14.BÖLÜM SAVAŞ

1627 Words
Savaş ve Barış iki farklı zıt yandaş kelime. Ya savaşırız ya da barışırız ama bu saatten sonra dökülen kandan sonra barış çok uzak bize yakın olan yine savaşmak. Biz savaşacağız düşmanlarımız ölecek onların öldüğü yerde bizim refahımız başlayacak. Saat gece yarısını vururken balkonda şalımla oturmuş gökyüzünü aydınlatan ayı izliyordum. Beni öldürmek istiyorlardı pekala hiç kimse ölümsüz değildir ama bugün değil. Düşmanlarımı biraz üzeceğim çünkü bugün ölmek gibi bir niyetim yok daha çok öldürmek gibi bir niyetim var. “İhanetten nefret ediyor sen öyle değil mi?”diyen Mayaya çevirdim bakışlarımı. “Aynen öyle ihanet eden kim olursa olsun.” “Bende dahil?”dediğinde gözlerimi kıstım. “Şüphen olmasın gözümü bile kırpmam.”hafifçe gülümsediğinde kafasını sallamakla yetindi. “Bu iyiydi.” “Uyuyorsun sanıyordum.” “Beni uyku tutmadı.”dediğinde kafamı sallamakla yetindim. “Hani Recep İvediğin bir repliği vardı ya.” “Hangisi?” “Hadi ben gerizekalıyım da sen neden benim peşime indi be mal Maya!”dediğimde kaşlarını çatmıştı. “Ne yaptı ben şimdi?” “Yine sen benimle İstanbul’a geldin ki sanki gül gibi yaşayıp gitseydin orada.” “Biz seninle dost ben seviyor seninle olmak anca beraber kanca beraber.”dediğinde gür bir kahkaha attım. “Sen çözdün bu atasözlerini bak.”keyifle gülümsediğinde göz devirdim. “Maya sence benim en kötü huyum ne?”dediğimde kollarını göğsünde bağlarken biraz düşündü. “Kimseyi affetmiyor sen çok kindar.”dediğinde yarım ağız sırıttım. “Haklısın çok kindarım bu huyumu her ne kadar sevmesem de dizginlemekte en çok zorlandığım duygu bu kinimi durdurmakta çok zorlanıyorum bir şeye kinlendiğimde kendimi zapt etmek oldukça zor oluyor.” “İşte senin en kötü huy bu.”dediğinde kafamı salladım. “Ne yaparsın işte huylu huyundan vazgeçemiyorsa eğer vazgeçemediği huyunu dizginlemek zorundadır bu huyu çoğu zaman dizginlemeyi zorlansam da başardım yoksa çoktan ölmüş olurdum.”diye mırıldandım. “Kendini kontrol edebilmen çok iyi böyle devam.”dediğinde derin bir nefes aldım. “Benim karnım açıktı.” “Sana makarna yapabilirim.”dediğinde kafamı salladım. “Yap soslu yap ama sen güzel yaparsın.” “Tamam.”kalkıp içeriye gittiğinde bende kalkıp odaya çıktım. Yatağın yanına geldiğimde elimi Urazın anlında gezdirdim akşam biraz ateşi var gibiydi ilaç vermiştim şimdi ise dinmişti. Anlına bir öpücük kondurduğumda anlının üzerine düşen saçlarını çektim ve gülümsedim. Elimi karnımın üzerinde gezdirdiğimde kendimi oldukça tuhaf hissediyordum içimde büyüyen bir canlı vardı ve kendimle birlikte o canlıyı da tehlikeye atıyordum. “Eve girecekler biliyorsun öyle değil mi?”diyen Uraz ile birlikte irkilmiştim elimi dişime götürüp bastırdığımda omzuna hafifçe vurdum. “Farkındayız herhalde aldık önlemimizi.” “Buraya senle beni öldürmeye gelecekler nasıl bir önlem aldın?”dediğine Alazın gittiği vakit geldi gözümün önüne. Birkaç Saat Önce “Gitti mi?”diyen Mayaya çevirdim bakışlarımı. “Gitti Alaz burada kalsaydı işler hepten karışırdı bak.” “O gittiğine göre nasıl bir önlem almak gerek bunu konuşmalıyız.”dediğinde elimle anlımı kaşıdım. “Onlar buraya ön kapıdan girmezler bu bizim tarzımız hem güvenlik fazla bizim kaçmamız uzun sürmez o yüzden başka bir boşluktan girecekler bahçe büyük tehlikenin nerede olacağı belli olmaz ama biz onları beklediğimize göre bir planımız olacak elbet.” “Ne yapmayı düşünüyor sen?” “Arkadaki adamların fazlalıklarını ön tarafa yolla ve depoda duran ayı kapanlarını kullanalım bizde arka bahçe elektriğini de kesmeyi unutma adamların üzerinde çelik yelek olsun alt kaçış yoluna da ayı kapanı kursunlar.”dediğimde kaşları çatılmıştı. “Ayı kapanının evinizde ne işi var?”dediğinde omuz silktim. “Ne bileyim ben onu da Uraza soracaksın.” “Tamam yaptırırım şimdi.”o benim dediklerimi adamlara yaptırmaya giderken bende balkona çıktım arka bahçenin elektriği kısmen kesildiğinde arka tarafı kolaçan eden iki kişi bırakılmıştı yerlere adım adım ayı kapanları kurulurken üzerleri otlarla örtülmüştü bahçe zaten karanlık olacağı için fazla anlaşılmayacaktı ve tek bir silah patlamadan hepsi al aşağı olacaklardı. Şimdi “Silahını hazırda tut er ya da geç ikimiz için gelecekler.”dediğinde ayaklanıp şifonyeri açtım ve örtünün altından siyah mat bir silah çıkarttım bir alt çekmeceden de şarjör çıkardığımda silaha taktım emniyetini açtığımda silahı belime yasladım. “Dikkat et.”dediğinde hafifçe gülümsedim. “Merak etme.”dışarıdan acı dolu çığlıklar ve kapanan kapanların sesleri gelmeye başladığında ikimizde bunu beklediğimiz için şaşırmamıştık. Ben koşar adım odadan çıktığımda Maya da belinden çıkardığı silahı ile birlikte hızlı adımlarla dışarıya çıkmıştık ayakta kalan kişileri de korumalarla birlikte tek tek indirdiğimizde yerde acı içinde kıvranan adamların yanına geldik. “Bunlar ne olacak şimdi?”diyen Mayaya döndüm. “Ölecekler.”dediğimde yerdeki adamlara döndüm ve hepsinin kafasına tek tek sıktım. “Temizlik işini sen halledersin malum ben iki canlıyım çok yoruldum.”diye mırıldandım. “Tabi ki tatlım ben sana hiç kıyabilir.”dediğinde sırıttım ve eve ilerledim üzerime sinen barut kokusu midemi kaldırırken silahı salonda bırakıp alt kattaki banyoya girdim ve klozetin kapağını kaldırıp kusmaya başladım. Bir süre öğürdükten sonra saçlarımı toparladım ve kalktım ağzımı çalkalayıp yüzümü yıkadıktan sonra derin bir nefes aldım ve saçlarımı bıraktım karnımı okşarken hafifçe mırıldandım. “Bebeğim sen çok mu rahatsız oldun barut kokusundan.”kendi kendime gülümserken iyice delirdiğimi düşünmüştüm. Kafamı iki yana sallarken göz devirdim ve ağır adımlarla mutfağa girip bir bardak su içtim mutfaktan çıktığımda alt katın ışıklarını söndürüp üst kata çıktım ve odaya girdim. “İyi misin?”dediğinde kafamı salladım. “Biraz midem kalktı barut kokusu fena yaptı duş alıp yanına gelirim.”diye sızlandım. “Tamam uyumuyorum bekliyorum.” “İstersen uyu.” “Yok beklerim ben.”banyoya girdiğimde üzerimdeki barut kokusu sinen kıyafetleri çıkartıp attım suyu ayarlayıp ılık suyun altına girdiğimde başımdan aşağı akan su ile biraz daha rahatladığımı hissettim. Kenarda duran duş jelimi aldığımda lifin üzerine döküp vücudumu ovmaya başladım rahatlayıp gevşediğimi hissederken kendimi kaptırıp biraz fazla oyalanmıştım. Banyodan çıkıp havlumu aldığımda üzerime giydim ve saç havlumu da saçlarıma doladım. Odaya döndüğümde Urazın beni kestiğini biliyordum çok da umursamamıştım. Dolabı açtığımda saten pamuklu pijamalarımı alıp banyoya ilerledim. O beyefendiyle tanıştığımdan beri Urazdan uzak duruyordum ikisiyle de mesafeme dikkat ediyordum. Üzerimi değiştirip banyoda saçlarımı fön makinesi ile kuruttuğumda güzelce tarayıp odaya gelmiştim. Yatakta Urazın yanına ilişip uzandığımda kafamı göğsüne yasladım belime sarılıp beni iyice kendine çektiğinde rahatsız olmuştum ama belli etmedim. “Yarın akşam Sabri de öldüğünde eskisinden daha güçlü düşmanlarımız olacak.”dediğinde hafifçe yutkundum. “Güç için akıl ve cesaret gerekir. Sadece aklı olanlar aynı zamanda korkak olurlar sadece cesur olanlarda düşünmeden hareket ederler kibirlerine yenilirler. Her ikisine sahip kişiler ise güçlüdür.” “Peki sence bende ikisi de var mı?” “Seni bilmem ama bence bende ikisi de yok.” “Nasıl yani?” “Akıllı olsaydım eğer buraya dönmezdim liderliği hiç istemezdim cesur olsaydım herkesi korkutur korkulan olurdum kimse bana yanaşamazdı.” “O halde bende de ikisi de yok.”birbirimize güldüğümüzde göğsüne daha fazla sığınmıştım. “Sen ne zaman iyileşmeyi düşünüyorsun acaba?” “Bilmem canım ne zaman isterse.”diye kestirip attığında göz devirdim. “Bir an önce iyileş senin meselelerinle uğraşamam ben.” “Madem öyle istiyorsun elimden geleni yaparım.”  Gözlerimi yumduğumda kolayca uyuyamamıştım sabah gün ağırırken hayal meyal bir şeyler hatırlıyordum sonrası ise tamamen karanlıktı. Kapkaranlığın ortasına inen yemyeşil bir ışık vardı. Işığı gördüğüm an irkilmiştim ama ışığın ortasında duran ufacık şeyi gördüğümde kaşlarım çatılmıştı. Minik adımlarla ışığın olduğu tarafa doğru ilerlemiştim ama ben ilerledikçe benden uzaklaşıyor gibiydi. En sonunda denemeyi bırakıp duraksadığımda derin bir nefes aldım ve ona doğru koşturmaya başladım ama ben koştukça o benden uzaklaştı. Duraksadım sadece baktım gözlerimi kısıp dikkatle izlediğimde ışığın ortasında yatanın bir bebek olduğunu fark ettim. Benim bebeğimdi benim bir tanem nereden anladın demeyin bir anne bebeğini tanımaz mıydı? Gözlerim dolarken tekrar yanına ilerlemeyi denedim bu kez benden uzaklaşmadı onu tanımamı beklemişti. Yanı başına adımladım yanına geldiğimde tam önünde duraksadım ve yattığı otların arasına dizlerimin üzerine oturdum. Beyaz battaniyeye sarılı ay yüzlü kızımı kucağıma aldığımda dudaklarım büzülmüştü onun o masum siması içimi eritirken gözlerimden birkaç yaş damlamıştı burnumu üzerinde gezdirirken derince o mis kokusunu içime çektim. Karanlığın içinden gelen silah seslerini duyduğumda hızla ayağa kalkıp bebeğimi göğsüme bastırdım ve arkamı dönüp etrafıma bakınmaya başladım. Kimseyi göremediğimde bir an şaşırsam da bebeğime daha çok sarıldım. Uzaktan gelen bir adamı görmüştüm Urazdı bu. Uraz ağır adımlarla yanıma geldiğinde tek elini yanağıma uzattı yanağımı okşadığında saçımın gözüme gelen kısmını kulağımın arkasına itti ve gülümsedi. Kızımızı kucağımdan aldığında önce hafifçe gülümsedi sonra da bebeğimizin güzel yüzünü sevdi küçük saçlarını okşadığında yüzünde kocaman bir tebessüm oluşmuştu. Bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde yanağımı okşadı bebeğimle birlikte bana arkasını döndüğünde karanlığa ilerlemeye başlamıştı. Karanlığın ardından gelen silah seslerini duyduğumda hızla hareketlendim ve önüne geçip kızımı kucağından aldım. Kafamı olumsuzca sallarken ondan uzaklaşmaya başladım ondan ve o karanlıktan uzaklaştım. Bebeğimin benim gibi silahların ortasına doğmasına izin veremezdim buna müsaade edemezdim. Bebeğimi alıp onlardan uzaklaştıkça aydınlık tarafa doğru koşmaya başladım aydınlığa yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaşıyordum sonra onu gördüm Galata kulesini ve kulenin tepesindeki yabancıyı. Sonra aralarında kaldığımı anladım bir Urazın tarafına baktım soğuk karanlık kurşun ve çığlık seslerinden geçilmeyen o karanlık geçide sonra diğer tarafa baktım Galata kulensin uzandığı aydınlık tarafa. Martı seslerinin deniz kokusunun huzurun tarifinin geldiği yere bir de üzerime baktım gri elbisemin üzerine bulanan balçığa ve bembeyaz kızımın da benim üzerimdeki balçığın ona bulaştığını fark ettim. Derince iç çekerken gözlerim dolu dolu olmuştu ben bebeğimi de kirletiyordum bir an önce bir taraf seçmem gerekiyordu yoksa bebeğim de kirlenecekti oda bu silahların arasında kirlenecekti buna izin veremezdim. “Ahh!”yataktan çığlık atarak fırladığımda elim boğazıma gitmişti derin derin nefesler alırken yanımda uyuyan Uraza baktım gördüğüm rüyanın etkisinde kalmıştım hızlıca yataktan kalktığımda banyoya girdim ve elimi yüzümü yıkamaya başladım. Elimle karnımı ovarken midemden yükselen sıvı ile lavabonun içine kusmaya başlamıştım. Kusmam bittiğinde saçlarımı toparladım ve ağzımı çalkaladım klozetin kapağının üzerine oturduğumda kendime gelmeyi beklemiştim. Gözlerimi araladığımda altımda bir ıslaklık hissetmiştim çok net olmasa da hızlıca pantolonumu ve iç çamaşırımı çıkardım kanın belirginliğini gördüğümde içimi bir korku kaplamıştı. “Be-bebeğim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD