5 YIL ÖNCE...
Savaş arabadan inip kalçasını kaportaya yasladı. Gözlerini okulun demir kapısına dikip saatin dolmasını bekiyordu. Küçük sevgilisinin okuldan çıkmasına beş dakika kalmıştı. Üniversitede ki son dersine girmeyip sevgilisinin yanına gelmek istemişti.
Tam kırk sekiz saattir göremiyordu Umudunu. özlemine daha fazla dayanamamıştı. Bu yüzden okul çıkışına sürprize gelmişti. Okul zilinin çalması ile yaslandığı yerden doğruldu. okuldan çıkan kızlı erkekli gruplara dikkatle bakınmaya başladı. mavileri aşığı olduğu sarı saçları görmesi ile yüzünde gülümseme meydana gelmesine sebebiyet vermişti.
Seviyordu bu kızı. O kadar çok seviyordu ki bazen yüreğinde ki sevginin taştığını ve taşıyamadığını hissediyordu. Her gece başını yastığa koyduğunda yaradana şükrediyordu. Onu kendisine nasip ettiği için.
Bazen yaşamış olduğu kıskançlıklar yüzünden komşu kızının kalbini kırsa da hemen gönlünü almayı becerebiliyordu. ve yine bir kıskançlık sonucu sevdiği kız kendisinden mahrum etmişti. Bu yüzden tam iki gündür sevdalı olduğu yüzünü göremiyor olmak sinir katsayılarını arttırıyordu.
Umut arkadaşının kendisini dürtmesi ile işaret ettiği yöne baktı. Savaş tüm yakışıklığı ile arzı endam ediyordu tüm ergenlerin bulunduğu lisenin bahçesinde.
Sakin ol dedi kendi kendine. O senin. Sadece sana ait dedi ve sevgilisinin yanına doğru adımladı.
''Hoş geldiniz güzel kadın.'' deyip eğilerek reverans verdi. Umut tebessümle yakışıklı yüzüne baktı. Kollarını sıkıca beline sardı. Başını göğsüne yasladı ve Umut'a göre dünyanın en güzel melodisini dinledi. Sevdiği adamın kendisi için atan kalbini...
''Hoşgeldin.'' dedi Umut. Savaş kollarını Umut'un beline sarıp ''Hımm birileri beni çok özlemiş sanırım. Ve o birilerinin bana kızgınlığı geçmiş.''
Umut başını kaldırarak mavilere çevirdi. ''Kızgınlığımı hatırlattığınız çok iyi oldu beyfendi. Umarım kırk sekiz saatlik ceza aklınızı başınıza getirmiştir.''
Savaş kahkaha atıp ''Emin ol sevgilim aklımı başıma getirdin özleminle. Hem Cemal Süreya ne demiş özlemek, ölmekten iki harf daha fazla.'' eğip alnını sevdiği kadının alnına yasladı.
Gözleri bal dudaklara kaydı. ''Şu an seni öpmeyi o kadar çok istiyorum ki...''
Umut gülüp başını olumsuz anlamda salladı. ''Okulumun önünde hayatta olmaz.''
Savaş arabanın kapısını açıp ''O zaman hanımefendi bir an önce okulunun yakınından ayrılsak çok mükemmel olacaktır benim sağlığım için.''
Umut gülerek yolcu koltuğuna otururken sürücü koltuğuna ilerleyen sevgilisini izledi.
''Nereye gidiyoruz peki?'' diye sordu.
''Nereye gitmek istersin komşu kızı.''
''Uzun zamandır sahil kenarına gitmiyorum. Hem belki kumpir de yeriz.''
''Hay Hay o zaman istikamet Ortaköy.''deyip aracı Ortaköy yoluna çevirdi.
İki sevgili el ele sahil yolunda boş bir bankta oturdular. Umut sırtını sevdiğinin göğsüne yaslayıp gözlerini kapattı.
''Gelecek ile ilgili hiç hayalin var mı Savaş?''
Savaş burunu sevdiğinin saçlarını gömüp derince soludu. ''Benim gelecek ile ilgili tek hayalim sensin.''
''Ama bana sahipsin. Hayalini gerçekleştirdin.''
''Senin ile ilgili bir sürü hayalim var. Mesela seninle evlenmek, seninle sevişmek, senden çocuk yapmak, seninle tekrardan çocuk yapmak ve tekrardan, tekrardan, tekrardan çocuk yapmak sonra seninle yaşlanmak...''
Umut kahkaha attı. Başını geriye çevirip sevdiği adamın yanaklarından tutup kendine çekti. Kaç tane çocuk yapmak cümlesi kullandın acaba?''
Savaş parmaklarını katlayıp saymaya başladı. ''Sanırım beş. Seninle tam beş çocuk yapacağım. Pazarlık payında yok hanımefendi. 2 kız 3 erkek. Var mısın?''
Umut dudaklarını iki santim ötedeki dudaklara bastırdı sertçe. ''Seninle her şeye varım ben.'' dedi. Savaş elini Umut'un ensesine koyup kendine daha çok çekti. Dudaklarını sevdiğinin dudaklarının üzerinde gezdirdi usulca. Hissettiği tat ile beyninin zevk noktalarına vuruş yaptı. Bu kızı her öptüğünde hissettiği zevkin her defasında daha da yoğun olmasına anlam veremiyordu.
İnsan birisine sevdalı olunca böyle oluyordu galiba. Her defasında dokunduğunda, öptüğünde sanki ilk defa öpüyormuş gibi heyecancanlanıyor her defasında daha da yoğunlaşıyordu hisleri.
''Kendimi durdurmak istemiyorum.''dedi karşısında ki dudaklardan kendisini zorla uzaklaştıran Savaş. ''Sana her daim dokunmak istiyorum, hissetmek istiyorum. Bir an bile kopmak istemiyorum.''
''Bence biz bir an önce evlenmeliyiz.''diye mırıldandı Umut. ''Zira Zehra Teyze oğlumun namusu gitti diye evimizi basabilir.''
Savaş duyduğu cümle ile gür bir kahkaha attı. çevrelerinde kendilerini ayıplarcasına bakan bazı insanlar vardı ama ne Savaş ne de Umut'un umurunda değildi.
''Üzgünüm sevgilim ama senin liseden mezun olman lazım ve mimarlığı kazanman lazım. Benimde üniversiteden mezun olup bir iş bulmam lazım ki evlendiğimizde evimizin geçimini sağlayabilelim.''
Umut eski pozisyonuna geri dönüp ''Yatak odamız Galata'yı görsün olur mu? iki artı bir bize yeterde artar bence ne dersin?''
''bence üç artı bir olsun. biri çalışma odası olur sen finallerine hazırlanırken bende işlerimi hallederim. Bir tanesi hobi odası olur. Sen resmini yaparken ben seni izlerim. diğeri de bizim yatak odamız olur. o dada her gece seni severim.''sessizce kulağına doğru fısıldayarak söyledi son cümlesini.
Umut tebessüm etti. ''Ancak hemen öyle çocuk olmaz Savaş efendi.'' Savaş öyle mi dercesine kaşlarını kaldırıp sevdiğine baktı.
''Pazarlık payı var mı?'' Umut gülerek başını iki yana salladı.
''Üzgünüm sevgilim ama okulum bitene kadar çocuğa hayır.''
Savaş başını geriye atıp gökyüzüne baktı. mavilerinin içi gülüyordu mutluluktan.
''Tamam o zaman. madem ki pazarlık payı bulunmamakta yapacak bir şeyimiz yok. Ama okulun biter bitmez çocuk çalışmalarına başlayacağız. O zamana kadar da birbirimize yeterince doyarız diye düşünüyorum. Hem bolca gezeriz. Yurt içi, yurt dışı dolaşırız. Yeni yerler keşfederiz seninle...''
Umut işveli bir şekilde gözlerini süzüp sevdiği adamın yeşillerine dikti gözlerini.
''Bana dört yıl boyunca doyacağını düşünüyor musun gerçektende...''
Savaş başını olumsuz anlamda sallayıp ''Ben sana bir ömür doyamam be kadın sen hangi dört yılından bahsetiyorsun.''
''Savaş hayallerimizi gerçekleştirelim olur mu? Benim bu hayattan tek dilediğim hep sendin. Hep sen oldun. Çocukluğumdan, gençliğime, yüreğimde hep sen vardın. Sensiz bir hayat düşünemiyorum. Senin var olmadığın bir hayatın benim için zulüm olacağını biliyorum ve hissediyorum.''
Savaş, Umut'un sarı yumuşak saçlarını okşadı usulca. ''Biz seninle hiç bir zaman ayrılmayacağız güzelim. Çünkü bizim kalplerimiz birbirine tutuklu.''dedi ve dudaklarını sevdiğinin dolgunluklarına bastırdı. Bir ömür diye söz verdi kendine. Bir ömür sadece sen kadın.
GÜNÜMÜZ...
Umut okuldan çıkmış, evinin bulunduğu yokuşu yavaş adımlarla yürüyordu. Gözleri arnavut taşı ile dizili olan kaldırımdaydı.
‘’Umut!’’ arkadan kendisine seslenen sese dönüp baktığında yakın arkadaşı Çağla’nın koşarak kendisine doğru geldiğini gördü.
Umut gülümseyerek kıza bakarken Çağla çoktan yanına gelmiş koluna girmişti.
‘’Nasılsın balım?’’
‘’İyiyim kızılım sen nasılsın?’’
‘’Sinirliyim, agresifim, kompleksliyim.’’ diyere recep ivedikten alıntı yapmıştı.
Umut kaşlarını kaldırıp ‘’Yine mi Gökhanla tartıştınız?’’
Çağla kaşlarını düşürüp ‘’Her defasında giyimime karışmasından çok sıkıldım Umut. Ben nerede nasıl giyinmem gerektiğini bilen birisiyim. Allah aşkına yirmi iki yaşında ki bir genç kadına giyimi hakkında öğüt veremez kimse yanlış mı düşünüyorum?’’
Umut arkadaşının her zaman yakındığı konu hakkında ne demesi gerektiğini bir an için bilemedi. Yokuşu yavaşça tırmanırken yeşilleri ileride ki restauranta takıldı.
‘’Kendini hiç sakince Gökhan’a anlattın mı peki? Gördüğüm kadarıyla ne zaman bu konu açılsa aranızda hemen bir tartışmaya giriyorsunuz ve yüksek kelimelerle kendinizi savunuyorsunuz. Tartışma yaratma yerine daha sakin bir şekilde kendinizi empati yaparak anlatmanız bence çok daha sağlıklı olacaktır.’’
‘’Ama balım haksızlığa uğruyorum. Işittiğim laflardan sonra bende de şalterler atıyor.’’
‘’Üzgünüm Çağla ama tartışma yaratarak kendi haklı durumdan haksız duruma sen düşürüyorsun.’’
Çağla sessizce bir an durdu. Kendi ile birlikte Umut’u da durdurdu.
‘’Sence sakince konuşursak Gökhan bu konu hakkında problem yaratmaz mı diyorsun?’’
‘’Konuşurken empati yaparak konuşmanı öneririm. Gökhan senin giyinmiş olduğun kıyafetten rahatsız oluyor değil mi? Teninin gözüktüğü için ve bunu başka erkek cinsinin görmesinden dolayı böylesine tartışma yaratıyor.’’
Çağla başını olumlu anlamda salladı. ‘’Ama diğer herkes benim umurumda değil ki. Ben giyinirken içinde rahat ettiğim kıyafeti giyiniyorum. Elalem için değil kendim için. Bir de Gökhan’a güzel görünmek için.’’ deyip gözlerini kaçırdı yanakları kızararak..
Umut tebessüm edip arkadaşına baktı. ‘’Kendini hiç Gökhanın yerine koydun mu? Giyinmiş olduğu bir kıyafetten tüm kadınların ona baktığını, onu hayal ettiğini. Çağla sen PDR okuyorsun bu konuları sen daha iyi bilirsin ama erkek kafası ile kadın kafası farklı çalışır. Erkekler gördüğünü hayal ederken, kadınlar görünenin arkasındakini hayal eder. O kadar boş şeyler için birbirinizi kırıyorsunuz ki... Elinizdekinin kıymetini elinizdeyken bilin. Bunlar için tartışmak o kadar boş ki.’’
Çağla arkadaşına sıkıca sarılıp ‘’ O kadar haklısın ki Umut. Ben yakışıklımı bulup özür dileyeyim. Sonra da sakince konuşayım belki ikna ederim.’’deyip gülerek arkadaşının yanından uzaklaştı.
Umut arkadaşının arkasından bakıp başını iki yana salladı. Yönünü evine çevirdiğinde gözleri dışarıda ki masada oturan Savaş’ı buldu.
Umut göz göze geldiği mavilerle yüreğinde depremlerin olduğunu hissetti. Yüreği bir ateş içerisinde yanıyordu. Dermanı olmayan ateşler içerisindeydi ve bir su vereni bile yoktu.
Adımlarını sevdiği adama doğru attıkça yüreğinde ki depremlerin şiddeti artıyordu. Her zaman böyleydi. Onun çekim alanına girdiğinde yüreğinde öylesine şiddetli bir acı olurdu ki.
Hissettiği acıya bile şükür ederdi. Çünkü o acının sahibi de, yüreğine sahip olan adamdı. Ne yapmıştım da benden bu kadar uzağa gittin sevgilim...
Zaten Savaşı görmesi ile kalbi maraton koşmuş gibi olurken böyle uzak davranmasını annesinin yanımızda olmasına bağlamıştı Umut. Artık hiçbir şekilde yakın değildi. Kelimelerini sakındığı gibi mavilerini de sakınıyordu Umuttan. Belki de en çok Umut'u üzen durum buydu. Her zaman bir sebep aradı. Neden dedi yıllarca. Neden Savaş dedi. Ama aldığı cevap sadece derin bir sessizlikti.
Aşığı olduğu mavilere doyasıya bakamama yıkıyordu Umut'u. sevdiği sesini doyasıya dinleyememek ateşlerde yakıyordu Umut'u...
sende benim gibi misin sevgilim... Seninde canın benim gibi yanıyor mu? Yoksa dört sene önce ki gibi başka tenlerde beni unuttuğun gibi yine beni başka tenlerde unutmaya devam ediyor musun?
Umut o zaman yaşadığı hayal kırıklığını hiçbir zaman unutmayacaktı. Hiçbir zaman Savaş'ın elini tutan yabancı elleri unutmayacaktı. O gün öldürmüştü Savaş Umut'u. O gün gömmüştü Savaş Umut'u.
Ama Umut adı gibi umut etmeyi hiçbir zaman bırakmadı. Her zaman içinde bir umut yaşattı. Belki dedi. Belki yalandır. Belki şakadır. Belki de rüyadır.
Aylarca rüya olmasını dilediği gerçekler, tam iki sene boyunca gözlerinin önünde yaşandı. Savaş Umut'u öldürdü, Savaş'ın ruhu bile duymadı.
Umut yıllarca içinde küçük bir Umut yaşattı ama Savaş'ın ruhu bile duymadı. Her ne kadar Savaş zamanında verdiği sözünü tutmasa da Umut yıllarca aynı sözü tutmaya devam ediyordu.
Kalbi sadece onun için atıyordu ve bir ömür boyunca sevdiği adam için atmaya devam edecekti.
Başıyla sessizce selam verdi ve yeşillerini, karşısında ki mavilerden çekti. Bakışları yerde yanından geçti. Derince nefes çekti içerisine. Belki diye düşündü. Belki rüzgar bana bir iyilik yaparda bana onun kokusunu getirirdi. Ancak olmadı. Burnuna sevdiği adamın kokusu dolmadan arnavut taşlı kaldırımda ilerledi.
Nereden nereye diye düşündü. Beş yıl önce asla ayrılmayacağız demişlerdi birbirlerini. şimdi ise iki yabancıydılar birbirlerine.
Neydi onları böylesine birbirinden uzağa iten şey.
sevgileri mi bitmişti yoksa birbirlerine hissettikleri tutku mu? Sevda biter miydi hiç. Umut kalbini sorguladı. çocukken hissettiği sevdanın yok daha yoğununu ondan ayrıykende hissetmeye devam ediyordu. Umut'un yüreğinde ne biten bir sevda vardı ne de tutku.
Yine ve yine Savaş'ı nerede görürse görsün onun çekim alanına girebilecek kadar güçsüz hissediyordu. Kaybediyordu kendini onun yanında biliyordu ki kaybetmeyede devam edecekti.
Umut eve geldiğinde annesi derin bir temizliğe girişmişti. Zuhal Hanım elinde ki alışveriş listesini kızının eline tutuşturup ‘’Akşama yemeğe misafir geliyor. Hızlıca markete gidip gel. Daha hiçbir şey hazır değil.’’deyip kızını kapının önüne koymuştu.
Umut şaşkınlıkla kapalı olan kapıya bakıp üç adımlık merdiveni inip bahçe kapısında çıkmıştı. Cadde üzerinde ki markete giderken gözleri beş dakika önce önünden geçtiği restauranta takılmıştı. Savaş orada değildi. Gözleri içeriyi görmek istesede başını çevirip kendisine engel olmaya çalışmıştı.
Umut beş dakika ötede ki markete girip alışverişini yaparken gözleri sebze bölümünde alış-veriş yapan Zehra Teyze’yi ve arkasında market arabasına dirseklerini yaslamış telefonu ile uğraşan Savaşı gördü.
Gözlerini çekip görmemiş gibi önünde ki listeye bakmaya başladı. Her görüşü yüreğine başka bir çizik atıyorken, elinden gelen tek şey gözlerini sevdiği adamın üzerinde çekmek ve onun olmadığı yere bakabilmekti.
Alış-veriş’e dalmışken omzunda hissettiği el ile yakalandığını anlamıştı. Zehra teyzesi Umut’un yanına gelip sıkıca sarıldı. Hemen arkasında duran Savaş ise başı ile selam vermişti.
Arkadaş ortamında önceden kısa sarılmalar artık yerini baş selamına bırakmıştı. Söylesene Savaş biz ne zaman böylesine uzaklaştık birbirimizden diye düşündü Umut. Düşüncelerimin arasında Zehra Teyze'nin sorusu ile sıyrıldığım da benden cevap isteyen bir yüz ifadesi ile bakıyordu.
Derin bir nefes verip ''Özür dilerim Zehra teyze ne dediğini duymadım.'' Zehra teyze kaşlarını çatıp yüzümü inceledi. Elini alnıma ve yanağıma koyup ''Yüzün sapsarı kızım! Hasta mısın?'' diye sorması ile Savaş kaşlarını çatıp dikkatli bir şekilde yüzüme baktı.
Başını iki yana sallayıp ''Hayır, okul iki gündür çok yoğun geçiyor. Tamamlanması gereken projeler var ve geceleri hiç uyuyamıyorum. Bir de akşama babamın uzaktan bir akrabası yemeğe geliyor. Öyle olunca koşturmaktan yoruldum sanırım.'' dedi Umut tebessüm ederek.
''Öyle mi? Ondan o zaman bu alışveriş. Bende diyordum normalde annen çıkar yapardı alışverişi. Şimdi seni görünce şaşırdım.''
''Annem şuan da evde yemek hazırlıklarına girişti. Alışverişte bana kaldı doğal olarak.'' dedi gülerek.
''Nasıl götüreceksin bunca şeyi? Taşıyamazsın ki!'' endişeli bir şekilde konuşan Zehra Teyze'ye cevabı gecikmemişti Umut’un.
''Taksi ile döneceğim Zehra teyze. Taşıyamam zaten bu kadarını.''
Taksi lafımdan sonra Savaş ilk defa konuşmuştu.
''Olmaz öyle şey. Taksi ile dönemezsin. Birlikte gideriz. Biz de araba ile geldik zaten. Ben bırakırım seni.'' Zehra teyze de oğlunu onaylayarak ağzından birkaç şey mırıldandı.
Umut yeşillerini Savaşın mavileri buluşturdu. Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi bakıp gülümsedi. ne kadar zordu hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranmak. Sevdiği adama karşı hislerinin bir boşluk gibi bakmaya çalışmak, hislerini belli edememek ne kadar zormuş diye düşündü Umut.
Derin bir nefes alıp ''Gerek yok Savaş. Taksi ile giderim. Hem sizde alışveriş yapıyorsunuz. Sığmaz.'' Diye cevap verdiğin de Savaş ''İtiraz kabul etmiyorum Umut. Seni taksi ile gönderecek değilim.''diye anında karşılık vermişti.
Umut tam ağzını açıp tekrardan itiraz edeceği sırada Savaş kaşlarını çatıp sert bir şekilde mavilerini yeşillerime dikti.
Derin bir nefes verip başıyla onayladığın da Zehra teyze ''O zaman sen alışverişini tamamla. Bizimde az kaldı zaten. İşin bittiğin de Savaşı ara kasaların orada buluşuruz. Tamam mı yavrum?''
Başını tamam anlamında sallarken sözlü olarak da Zehra teyzeyi onaylamıştı.
Hızlı bir şekilde şuan için acil ihtiyaçları aldıktan sonra kasalara doğru ilerlerken telefonu çıkarıp Savaşı aradı..
''Efendim?'' diye mırıldanan Savaş'a karşı ''Ben bitirdim kasaya ödemeye gidiyorum.''
''Tamam, bekle biz de bitirdik. Beraber öderiz.'' Kasaların oraya geldiğim de yirmi üç nolu kasada sırada olduklarını gördüm. Yanlarına gidip hemen arkasında sıraya girdiğinde Savaş kısa bir süre bakışlarını gözlerine dikti.
O birkaç saniye Umut için dakika hatta saat gibi geldi. Bakışmayı ilk kesen her zaman ki gibi Umut olmuşken Savaşın bu zamanlar bana olan soğukluğuna bir anlam vermeye çalışıyordu Umut.
İstemeden ona yanlış bir söz söyleyip kalbini mi kırdım diye düşündü. Ama ne davranışımda ne de herhangi bir sözünde ona karşı yapacağı bir yanlış hareket olmamıştı.
Zaten nasıl olabilirdi ki. Umut Savaş’ı seviyordu. Insan sevdiğini nasıl yıkabilirdi?
Sıra Savaşlara gelmesi ile sepetini boşaltan Savaş elini Umut’un sepetine uzattığında hızlı davranıp elini tuttu.
Tek kaşını kaldırıp ''Ne yapıyorsun?'' diye mırıldandı Umut.
Elini tutan ele baktı önce Savaş. Sonra aynı Umut’un yaptığı gibi tek kaşını kaldırıp mırıldandı. ''Bunların ödenmesi gerektiğini biliyorsun değil mi komşu kızı? Onun içinde kasadan geçmesi lazım.''
Komşu kızı kelimesini ne kadar zaman olmuştu duymayalı. bir daha söyle dememek için zor tuttu kendini Umut.
Kaşlarını çatıp yeşillerini mavilerine dikti. ''Sizin alacaklarınız bitsin. Ben koyarım.'' Kaşlarını derince çatan Savaş dudaklarının kenarını zorlayarak yukarı kaldırıp ''Beni sinirlendirmeye kalkma komşu kızı da şunları koy şuraya. Hepsi bir ödensin işte.''
Bu sefer kaşlarını derince çatan Umut olmuştu. ''Allah Allah! Ne diye hepsi bir ödenecekmiş. Asıl sen beni delirtme Savaş! Git aldıklarınızın parasını öde de sıra bana gelsin.''
''Beni delirtme Umut! Yanında ben olduğum sürece elini o cüzdana atamazsın. Bir anlayamadın şunu kaç zamandır!'' Arkada ki insanlar hafiften söylenmelere başlamışlardı. İki sıra ileride ki kasanın azaldığını görünce bakışları Savaşı buldu.
''Öyle mi Savaş efendi?'' diye sordum. İki eli istemsiz belini bulmuştu.
Tek kaşını kaldırıp ''Aynen öyle komşu kızı.'' Dedi iki elini beline koyup Umut’un taklidini yaptı. Gözlerini kısıp Savaş'a baktı.
Sonra iki eli ile sepeti tutup sıradan çıktı hemen. Arkamda ki adama dönüp ''Buyurun benim yerime geçebilirsiniz.'' Deyip ilerlemeye başladım.
O sırada peşinden gelecek olan Savaş'a kasiyer kız seslenip ''Üç yüz dokuz lira efendim.'' Deyince olduğu yerde durmak zorunda kaldı.
Umut az önce kestirdiği sıraya geçtiğinde hızlı davranmıştı ve sıranın ilk kendisine gelmesini sağlamıştı Umut.
Kasiyer çocuk kasaya koyduklarını geçirirken arada gözleri Savaş'a takılıyordu. Aldıklarını poşete koyup annesine yardım ederken arada ateş saçan gözlerini üzerine dikiyordu. Bir yandan poşetlerken kasiyer çocuğun seslenmesi ile cüzdanını elime aldı Umut.
Gereken miktarı kart ile ödeyip poşetleme işlemine geri döndüğü sırada yanına gelen Zehra Teyze'nin yardımı ile daha hızlı poşetledik.
''O sıra konuşamadım. Ne diye engel oldun kızım? Ayıp değil mi?'' diye oğlu gibi kızan Zehra Teyze'nin kolunu sıvazlayıp ''Hiçte ayıp değil Zehra teyze. Aldıklarım az şey mi? Bir iki bir şey olsa tamam derdim ama bir sepet dolusu alışveriş yaptım.''
Başını olumsuz iki yana sallayan Zehra teyze ''Bir daha olmasın sakın! Birincide bir şey demedim ama ikincide ciddi bir azarı yersin.''
''Konuşmanız bitti ise gidebilir miyiz acaba?'' diye söylenip Savaş suratlarına dahi bakmadan, önden hızla ilerleyen Savaşın ardından Zehra teyze ile arkasından ilerlediler..
Arabasının yanına vardığımızda kendi aldıklarını bir köşeye dizerken, Umut’un torbalarını ise başka bir yere dizmişti. Arka koltuğa oturduğun da dikiz aynasından Savaş ile göz göze geldi.
''Annem bu akşam beni yemeğe bekleme. Çocuklar bizim mekana gelecek.''dedi Savaş arabayı park yerinden çıkarken.
''Tamam oğlum. Ama çok geç kalmayın tamam mı?'' ''Tamam annem.'' deyip Zehra Teyze'ye güven verici gülümsemesini hediye etti.
Başını cama yaslayıp yolu izledi.. Yola baktığın da Savaş mahalle 'ye üst taraftan girmişti. İlk önce Zehra teyzeyi bırakacaktı sanırım diye düşündü. Kapılarının önünde durduğun da bende aşağıya inip Zehra Teyze'ye izin vermeden Savaş ile birlikte aldıklarını içeri taşıdık.
Zehra Teyze'ye sarılıp arabaya bineceği sıra bir an için arkaya mı otursam öne mi otursam kararsız kalan Umut sonrasında ön koltuğun kapısını açıp oturdu.
Arabayı öncekinin aksine yavaş sürerek yokuşu iniyordu. Arabanın içinde ki sessizli fazla rahatsız edici gelmişti her ikisine de. Sanki yirmi küsür yıllık tanışıklığımız olan arkadaşının arabasına değil de daha yeni birkaç gündür tanıdığı kişinin arabasına binmiş gibi hissetmişti.
Bu sessizliğe daha fazla dayanamayıp ''Bilmeden sana yanlış bir söz veya yanlış bir davranışta mı bulundum Savaş?'' diye sordu Umut.
O sırada arabayı evin kenarına yanaştırmıştı. Kontağı kapattıktan sonra ''Hayır, neden böyle düşündün ki?'' diye mırıldandı umursamaz bir tavır takınarak.
''Neden mi? Savaş seni ne kadar zamandır tanıyorum? Kendimi bildim bileli! Savaş sen benim önceden sevdiğim adamdın.''
''Önceden.'' diye kendi kendine mırıldandı Savaş. Bakışlarını Umut'a çevirdi.
''Ama dikkat ediyorum da babanın vefatından sonra benden tamamen uzaklaştın. O yumuşak gözlerle bana bakan Savaş yerine bir adet sinir, hatta nefret ile gözlerimin derinine bakan bir Savaş var. Eğer bir hatam, bir kusurum oldu ise söyle lütfen. Kendimi düzelteyim ve senden özür dileyeyim.''
Konuşma boyunca yüzüne sadece umursamaz şekilde bakan Savaş arabanın kapısının kulpunu tutup ''Sana öyle gelmiş Umut. Ben her zaman ki Savaşım. Ve sana her zamanki gibi davranıyorum arkadaşım!'' Deyip arabadan aşağıya indi.
Arkadaşım lafı ile kalbine adeta bir şey saplandı. Hissettiği değersizlikle boğazı düğümlendi nefes alamadı. ''Arkadaşım.'' Diye mırıldanıp başını iki yana salladım.
''Arkadaş.''
Aşağıya inip zile bastıktan sonra bagajdakileri almak için geri döndü Umut. Savaşın suratına dahi bakmadan poşetleri taşıyordu.
Kapıyı açan Zuhal Hanım, Umut’u Savaşın getirmiş olduğunu görünce bir sürü hayır duası etti. Son poşeti de eline aldığında Savaşın yüzüne bakmadan ''Teşekkür ederim arkadaşım.'' Deyip eve girdi.
K.S.