2. BÖLÜM

2083 Words
Akşam misafirleri beklerken kuzeni Elif’te gelmişti kendilerine. Salonda oturup konuşurlarken zil çalmıştı. Zuhal Hanım telaşlı bir şekilde merdivenlere yönelirken ‘’Geldiler.’’diye söylenmeyi ihmal etmemişti. Önde Mehmet Bey inerken, kızlar arkada kalmıştı. Kapıda ise Mehmet Bey yaşlarında saçları kırlaşmış bir adam. Güzel, yaşını almış tesettürlü bir kadın vadı. Üç basamaklı merdivenin sonunda ise bir erkek ve bir kız bulunmaktaydı. Zuhal Hanım ''Hoş geldiniz. Buyurun buyurun.'' Deyip misafirleri içeri davet etti. Erkekler yukarı çıkarken eşi elinde ki tatlı poşetini Zuhal Hanıma uzattı. ''Ne gerek vardı? Neden zahmet ettiniz?'' ''Olur mu öyle şey! Eli boş gelinmezdi.'' dedi kadın. Bakışlarını Umutlarda dolaştırıp ''Maşallah üçü de sizin kızlarınız mı?'' diye sordu ''Ortada ki güzel kız eşimin yeğeni olur. Ferda'nın. Hatırlarsınız belki.'' ''Yok ben Ayşe'yi ve Sevda'yı hatırlıyorum. Sevda'nın düğününde tanışmıştık zaten onlarla da.'' ''Umut ve İkra benim kızlarım. Birde bir numara var.'' ''Öyle mi o nerede?'' ''O evli. Onlarda buraya geleceklerdi ama küçük paşa diş çıkartma döneminde. Sık sık ateşleniyor. Gelemediler bu yüzden.'' ''Öyle mi? Çok geçmiş olsun. Şimdi sizin üç kızınız var. Pardon tam olarak kaç yaşındasınız?'' Zuhal Hanım havalara girerek ''Kırk sekiz.'' dedi. Umut güldü annesinin bu haline. Kadın biliyor efendim kendisinin çok genç gösterdiğini. Bırakalım da biraz havaya girsin öyle değil mi? Kadın gözlerini açıp ''Şaka yapıyorsunuz? Kesinlikle daha genç gösteriyorsunuz. Ben bir an torun lafınıda duyunca iyice şaşırdım.'' Sonra gözlerini Umut’ınve kardeşi İkra’nın üzerinde gezdirip ''Maşallah. Kızlarınız bir birinden güzel. Allah bağışlasın.'' dedi. Zuhal Hanım ''Amin. Yukarı beylerin yanına çıkalım isterseniz.'' Deyip merdivenleri gösterdi. Onların peşi sıra kızlarda çıkarken Elif kolumdan tutup Umut’u geriye çekti. Kulağına ''Bu kadın seni oğluna beğendi benden demesi.'' Elif'e ters bir bakış atıp ''Fesuphanallah.'' Diye mırıldanıp annelerin peşi sıra merdivenlerden çıktı. Erkekler tekli koltuğa oturmuş kendi aralarında gündemde ki haberlerden bahsederken kadınlar ise ikili koltuğa oturmuş eğitim sisteminden bahsetiyorlardı. Umut gözlerini üçlü koltukta oturan iki kardeşe kaydırdı. Zuhal Hanımın kendisine seslenmesinden adının Emir olduğunu öğrendiği çocuk ile bir an göz göze geldiler. Kısa süre bakışmamızdan sonra bakışlarını yine babasına çevirmiş dikkatini onlara vermişti. Umut aşağı mutfağa inmek için merdivenlere yöneldiğinde kızlarda peşi sıra gitmişti. İkra'ya dönüp ''İrem’i de çağır. Tek kalmasın ayıp.'' Deyip Elif'le aşağıya indik. ''Sana diyorum bak. O kadın resmen sana gelin sıfatı ile baktı. Hoş çocukta az değil ama. Çok yakışıklı. Kara kaş, kara göz. Hani Savaş ile yakışıklılığı yarışır.'' Sağ elini yukarı kaldırıp ‘’Elif lütfen saçma sapan konuşma. Gece zaten çekilmez iyice germe beni.’’ ''Dur kız gecenin çekilmez olacağını nereden biliyorsun?'' Kaşlarını çatıp Elif'e sen ne diyorsun dercesine baktı Umut. ''Bizim kızları organize ettim. Bizi buradan kaçıracaklar.'' Umut gözlerini devirip, dolaptan servis tabağını çıkarttı. ''Elif saçmala misafir varken nereye kaçıyoruz kardeşim?'' ''Ya mızıkçılık yapma. Yengemi ben ikna ederim. Hem Emir ve İrem’de gelir.'' ''Onlara nereye geliyor, biz nereye gidiyoruz ya?''diye sordu sinirle. ''Of! Umut Of yani! Bazen gerçekten aklınla ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorum! Kızım bu fırsat kaçmaz! Bak bir adet sen! Bir adet Emir!'' deyip kaşını gözünü oymatmaya başladı. ''Eliiiif!!!'' diye sesimi yükseltince ''Dur bir ya sözümü kesme! Bir adet sen, bir adet Emir ve bir adet Savaş.'' İki kaşını yukarı kaldırıp indiren Elif ile ''Hayır Elif.'' Deyip yemeklerin yukarı çıkacak olanlarını masaya taşırken diğerlerini ise mutfak tezgahına yerleştirdi. Aşağıya inen ayak seslerine başımı çevirip bakınca İkra ve İrem gülüşerek merdivenlerden iniyorlardı. Ikili bayağı iyi anlaşmışa benziyorladı. Gülümseyerek onlara baktı Umut. İkra aralarına geçip gülerek ''Ablam Umut, Abla yeni ahbabım İrem.'' Umut elini İrem’e uzatıp memnun oldum derken İkra bir yandan da Elif ile tanıştırıyordu. ''Kaç yaşındasın İrem?'' ''On iki yaşındayım.'' ''Ah bizim ergenus ile aynı yaştasınız. Bu harika.'' Diye gülümsedi Umut.. Ergenus denilmesine İkra kızarken, İrem ise buna kıkırdamıştı. İrem sessiz sakin bir kıza benziyordu. Mutfakta olduğumuz süre boyunca bir iki kelime ağzından ancak alabilmişlerdi. ''Konuşmayı çok sevmiyorsun sanırsam?'' diye sordu Umut. Omzunu silken İrem ''Biraz öyle. İstanbul'a yeni taşındık. Çok bir çevrem yok. Öyle olunca iyice içime kapandım diyebilirim. Hem sessizliği seviyorum.'' ''Desene kaç dakikadır senin başını iyice şişirdik konuşmaktan.'' Diyen İkra'ya ellerini hayır anlamında sallayıp ''Hayır, hayır kesinlikle değil. Konuşmayı değil ama insanları dinlemeyi severim.'' Hararetli bir şekilde kendini anlatınca yüz ifadesine üçüde birlikte bir kahkaha patlattı. O sırada içeri giren anneler ''Ooo bizim kızlar kaynaşmış çoktan. Bak İrem kızım kendine arkadaş edinmiş bile Ayten.'' ''Aynen öyle. Şok oldum desem yeridir. Ben zorlardım normalde böyle ortamlarda.'' Zuhal Hanım ise ''Kan çekiyor canım sonuçta.'' Dedi. Sonra kızlara dönüp ''Kızlar yemekleri çıkaralım yukarıya tatlıları da sonrasında getiririz.'' Deyince herkes bir şey alıp yukarıya salona taşımıştı.. Güzel başlayan yemek faslı, gençlerin eğitimine gelince ister istemez Elif ile bir bakışıp gülümsediler. Büyüklerin vazgeçilmez konusu eğitim sistemi! Kim olursa olsun, nerede olursa olsun ne durumda olursa olsun aileler illa o eğitime değinecek, bir sürü nasihat verecek, onları uygulamaları için ortada bulunan gençlere baskı yapacak ve o gençler, onları geçiştirecek, kendi bildiklerinden şaşmayacaktılar. ''Umut sen ne okuyorsun kızım?'' diye soran Ayten Teyze'ye bakınca tam karşısında oturan Elif ayağına bir tekme geçirip bıyık altı gülmeye başladı. Derin bir nefes alıp içimden sabır diledi Umut. ''Mimarlık.'' Diye kısaca cevaplarken, Ahmet amca ''Öyle mi hangi okul?'' diye sordu bu sefer. ''Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi üçüncü sınıf.'' diye kısaca cevap verdi Umut. ''Oh oh oh çok güzel maşallah maşallah! Şimdi ki devir okuma devri kızım. Okuyun. Gelecekte kocanızın eline bakmayın. Kendi paranızı kazanıp ayaklarınızın üstünde durun. En güzeli aferin.'' Ahmet amcayı onaylayan sesler çıkarırken Ayten Teyze konuya dahil olup ''Bizim oğlan da inşaat mühendisliği okuyor. Bu sene son inşallah. Eğer alttan bir dersi kalmazsa tabi.'' Diye mırıldandı. Bu sefer annem Emir'e ''Hangi üniversite?'' diye sorunca Emir ''Ege Üniversitesi.'' dedi kısaca. Izmir... Güzel şehirdi vesselam. ''Nerede kalıyorsun orada oğum?'' ''İki arkadaşım ile eve çıktık.'' 'Ay zor olmuyor mu üç erkek? Ne yiyip, ne içiyorsunuz evladım?'' Zuhal Hanımın bu sorusuna Umut gözlerini devirdi. Umut emindi ki annesi bile Zuhal Hanım kadar endişelenmemiştir Emir için. Hem elalemin oğlu için bu kadar endişeleneceğine kendi kızı için endişelenmesi daha doğru olurdu Umut için. De ki kızım, yavrum, canımın can içi sen okulda ne yiyorsun? Sabah sekiz akşam sekizde eve geliyorsun orada bir kuru ekmeğe talim oluyorsun. Bir gün sordun mu? Sormaz tabi çünkü Zuhal Hanım, Umut’un öğlenleri arkadaşları ile buluşup adam akıllı yemek yediğini biliyor. Çünkü o anne! Çünkü o Zuhal Akay! Çünkü o kızının acıktığında bir saniye bile aç kalamayacağını ve yemek yerken adam akıllı yemekler seçmesinin bir numaralı kuralı olduğunu bilen bilinçli bir anneydi! O yüzden sormazdı tabi ki. Ve tabi ki midesine gidecek olan yiyecekler adam akıllı yemekler olacaktı. Öyle abur cubur yemek ile anca totoyu büyütürdü Umut. Bir sene boyunca fast food yediğini düşünsek galiba kapıdan geçemeyecek bir kız olurdu. Bünyesi buna kesinlikle müsaitti. Mehmet Bey’in tarafı da Zuhal Hanımın tarafı da balık etliydiler. Bu yüzden yediklerine dikkat etmek boynunun borcuydu. ''Yani bazen zorlanıyoruz. Arada anne yemeklerini özlüyoruz. O zamanda karşı komşumuz sağ olsun çoğu zaman kendilerine yaptığı yemekleri bize de getirip ikram ediyor.'' Bol sohbetli geçen kahvaltı faslından sonra masa toplanmış makineye atılmış ve tatlı tabakları ve çay bardakları servis edilmek için hazırlanmıştı. Umut istemsiz saate kaydığın da dokuzu biraz geçtiğini gördü. Aklına Savaş'ın ve diğer çocukların bu gece toplanacağı aklına geldi. Bari çok gece kalmayıp fazla içmeselerdi. Geçen sefer yine kendilerine çilingir sofrası kurup çok geç saatlere kadar oturmuşlardı. Tüm mahalle uykusunda bilmem kaçıncı rüyalarını görürken bir anda dışarıdan gelen seslere herkes balkonlara dökülmüştü. Tüm bakışlar mahallenin sonuna döndüğünde büyük bir grubun kavga ettiğini görmüşlerdi.. Mahallenin babaları aşağıya dökülüp pijamalı halleriyle kavgayı ayırmaya gitmişlerdi. Kavga sonucunda ortaya çıkan şey iki mahallenin delikanlıları dövüşürken bu sefer çocuklarını korumak adına ortaya çıkan babalar da sinirden kendilerine laf atıp onlarda çocuklarını korumak için yrı bir kavga başlatmıştı. Herkes şaşkınlık ile çıkan kavgayı izlerken en sonunda gelen iki polis aracı ile olay çözülmüştü. Erkekler kendi evlerine doğru yol alırken Mehmet Bey de can dostu kardeşinin emaneti oğlu Savaş'ı eve kadar getirdi ensesinden tutarak! Gelirken de öz oğlu gibi kızıp bağırmayı ihmal etmemişti. Evin önüne geldiklerinde Mehmet Bey Savaşı her ne kadar eve sokmak için uğraşsa da Savaş ret etmişti. O zaman Zehra Hanım Bursa'ya ablasının yanına gitmişti birkaç günlüğüne. Savaş'ın ret etmelerine daha fazla dayanamayıp patlayan Mehmet Bey ise Savaş'ın ensesine bir tane patlatıp ''Geç içeriye eşek herif. Sen kime hayır diyorsun lan?'' deyip içeri sokmuştu. Solana geçip oturduklarında Zuhal Hanım evhamlanıp ahlanıp, vahlanıyor bir yandan da Savaşın patlayan kaşına ve patlayan dudağına pansuman yapıyordu. Mehmet Bey ise sinirden salon da bir o tarafa bir bu tarafa yürüyordu. Umut ise içeri girmemiş küçük bir köşeden onları izliyordu. Savaşın yüzüne her baktığın da Umut’un içinden bir şeyler kopuyor ona koşuyordu. Göz yaşları bakışını kapatıyordu. Akmalarına ne kadar engel olsa da dolmalarına engel olamıyordu. Zuhal Hanım kaşına pamuğu batırmasıyla inleyen Savaş'a karşı tam bir adım atacakken kendini frenledi Umut. Ama bu sefer göz yaşlarının akmasına mani olamadı. Onun canının acıması ile Umut canının çıktığını hissetmişti adeta. Allah'ım bu kadar sevmek olur muydu bir insanı? Bu kadar bağlanmak olur muydu insana? Böyle körkütük böylesine kördüğüm aşık olunur muydu? Göz yaşı yanağından tam düştüğünde Savaş ile göz göze geldi. Anlattı ona göz yaşları ile içinde yalattığı acıyı. Onun çektiği acının on mislini ona bakınca çekiyordu. Sanki o kavgaya giren Savaştı ama o kavgadan ağır yaralanan da Umuttu. Umut gözleriyle anlattı. Anlattı ama karşısında ki genç adam ne kadarını anladı işte orası bilinmezdi... ''Sen beni deli mi edeceksin evlat? Sen beni zıvanadan mı çıkartmak istiyorsun oğlum? Ne bu sizin alt mahalle ile bitmeyen husumetiniz? Neyin kavgası, neyin kini ki bu her dakika bir birinize giriyorsunuz? Ulan sabahın üç buçuğunda yaptığımız şeye bak! Sizin yüzünüzden biz büyüklerde içli dışlı olduk sayenizde!'' '' Mehmet Amca!'' ''Ne amca ne amca? Neyin amcası? Deme ulan amca mamca!'' ''Mehmet Amca! Bizim mahallenin kızlarına laf atıyorlar! Söz ediyorlar! Anca anamızın bacılarımızın dedikodularını yapıyorlar! İftira atmaya yelteniyorlar! Ulan o şerefsiz piç Tankut anama iftira attı Mehmet amca! Ölen babama laf attı! Adam öldü laf attı! Söz etti! Adam mezarından kalkıp kendini mi savunacak? Ne yapmam gerekiyordu! Söyle bana! Susup oturayım mı? Ha! Anama atılan iftira sonucu susup oturayım mı babama edilen laftan sonra susup oturayım mı?'' Umut gözleri ayağa kalkmış Mehmet Bey’e içini döken Savaş'a kaydı. Bitmiyordu acısı. Çevresine belli etmiyor içinde yaşıyor. Yaşadıkça içinde büyüyordu. Çığ oluyordu adeta. Kendini yok ediyordu. Gözleri dolmuştu. Akmayı bekliyordu. Ama izin yoktu. Babasını morgdan alırken de, mezara yerleştirirken de, üstüne toprak atarken de, mezarının yanı başında otururken de o yaşların yer yüzüne inmesine izin yoktu. Bilirdi! İzlerdi onu sessizce. O Umut’un dostuydu! Sevdiğiydi! Sevdasıydı! O Umut’un her şeyiydi !O kalbi olmuştu! Ruhu olmuştu! O gizliden gizliye Umut olmuştu da haberi yoktu!! Mehmet Bey Savaş'ın hemen karşısında ki sehpaya oturdu. Koltuğa çökmüş başını iki eline yaslayıp öne eğilmiş Savaşın ensesinden tutup alnını alnına yasladı. ''Sen bundan böyle benim oğlumsun Savaş! Bundan sonra senin baban benim! Sen yalnız değilsin. Babana da anana da laf atacak it daha anasının karnından doğmadı ulan! Sen bana can dostumun emanetisin! Annen de sen de bizim emanetimsiniz. Bundan sonra sakın ola evlat sakın! Duydun mu beni oğlum? Benim üç kızım bir oğlum var. Bunu beynine kazı!'' Umut gözleri gururlanmış bir şekilde önümde ki manzarayı izliyordu. İşte dedi. İşte benim ilk aşkım. İşte bu adam benim babam. Bu adam benim gurur kaynağım. Umut aklını derin düşüncelerden çıkartıp başını iki yana salladı. Mutfaktan içeri giren Elif ''Kızım sen ne diye oturuyorsun götürelim şu çayları yengemden izin kopardım. Tabi İrem ve Emir'in gelme şartı ile. Acaba Savaş ne gibi bir tepki verecek. Valla şu an gözümde canlandırdım da. Yok kız. Gözümde de canlandıramayacağım kadar yüksek dozda bir hayal bu! Bunun için hayal gücünün nirvanaya ulaşmış olması gerekiyor.'' Deyip çayları dolduran Elif'in arkasından çayları alıp yukarı dikkatli bir şekilde çıktı. Çayları dikkatli bir şekilde dağıtırken tam oturmak için sandalyeye yönelirken İkra ''Hiç oturma abla. Hadi dışarı çıkıyoruz.'' deyip gençleri ayaklandırmıştı. Kızlarla buluşup her zaman oturdukları çay bahçesine doğru ilerlemeye başladılar. Emir ve Umut diğerlerine göre daha yavaş adımlarla ilerliyordu sokakta. Gözleri altı adım ötede oturup demlenen bir grup erkeği gördü. Emir Umut’un kolun dokunması ile karşısında ki genç kadını durdurmuştu. Akşamdan beri gözlerini Umut’un üzerinden alamamıştı. Eğer ki kendisi de onaylarsa onu daha yakından tanımak istediğini söyleyecekti. ‘’Umut bu akşam benim için çok güzel geçti. Ve güzel geçmeyede devam ediyor. Biliyorum durum çok çok erken ancak bu akşam saatlerce gözlerimi senden alamadım. Eğer seninde iznin olursa seni daha yakından tanımak isterim.’’ deyip Umut’un sol elini tuttup baş parmağı ile hafifçe okşadı. Umut bir an ne diyeceğini bilemedi. Şaşkınlıkla Emir’in yüzüne bakarken sağ taraftan ''O kim lan?'' diye bağıran kişi ile herkes kafalarını çevirmişti. Sinirden kıpkırmızı olmuş bir adet Savaş adeta uçarcasına Bir anda Emir'in yüzünde patlayan yumruk ile Umut ve Emir neye uğradıklarına şaşırmıştılar. Şimdi Umut ne yapmalıydı. Kıskandığı için sevinmeli mi? Yoksa uzaktan kuzeninin kara kaş kara göz yakışıklı suratına yumruk attığı için kızmalı mıydı? K.S.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD