verdi.
'' Evet hatırlıyorum. Galaksiler ve farklı gezegenlerden bahsederdin.''
'' Evet. Aslında o anlattıklarım....'' Ashley'in babası içeri girdi. Annesinin sözü yarım kalmıştı. Babası, "Ashley annenin dinlenmesi lazım. Çıkalım da biraz uyusun.''
" Tamam" dedi Ashley. Annesinin alnına bir öpücük kondurdu. ''Biraz dinlen sonra yine gelirim. Kaldığın yerden anlatmaya devam edersin.'' Annesi bir şey söylemedi. Kafasını sağa çevirerek uyumaya başladı. Artık iki kelime bile söylemesi yorulmasına yetiyordu. Babasıyla birlikte odadan çıkarak kendi odasına gitti. Kitap okumaya başladı. Aradan bir saat geçmişti. Bir anda babasının haykırışlarını duydu. Koşarak annesinin odasına girdi. Babası annesinin yatağının kenarında oturuyordu. Üzerine doğru eğilmiş ve sarılmıştı. İsyan ederek ağlıyordu, annesi hiç kıpırdamıyordu. Sağ eli cansız bir şekilde yataktan aşağı doğru sallanıyordu. Ashley'nin ayakları onu daha fazla taşıyamadı. Gözlerinin önü karardı ve yere yığıldı...
Biri ismini söylüyordu. Ashley... Ashley iyi misin? Kan ter içinde uyandı. Seslenen Nick'di şaşkın bir ifadeyle ona bakıyordu. "Sayıklıyordun." Dedi.
Rüyasında annesinin öldüğü günü görmüştü. Demek ki o gün ölmeseydi koruyucularla ilgili her şeyi anlatacaktı. Yani masallarındaki gezegen Geynaydı.
" Annem koruyucuları, gezegeni her şeyi ama her şeyi bana anlatacaktı!" dedi heyecanla.
Nick, "Hala uyanamadın galiba." Ashley'in gözünün önünde parmağını şıklattı " Pişt... Hadi uyan." dedi.
" Ben zaten uyanığım Nick. Annem bana küçükken masallar anlatırdı. Bu masallarda gezegenler, sihirli güçleri olan insanlar ve hiç bilinmeyen ırklar vardı. Bir gezegenin üzerinde çok durmuştu. Her masalında aynı gezegeni anlatırdı. Daha yeni anlamaya başlıyorum. O gezegen Geynaydı." O anda bir anons duyuldu.
"Sayın koruyucu adayları, bilgeler ve ulaştırmacılar. Geyna ya gelmiş bulunmaktayız. Herkesin mekuzlarına binmek üzere garaja inmesini rica ederiz."
Herman ve Nick'in ulaştırmacısı anonsu duyar duymaz uyandılar.
Herman koltuğundan kalktı. " Hadi gidiyoruz." dedi.
Ashley yerinden kalkarken, " Merkezde görüşürüz Nick." dedi ve Hermanı takip etmeye başladı. En yakınlarındaki asansöre bindiler. Herman Garaj yazan düğmeye bastığında asansör hareket etti. Geldiklerinde kapısı açıldı ve çıktılar. Kendi mekuzlarını bulup bindiler. Jake hala oradaydı. Yolculuk boyunca mekuzdan hiç inmemiş gibi gözüküyordu.
" Yolculuğun nasıl geçti Jake? " dedi Herman.
" Her zamanki gibi işte. Koruyucular kurulunda çalışan Hannah geldi ve Malcolm Williams'ın Geyna daki kurulda bizi beklediğini söyledi."
Herman iç geçirdi " Böyle olacağını biliyordum. Yine çok fena fırça yiyeceğiz."
"Fırçayla kalsa iyi. Yine tutanak yiyebiliriz. Ya da disiplin cezası verebilir."
" Onuncu yakalanmamızda ki gibi bir sene uzaklaştırma vermesinde, her şeye razıyım."
Jake ellerini havaya kaldırıp parmaklarını şıklattı. Aracın kapağı yavaşça kapandı. Aynı ray üzerinde ilerlemeye başladı. Asansör gibi yukarı çıktı ve ana geminin üstüne geldiğinde raydan ayrılarak uçmaya başladı. Ashley camdan gördüklerine inanamıyordu, bu galaksi aynı Dünyanın galaksisi gibiydi. Güneşi bile vardı. Tek farkı dört tane gezegen olmasıydı. Ve Güneşe en yakın gezegen Geynaydı. Geynayla güneş arasında gezegeni yakmayacak kadar mesafe vardı. Geyna ise yeşil renkteydi. Annesinin masallarından bunu biliyordu, çok muhteşem gözüküyordu. Geyna'nın atmosferinden içeri girdiler ve bir sürü mekuzla dolu olan bir ormanlık alanda durdular. Mekuz'un kapısı açıldı. Bavulları alarak içinden çıktılar. Yere ayak bastıkları anda Ashley yeniden bir şok yaşadı. Buradaki ağaçlar, çimenler maviydi. Gökyüzüne baktı. Yeşildi. İnanamıyordu, sanki her şey dünyanın tam tersiydi. Hala birçok mekuz gelmeye devam ediyordu. Araçtan çıkan her koruyucu adayı ağızı açık bir şekilde sessiz sessiz etrafı inceliyordu. Sessizliğin içinde birkaç metre öteden bir ses geldi.
" Dostum bu harika!"
Herkes aynı anda oraya baktı. Bu Nickdi. Ashley kafasını sağa sola sallayarak güldü.
Hermana döndü. "Şimdi ne yapacağız?"
"Merkeze ışınlanacağız."
Bir anda renkli ışıklar patlamaya başladı. Etrafında baktı. Koruyucu adayları ve ulaştırmacılar tek tek yok oluyorlardı. Herman Ashley'nin elini tuttu, sağ elini kaldırdı. Şıklatma pozisyonuna getirerek, "Gözlerini kapa." dedi. Ashley gözlerini kapadığında mavi bir ışık göz kapaklarına yansıdı.
" Şimdi açabilirsin."
Ashley gözlerini açtı. Önünde muntazam büyüklükte üç tane piramit duruyordu. Baştaki en büyüğüydü.
"Herman bunlar Gize piramitlerine çok benziyor. Tek farkı camlarının da olması." Herman parmağıyla göstererek.
"Şu baştaki ders göreceğiniz merkez. Sağda ki kızlar yatakhanesi onun yanında ki ise erkekler yatakhanesi. Seninle burada yollarımız ayrılıyor."
Ashley bu adama başta sinir olsa da çok alışmıştı. "Seni ve Jake'i bir daha görebilecek miyim?"
" Tabi. Senin ulaştırmacın artık benim. Bu merkezde eğitim gördüğün sürece seni ben götürüp getireceğim."
" Ya Malcolm size ceza verirse?"
" Sanmıyorum." Göz kırptı. " Tarihin gelmiş geçmiş en iyi ulaştırmacılarını kaybetmek istemez. Sonra görüşürüz Ashley." dedi ve mavi ışık patladı. Bir anda yok oldu. Bir yerden cırtlak bir kadın sesi duyuldu.
" Birinci aşamadakiler Koruyucu Eğitim Merkezine hoş geldiniz. Kızlar sağdaki erkekler ise onun yanında ki piramidin önünde toplanarak yatakhane görevlilerinin odalarınızı göstermesi için sıraya girsin."
Ashley bavulunu da alarak sağ taraftaki piramidin önüne doğru yürümeye başladı. Geldiğinde diğer kızlarla birlikte beklemeye koyuldu. Üst aşamalarda ki kızlar hiç beklemeden yanlarından geçerek yatakhaneye giriyorlardı. Şişman bir kadın piramidin girişinde, merdivenin en üstünde bekliyordu. Birinci aşamadakilerin hepsinin geldiğinden emin olduktan sonra elindeki kâğıdı okumaya başladı.
" Birinci aşamadakiler bir, iki ve üçüncü katta, ikinci aşamadakiler dört, beş, altı ve yedinci katta kalacaklardır. Üçüncü aşamadakiler ise sekiz, dokuz ,on, on bir ve on ikinci katta kalacaklardır." Arkadan bir kızın sesi çıktı. Muhtemelen birinci aşamadaydı. " Neden birinci aşamadakilere üç kat ayrılıp diğer aşamalara daha çok ayrılmış ki. Bu haksızlık değil mi?" dedi.
Ashley sesin geldiği yöne baktığında tekrar bir şok yaşadı. O kız okuldaki durmadan onunla uğraşan Beckydi. " Bu nasıl olur. Bu kadar kötü bir kız nasıl koruyucu olur." diye söylenmeye başladı. Kadının konuşmaya devam etmesi üzerine söylenmeyi bırakıp dinlemeye devam etti.
" Farkındaysan güzelim..." akasına dönerek piramidi gösterdi. "Bu bir piramit. Üstlere çıktıkça küçülüyor. Bu yüzden her üst sınıfa bir kat daha fazla veriliyor." Birkaç saniye kıza kötü kötü baktı. Sonra tekrar elindeki kâğıda gözlerini çevirdi.
" On üçüncü kattan sonrası bilgelere aittir. Çıkmanız kesinlikle yasaktır. Arkadaki merdivenler bilgelerin giriş yaptığı yerdir. Oradan giriş yapmakta yasaktır. Şimdi elinize oda numaranızın yazdığı kâğıtlar gelecek. Asansörlere binip odalarınızı bulacaksınız. Yemek için saat altıda merkeze gireceksiniz. İyi günler"
Saat şu anda kaçtı bilmiyordu. Bir anda elinde bir kâğıt beliriverdi. Merdivenlere doğru ilerlemeye başladı. Merdivenlerin genişliği piramidin genişliği kadardı. Giriş kapısı da öğrencilerin rahatlıkla girebilmesi için büyük yapılmıştı. Elindeki kâğıda baktı. Üçüncü kat, kırk sekizinci oda yazıyordu. Merdivenlerden çıktı. İçeri girdi. Önünde elliden fazla asansör vardı. Bir tanesine bindi, asansör yirmi kişilikti. Onunla birlikte birkaç kişi daha bindi. Bir tanesi iki yazan düğmeye bastı. Ashley ise üçe bastı. Asansör durdu. Kapı açıldı. Burası ikinci kattı. Önünde upuzun bir koridor vardı. Kızların bazıları indi. Kapı tekrar kapandı. Birkaç saniye sonra tekrar açıldı. Ashley diğer kızlarla birlikte indi. Koridor enlemesine küçük boylamasına çok fazla büyüktü. Sağlı sollu kapılar dizilmişti. Karşısına çıkan ilk kapının üstüne baktı. Bir yazıyordu. Onun yanındakinde ise üç yazıyordu. Kapıların karşısına baktı. İki, dört diye devam ediyordu. Oda numarası kırk sekiz olduğu için çift numarayla giden sağda ki sırayı takip etti. Önünde odasını arayan öğrenci kalabalığı vardı. Asansörden ise hala gelmeye devam ediyorlardı. Kalabalığın içinden sıyrılarak yürümeye devam etti. Kırk dört, kırk altı, kırk sekiz derken odasını buldu. Kapıyı tıklattı. Ses gelmedi. Demek ki kimse yoktu. Kapıyı açarak içeri girdi. Yan yana dizilmiş beş tane yatak, karşılarında ise aynı şekilde beş adet gardırop vardı. Dolapların en sonunda ise banyo kapısı vardı. Demek ki oda da beş kişi kalacaklardı. Her yatağın üstünde isim yazıyordu. Tek tek baktı. En sonda camın yanında olan yatağın başlığında Ashley Morris yazıyordu. Yatağın karşısındaki dolabın önüne bavulunu koydu. Yatağa doğru ilerledikten sonra üstüne oturdu. Camdan dışarı bakarak düşüncelere daldı.
" Yeşil gökyüzü ve mavi ağaçlara alışmak zor olacak değil mi?
Ses arkasından gelmişti. O kadar çok dalmıştı ki içeri giren oda arkadaşını fark etmemişti. "Evet, bende tam onu düşünü... " Arkasına döndü. " Jenna !?"
" Ashley..."
Bu kız alışveriş merkezindeki pastanede tanıştığı kızdı. Ashley yerinden kalkarak sarıldı. "Buna inanamıyorum. Seni gördüğüme gerçekten çok sevindim."
" Bende, hem de aynı odada kalacağız şansa bak. "
Becky den sonra tanıdık bir yüz görmek güzeldi.
" Şuan saat kaç" dedi Ashley."
" Gözlerini kapat ve saati düşün. Bunu annem söylemişti. Geyna'nın saatleri öyle duvarda asılı olmazmış." ikisi de gözlerini kapadı. Ashley'in gözünün önünde bir saat belirdi. Beş 'i gösteriyordu.
" Yemeğe bir saatimiz var. Eşyalarımızı dolaba yerleştirdikten sonra bahçeye çıkıp biraz hava alalım mı?"
" Bu çok iyi bir fikir."
Dolabı açtığında okul kitaplarının orada olduğunu gördü. Geri geldiğinde incelemeyi düşünerek hepsini çıkarıp yatağının üstüne koydu. Kıyafetlerini katlayarak dolaba dizdi. İşi bitiğinde Jennaya da yardım etti. O arada içeri iki kız daha girdi. Sarışın, beyaz tenli ve siyah gözleri olan kız konuşmaya başladı.
" Merhaba benim adım Teddy" Yanındaki siyah bonus saçlı, siyah gözlü ve siyahi olan kızı göstererek, " Buda arkadaşım Loris."
" Memnun oldum ben Ashley"
" Bende Jenna. Memnun oldum."
Loris kapağı açık olan dolaba baktı. " Eşyalarınızı yerleştirmişsiniz ne güzel."
" Evet. Şimdi bahçeye çıkacaktık gelmek ister misiniz?" dedi Ashley.
" Çok isterdik ama eşyalarımızı yerleştirmemiz gerekiyor." dedi Teddy.
" Tamam o zaman sonra görüşürüz." dedi ve Jenna'yla birlikte odadan çıktılar. Koridordaki kalabalık azalmıştı. Odasını arayan en fazla on tane kız vardı. Asansöre binip zemin kat yazan düğmeye bastılar. İner inmez küçük çocuklar gibi koşarak merdivenlerden indiler. Ashley gözünü kapattı. Saat beş buçuktu.
" Şu ileri deki banka oturalım mı?" dedi.
"Tamam" dedi Jenna. Banka oturdukları sırada Nick yanlarına geldi.
" Naber Ashley?" dedi. Jenna onu görür görmez şaşırdı.
" Ashley yoksa bu çocuğu tanıyor musun?"
Ashley cevap vermeden Nick konuştu. " Evet tanıyor. O artık benim kankam." dedi sırıtarak. " Burası boş galiba." diyerek Ashley'nin yanına oturdu. Jenna Ashley'nin kulağına yaklaşıp fısıldayarak,
" Bu çocuk tam bir geveze. Onunla aynı mekuzda geldik. Pilotumuz ana gemiye gelene kadar söylendi. Ulaştırmacısı neden başkası değil de ben diyerek şansızlığına isyan etti. Ve ben hayatımın en uzun dakikalarını yaşadım."
Ashley gülümsedi " Evet biliyorum. Ama çok iyi biri. "
" Sen öyle diyorsan öyle olsun."
Okulun girişinde ki birkaç çocuğa gözü takıldı, şakalaşıyorlardı. Aralarından birini tanıyor gibi oldu. Daha da dikkatli baktı, gözlerine inanamıyordu. Bugün şok üstüne şok yaşıyordu.
" Ama bu...."
Nick hemen atladı. " Şu siyah saçlı yakışıklıyı mı diyorsun. Erkekler yatakhanesinde duyduğuma göre ikinci aşamadaymış. Bütün kızların gözü ondaymış ve merkezde yetenekleriyle meşhurmuş. O yüzden aklından bile geçirme derim."
" Hayır... Yani aklımdan öyle bir şey geçirmiyorum. Ben onu tanıyorum."
" Sahi mi? Şu meşhur Eric' i tanıyor musun? Beni de tanıştırsana. Onunla takılırsam biraz havam olur, kızları daha kolay tavlarım." son söylediği cümleden sonra sırıttı.
" Dünyadaki okulumdan tanıyorum ama biraz farklı gözüküyor. Okulda gözlüklüydü ve saçlarını böyle dikmezdi. Tamamen farklı biri olmuş. O haliyle de yakışıklıydı fakat şu anki hali harika."
"Ashley ağzının suyu akıyor." dedi Nick sırıtarak.
Koluna vurdu. " Şimdi şakanın sırası değil Nick. Anlayamadığım buraya geldiğimden beri hep tanıdığım insanlarla karşılaşıyorum."
" Koruyucular acil bir durum olduğunda hemen müdahale edebilmek için aynı yerleşim yerlerinde yaşamayı tercih ederlermiş. Böylece güvende olurlarmış. Bunu da gelmeden önce annem söylemişti." dedi Jenna.
Hepsi sustu. Ashley ilk geldiğinde heyecandan etrafı inceleyememişti. Şimdi daha dikkatli baktı. Merkezin bahçesinde her yer mavi ve büyük ağaçlarla doluydu. Koruyucu adaylarının oturabilmeleri için banklar vardı. Yerlere küçük patika taşlar döşenmişti. Ve en önemlisi hayatı boyunca âşık olduğu tek erkek buradaydı. Eric ... Dünyadayken şansı yoktu ama burada hiç şansı olmadığını düşündü. O herkesin tanıdığı biriydi neden ona bakacaktı ki? Üstelik etrafta o kadar güzel kız varken.
"Saat altıya beş var. Artık gidelim mi?" dedi Jenna.
Ashleyle Nick "Tamam." diyerek ayağa kalktılar. Büyük piramide yaklaştıkça Eric'e de yaklaşıyordu. Heyecandan elleri terlemeye başladı. Acaba onu görünce tanıyacak mıydı? Yanından geçmesine beş adım kalmıştı ki Eric arkasına dönerek arkadaşlarıyla içeri girdi. Ashley hayal kırıklığıyla kapıdan girdi. Önlerinde kocaman bir hol vardı. Tavandan aşağıya kadar sarkan büyük ahizelerle aydınlatılmıştı. Üst kata çıkan en az on tane geniş merdiven, sağ ve solda ise birer tane kocaman kapı vardı. Tavandan aşağıya doğru asılmış, sağdaki kapıyı gösteren ok işaretinde Yemekhane yazıyordu. Soldakinde, Toplantı Salonu üst kata çıkan merdivenleri gösteren ok işaretinde ise Eğitim Salonları yazıyordu. Sağdaki kapıdan girdiler. Bu yemekhane inanılmaz derecede büyüktü. En az on bin kişi alırdı. Girişin hemen yanında açık büfe gibi yemekler diziliydi. Her çeşit yemek vardı. Tepsilerini alarak tabaklara yemeklerini doldurdular. Nick her yemekten alıyordu. "Lanet olsun geri kalanına yer kalmadı!"
Jenna Nick'e ters bir bakış attı. "Onların hepsini yemeyi düşünmüyorsun değil mi?" dedi.
"Tabi ki yiyeceğim, çok açım. Ana gemide yemek vermemeleri çok saçma."
" Saçmalama Nick ana gemide yemek verdiler." Dedi Jenna.
Ashley gemiyi gezmek için kalktıklarında yemek verdiklerini anladı. Jenna Nick den pek hoşlanmıyordu. Onun yüzünden neredeyse başının belaya gireceğini öğrenirse araları daha da kötüleşebilirdi. Maceralarını daha sonra anlatmaya karar verdi.
" Şey... Evet verdiler o sırada Nick uyuyordu." Dedi. Daha masaya oturmadan yemekleri tıkınmaya başlayan Nick, ağzından yemekler fırlayarak, " Sen hayal mi görüyy...." Ashley dirseğiyle Nick'in karnına vurdu.
"Ahh... Napıyosun be..."
Konuyu değiştirmek için bir masa göstererek, Şu ileride ki masaya oturalım." dedi.
Masalar yirmişer kişilikti. Yemekhane boyunca arkalı önlü dizilmişti. O sıranın yanına da aynı şekilde dizilen diğer masalar vardı. Dizilen sıraların ortasında bilgeler oturuyordu. Onların masaları daha ihtişamlı gözüküyordu. Yemeklerini yemeye başladıklarında yemekhane tamamen dolmuştu. Yanlarına da oturanlar oldu. Ashley'nin tam yanına kaslı, siyah saçlı ve yakışıklı bir çocuk oturdu.
" Merhaba." Dedi.
" Merhaba."
" Sanırım birinci aşamadasın. Seni daha önceden görseydim kesinlikle unutmazdım. Adım Marco. İkinci aşamadayım."
" Memnun oldum. Adım Ashley. Tahmin ettiğin gibi birinci aşamadayım. Bunlarda arkadaşlarım Jenna ve Nick."
"Memnun oldum." dedi Marco. Dördü birden sohbet etmeye başladılar. Marco'nun arkadaşları da onlara katıldı.
"Burası sandığınız kadar eğlenceli değildir. Çok sıkı kuralları var, tek bir hatanızda merkezden atılarak ilk mekuzla eve gönderilirsiniz." Dedi Marco.
Marco'nun yanında ki sarışın çocuk omzuna vurdu. "Yapma Marco, onları ilk günden korkutma."
Marco sırıttı. "Ama bilmeleri gerekiyor." Masaya doğru eğilerek fısıldadı. "Eğer merkezden atılmazsanız daha kötü cezalar sizi bekliyor."
Jenna korkuyla sordu. "Ne gibi mesela?"
Marco dikkatini çekmiş olmanın vermiş olduğu mutlulukla gülümsedi. "Ayaklarınızdan tavana asılabilirler."
Jenna'nın korkudan gözleri kocaman açıldığında Marco ve arkadaşları hep birlikte kahkahalarla gülmeye başladılar. Ashley gözlerini devirdi. Onları korkutarak eğleniyorlardı. İşin kötü tarafı Jenna'nın onlara inanmış olmasıydı. Sarışın olan gözünden gelen yaşı sildikten sonra konuşmaya başladı.
"Sadece şaka yapıyor."
Ashley umursamaz bir tonda, "Biliyorum." Dedi.
Birkaç saat konuşmaya devam ettiler. Yemeklerini bitirdiklerinde bir anons duyuldu.
" Birinci aşamadakiler, eğitimlerle ilgili bilgilendirilmek üzere toplantı salonun da bekleniyorsunuz"
" Sizi çağırıyorlar." dedi Marco. " O zaman sonra görüşürüz."
" Görüşürüz. " diyerek masadan kalkarak yemekhanenin tam karşısında ki toplantı salonuna girdiler. Koltuklar sinema salonundaki gibi sıralanmıştı. Salon o kadar büyüktü ki birinci aşamadakiler ancak öndeki on sırayı doldurabilmişti. Beşinci sıraya oturup sahne de ki kadının konuşmasını beklediler. Bu kadın altmışlı yaşlarda, uzun boyluydu. Beyaz olan saçlarını topuz yapmıştı. Bütün adaylar gelince konuşmaya başladı. Elinde mikrofon yoktu fakat sesi mikrofondan çıkıyormuş gibi geliyordu. Ashley kadının sesini duyar duymaz ilk geldiklerinde duyduğu anonstaki cırtlak sesli kadının o olduğunu anladı.
" Geyna'ya ve Koruyucu Eğitim Merkezine hoş geldiniz. Ben merkezin Baş bilgesi Edmonda Stewart. Yarın sabah sekizde kahvaltı için yemekhaneye gelmeniz gerekiyor. Derslerimiz dokuzda başlayacak. Kitaplarınız daha önceden yatakhanenizdeki dolaplarınıza koyuldu. Her gün altı tane eğitim göreceksiniz. Her eğitim bir saat, eğitim araları ise yarım saat sürecek. Öğlen yemeği saat birde ve bir saat olacak, eğitimler akşam altı da bitecektir. Altı buçukta akşam yemeği için tekrar yemekhaneye gelmeniz gerekmektedir. Yemekten sonra istediğinizi yapmakta özgürsünüz. Tek kuralımız akşam en geç dokuzda yatakhanelerinizde olmanız gerekiyor. Eğitim salonları yüz kişiliktir. Bu yüzden yüz er kişilik guruplar halinde her hafta bir liste yapılacak, bu listeler kapıya asılacaktır. İlk eğitimde gezegen bilimine giren adaylar, ikinci eğitimde de koruyucular tarihine girecek. Veya ilk eğitimde savunma tekniklerine giren adaylar ikinci eğitimde gezegen bilimine girecek. Ertesi gün de o gün içinde girmediğiniz eğitimlere gireceksiniz. Bu şekilde devir daim olarak her eğitimi görmüş olacaksınız. Şimdi yatakhanelerinize dönebilirsiniz. İyi geceler."
Herkes koltuklarından kalkarak salondan çıktı. Ashley gözlerini kapatarak saate baktı. Sekiz buçuktu. Jennayla birlikte odalarına girdiler. Teddy ve Loris çoktan gelmişti. Yatağın üstüne oturmuş konuşuyorlardı. En başta ki yatağın üstünde yeni bir kız vardı. Bu kız turuncu saçlı, siyah gözlüydü. Burnu uzun ve çirkindi. Kitap okuyordu. Ashley yanına gidip elini uzattı,
" Merhaba adım Ashley. " gülümsedi, "Sanırım oda arkadaşıyız"
" Sanırım öyle. Adım Kelly memnun oldum."
" Bende." Dedi. Kız susunca Ashley, " Pek konuşmayı sevmiyorsun galiba." dedi.
Kelly gülümsedi. " Pek değil."
" Tamam o zaman ben seni yalnız bırakıyım da kitabını okumaya devam et."
" Teşekkür ederim. " dedi Kelly.
Ne garip bir tip diye düşündü. Sonradan böyle düşündüğüne pişman oldu. Sadece biraz çekingendi. Belli ki daha kimseye alışamamıştı. Bu kıza biraz zaman vermeliydi. Hem Dünyada ki okulundayken oda sessiz değil miydi?...