“Off off.”diye sızlandım. Nerede kalmıştı bu adam gecenin kör karanlığın da mı gelecekti restorana resmen bekle bekle ağaç olmuştum bakışlarımı Mahur’a çevirdim. “İn arabadan üzerimi değiştireceğim.”
“Peki hanım abla.”arabadan inip kapıları kapattı arabanın camları film kaplı olduğu için beni dışarıdan kimse göremezdi. Arka koltuğa geçip üzerimdeki kıyafetleri çıkardım ve restorana ait valeci kıyafetlerini üzerime geçirip saçlarımı topladım siyah şapkayı da kafama taktığımda belimdeki silahı çıkardım.
Arabanın torpidosuna uzanıp açtım ve susturucu alıp taktım silahı tekrar belime koyduğumda camı açıp Mahur’a seslendim. “Gelebilirsin.”arabaya geçtiğinde elinde iki paket vardı ki birini bana uzattı.
“Bu ne?”
“Şuradaki seyyar satıcıdan nohut pilav ayran aldım sabahtan beri aç açına bekliyoruz.”dediğinde hafifçe güldüm.
“Karşımızda restoran var çeşit çeşit yemek var biz nohut pilav yiyoruz.”paketini açtığımda plastik kaşıkla pilavı ağzıma tıkıştırdım bir yandan da ayranı açmaya uğraşırken konuştum. “Gözün restoran girişinde olsun.”diye mırıldandım ve ağzımı doldura doldura yedim.
“Şu pilavın güzelliği restoran yemeklerinin yerini tutar mı hiç hanım abla?”dediğinde omuz silktim.
“Vallahi öyle harbi çok güzelmiş ha ne katmış acaba içine hayatımda böyle pilav yemedim lan.”
“Hanım abla seyyarcıların güzel yanı da budur zaten içine ne katıyorlarsa efsane oluyor.”ağzımı sonuna kadar pilavla doldurduğumda tıkanmamak için ayranla takviye yapıyordum. Restoranın girişini gözlerken beklediğimiz haber gelmişti Uraz ailesini önden göndermiş olmalıydı buda onun birkaç dakika içinde burada olacağı anlamına geliyordu.
“Ben gidiyorum Mahur.”diye mırıldandığımda bileğimden tuttu.
“Aman diyeyim Hanım abla ben yapsaydım şimdi bir aksilik falan çıkmasın?”dediğinde omuz silktim.
“O herif beni silkemedi bile Mahur sence beni takmayan bir adam ortalıkta koruma ordusuyla mı dolaşır? Bu kadar kibirli bir insan ancak azraille yüz yüze geldiğinde anlar canının kıymetini bırak şimdi kolumu yoksa o kolunu kırarım!”sinirle söylenmemin sonucunda kolumu bırakmak zorunda kalmıştı.
Hızlıca arabadan indiğimde ağzımda kalan pilavları çiğnerken diğer çalışanların arasına karışmıştım Uraz Aykırının aracı göründüğünde şapkamı biraz alta çekip derin bir nefes aldım. Aracını önüme kadar getirdiğinde kapısını açtım bana bakıp hafifçe gülümsedi tabi yüzümü görmediği için gülümsemesi oldukça normaldi.
“Dikkat et çizik olmasın.”diye söylendi arabadan inecekken kafamı kaldırdığımda karşısında beni şu dakika görmek onu oldukça şaşırtmıştı. “Sen?”
“Sana beni ciddiye almanı söylemiştim!”ani bir hareketle ondan önce belimin ardına sakladığım silahı ona çevirdiğimde art arda üç kurşun sıkmıştım. Üç kurşunu da karnına yediğinde nefesi kesilmişti. “Bir kadını bu kadar küçümsememelisin demiştim sana seni yoğun bakımlık ederim diye.”elimi uzatıp yanağından makas aldığımda yarım ağız sırıttım ve o kan kusarken kulağına yaklaşık fısıldadım. “İyi geceler.”birkaç adım ona bakarak geriledim ondan sonra tamamen sırtımı ona dönüp indiğim arabaya doğru ilerledim birkaç metre yürüdüğümde arabanın yanına gelmiştim.
Kapısını açıp içine bindiğimde hızlıca kapattım benim binmemle Mahur arabayı çalıştırıp sürmeye başlamıştı ki elimi kaldırıp ona uzattım oda elime çaktığında ikimizde keyifle güldük. “İşte bu be Hanım Abla!”diye cıvıldadığında bacaklarımı kendime çekip dizlerimi torpidoya yasladım ve gür bir kahkaha attım.
“Artık koltuğum boş yerim beni bekliyor.”diye huzurla fısıldadım.
“Yalnız Hanım abla bu Uraz denen herif iyileşip dönerse ne olacak?”omuz silktim.
“Bundan sonraki tek şansı kendi kafasına sıkmak olur Mahur.”tırnaklarımla oynamaya başlarken hafifçe sırıttım. “Maya’dan haber var mı?”
“Haber göndermiş ofiste seni bekliyor konuşacakları var.”kafamı sallamakla yetindim.
“Gidelim o halde.”arabanın istikametini ofise çevirdi kısa sürede ofise geldiğimizde yine arka koltukta bin bir çabaya girip üzerimdeki vale elbisesini çıkarttım ve kendi kıyafetlerimi giydim. Arabadan inmem bir on beş dakika almıştı.
Arabadan indiğimde hızlı adımlarla ofise girdim çalışanlardan bir kaçı beni güvenli odada beklediğini söylemişti bende güvenli odaya girdiğimde ardımdan kapıyı kapattım ve hızla ona sarıldım. Sarılıp selamlaştığımızda karşılıklı koltuklara oturduk.
“Abimin katili ile ilgili bir şey bula bildin mi?”diye mırıldandım oldukça büyük bir öfke ve sabırsızlık vardı içimde.
“Buldu aslında pek çok şey buldu ben.”ellerini hafifçe ovuşturduğunda bakışlarını bana çevirdi. “Herkes diyor ki abini Uraz Aykırı öldürdü.”ne? Kim dedi o? Bu bir şaka olmalı ne demek Uraz Aykırı? O adamı vurdum ben eğer bilseydim o adama daha beter şeyler yapardım Allah kahretsin! “Ama şöyle de bir kesim var ki o yapmadı diyorlar.”bu kez kaşlarım çatıldı.
“Yaptı mı yapmadı mı?”
“Büyük bir kesim o yaptı diyor ama küçük bir kesimde o yapmadı diyor Uraz Aykırı denen adam ise soranlara benim ilgim yok diyormuş ama durumlar çok şahibeli.”
“Nasıl Şahibeli?”
“Reha abi ölmeden bir gün önce bu Aykırıyla kavga etmiş. Aykırı buna demiş ki, sen bittin artık ölü yani siz nasıl diyor hah Allah rahmet eğlesin. Yani öldürecekmiş öyle demiş büyük kapışmışlar bu Uraz istiyormuş Liderlik ama Reha vermemiş oda onu öldürmüş diyorlar zaten öteki günün akşamı da Reha ölmüş.”tek elimi boynuma çıkardım ve ovmaya başladım. Abimi gerçekten de Uraz öldürmüş olabilirdi ama öldürmemiş de olabilirdi.
Abimi tehdit etmesi ben geldiğimde yerinde oturuyor oluşu? Bunlar büyük şüphelerdi ama şöyle bir şeyde vardı. Ya bu tehditten haberi olan bambaşka bir düşmanımız bunu fırsat bilip gözleri üzerine çekmeden abimi öldürttüyse? Buda bir ihtimaldi ama Urazın yaptığı daha akla yatıyordu bu konunun iyice derinine inmek istiyordum öylece kestirip atılacak ve bileti bir kişiye kesilecek bir olay değildi.
“Maya bu olayın derinlerine in kimleri konuşturman gerekiyorsa kimleri öldürmen gerekiyorsa yap ve abimin katilini bulmadan gelme.”
“Peki sen nasıl istiyorsan öyle.”ayaklandığında kaşlarımı çattım.
“Bu saatte mi başlayacaksın araştırmana?”diye mırıldandım.
“Sizde bir atasözü var hani nenen hep der.”biraz düşündükten sonra aklına gelmiş olacak ki heyecanla konuştu. “Erken kalkan yol alır!”hafifçe kıkırdadım.
“Yalnız onu sabah erken kalkmayla ilgili söylenmiş bir söz oturduğun yerden kalkmanla ilgili değil.”elini aman boş ver dercesine salladığında odadan çıktı. Bacaklarımı kendime çekip bağdaş kurduğumda sırtımı koltuğa yasladım ve derin bir nefes aldım. Boynum tutulmuştu dün gece rahat uyuyamamıştım.
Odadaki deri koltuğa uzandım kafamı koltuğun kenarına yasladığımda hafifçe yutkundum ve gözlerimi kapattım. Gözlerimi hafifçe araladığımda İlyas’ın üzerime kendi ceketini örttüğümü fark ettim. Hayal meyal yanında Melisi de görmüştüm ama çokta tınlamadım şuan uyumak istiyordum ya da uyumak adı altında sizi dinlemek.
“Sevgilim ablan bana karşı çok tepkili hep böyle ön yargılı mıdır?”dedi Melis.
“Yo aslında değildir ama neden böyle oldu anlamıyorum.”dedi İlyas ah benim safoz kardeşim ne zaman vazgeçeceksin bu şıp sevdi damarından.
“Ben anlıyorum ablanda bir kadın bence seni benden kıskandı kim bilir küçük kardeşini paylaşamıyordur belki de hem böyle durduk yere fütursuzca bana bilenmesi saçmalık başka bir sebebi olamaz.”
“Saçmalama böyle çocukça şeyler yapmaz eğer cidden böyle düşünüyorsa seni incitmesine izin vermem.”hah benim saf kardeşim bir şu kız için beni satmadığın kalmıştı ben seni sabah bir temiz dövmez miyim allahın cezası son numara.
“Bence ablan bencil birisi baksana abin öldü ama o çok vurdumduymaz oysa sen ne kadar üzülmüştün. Hiç ablana kızmıyor musun? Tamam duygusuz olduğu için onu suçlayamazsın ama beni sevdiğin için sürekli seni paylamasına da izin veremezsin ağırlığını koy biraz.”dedi Melis cadısı. Ben birazdan sana ağırlığımı yumruğumla koyacaktım o zaman hesaplaşacağız seninle.
Beni resmen kardeşime kötülüyordu aramazdı bir engel olmaya çalışıyordu kardeşlik bağlarımızı zayıflatıp aramızı açmak istiyordu. Ona fırsat veremezdim eğer bu kızla zıt gitmeye devam edersem İlyas’ı kaybede bilirdim onu bana karşı bir koza çevirirlerdi bu kıza kendi anladığı dille yanaşmam gerekiyordu sinsilikle.
Pekala madem öyle Melis Hanım seninle senin anladığın dilden konuşurum bende. Hafifçe esnediğimde gerneştim ve yattığım yerden kalktım İlyas bana tedirginlikle bakarken Melis alttan alttan sırıtıyordu onları dinlediğimi biliyordu cingar çıkartıp onu buradan yaka paça atmamı bekliyordu ama benim nasıl bir kadın olduğum hakkında tek bir fikri bile yoktu. Benim adım Ruhsar ruhumu kaplayam koca bir ölüm sessizliği var karşımda kardeşimi vursalar yine düşmanlarımı çatlatacak o ruhani sakinliğimi kullanırdım.
“Naber?”ikisini de kale alarak sorduğum şey İlyas’ı gülümsetmiş Melisi ise kudurtmuştu istediğini alamamanın zorluğunu yaşıyordu.
“İyidir abla.”dedi İlyas Melisse hafifçe gülümseyip kafa sallamakla yetindi.
“Hadi eve geçelim birlikte her yanım tutuldu burada.”ayaklandığımda İlyas şaşkınca konuştu.
“Meliste mi bizimle eve gelecek?”dediğinde göz devirdim.
“Dışarıda mı yatsın kız İlyas? Alemsin.”odanın dışına ilerlediğimde seslerini kesmişlerdi ikisi de arkamdan gelirken yüzümde her sinsilik yapanın takındığı o gıcık gülüş vardı. Melis elini arabanın ön kapısına attığında ben ondan önce davranmış ve yine aynı sırıtmayı takınıp alayla konuştum. “Arka tarafa sevgili gelin hanım.”yüzünde kibirle karışık bir gülüş sergilediğinde arka tarafın açma kolunu tuttu ve kapıyı açıp arabaya bindi.
Bende arabaya bindiğimde İlyas da şoför koltuğuna geçmişti. Arabayı çalıştırdığında sürmeye başladı Melis arkada kalmanın verdiği kibirli adeta kendini yiyormuş gibi görünüyordu ama umursamadım benim bu umursamazlığım onu için için kemirmeye devam edecekti.
“Eee Melisciğim seninle pek konuşamadık malum. Nasılsın? Nerelisin? Ailen kimdir? Azıcık kendinden bahset hele.”diye alayla konuştuğumda hafifçe boğazını temizledi.
“Ailem Ankara da yaşıyor ben burada Üniversiteyi bitirdim ve iş bulup çalışmaya başladım.”dediğinde hafifçe gülümsedim ve sabırsız bir tavır takındım.
“Hmm peki ne okudun ve ne işinde çalışıyorsun?”dediğimde oda benimle aynı tavrı takındı.
“Grafik tasarımcıyım ben bir şirketin grafikeriyim.”kafamı bilmişçesine sallayıp dudak büzdüm ve sahte bir övgü sergiledim.
“Vay be güzel meslekmiş.”İlyas aramızdaki bu hızlı ısının ilişkiyi hem şaşkınca izliyor hem de ne diyeceğini bilemiyordu. Derince iç çekti İlyas ve birkaç dakika içinde şaşkınca konuşmaya başladı.
“Gerçekten ilk karşılaşmanızdan sonra böyle olabileceğini düşünmemiştim.”dediğinde yarım ağız güldüm.
“Her şeyin bir ilki vardır öyle değil mi kaptan?”diye alay ettiğimde Melis de güldü ve alayıma tehditkar bir sesle karşılık verdi.
“Aynı geminin içindeyiz yalnız.”diye mırıldandı. İşte o an şüphelerimde haklı olduğumu anladım ben ona bir kıtır atmıştım oda seve seve kendini açık etmişti benden korkmuyordu belli beni alt edebileceğine inanıyordu bu kızın ipliğini bizim aramızdaki bağı koparmadan önce sökmem gerekiyordu.
Eve geldiğimizde üçümüzde arabadan inmiştik. Melis İlyasla kol kola girdiğinde hafifçe güldüm bana karşı bir koz olarak kullanmaya çalışıp nispet yaptığını zannediyordu şeytan diyor ki suratına tekmeyi yapıştır bak bir daha yapabiliyor mu? Ama sabretmem gerekiyordu sabırlı olmalıydım benim en iyi yaptığım şey sakinliğimi korumaktı
Ben mutfağa ilerlerken onlarda ardımdan gelmişti sanırsın kuyruğum. Buzdolabının kapaklarını açtığımda ikisi de kenardaki cam kenarına yapılmış özel koltuğa kuruldular. Dolaptan iki tane ayva aldığımda mutfak tezgahına bıraktım canım tatlı çekmişti ve tatlı yapmak istiyordum. İki ayvayı kesip kabuklarını soydum ve tencereye koydum şekerlerini tarçını ekleyip kısık ateşte ocağa koydum ve kapağını örttüm bir buçuk saatte pişerdi.
“Çay içer misiniz?”diye mırıldandığımda Melis burun kıvırmıştı.
“Başka bir şey yok mu?”diye soran Melise çevirdim bakışlarımı.
“Çay var çay iç!”diye sızlandığımda içten içten kendime güldüm şu yaptığım tamamen Aykut Elmasın repliklerine dönmüştü. İlyasın da aklına gelmiş olacak ki kıkır kıkır gülmeye başlamıştı kenardaki akıllı çaycıyı çalıştırdığımda içini su ve çay tozu doldurdum.
Bardakları hazırlarken arada bir arkama ufak bir göz atıyordum. Ben buradayken edepsizce bir halt etmezlerdi herhalde yok canım o kadar da değil. Bir yarım saat içinde çay tamamen demlenmişti bardaklarımı doldururken onlara da verdim gecenin ilerleyen saatlerinde tatlılarım olduğunda sıcağı sıcağına alıp tabağa koymuştum ve sabırsızca yemeğe başladım.
“Abla hani bize?”diyen İlyas’a döndüm.
“Elin yok mu kalk al!”babasının eşeği vardı sanki. Pehh ben o kıza günahımı bile vermezdim ya neyse boğazında kalsın da beni katil etmesin inşallah. Benim bedduamdan daha beş dakika geçmeden Melis tadına bakmak için ağzına attığı ayva tatlısı boğazına kaçmış ve deli gibi öksürmeye başlamıştı. Sırıtırken onu izliyordum ohh canıma değsin öyle çarpılırsın.
“Az yavaş ye bak boğazına takıldı.”diye sızlandım bir yandan da elimdeki tatlıyı çatallıyordum. Tehdit’imi anlamıştı boğazında takıldı derken benim de onun boğazına takılacağımı vurgulamıştım ahh canım kendim ne de güzel benzetmeler yapıyorum öyle golü hep doksana çeviriyorum mükemmel oluyor.
Bitirdiğim tatlı tabağını masaya bıraktığımda ayaklandım ve İlyas’ın yanına gelip kardeşimin yanağına bir öpücük kondurup çekildim. “İyi geceler.”diye mırıldandım. Hızlı adımlarla mutfaktan çıkıp merdivenlere ilerledim ve ikişer üçer çıktım odama girdiğimde arka cebimde duran telefonumu çıkartıp rehberime girdim. Mahur’un numarasını bulduğumda aradım ve telefonu kulağıma yasladım birkaç dakika içinde açıldığında esnerken konuştum.
“Naber Mahur?”dediğimde şaşkınca konuştu.
“İyi Hanım abla da sen benim halimi hatırımı sormak için aramadın herhalde?”dediğinde göz devirdim, yok senin karakaşına kara gözüne aradım!
“Bir akrabam rahatsızlanmış demiştin de merak ettim aklıma takıldı nasıl hastaneden haber var mı?”artık jetonu düşmüş olmalıydı.
“Ha onu diyorsunuz var var kurtuldu çok şükür.”hadi be oysa üç kurşun yemişti boşa gitti desene. “Yoğun bakıma geçirdiler şimdi ama hayati tehlikesi sürüyor dediler.”
“Hmm yarın bir ziyaretine gidelim ailesine bir destek olalım elimiz de boş gitmeyelim ama bir tatlı alalım insanların ağzının tadı yerine gelsin.”
“Sağ ol Hanım abla çok düşüncelisin ben uygun bir saatini bulurum gideriz.”aferin lan akıllandın sen bak gözüme girdin şimdi.
“Tamam sabah beni al hiç İlyası çekemem.”
“Hay hay.”telefonu kapattığımda bu kez rehberimden Şafağın numarasını buldum aradığımda çağrı üçlemeden açılmıştı.
“Hah Şafak ceza evine görüş izni ala bilmiş mi Kağan bir haberin var mı?”
“Almış yarın öğleden sonra özel izinle sizi açık görüşe alacaklar bende sabah arayıp söylemeyi düşünüyordum.”diye mırıldandı.
“Beni ilgilendiren konuları geç ya da erken öğrendiğin an haber yollatacaksın bunu sana kaç kere söylemem gerek! Bak bu iki oluyor üçüncüsünde biletin kesilir memleketine yollanırsın.”ama tabut olarak tabi bunu telefonda açık açık söyleyemezdim.
“Tamam efendim kusura bakmayın.”
“Ayrıntıları mesaj at işte saat kaçmış falan filan.”telefonu suratına kapattım ve telefonu yatağımın üzerine hafifçe fırlattım ellerimi saçlarımdan geçirdim derin bir nefes alıp balkona ilerledim. Balkondaki üzeri gri örtülü koltuğun üstüne atladığımda uzandım reglim yaklaşıyor olmalıydı karnıma sancı girmişti. Bunca işimin gücümün arasında bir de bununla uğraşıyordum keşke erkek olsaymışım be neyse.
Kafamı yaslayıp gökteki yıldızları izlemeye başladım. Yarın yeni bir gün ve yeni bir kaos demekti bakalım ben ailenin diğer fertleri gibi buna ne kadar dayana bilecektim. Bir gün benim de sıram gelecek ve ölecektim işte o zaman ya Akın ya İlyas birileri Çağlayan ailesinin başına geçip reisliğe devam edecekti.
Bir kadını reis olarak anlamlandırmak biraz garip kaçıyordu ama ben seviyordum. Dışarıdan gelen araba farlarını fark ettiğimde bakışlarımı girişe çevirdim. Arabayı park ettiğinde arabadan inen Aykutu görmek beni şaşırtmıştı. Aykut benim eski bir dostumdu abimle ortak iş yaparlardı namı da psikopat Aykut diye geçerdi.
Eve girdiğinde balkondan odaya geçip odadan çıktım ve ikişer üçer adımlarla merdivenlerden inip yanına geldim. “Hayırdır Aykut bu saatte?”dediğimde boynunu kıtlattı.
“Gelmek istersen diye düşündüm mevzu var mevzu.”
“Ne mevzusu?”bakışlarımı üzerinde gezdirdiğimde ceketindeki deliği fark ettim kolu kanıyordu. “Koluna ne oldu?”
“Tozcu Bilalle kapıştık arada beni silmeye kalkıştılar baya bir tarandım da geldim buraya şimdi sıra bana geldi ben taramaya gidecektim dedim ki sen bayılırsın böyle antin kuntin çatışmalara seni de alayım.”göz devirdim.
“Ayy Aykut önce geç şu koluna bakalım.”
“Ya sıyırdı geçti alt tarafı abartma.”
“Tabi tabi geçen sene geldiğim de de sıyırdı demiştin karaciğerinin bir parçasını aldılar.”salona götürdüğümde koltuğa oturttum ve ceketini çıkarttırdım. Hızlıca içeriye ilerleyip alt kattaki banyoya girdim ve acil sağlık kutusunu alıp tekrar salona döndüm. Yanına oturduğumda kutuyu açıp içinden pamuk ve turuncu ilaçtan alıp yarasını temizlemeye başladım.
Bu kez gerçekten dediği gibi sıyırmıştı. “Sen ne yaptın da kapıştın bu tozcu Bilalle? Niye taradılar seni?”
“Yav bizim sevkiyatlar karışmış tozlarını kazayla bizim tır’a yüklenmiş beynamazlar eee tabi kafa yok ki heriflerde bende fark edince yaktım alayının malını da.”hafifçe ıslık öttürdüm. “Tabi onlarda gecesine kalmadan beni taradılar kıçımı zor kurtardım anlayacağın Allahtan kimim kimsem de yok tehdit edebilecekleri.”alttan alttan gülmeye devam ettiğinde sargı bezini alıp koluna sarmaya devam ettim.
Güzelce bantladığımda bitirmiştim. Kolundan akan kanları da ıslak mendille temizlediğimde ayaklanıp kanlı pamukları ve peçeteleri atıp sağlık kutusunu yerine koyup geldim. “Yarın ne yapacağımıza bakarız hadi gel sana bir oda göstereyim de uyu şimdi bu halde gidip it dalaşına girmeyelim.”
“Ha gelecen yani?”dediğinde göz devirdim.
“Dostumsun da geleceğim tabi hadi kalk.”kalktığında birlikte üst kata çıktık ona misafir odasından birini gösterdim.
“Sağ ol Ruhsar ama bak söz verdin yarın o Bilali makarna süzgecine çeviriyoruz.”
“Söz falan vermedim ben Aykut yarın hallederiz dedim git yat zıbar şimdi!”
“Tamam ya kızma.”diye sızlandı odaya girdiğinde kapıyı ardından kapattı. Sinirle yutkunurken İlyasa bizim elimizdeki tozların sahibiyle ilgili kimse çıkmadı mı diye sormak için odasına ilerledim kapıyı açıp girdiğimde yatağın üzerinde onları yiyişirken bulmayı beklemiyordum.
“Ahh! Ahlaksızlar hem de babaannemin evinde.”diye cırladığımda ikisi de birbirinden ayrılmıştı ki İlyas göz devirdi.
“Dedi çapkınlık sınırlarını zorlayan kadın!”omuz silktim.
“Ben hiç değilse zevkliyim tiplere bak.”çocukça dil çıkardım. “Tuvalette ekmek yemişler!”kapıyı çarptığımda çıktım odadan.
Kendi odama girdiğimde kapımı kapattım ve dolaptan pijamalarımı aldım üzerimi değiştirip yatağıma ilerledim. Her zaman ki gibi yanımdaki yastığın altına silahımı koyduğumda huzurla yatağa uzandım ve gözlerimi yumdum. Sabaha kadar deliksiz uyku çekmiştim sabah her zaman ki saatimde uyanmıştım bu konuda nasıl oluyordu bilmiyordum ama sabah her zaman aynı saatte kendi kendime uyanıyordum.
Dolabımın kapaklarını açtığımda hafifçe gülümsedim ve bakınmaya başladım. Ne giymeliydim? Hmm eğer Urazı ziyarete gideceksem gold renklerde takılmalıydım netice de bu benim zaferimdi! Üzerime gold rengi göbeğimi açık bırakan uzun kollu ceket tarzı bir şey giydim ve altıma siyah bir İspanyol paça pantolon giydim.
Ayağıma siyah beyaz sporları giyip saçlarımı at kuyruğu yaptım ve sarı renk yıldırım motifli sallantılı küpelerimi taktım. Uzun tırnaklarıma sarı simli ojelerimi sürdüğümde hazırdım dolaptan siyah el çantamı aldım ve yastığın altından silahımı alıp içine koydum. Odamdan çıktığımda aşağıya kahvaltıya indim herkes kahvaltıya başlamış Aykut bile babaannemin yanında yerini almış yemek yiyordu.
“Aykut guzum sen hala bir gız buluveremedin mi? Bu gidişlen bir ailen olmadan ölüp gidivercen.”diyen babaannemle alttan alttan kıkıradım.
“Bir tane bul da evleneyim Hatice teyze.”dedi Aykut.
“Hee kızın da başını yakın.”diye sızlandım ve tabağımı alıp kahvaltı doldurmaya başladım.
“Bu arada böreği kim yaptıysa baya güzel olmuş ellerine sağlık.”dedi Aykut.
“Ben yaptım Aykut alır mısın biraz daha?”dedi Elyaf yengem.
“Vallaha alırım yenge.”Aykuta börek verdiğinde bende tabağımı arada kaynak yaptım. Koskoca mafya reisi olmuşum diğer mafyaların başını çekiyorum ama hala oturmuş Aykutla börek kavgası yapıyordum. Börekleri bitirdiğimizde kırkıncı uykusundan anca uyanan İlyas gelmişti böreklerin bittiğini gördüğünde yüzünü buruşturdu.
“Mahur gelmiş sabahın köründen beri adam kapının önünde dikiliyor sen çağırmışsın?”dedi Safiye teyzem ağzıma böreği tıkarken bakışlarımı ona çevirdim.
“Evet ben çağırdım.”
“Niye çağırdın yeğenim?”diye soran Hilmi enişteye döndüm.
“Sana ne enişte ya.”diye sızlandım. Hızlıca tabağımı bitirdiğimde çayımdan büyük bir yudum alıp kalktığımda Aykut bağırdı.
“Nereye işimiz var daha?”hızlıca ona döndüm.
“Benim birkaç işim var akşama doğru halledeceğiz senin işi!”
“Tamam o zaman.”dediğinde hızlıca evden çıktı ve Mahurun yanına geldim soru sormadan kapımı açtığında arabaya bindim. Kapımı kapattığında kemerimi bağladım yan tarafın kapısı açıldığında Mahurda bindi ve arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Evden çıktıktan bir on dakika sonra pastanenin önünde durmuştuk.
İçeriye girip bir kilo ekleri paket yaptırmıştım. Arabayı döndüğümde kendimi kırlarda koşan Heidi gibi hissetmiştim. Arabaya bindiğimde tekrar sürmeye başladı hastanenin arka tarafına geldiğimizde her şeyi hazırlamışlardı yoğun bakıma girmek için hemşire kılığına girmiştim. Kafamda bir poşet tarzı bir şey ağzımda maske eldivenler hemşire elbisesi ve pansuman arabasını ittirerek yoğun bakıma girdiğimde perdeyi kapattım ve maskemi çıkartıp uyuyan Uraz’a döndüm ve yatağının yanına gelip oturdum.
Benim oturmamla onun gözlerini açması bir oldu. “Selam?”hafifçe gülümsediğimde manyak bu dercesine bakmıştı ehh pekte akıllı olduğum söylenemezdi. “Ya ben sana seni yoğun bakımlık edeceğim dedim ettim bak şimdi beni dinlemedin ondan başına geldi bunlar. Ayrıca tatlı getirdim tatlı yiyelim tatlı konuşalım diye hiç öyle kesecek gibi bakma bana!”ekler kutusunu açtığımda bir tane ağzıma attım ve ona gösterdim. “Yer misin bak çok taze?”hafifçe sırıttığında kıkır kıkır gülmeye başladı.
“Manyak mısın lan sen?”omuz silktim.
“Yiyecek misin? Bak valla ben yiyeceğim ha.”tekrar uzattım ağzını açtığında ağzına tıktım. “Ohh yarasın şifa olsun.”birkaç kez çiğnediğinde beğenen sesler çıkardı.
“Hakikaten tazeymiş nereden aldın?”
“Bizim eve giderken yolun üstünde var bir tane.”elini uzatıp paketten bir tane daha aldığında bende aldım ve ağzıma attım o ağzını bitirdiğinde hafifçe öksürdü ve konuşmaya başladı.
“Hiçbir zaman koltuğunda gözüm olmadı aslında.”diye mırıldandı bakışlarımı ona çevirdiğimde mahcup bir ifadeyle devam etti. “Bir kadın olarak seni küçümsedim ve seni küçümsediğim için özür dilerim.”omuz silktim.
“Beni kale almamanın bedelini iki seksen yatarak ödüyorsun işte.”hafifçe güldü. Birlikte bir kutu ekleri yediğimizde sessizce oturmuştuk ki ayaklandım. “Ben artık gideyim malum hasta ziyaretinin kısası makbuldür. Artık eve çıkınca da ziyaretine gelirim.”avucumla öpücük attım ve odadan çıktım ben çıktığımda korumalar şaşkınlıkla bakıyorlardı benim ardımdan odaya girdiklerinde Uraz onlara bir şey yapmamalarını söylemiş olacak ki sakince hastaneden çıkabildim.
Gerçi hastaneyi katliam sahasına çevirip ana bacı gününe döndürmek istemiyordum zaten. Arabaya geldiğimde dudaklarımda kalan çikolata parçalarını çocuk gibi koluma sildiğimde Mahura döndüm. “Ceza evine gidiyoruz Mahur.”
“Tamamdır Hanım abla.”
Arabayı çalıştırdığında istikametini ceza evine çevirdi. Sırtımı koltuğa yaslarken içli içli düşünmeye başladım Akın’ı yıllar sonra görecektim. Muhtemelen onu çıkartmamı isteyecekti bunun için birileriyle anlaşmam gerekecekti neleri feda edebileceğimi bende bilmiyordum ama mutlaka onu oradan çıkarmam gerekiyordu Akın bize gerekliydi oda bu ailenin ferdiydi ve ben İlyasla bu alemde teke tek kalmak istemiyordum.
Ceza evine geldiğimde avukat Kağan ile kapıda karşılaşmıştık ceza evinin jandarması kapıyı açtığında birlikte içeriye ilerledik…