Bölüm 5

1443 Words
" Ölümsüzlük istemiyorum. Kısa ve huzurlu bir hayat istiyorum" Nick sırıttı. "O zaman yanlış yerdesin dostum! Koruyucuların huzurlu bir hayatı olması imkânsız." İç geçirdi. "Haklısın. O zaman şöyle diyelim. Kısa ve çok labor öldürebileceğim bir hayat istiyorum." Nick etkilenmişe benziyordu." Vooovvv... Demek ki tam bir savaşçı ruhuna sahipsin. Ve gözünü intikam hırsı bürümüş. Bunu sevdim." dedi sırıtarak... Susarak geçen yarım saatten sonra Nick Ashley'e döndü." Merak ettiğim bir şey daha var." Eğilerek kendi ulaştırmacısına baktı oda çoktan uyuya kalmıştı. "Ana geminin içini çok merak ediyorum. Şimdiye kadar gördüklerimiz muhtemelen yarısından azı." dedi. "Bende merak ediyorum." "Oturmaktan çok sıkıldım." Gözleri munzurlukla parladı, "Bir çılgınlık yapalım mı?" Ashley hemen ne söylemek istediğini anladı. Bu çocuğun bir şeklide başını belaya sokacağını hissetmişti. Hızlıca kafasını iki yana salladı." Hayır hayır... Bunu yapamayız. Yani olmaz başımız belaya girer." " Hadi ama Ashley. Bayan doğru olmaktan vazgeç. Hayatın boyunca bu gemiye kaç kere bineceksin. Nerde o istediğini elde etmek için babasına yalan söyleyen kız." Düşündü. Belki de haklıydı. Babasının sözünden çıkmayan, Dünyada ki okulunda her kurala uyan, arkadaşları tarafından hep ezilen Ashley olmak istemiyordu. Artık farklı biriydi. " Ama yakalanırsak ulaştırmacılarımızın başı belaya girebilir." " Lavaboya gitmemiz gerekiyordu. Ulaştırmacılarımız uyuduğu için rahatsız etmek istemedik. Yerimizden kalktık ve yolu kaybettik. Böylelikle hem bizim hem de ulaştırmacılarımızın başı belaya girmez." " Tamam anlaştık." " Üç deyince sakince yerimizden kalkıp asansöre ilerleyeceğiz. Sessiz olup kimseye fark ettirmememiz gerekiyor." Derin bir nefes aldı, "Bir... İki... Üç." Aynı anda koltuklarından kalktılar. Oturdukları koltuk sırasındaki herkes uyuduğu için şanslıydılar. Sessizce koltukların arasından geçtiler. Koridora geldikleri anda Ashley pişmanlık duydu. Bunu nasıl yapmıştı? Hep Nick yüzündendi. Onu baştan çıkarmayı başarmıştı. Bu çocukta şeytan tüyü mü vardı? Panikledi. Nick Sakince Ashley'in kulağına yaklaştı. "Sakin ol. Normal bir şey yapıyormuş gibi davran. Çok eğleneceğiz." Yürümeye devam ettiler. En yakınlarındaki asansörün yanına geldiklerinde Nick çağırma düğmesine bastı. Birkaç saniye içinde asansör geldi. Kapı açılırken bir ses çıkardı Vink... Duyan oldu mu diye aynı anda arkaya baktıklarında bir ulaştırmacının onlara baktığını gördüler. Kahretsin! Nick sakin tavırlarla adama baktı. Sanki çok normal bir şey yapıyorlarmış gibi gülümseyerek el salladı. Ashley panikle fısıldayarak, " Nick ne yapıyorsun!" dedi. Nick, "Ben ne yaptığımı biliyorum, sen sakin ol yeter." dedi. Adam Nick'in kendinden emin tavırlarını görünce ikinci aşamadakiler diye düşünerek tekrar önüne döndü. Hemen hızlı adımlarla asansöre bindiklerinde Ashley düğmelere baktı. En altta garaj yazıyordu. Düğmeler birinci salon ikinci salon diye ona kadar devam ediyordu. Onuncu salondan sonra Bilgeler salonu bir, iki, üç... En üstte ise bölüm asansörleri yazıyordu. Nick hiç düşünmeden bölüm asansörü düğmesine bastı. Asansör birkaç dakika sonra durdu. Kapısı iki yana açıldı. Önlerine kocaman dikdörtgen şeklinde bir hol çıktı. Asansörden indiklerinde karşılarında ve yanlarında yüzlerce asansör vardı. Ashley Nick'e döndü. "Şimdi hangisine gideceğiz? Bence artık geri dönelim." " Korkak olma Ashley. Daha yeni geldik. Ve.." İlerideki büyük asansörleri gösterdi. "Şunlardan birine gideceğiz. Bizim bulunduğumuz bölümde ki küçük kapılı asansörler, salonlara ve garaja giden diğer asansör. Tam karşımızdaki büyük olanlar ise kesinlikle önemli yerlere gidiyordur." Ashley " Mantıklı..." dedi. Bu zekâsını daha önemli işler için kullansa ya. diye geçirdi içinden. Büyük olan asansörlere doğru ilerlerken salon asansörlerinin birinin sesi duyuldu Vink.. durdular,"Bu sefer kesin yakalandık." diye fısıldadı Ashley. Arkasına baktı, en sonda ki salon asansörünün kapısı açılmıştı. İki erkek, üç kadın konuşarak çıktılar. Tam karşılarında ki büyük kapılı asansöre doğru ilerlediler. Sohbetleri o kadar koyuydu ki o tarafa bakmadılar bile. Ashley nefesini tuttu, kalbi çok hızlı atıyordu. İnsanlar, büyük kapılı asansöre girdiklerinde kapıları kapandı. Sesleri uzaklaşırken Ashley, büyük bir rahatlamayla tuttuğu nefesini bıraktı. Nick Ashley'e baktı. " Yine artık geri dönelim diyeceksin değil mi?" Ashley'e yaşadığı heyecan, adrenalin iyi gelmişti. Kararlı bir ses tonuyla, " Hayır... Devam edeceğiz." dedi. Nick güldü. " Seni kötü etkiliyorum sanırım." Dedikten sonra yürümeye devam ettiler. Ashley gözlerini devirdi. "Peki bay bilmiş, şimdi bu asansörlerin hepsi farklı farklı yerlere gidiyorsa hangisine bineceğiz." Nick " Tam karşımızdakine şansımıza ne çıkarsa." " Tamam" dedi Ashley ve Nickin önünden yürümeye devam etti. İçine büyük bir cesaret gelmişti. Bu sefer asansörün çağırma düğmesine Ashley bastı. Kapı açıldı, asansöre bindiler. Bu asansör neredeyse otuz kişi alacak büyüklükteydi. Düğmelerde açıklama yoktu sadece bir, iki, üç diye ona kadar sıralanıyordu. Ashley yine en üstte ki düğmeye bastı. Bu seferki asansör bir kat aşağı indikten sonra sağa doğru kaymaya başladığında, Ashley'nin yüzünde şaşkınlık ifadesi beliriverdi. Nick, "Sorun yok Ashley. Muhtemelen salonların olduğu bölümler, aşağıdan yukarı sıralanıyor. Fakat bu bölümler gelişi güzel sağa veya sola doğru sıralanmış." Dedi. Kapı açıldı, içerisi karanlıktı. Asansörden çıkarak yavaş adımlarla yürümeye başladılar. " Burasıda neresi?" dedi Ashley. " Bilmiyorum. Ama çok karanlık." "Bir ışık düğmesi bularak onumu açmamız gerekiyor?" "Saçmalama Ashley. Koruyucuların sihirli güçleri var. Neden ışık düğmesi koysunlar ki." "O zaman...." Etraf bir anda aydınlanınca sözü yarıda kesildi. Nick, "Bak demiştim. Bu sihir. Kesin burada önemli bir şey var. Bizim gibi merak edip gelenler, karanlığı görünce geri dönsünler diye bir kaç adım sonra ışığın yanmasını sağlamışlar. Bu çok mantıklı. Burada gerçekten işi olanlar, içeri girdiğinde bir kaç adım sonra ışığın açılacağını bilir. Bu yüzdende karanlığa doğru yürümeye devam eder." Biraz daha yürüdükten sonra sağ ve sol taraflarında mavi ışıklı kafeslerin dizili olduğunu gördüler. Nick Ashley'e döndü. " Ve evet bu kafeslerde sihirli." dediği anda tuhaf sesler duydu. Sesin nerden geldiğini görebilmek için duraksadı. Biraz daha ilerideki kafeslerden geliyordu. Ashley, " Nick bence geri dönelim. Oraya gitmeyelim." Dedi. "O şey her neyse görmeden gitmem. Zaten kafesler sihirli, oradan çıkamazlar." Yürümeye devam etti. Ashley hala aynı yerde duruyordu. Nick birkaç adım attıktan sonra durdu. Arkasına dönerek, "Tabi yalnız başına, burada beni beklemek istersen sen bilirsin." Dedi. Tekrar önüne dönerek yürümeye devam etti. Ashley yalnız olma fikrini sevmedi, hızlı adımlarla Nick'i takip etmeye başladı. İleride ki kafeslerin yirmiden fazlası doluydu. Ve içlerinde Malcolm'un simülasyonun da gördüğü yaratıklar, laborlar vardı. "Ama bunlar... Bunlar laborlarlar." dedi Ashley. Laborlardan tıslamalar duyuldu. İçlerinden bir tanesi, "Küçük kız, beni kafesimden çıkarır mısın?" diğeri, "Pişt baksanıza ben suçsuzum. Lütfen beni kurtarın." Ashley " Kesin sesinizi!" diye bağırdı. Başka bir tanesi güldü. "Masum numaralınızı yemeyeceklerini biliyordum. Hadi beni çıkarında sizin o güzel kafalarınızı vücudunuzdan ayırayım.'' Hepsi aynı anda tıslamalarla güldüler. Ashley Nick'e döndü "Hadi gidiyoruz." dedi. Arkasını dönerek yürümeye başladığında en son konuşan laborun sesini duydu. Duraksadı. " Yüzlerinizi hafızama kazıdım. Bu kafesten kurtulduğumda sizi bulacağım..." Sesi o kadar ürkütücüydü ki ürperdi. Hızlı adımlarla asansöre doğru yürümeye başladı. Nick, "Bunlar, koruyucu adayları toplanırken onlara saldıran ve yakalanan laborlar. Geyna daki hapishaneye götürülüyorlar." "O kadarını bende anladım bay bilmiş." Asansöre binerek bire bastı. İndiklerinde tam karşılarındaki asansöre giderek çağırma düğmesine bastı. Asansör geldi, kapısı açıldı. Tam karşısında kızıl küt saçlı, iri siyah gözlü ve güzel fiziği olan bir kadın, sorgulayan gözlerle ona baktı. "Sizin salonlarınızda olmanız gerekiyordu. Burada ne işiniz var?" Nick'e hiç bakmıyordu. Sadece Ashley'e gözlerini dikmişti. Bu çok rahatsız ediciydi. Nick Ashley'in bu işin içinden çıkamayacağını biliyordu. Konuşmaya başladığında kadın gözlerini Nick'e çevirdi. "Biz lavaboya gidecektik. Ulaştırmacılarımız uyuyordu. Rahatsız etmek istemediğimiz için beşinci salondan asansöre bindik. Ve yazanları okumadan en üstteki düğmeye bastık. Buraya geldiğimizde indik. İndiğimiz anda asansörün kapısı kapandı. Lavabonun burada olamayacağını anladığımızda tekrar çağırma düğmesine bastık ve karşımıza siz çıktınız." Kadın Nick'i dikkatle süzdü." Hmm.. .demek öyle. Tamam, hadi gelin sizi salonunuza götüreyim." Asansöre bindiler. Kadın önde ikisi arkada duruyordu. Acaba gerçekten inanmış mıydı? Yoksa onları salona değil de şikayet edebilmek için daha üst yetkililere mi götürüyordu? Kadın asansör düğmelerinin üstünde parmağını gezdirdi. Ashley'e baktı. Ashley'nin kalbi deli gibi çarpıyordu. Sonunda önüne dönerek Salon beş yazan düğmeye bastı. Bunu bilerek mi yapmıştı? Sanmıyordu öyle olsaydı onlara inanmamış olurdu. Ve şu anda salona değil yetkililere gidiyor olurlardı. Asansörün kapısı yine aynı sesle açıldı. Kadında onlarla birlikte indi. İşaret parmağıyla akvaryum simülasyonun en sağını gösterdi. "Bakın lavabo tam orada, kocaman yazıyor. Bunu göremeyen ilk insanlarsınız." Güldü. "Hadi şimdi yerlerinize geçin. Geyna'ya varmamıza iki saat kaldı." Asansörün önünde dikilerek yerlerine oturmalarını bekledi. Onlar oturduktan sonra arkasına dönerek asansöre bindi. Herman ve diğer ulaştırmacı hala uyuduğu için şanslıydı. Nick'e döndü fısıldayarak, "Güzel yalandı. Hiç teklemeden direk söyledin. Doğruyu bilmesem ben bile inanırdım. Ama o kadın söylediklerimize inanmış gibi gelmedi." Nick güldü. "Zaten inanmadı. Dostum o lavaboyu görmemek için kör olmak lazım. Onu gerçekten arasaydık bulurduk. En son bize göstermesinin sebebi buydu. Zaten ben asansör düğmelerinde parmağını gezdirdiğinde anlamıştım. Bunu yüzümüzde ki korkuyu görüp eğlenmek için yaptı. Tabi ki bende bir şey göremedi. Ama sana bakıp tekrar önüne döndüğünde asansör kapısına yüzü yansıdı. Güldüğünü gördüm! Ama anlayamadığım şey neden bizi koruduğu." "Gerçekten bunu bende çok merak ediyorum." "Neyse ilerde bunu öğreniriz. Şimdi düşünemeyecek kadar yorgunum. Güzel bir maceraydı bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim." "Önemli değil. Bende çok eğlendim. Ama bundan sonra senin söylediğin hiçbir yere gitmem." Yüzüne yine munzur bir gülümseme oturdu. "Göreceğiz." dedi. Ashley "Peki, göreceğiz." dedi. Nick koltuktaki kırmızı düğmeye bastı. "İki saat kestirelim bari." Ashley de kırmızı düğmeye bastı. Koltuk kayarak açılırken uyumaya hiç niyeti yoktu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD