3.BÖLÜM İLK KAYIP

3363 Words
Sanki bir geçmiş perdesi aralandı gözümün önünde geçmişten bir kareyi tekrar yaşıyormuş gibiydim. Adım adım geçtim ceza evinin o koridorlarını bu ceza evine en son dedemi ziyarete gelmiştim babaannemle birlikte. Kaç senesiydi tam hatırlamıyorum ama o zamanlar burası baya eski bir yerdi. Babaannemin elinden tutup dedemin elini öpmeye gelmiştim buraya. Bayram zamanıydı herkes dedemle telefonda konuşmuş ama dedem görüşte bir tek torunu olarak beni görmek istemişti. Ailedeki tek kız torunu bendim diğer kuzenlerim hep erkekti sanırım bu yüzden ayrıcalıklıydım. Babaannemle birlikte ceza evinin görüş alanına gelmiştik babaannemin kucağında oturuyordum ya dört ya beş yaşındaydım ellerimle oynarken sıkılmış bir şekilde saatlerce dedemi beklemiştim. Dedem en sonunda geldiğinde beni yara bırakmıştı ve babaannemle sarılıp hasret gidermişlerdi. Dedem sandalyeye oturduğunda beni kucağına oturtmuştu saçlarımı okşarken benimle konuşma çabası gelmişti aklıma. “Nasılsın küçük cimcime?” “İyiyii.”diye mırıldandığımda saçımı ayırıp küçük bir çiçek takmıştı kulağımın kenarına. “Benim güzel kızım.”diye mırıldandı. “Hep Allahtan bir kızım olsun istemiştim ama o bana bir tane kız torunu uygun gördü olsun.”anlımı öptüğünde elini uzattı bende babaannemin anlattığı gibi yapıp elini öptüm ve anlıma koydum. “Aferim kızım.”diye mırıldandı ve babaanneme döndü birkaç bir şey konuşmuşlardı tüm dikkati tekrar bana döndüğünde güldü. “Hissediyorum sen çok güçlü bir kız olacaksın bizim oğlanlardan bile.”dikkatimi ona vermiş dinlerken bana son bir nasihat vermişti. “Hayatın boyunca seni en hassas olduğun yerden vurmaya çalışacaklar sende onları en sağlam oldukları yerden yıkacaksın.”demişti. Aynı koridorları tekrar geçip o görüşme odasına geldiğimde derin bir nefes aldım ve odaya girdim. Sandalyeye oturduğumda Akını beklemeye başladım.  Dakikalar geçmişti bacak bacak üzerine attım ve bacağımı sallamaya başladım kollarımı karnımda birleştirirken kapı açılmıştı ve Akın odadan içeriye girmişti. “Selamun aleyküm.”sandalyeyi çekip karşıma oturduğunda yüzümde ince bir tebessüm vardı. “Aleyküm selam. Nasılsın Akın?” “Asıl sen de hele ben yoğum işler nasıl?”elindeki kehribar rengi tesbihle alelade bir şekilde sırtını sandalyeye yasladığında derin bir nefes aldım. “Şimdilik iyi kontrolü elime aldım lider koltuğumu da geri aldım.”elindeki tesbihi masanın üzerine sertçe bıraktığında öne doğru eğildi. “O koltuğu alamasaydın zaten sen değil cenazen gelirdi!”göz devirdim. “Hep böyle gıcık mıydın sen? Ben seni daha babacan tanıyordum bir ağa baba kesilmişsin başıma.” “Olaylar çoğalacak üzerine gelecekler evvela tek olmaman lazım anlamıyorsun kadın olduğun için seni kolayca kale almayacaklar işlerin zorlaşınca sözünü dinletmek için her seferinde kendini ispatlaman gerekecek. Ve her kulvarda birden savaşamazsın birine ihtiyacın var yakından bir şekilde ceza evinden çıkmam gerekiyor.” “Ne yapmalıyım peki?”diye fısıldadığımda avucuma bir kart sıkıştırdı. “İstihbarattan Yavuz’un numarası ne yap et onunla uzlaşmanın bir yolunu bul eğer istediği verebileceğin bir şeyse ver ama senden bize aykırı bir şey isterse en son çare firar.”kafamı sallamakla yetindim ve kartı alıp cebime koydum. Sırtımı sandalyeye koyduğumda hafifçe esnedim ve gülümseyip saçlarımı arkaya attım. “Evdekiler seni özlüyor fark ettim de ağırlığın baya kuvvetliymiş.” “Doğrudur benim ağırlığım o evin dengesidir şuan şaşmış durumda herkesin çenesi de taşmış durumda ben olsam o evden içeriye tek bir bilgi sızıntısı bile yaşanmazdı bilirsin affım yoktur.”elindeki tesbihi çevirirken hafifçe güldüm. “Doğru affın yok bu konuda baya acımasızsın sana ihanet eden yandı.” “Doğru konuştuklarımızı anlamışsındır umarım ha bu arada bizim şirketteki ithal ettiğimiz malların yetişip yetişmeyeceğini Hacı dayı ile bir görüş.”deyip göz kırptı bu şirketle alakalı değildi silahların yetişip yetişmeyeceğini öğrenmemi istiyordu tabi bunu açık açık söyleyemezdi. “Buradan oraya geçmeyi düşünüyordum.” “Görüş bitti.”diyen adam ile birlikte kalktık ve sarıldık gitmeden önce kulağıma birkaç şey fısıldadı. “Çok iyi rol yapacaksın ama aptal olmayacaksın indiremeyeceğin ava yaklaşmayacaksın.”hafifçe göz kırptığımda açılan kapıdan gardiyanlarla birlikte ilerledi ve gözden kayboldu. Bende diğer kapıdan geçtim ve kısa sürede ceza evinden çıktım. Akbabalar dışarıda fırsat kollarken onun buradan çıkmak için acele etmeye çalışması çok normaldi bende onun yerinde olsam bende acele etmek isterdim. Mahur’un açtığı kapıdan geçtim ve arabaya bindim Mahur da bindiğinde kapısını kapatıp arabayı çalıştırdı. “Şimdi nereye gidiyoruz Hanım abla?” “Hacı dayının mekanına bizim mallar tam gününe yetişecek mi yoksa takviye gerekiyor mu bir soruşturalım ayrıca geldiğimden beri Hacı dayının elini de öpmeye gitmedim adama ayıp oldu.” “Tamamdır Hanım abla.” “Bir şey daha soracağım şu Melis meselesinden bir ses var mı?” “Şuan yok her şeyiyle çok iyi ve şüphesiz birisi gibi görünüyor neden ondan şüphelendin anlamadım?” “Sorun da bu zaten Mahur herkesin gözünde kusursuz beni şüpheye düşüren de bu zaten kimse kusursuz değildir.” “Sen nasıl diyorsan öyledir Hanım abla.”Hacı dayının mekanına geldiğimizde adamları bizi karşılamıştı Mahura burada kalmasını söyleyip arabadan indim ve yol gösteren adamını takip ettim. Hacı Dayının yanına geldiğimde hafifçe gülümsedim elindeki çakıyla yonttuğu çalıyı bir köşeye bırakıp ayaklandı ve yanıma geldi. “Hoş geldin Ruhsar.” “Hoş buldum Hacı dayı.”elini uzattığında yaşına hürmeten başımı eğip öptüm ve anlıma koydum.  “Duydum ki benden evvel ceza evi ziyaretine gitmişsin evlat.” “Öyledir Akın’ı ziyaret ettim.”kafasını hafifçe salladı. “O halde silahları sormaya geldin için rahat ola silahlar tam tarihinde sevkiyat için yetişmiş olacak.” “Sen kefilsen eğer içim rahat sonradan problem çıkmamalı son dakika sıkışınca işler sarpa sarıyor uğraşmak istemiyorum.”diye sızlandım. “Uğraşmadan bir yere varamazsın ama sende haklısın o kadar işin gücün arasında ben olsam bende bununla uğraşmak istemezdim.”kafamı usulca salladım. “Çay içer misin? Çocuklar çay getirsin.” “Olur.” “Ragıp iki çay getir oğlum buraya!”Ragıp denen adam gözden kaybolduğunda elindeki tepsiyle iki çay getirmişti. Bahçedeki piknik banklarında Hacı dayı ile karşılıklı oturuyorduk çayları aldığımızda bardağımı avucumun içine aldım sıcaklığı hoşuma gidiyordu. “Liderlik nasıl gidiyor?”dudak büzdüm. “Henüz bir şey anlayamadım şunun şurasında birkaç gün geçti öyle değil mi? Henüz ciddi bir şeyler yok ortada.” “Uraz’ı yoğun bakımlık ettiğini konuşuyor herkes.” “O haber eskidi Hacı dayı ben tatlımı alıp adamı hasta ziyaretine bile gittim.” “Hey maşallah.” “Öyle bir de eve çıksın yine ziyaret ederim ama bu kez konu farklı olur birinden bir takım haberler bekliyorum belki sen bilirsin abimin yakın dostlarındandın abimi kim öldürdü?”dediğimde çayından bir yudum aldı. “Bu konunun ardında büyük şahibelerin yattığı doğrudur Ruhsarım. Ama aslı öğrenmeden birine sıkmaya kalkma büyük sorunlara yol açar bu, konunun altı iyice didik didik edilmeli.” “Haklısın bunun için çabalıyorum zaten eve çıktığında gidip yüzüne de soracağım.” “Pekala bu aralar seni silmek isteyenler olacak eğer Yaşar çıkar da seninle görüşmeye gelirse belaya bulaşma.”kaşlarımı çattım. “Tetikçi yaşar mı? Beni tetikçi Yaşara ihale etmezler herhalde adam Akın’ın dostu gelip beni vurmak gibi bir şey yapmaz herhalde ayrıca adam ömürlük para yiyor yani ucuza da yaptıra bilecekleri bir çok tetikçi var.” “Benim sana demek istediğim Yaşar sana gelirse seni öldürecek demek belaya bulaşma ver parasını def et gitsin. Bilirsin iki taraflı çalışır kim yüksek verirse oklar diğerine döner adam bahis sitesi gibi ama bir plan kurduğu da ötesi günü göremez o yüzden diyorum ve parasını def et.”dediğinde güldüm. “Geçen sene abim Reha adamla uğraşmak istemediği için bok yoluna yetmiş milyon dolar vermişti başına bela etmemek için.”kısa bir ıslık öttürdü Hacı dayı ve çayını bitirdi. “Güzel para kaldırmış.” “Bir adam öldürme ihalesi için dünyaları kaldırıyor ama yiğidi öldür hakkını yeme demişler bir şekilde ihale aldığı adamlar öteki güne sağ çıkmıyor işinin ehli öyle ucuzdan çalışan acemiler gibi değil herif bide uluslar arası takılıyor. Bir burada bir yurt dışında nerede kimi öldürdüğü belli değil o kadar parayı ne yapacak acaba çok merak ediyorum elmastan mezarlık mı kurdurtacak.”gür bir kahkaha attığında adamlarına boş çay bardaklarını işaret etti. “Olabilir bu alemde paraya zaafı olan bir sürü insan var bilirsin. Geçen yıl Yılan İsmail vardı adamın bütün parasını elinden aldılar beş kuruşsuz kaldı işi ehli her şeyi vardı bir parti silah ticareti ile durumları biraz düzeltirdi ama o birkaç kuruş paranın peşinden bok yoluna gitti. Misal kaç paran var senin hesaplarında?”dediğinde omuz silktim. “İki Yüz milyon dolar var.”kaşlarını çattı. “Sadece o kadar mı?” “Türkiye hesabımda sadece o kadar var.” “Dahası da var yani.” “Şirket hesapları ondan sonra İlyas, Akın’ın şahsi hesapları derken sadece Kıbrıs’da ki offshore hesabımda benim adıma kayıtlı beş yüz milyon dolar var diğer yurt dışı hesaplarıma girmiyorum bile.”yüzü bilmişlikle büzüldü ama sonra memnuniyetle gülümsedi. “İşler baya iyi belli ki.”kafamı usulca salladım. “Gerçekten iyi yani abim döneminden bu yana ki para akışı dehşet derece de iyiydi bize ait para ve malın haddi hesabı yok şuanda.” “O halde senden rica edeceğim şeyler için beni kırmazsın?”dediğinde yüzümü buruşturdum. “Bilirsin ben kimseden kendim için bir şey istemem yetimler için isterim.” “Geçen sene benden yetimler için elli milyon dolar istemiştin Allah aşkına ne yaptın o kadar parayla?”diye sızlandığımda güldü. “Kaç yetimin özel okul parası çıktı biliyor musun sen? Sadece özel okul değil bir çok şeyi sıfırdan geldi şu işleri bırakıp sadece Kıbrıs hesabındaki paraları yetimlere harcasan bunca günahtan sonra cenneti garantilerdin evlat ama nerede sende rahmetli abin gibi uslanmazsın.” “Kan çekiyorsa demek ki yapacak bir şey yok Hacı dayı.” “Doğrudur oda var.” “Senin oğlan ne zaman çıkıyor hayırlısıyla?” “Bu hafta tahliye olur tahliye olduğunda ise geleceği yer belli önceden abinin yanındaydı Kartal şimdi de senin yanında saf tutacak.”kafamı keyifle salladım. Hacı dayıyla sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini çözemiyordum bile adam tam babaydı ama dayı diyorlardı nedenini hep merak etmiştim ama hiç anlatmamıştı. “Doğrudur gelsin yerim var hayır demem bir adam bir adamdır ama baştan söyleyeyim oda bana kadınım diye atar gider yaparsa acımam sıkarım baştan uyarayım.” “Öyle bir edepsizlik ederse söylersin ben sıkarım!”dediğinde yarım ağız sırıttım. “Tamam.”telefonum çaldığında ayaklanıp Hacı dayıdan biraz uzaklaştım ve telefonumu açıp kulağıma dayadım arayan Şafaktı muhtemelen küçük ofisten arıyor olmalıydı. “Efendim Şafak?”dediğimde birkaç saniye ne söyleyeceğini düşündü önce. “Şey Ruhsar Hanım acil buraya dönüş yapmanız gerek yakmayın belki lazım olur dediğiniz mallar için sanırım bir alıcı var sizi bekliyor.”uyuşturucuyla ilgili görüşmeye gelmişlerdi. “Tamam yarım saate oradayım.” “Bekliyoruz.”telefonu kapattığımda tekrar Hacı dayının yanına döndüm ve bardağı hızlıca fondip yaptım. “Benim gitmem gerekiyor ofisten aradılar beklediğim birileri vardı onlar gelmiş.”bana elini uzattığında tutup hafifçe sıktım beni kendine çektiğinde itirazsız sarıldım. “Kendine dikkat et Ruhsarım.” “Sende Hacı dayı.”omzuna birkaç kez vurduğumda yanından ayrıldım arabaya bindiğimde direk lafa girdim. “Ofise gidiyoruz.” “Emredersin Hanım abla.” dün uykumu alamamıştım gün boyu esnememin başka açıklaması yoktu sürekli arabada buradan oraya gitmek beni bitiriyordu işlerim hep böyle çetrefilli sürmezdi umarım. Şuan merak ettiğim tek şey uyuşturucu için kimin geldiğiydi ve gerçekten ilgimi çekiyordu bu konu uyuşturucu sahibi eğer Bilal değilse bir başkası olmalıydı. Ofise geldiğimde hızlıca içeriye girdim insanları bekletmemek gerekirdi yeterince beklemişlerdi zaten. Üzerimdeki ceketi çıkartıp Şafağa attım ve odaya girdim beni gören kadın hafifçe gülümsediğinde ayaklanıp elini uzattı elini sıktığımda karşılıklı oturduk. Şafak bize iki kahve getirdiğinde derince iç çektim. “Buyurun belli ki buraya ciddi bir mesele için gelmişsiniz?”dediğimde kadın direk söze girdi. “Aslında evet Ruhsar hanım bilerek yahut bilmeyerek bize ait malları almışsınız. Yaklaşık yirmi beş kilo saf Vanda bilirsiniz piyasası oldukça pahalı ve her an yükselen bir şey patronum bundan hiç hoşlanmadı ama sizde adı yer altında geçen hatırlı ailelerdensiniz o yüzden gelip konuşmamı istedi ve tozları teslim almamı istedi.” “Ben uyuşturucu sanmıştım.”diye mırıldandım ve kahvemden bir yudum aldım. “Vandanın sadece bir kilosu bile elli bin dolardır bu bizim için orta derece bir zarar o yüzden bizden alınan malları verin gideyim.”dediğinde bacak bacak üzerine attım ve derin bir nefes aldım. “Benim adamlarıma benim adımı kullandırtarak mal sattırmışsınız bunu yiyen salakları öldürttüm neden çünkü benden habersiz iş yaptılar benim sorumsuz insanlarla bir işim yoktur. Ve diğer sorumlulara gelirsek bana haber verdiler bir hata ettiler ama haberim olduğu sürece ben hatalara taviz veririm bu yüzden yaşıyorlar.” “Sadede gelelim isterseniz verecek misiniz? Vermeyecek misiniz?”omuz silktim ve kahvemi bitirdim. “Normalde ben itle köpekle konuşmam eğer benden birisi bir şey istiyorsa eğer beni itiyle muhatap etmeyecek söyle o tasmanı tutan sahibine o gelsin.”kadının yüzü öyle bir hal almıştı ki umursamadım zevkle izledim morarmasını. “Pekala ben sizi uyardım sadece.”ayağa kalktığında ben kalkma gereği duymamıştım bacağı stresle sallarken elimi kaldırdım. “Hoşça kal.”odadan çıktığında tek kalmıştım. Tozları elbet verecektim ama öylece değil biraz oynamak istemiştim ayriyeten o tozları verirken de onlara güzel bir sürprizim olacaktı. Gökten kar değil ama toz yağışlı bir sürpriz.  Bacaklarımın koltuğun önündeki sehpaya uzattığımda rahat bir nefes alıp kafamı koltuğun kenarına yasladım. Gözlerimi yumup biraz kestirmeye karar vermiştim ki Şafak elinde telefonla odaya girene kadar artık saçımı başımı yolacaktım koşturmaktan. “Telefon size.”dediğinde telefonu alıp kulağıma yasladım ve göz devirdim. “Kimsin?”diye sızlandığımda karşı taraftan ses geldi. “Uraz ben taburcu olduğumu söylemek istedim ziyaret etmek istersin diye.”hafifçe gülümsedim. “Yemeğin var mı evde?” “Annemler hazırla neden ki?” “Açım ben gelirsem öyle boşa gelmem.”gür bir kahkaha attı. “Tamam gel zaten seninle konuşmak istediklerim var.” “Hay hay.”telefonu kapatıp sehpaya bıraktım beni neden kendi cebimden aramıyor da ofis telefonundan arıyordu ki neyse çokta önemli değil. Ayaklandığımda ceketimi alıp ofisten çıkacaktım ki durdum Atıf’ın yanına gelip gözündeki güneş gözlüklerini aldım ve kendime taktım. “Gözlerim çok ağrıdı güneş altında gezmekten sen sonra yenisini şaparsın faturayı ofise kesersin. Hızlıca Mahur’un yanına gelip omzuna sertçe geçirdiğimde hafifçe inledi. “Ne oldu Hanım abla?” “Uraz’ın evini biliyor musun?” “Hangi Uraz?” “Hangisi olacak Aykırı olan hani benim sıktığım.” “Ha tabi Hanım abla ben alemdeki herkesin ev adresini bilirim.” “Sebep?” “Lazım oluyor.”dediğinde hak verdim lazım oluyordu yani çat kapı arada gitmek gerekiyordu yarım saat adres bilgisiyle uğraşamazdık. “Aferrin lan.”arabaya ilerledim koltuğa geçtiğimde emniyet kemerimi taktım Mahur da sürücü koltuğuna geçtiğinde arabayı çalıştırdı ve kemerini takıp sürmeye başladı.  Yarım saatten az süreceğini düşündüğüm yolculuk trafik yüzünden bir saati de aşmaya başladığında kafamı cama yaslayıp uyuklamayı düşünmüştüm. Tam da düşüncemi uygulayacakken ne tesadüf trafik açılmıştı zaten ben ne zaman bir şey yapmak istesem hep tam tersi olurdu kaderim ters benim. Neyse ters ya da düz bir şekilde yazılmış ya ona bakalım. Uraz’ın evi olduğunu düşündüğüm büyük konağın girişinden içeriye arabayla girdik çok ilerleyemeden durduğumuzda arabadan indik. Korumalar tembihlenmiş olacak ki kimse bize karışmıyor aksine yol gösteriyorlardı. “Sen burada kal Mahur.” “Ama Hanım abla!” “Mahur! Burada bekle beni.” “İçeride koltuktan attığın vurduğun bir adam var Hanım abla nasıl tek gidersin.”dediğinde omuz silktim. “Kimse ailesinin çoluğun çocuğun olduğu bir evde kan dökmek istemez Mahur şimdi beni merak etme ben başımın çaresine bakarım ayrıca öldürmek isteseydi evine davet etmezdi merak etme.”onu kapıda bıraktığımda büyük evin girişine ilerledim kapıyı tıkladığımda şirin bir yaşlı teyze açmıştı kapıyı. “Merhaba, beni Uraz davet etmişti.”diye mırıldandığımda gülümseyerek içeriye davet etti. “Geç kızım geç haberimiz var.”dediğinde gülümsedim önüme terklik bıraktığında hızlıca ayakkabılarımı çıkartıp önüme koyduğu pembe panduf tarzı terlikleri giydim ve üzerimdeki ceketi çıkartıp teyzeye verdim. İçeriye girdiğimde beni bizimkinden biraz daha kalabalık bir aile karşılamıştı ailenin birkaç erkeği bana ters ters bakıyordu muhtemelen Urazı vuranın ben olduğumu biliyorlardı. “Geç kızım sen otur ben Uraza haber vereyim.”dediğinde ikiletmeden oturdum. İki tane adam bana ters ters bakarken ben onlara bakmıyordum bacak bacak üzerime atıp sadece bekliyordum ki elinde bardakla beş yaşlarındaki bir kız yanıma geldi. “Annem bunu sana vermemi istedi abla.”bardakta meyve suyu vardı aldığımda gülümsedim. “Teşekkür ederim tatlım.”saçlarını hafifçe okşadım. Beş dakika önce içeriye giden teyze geldiğinde beni Urazın odasına götürmek için yol gösterdi Urazın odasının önüne geldiğimde kapıyı hafifçe tıklattım ve içeriye girdim. “Hasta ziyareti!”hafifçe seslendiğimde odadan içeriye girdim o ise yatağında diklenmiş sırtını yatağına yaslamış beni izliyordu. “Tatlı getirdin mi?”dediğinde omuz silktim. “Benim babamın pastanesi mi var çok istiyorsan söyle adamlarına alsınlar.”göz devirdiğinde güldüm. “Bir şey demedim say.” “Benimle bir şey konuşacaktın ne konuşacaktın? İşlerim var.”daha Aykuta sözüm vardı mekan bastığında yanında olacaktım ama bu gidişle mekanı akşam karanlığı çöktüğünde basacaktık. “Seninle abinin ölümüyle ilgili konuşmak istiyordum.”hiçbir şeyi kale almayan yüz ifadem bir anlığına bozguna uğramış ama sonrasında hemen toparlamıştım yarım ağız gülüp ona döndüm. “Bu konuyla ilgili ne konuşa bilirsin ki?” Abimi nasıl öldürdüğünü falan mı anlatacaktı bana? Eğer böyle bir şey yaparsa onu azar azar boğardım öyle öldürürdüm. “Abini herkes benim öldürdüğümü düşünüyor belki sende öyle düşünüyorsundur.”dediğinde omuz silktim. “Şahibeli bilgiler oturmadan kimseye hesap kesmem.” “Peki ya gerçekten ben öldürdüysem? Yine karşımda bu kadar rahat oturur muydun?”omuz silktim. “Belki.” “Çok garipsin sana abinin ölümüyle ilgili bir şeyler söylüyorum suratında her zaman ki aynı ifade mahkeme duvarı gibi.”hafifçe güldüm ve kafamı eğdim sonra başımı eğip saçlarımı arkaya attım. “Kişilik meselesi diyelim benim olayım bu normalde de böyle bir ifadem var.” “Ara sıra takındığın şu gerçek gülüşün var ya hani samimi olan o sana çok yakışıyor keşke hep kullansan.” “İnsanlar özellikle düşmanlar bu gülüşleri pek kale almıyorlar.” “Sanırım haklısın.” “Şimdi başka söylemek iste-“ “Var abini ben öldürmedim bunu şimdilik kanıtlayamam ama suçu üzerime kaldı.” “Kim öldürdü o halde?” “Kimin öldürdüğünü bilmiyorum. Sadece şunları biliyorum abinin ürettiği silahların elden ele örgüte gittiğine dair bir olay vardı. Reha abi da bu örgüte giden silahların peşine düştü bu silahların elden ele satımındaki adamların arkasında olan güçlü kişilikler vardı kimler olduğu zaten belli.”dediğinde göz devirdim tabi ki de CİA. “Bizim kavgamızdan bir gün sonra da öldürüldü suçu da benim üstüme kaldı.” “Neden kavga ettiniz peki ne alıp veremediğiniz vardı?” “Silahların peşine düşmemesini işi bu kadar kurcalamamasını biraz beklemesini istedim abinde kabul etmedi bilirsin abini sabırsızdır her şey hemen hallolsun ister. Ona silahların peşine bu kadar çok düşerse öldürüleceğini söyledim ama beni dinlemedi daha çok uğraştı biraz inzivaya çekilip pusuya yatmasını istedim ama her zaman ki Reha abi direkt adamların üstüne gitmekten yana oldu.”elimle anlımı ovup yanaklarımı şişirdim. Off abi off iyi halt ettin tabi bu olaylar doğruysa. “Abimi tanırım beklemekten zaman kaybetmekten hoşlanmadığı gibi işlerinin sarpa sarmasından da nefret eder her şeyi rayına hemen oturtmak ister bu yönü çok kötüydü.” “Haklısın biraz fevri biriydi ama sen fazlasıyla sakin görünüyorsun.”omuz silktim. “Yapım bu hiçbir şeyi birkaç saatten fazla kafama takmıyorum. Çok düşünmek insanı yorar Uraz ve de yaşlandırır bu kadar erken yaşlanmaya niyetim yok.” “Çok güzelsin yaşını da hiç göstermiyorsun sanki on sekiz yaşında bir kız gibi duruyorsun sen kolay kolay yaşlanmazsın.”dediğinde gururla gülümsedim. “Nazik iltifatın için teşekkür ederim Urazcığım ama bu ziyaret fazla uzadı malum hasta ziyareti diye girdim.” “Yemek yeriz diye düşünmüştüm hani telefonda söylemiştin.” “Ahh.”elimle anlıma hafifçe vurdum. “Tamamen aklımdan çıkmış gün boyu oradan oraya koşturunca bir şey yemeğe fırsatım olmadı.” “Belli oluyor ilk gün toplantıdaki halinden biraz daha zayıflamışsın ve solgun görünüyorsun ameliyat olan benim ama hasta görünen sensin.” Ona tabağını ve kaşık çatalını verip bende kendiminkileri aldım. Tekrar oturduğumda yemeğe başlarken konuştum. “O teyze kimdi?”yaşlı teyze elinde yemek tepsisiyle içeriye girdiğinde tepsiyi ben almıştım tepside hazırlanmış iki tabak vardı. Tabağın kenarında biraz pilav, üzerinde kızarmış tavuk ve bir kenarında da salata vardı. “Nenem.”dediğinde dudak büzdüm. “Benimde babaannem var.”çatalımı tabakta gezdirip biraz salatamdan aldım ve yemeye başladım.  “Baya gevezesin.”hafifçe güldüm. “Saklayacak bir şeyim yok.”diye mırıldandım telefonum çaldığında tabağı kenardaki komodine bırakıp telefonumu aldım ve açtım. Telefonu kulağıma yasladığımda dinlemeye başladım İlyas arıyordu yine ne saçmalayacaktı acaba. “Alo, abla?” “Ne var İlyas.”diye sızlandım. “Yengem vuruldu!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD