15.BÖLÜM BEBEK

4012 Words
Ah Milena, ne kadar şanslı olduğunu bir bilsen senin kadar sevilmeden ölüp gideceğim. Diyen F. Kafkaya bebeğime hitaben, biricik bebeğim ne kadar şanslı olduğunu bir bilsen senin kadar sevilmeden anneni almadan gitme sakın. Üzerimi tekrar değiştirdiğimde Uraza değinmeden sakince evden çıkmıştım. Gözlerim dolu dolu olurken hızlı adımlarla arabama ilerledim. Hastaneye gitmem gerekiyordu hem de hemen ama kimse bilsin istemiyordum bahçede Maya ile karşılaştığımızda halime şaşırmıştı yanıma gelirken çok neşeliydi başardığımız güzel operasyona rağmen neden böyle alaşağı olduğumu merak ediyordu. “Ruhsar sana ne oldu böyle?”dediğinde kolundan tutup arabaya yönlendirdim. “Bir şey söyleme sadece bin.”yan tarafa geçtiğinde bende sürücü koltuğuna geçmiştim. Arabaya bindiğimizde hiçbir şey söylememişti nereye gittiğimizi bile sormamıştı öylece içime kapanmama izin vermişti. Benimde konuşmak için ne halim ne de bir konuşma isteğim vardı arabayı çalıştırdığımda en yakınımızdaki hastaneye sürmeye başladım hamileliğimin öğrenilecek olması falan şuan en son umursayacağım şeylerdi şuan tek umurumda olan bebeğimin sağlığıydı bu kadar strese kendimi sıkmama uykusuz gecelerime hitaben küçük bir şey olmasını umuyordum. Hastaneye geldiğimde arabayı otoparka park etmiştim. “Hastanede ne işimiz var? Biri öldü?”dediğinde tüylerim diken diken olmuştu arabadan indiğimde oda peşi sıra benimle birlikte inmişti hastanenin acilinden girdiğimde danışmadaki kız acil kadın doğumla görüşmem gerektiğini söyleyip ilerlemiştim Maya da benimle birlikte gelirken acildeki kadın doğum ile birlikte ultrason odasına geçmiştik sorunumun ne olduğunu sorduğunda kanamam olduğunu söylemiştim. Kanamanın miktarını söyleyip çamaşırımı gösterdiğimde ultrasona geçmiştik. Maya olan biteni anladığı anda tepemdeki soruları kesmişti. Doktor karnıma jeli döktüğünde ultrason cihazını karnımda gezdirmeye başladı birkaç dakika sonra hafifçe gülümsemişti. “Bebeğiniz gayet iyi sadece annesini biraz ürkütmüş o kadar.”dediğinde derin bir nefes almıştım. “Merak etmeyin ama birkaç gün yatıp dinlenmeniz gerek stresten uzak durun bol bol sağlıklı beslenin.”pekala stres mümkün değil doğurana kadar havaide tatil yapmam gerekiyor stres yapmamam için. Sağlıklı beslenmeyi becere bilirim en azından her öğün yemeğe çalışırım dinlenmem gerekiyorsa eğer dinlenmem gerek artık ben söylerim Alaz yapar başka çaresi yok kocamla birlikte yatak döşek yatacağız anlaşılan. Cihazı karnımdan çektiğinde peçete vermişti karnımı silip üzerimi düzeltip kalktığımda bana birkaç ilaç yazmıştı ve kitapçık benzeri bir şey vermişti. Neler yapıp neler yapmayacağım yazıyordu doktorla el sıkışıp teşekkür ettiğimde Mayanın koluna girdim ve hastaneden çıktık. Arabaya geldiğimizde sürücü koltuğuna Maya geçmişti bende yan koltukta keyfime bakıyordum. Eve doğru ilerlerken hafifçe yatırdığım koltuktan dışarıyı izliyordum. Hayatım roman olmuştu da okuyanı yoktu tutmamış kitap gibiydim tozlu raflarda kala kalmıştım sap gibi. Eve geldiğimizde biri beni kucaklasa da hiç yürümesem diye düşünüyordum tembelliğime gelmişti. Arabayı park ettiğimde arabadan indim ve uyuşuk adımlarla ilerlemeye başladım evden içeriye girdiğimde Urazı ayakta görmek beni şaşırtmıştı o kadar dayağın üzerine iki günde ayaklanmıştı hakikaten. “Nereye gittin?”dediğinde omuz silktim. “Rahatsız oldum biraz hava almak istedim dinleneceğim.”dediğimde kolumu tutup beni durdurmuştu. “Elinde eczane poşeti var.”dediğinde derince yutkundum. “Hastaneye gittim rahatsız olunca oda bana bol bol dinlen dedi bırak da gidip uyuyayım.”diye mırıldandığımda bırakmıştı odaya çıktığımda oda arkamdan geldi dolaptan pijamalarımı aldığımda üzerimi değiştirdim. Güzelce yatağa uzandığımda Uraz da yanıma uzanmıştı beni kendine çekerken kafamı göğsüne yerleştirdi ve saçlarımı okşamaya başladı. “İyi misin? Bana söylemediğin bir şey var mı?”dediğinde omuz silktim. “Yok hepsini söyledim işte.” “Tamam bak tekrar soruyorum iyi misin?”tekrar omuz silktim. “Görmüyor musun?”derin bir nefes çektiğinde daha fazla konuşmamıştı suratsızlığımın dinginliğimin oda farkındaydı daha fazla üstelemeden saçlarımı okşamaya devam etmişti. Vücuduma çöken yorgunlukla kendimi daha fazla tutmayıp uyumuştum. Uykunun tatlı tebessümüne kendimi bıraktığımda huzurla gülümsedim. Uykudan daha güzel bir şey var mıydı şu dünyada? Elimden gelse ömrümün sonuna kadar uyurdum. Yine gördüğüm klasik kabusların içinde gibiydim yine karanlık yine bir bebek. Bu bir işaret miydi? Bebeğimi burada asla büyütmemem gereken bir işaret mi? Peki ya benden bebeğime bulaşan o balcık tanesi annesinin kirinin ona da bulaştığına mı işaretti? Yine bir karanlığın ortasındaydım yine kucağımda bir bebek vardı yine ilerliyordum ve yine yolun sonu görünmüyordu. Bu kez her yer karanlıktı tek bir aydınlık dahi yoktu gri bir ışık süzüldü sadece başımı çevirdiğimde benim kibar beyefendiyi görmüştüm. Bakışlarım üzerindeyken hafifçe gülümsedim ve yanına adımlamaya başladım arkasından atılan tek kurşun sesiyle duraksadığımda dizlerinin üzerine çökmüştü Galata. Kız kulesinden yağmur yağarcasına yaşlar yağdı Galata yıkıldı Galatanın arkasında ise koca karanlık bir enkaz vardı. Uraz vardı onun arkasında elimde bir silah öldürdü onu. Acaba Uraza bu konuda güvenmekle hata mı ettim? Demeden edemedim. Uraz bana aşık olmuş olabilir miydi? Bunun için böyle hoş görülü davranıp o adamı vurmak istiyor olabilir miydi? Buna izin veremezdim onun benim yüzümden ölmesine Uraz bir sonraki görüşmeyi asla bilmeyecekti buna izin vermeyecektim. Gördüğüm kabustan korkuyla irkilerek uyandığımda yanımda Urazın olmadığını fark ettim. Muhtemelen aşağıda veya başka bir yerdeydi çokta umursamadım etrafıma bakınırken artık uykularımda bile huzur olmadığını fark ettim. Ellerimle yüzümü sıvazlarken derin bir nefes aldım ve iç çektim boynum tutulmuştu başım ağrıyordu gördüğüm kabusun etkisini yaşıyordum. Artık kabuslarım da son bulsun istiyordum tek istediğim huzurlu bir hayattı daha fazlasını istememiştim fazlasını hiçbir zaman istememiştim. Bebeğimin huzur ve güven ortamını sağlamam gerekiyordu ama önce kendi huzurumu sağlamam gerekiyordu güvenimi sağlayamazdım çünkü bu devirde babama bile güvenemezdim. Kim güvenirdi ki? Devir millete kazık atma devri sonuçta önüne gelen kendi hayatı için millete kazık atıyordu. Bende bu saatten sonra bebeğimin hayatı için millete kazık atacaktım sanırım insanın evladı olunca işler baya değişiyordu kendi evladı için insan babasını bile satabilirdi ya da satmazdı bilemiyorum sanırım bir babam olmadığı için kendimi ilk kez şanslı sayıyorum. Yataktan kalktığımda banyoya ilerledim elimi yüzümü yıkadığımda banyodan çıkıp boy aynasının önüne geldim ve üzerimdeki tişörtü çekip göbeğimi izlemeye başladım. Zaten formda bir vücudum vardı hafif bir karın kasım vardı oda karnımın şeklini korumak içindi kadınlarda fazla kastan hoşlanmıyordu bana göre kas daha çok erkek işiydi. Neredeyse ikinci aya girdiğimi düşünürken sanki hafif bir çıkıntı var gibiydi ya da ben gözümde büyütmüştü bilemiyordum. Karnımı kapattığımda odadan çıkıp aşağıya ilerledim. Mutfağa girdiğimde Uraz hala ortalarda yoktu belli ki evden çıkmıştı o yüzden çok umursamadım eğer evden çıktıysa Alaz ona bu akşam olacak operasyonu anlatmış olmalıydı o halde operasyonu kendisi halledecekti. Beni bulaştırmayacaktı hoş bulaşmak istemiyordum zaten hele bu halde asla. Muhtemelen benim bunalan halim yüzünden kalkıp gitmişti iyi olmasa da işleri eline almak için yada erkeklik gururuna iki günden fazla yatmayı yedirememişti. Vurulduğunda bile çabucak ayağa kalkmıştı ben olsam bir ay yatardım herhalde ya da bu ben biraz nazlandığım için olurdu. Kendi kafamda her şeyi fazla düşünüyordum sanırım en iyisi mafya işlerinden biraz uzak durup şirket işlerine bulaşsam iyi olurdu. Şirket bu gidişle batacaktı zaten şirketi kim idare ediyor ondan bile haberim yoktu hepimiz gayri resmi yollardan para kazandığımız için şirketi pek takmıyorduk para açığını da buradan takviye ediyorduk. En iyisi şirketteki ipleri eline al gayet sıkıcı sakin bir hayata merhaba de evet aynen böyle yapayım. Dolaptan yumurta aldım ve omlet yaptım kahvaltılıkları birleştirip mutfakta sofra kurduğumda kendime çay yapıp oturmuştum. Kısaca kahvaltımı ettiğimde vitamin ilaçlarını alıp içmiştim mutfağı toparladığımda yastığımı yorganımı alıp salona geçmiştim buradan mutfak daha yakındı sürekli in çık yaşamazdım. Yattığım koltukta telefonumla oynarken Uraza mesaj çektim. Gönderilen: Uraz Neredesin? Birkaç dakika geçmeden mesajın cevabı gelmişti. Gönderen: Uraz Senin arkamdan çevirdiklerini organize etmekle meşgulüm. Dediğinde kahkaha atmıştım. Demek her şeyi öğrenmişti Alazın benden yana olup abisinden bir şeyleri saklamayacağından emindim bir dahakine aklımda olsun da bir halt yerken Alazı katmayayım sonra beni kocama ispiyonlar. Gönderilen: Uraz İyi bakalım güzel plan yap çuvallama tamam mı? Gönderen: Uraz Saçma saçma konuşma Ruhsar! Onu biraz daha uyuz edebilirdim sanırım. Üstelik canım sıkılıyordu bence de onu biraz sinir etmeliydim hem yüzümü güldürüyordu bu durum. Gönderilen: Uraz Çen iyileştin de başa mı geçtin çen! Gönderen: Uraz Delirtme beni kadın! Gönderilen: Uraz Delirsene kocişkom. Son yazdığıma yüzümü buruşturmuştum gerçekten iğrenç olmuştu bu. Gönderen: Uraz Pardon kocişkom derken? Sen benim karıma ne yaptın? Gönderilen: Uraz Canım sıkılıyor seninle uğraşıyorum bende maalesef çocuğunun annesi olduğum için beni çekmek zorundasın ha çekmem diyorsan eğer ben babaannemin evine döneyim yani çokta gözümde büyütmeyeyim bu evliliği boşanalım gitsin. Gönderen: Uraz Yuh be kendi kafandı kurguladın, yazdın, senaryoya döktün, filmi çektin bıraktın resmen ben ne dedim şimdi de bu kadar trip yedim? Gönderilen: Uraz Bir şey demedin benim hormonlarım azdı sana sardım hepsi bu. Gönderen: Uraz İşim var şimdi sonra sararsın tekrar. Başka bir şey yazmazken telefonumu sehpaya bıraktım ve kollarımı göğsüme birleştirdim. Canım sıkılıyor konuşacak kimse de yok ne yapsam acaba kimlere sarayım kimlere saldırayım diye düşünüyordum ki kapı çalmıştı. Koltuktan kalkıp kapıya ilerledim kapıyı açtığımda Urazın kız kardeşlerini görünce sırıtmaya başlamıştım sonunda saracak birileri! “Hoş geldiniz kızlar.”diye cıvıldadığımda böyle sıcak bir karşılama beklemedikleri için ikisi de şaşırmıştı. “Geçin geçin hadi!” İçeriye geçtiklerinde misafircilik oynamaya karar vermiştim ayakta dururken ikisi koltuklara geçmişti. “Kahve?”dediğimde ikisi de güldü. “Olur yenge.” “Olur.”dediklerinde mutfağa ilerledim ve kahve makinesini doldurup çalıştırdım iki fincan çıkardığımda pişen kahveyi doldurdum ve kızlara getirdim. “Alın bakalım.”sehpaya bıraktığımda ikisi de almıştı. “Açıkçası bizim evde olan soğuk gerilimden sonra böyle samimi karşılanacağımızı düşünmemiştim.”dedi Esra. “Bende.”dedi Nalan. “Aslında yalnız hissediyorum ve burada olmanızdan mutluyum o yüzden bu kadar samimi davranmak istedim aramızdaki münasebeti geliştire biliriz diye düşündüm.” “Neden olmasın.”dedi Nalan. “Bence de.”dedi Esra. “Ben çok sıkıldım yatmaktan ama dinlenmem gerekiyor bebeğim için.”diye mırıldandım. “O zaman biz sana güzel bakalım yengeciğim.”diyen Esra ile kaşlarım çatılmıştı. 1 Saat Sonra “Ayy ayy kızlar yemin ederim kendimi spaya gelmiş gibi hissettim ne kadar güzel ettiniz siz böyle geldiniz.”diye mırıldandığımda Nalan elindeki manikür eşyalarıyla tırnaklarımı yapıyordu yanında getirdiği protez tırnak kitini benim tırnaklarımda deniyordu ve ilk deneyimi baya iyi gidiyordu. Esra ile saç diplerime yeni aldığı papatyalı masa yağını deniyordu başımı ovarken baş ağrımın inanılmaz dindiğini hissetmiştim yüzüme yaptığı rahatlatıcı ve ferahlatıcı maskeden bahsetmiyordum bile. “Ayy yengoş vallahi bizim de canımız sıkılmıştı resmen küçüklüğüme döndüm kuaförcülük oynuyormuşuz gibi geldi.”diyen Esraya kıkırdadım. “Bende kendime şükür ettim vallaha şaheser yaşattım ay şu tırnakların güzelliğine bak Esra.”diye sızlanan Nalana gülümsedim ve ellerimi kaldırdım gerçekten protez tırnak yapanlardan bile daha iyi yapmıştı helal olsun ona. “Afferim kız baya güzel yapmışın helal olsun.”dediğimde kendini övercesine gülümsemişti. “Ehh olsun o kadar yengeciğim.”dedi Nalan. İşlerini bitirdiklerinde odaya çıkmıştım yağlanmış saçlarımı yıkayıp yüzümdeki maskeyi de yıkadığımda odaya dönmüştüm. Saçlarımı bir güzel kurutup fön çektiklerinde kendimi bebek gibi hissetmiştim çünkü bana bebek gibi bakıyorlardı. Güzelce benimle ilgilendiklerinde resmen bütün can sıkıntımı almışlardı yüzüm tekrar ışıl ışıl gülerken bütün sıkıntılarım uçmuş gibi bir rahatlık hissediyordum kızlarla oyalanmak aklımın dağılmasına sebep olmuştu. 5 Gün Sonra Duştan çıktığımda hızlıca saçlarımı kuruttum ve maşayı prize taktım dolabımın başına geçtiğimde siyah iç çamaşırlarımı alıp üzerime giydim ve elbise bakmaya başladım. Bu akşam yemeğinde o tanıştığım beyefendi ile birlikte olacaktık ve Uraz bu akşam şansıma geç gelecekti ondan emin olamadığım için buluştuğumuzu söylemeyecektim son kabusumdan sonra ona bir şey anlatmak istemiyordum. Dolaptan koyu yeşil bir elbise aldım. Etek boyu dizlerimin birkaç parmak altında biten dar uzun kollu sırtı tamamen açık fermuarlı elbiseyi giydiğimde makyaj masama oturdum. Saçlarımı tarayıp alttan sıkıca bağladığımda yüzüme biraz allık sürdüm ve göz kapaklarımı hafifçe boyadım rimel sürdüm ve dudaklarıma kahverengi ruj uygulayıp rujun üzerine parlatıcı ekledim. Hazır olduğuma kanaat getirdiğimde dolaptan altın rengi el çantamı alıp yine altın renginde stilettolarımı giydiğimde hazırdım. Adım adım merdivenleri indiğimde evden çıkmıştım ben çıktıktan sonra mutlaka Uraza haber vereceklerinden emindim oda peşime birilerini takacaktı ama onları atlatmak benim için çocuk oyuncağıydı. Arabayla bahçeden çıktığımda peşime takılan siyah arabayı görmüştüm biraz dolandıktan sonra hızlı bir şekilde arabayı yol ayrımında atlatıp kız kulesine geçmek için gemilerin kalktığı yere gelmiştim. Ama beni burada da arayacağını bildiğim için arabamı bir alışveriş merkezinin otoparkına bırakıp taksiyle geçmiştim oraya. Aptal değildim dün ki çocuk hiç değildim. Kısa sürede kız kulesine geldiğimde o gün onunla oturduğumuz o masaya geçmiştim tekrar. Bacak bacak üzerine atıp onu beklemeye başladığımda Nalanın yaptığı tırnaklarımı izliyordum. Yüzümde manidar bir gülüş vardı ister istemez içimde tekrar uçuşan kelebekleri hissettim. Hafifçe gülümserken denize çevirdim bakışlarımı onu beklerken dalgaların sesine kulak vermiştim ama kısıktan çalan yabancı müzik sesi dalgaların sesini biraz olsun örseliyordu. Burnuma doğru gelen çiçeklerle hafifçe irkildiğimde önümde duran papatyalara baktım sonra bakışlarımı yine o adama çevirdim. Papatyalarını aldığımda hafifçe gülümsemiştim papatyaların arasındaki kartı parmak uçlarımla aldığımda kendime doğru çevirdim ve üzerinde yazan Fransızca kelimelerde göz gezdirdim. Tu me manque. “Sen bende eksik olan şeysin.”diye mırıldandım kendi kendime ve bakışlarımı tekrar ona çevirdim. “Çok güzelmiş çok teşekkürler.” “Asıl sana çok teşekkür ederim tekrar geldiğin için.”dediğinde yanaklarımın kızardığını hissettim ilk defa bir şeyden utanmıştım. “Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı gene aynı şekilde fakat senden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benimde bir ruhum olduğunu öğrettin.”dediğinde sırıttım. “Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna.” “Okudun mu?”dediğinde kafamı sallamakla yetindim ve bende Fransızca bir laf ortaya sürdüm. “Si vous blessez, vous en payez le prix!”diye söylendiğimde güldü. “Beni incitirsen bedelini ödersin.”diye tercüme ettiğinde konuşmaya devam etti. “Seni incitmeyeceğime yemin ederim.” “Umarım yeminine uygun davranırsın.” “Haddimi aşacağım belki ama benimle tekrar buluştuğuna göre ya kocanla boşanmak üzeresin ya kocana ihanet ediyorsun ya da gerçekten kocan değil.”dediğinde kıkırdadım. “Boş ver bu konuyu ama bil ben kimseye ihanet etmem hayatta en nefret ettiğim şey bu.” “O halde diğer seçenekler.” “Bunu bilmene gerek yok.”diye sızlandığımda konuyu kapatmıştı garsonu çağırıp siparişleri verdiğinde bu kez ne yemek istediğimi bana da sormuştu seçimleri birlikte yorumlayarak gülüşerek yaptığımızda garson hepsini yazıp gitmişti. “Bana hep böyle uzak mı kalacaksın?”dediğinde omuz silktim. “Ne güzel demiş Özdemir Asaf. Baharda kışı kışında baharı özler insan. Ne uzaksa onu özler. Kavuşmak şat mı? Boşver… Bazı şeyler uzakken daha güzel.” “Doğru bazı şeyler uzakken daha güzel ve daha imkansız.”elimi çeneme yasladığımda tekrar denize çevirdim bakışlarımı bu kez içeriye hakim olan bir çatal bıçak sesleri vardı. Gözlerimi hafifçe yumduğumda kendimi ortamdaki huzura vermek istedim silah sesi yok kavga sesi yok strese binecek hiçbir şey yok. Sabri Karaman öldü şimdilik bela kalmadı ama muhtemelen daha büyüğü gelecek şuan ise bunu düşünmek yok. Kısaca huzurlu bir akşam yemeği olsun istiyorum gözlerimi açıp bakışlarımı adama çevirdiğimde hafifçe yutkundum. “Artık bana adını ver olur mu?” “Sende vereceksen neden olmasın?”dediğinde hafifçe güldüm. “Ruhsar Çağlayan.”diye mırıldandığımda elimi tuttu ve üzerine nazik bir öpücük kondurdu. “Mert Dağlan.”Dağlan soy ismi bana tanıdık geliyordu? Ama mafya aleminden değil muhtemelen imza yetkim olan şirkette imzaladığım dosyalardan birinde görmüştüm. “Dağlan soy ismi bana biraz tanıdık geldi.”dediğimde kafasını salladı. “Çağlayan holdingle anlaşmalarımız var oradandır.”dediğinde derin bir nefes aldım. “Doğru hatırlamışım o halde ama yanlış olur diye söylemedim.”elimi çektiğimde yemeklerimiz gelmişti. Kendi yemeklerimi yemeye başladığımda her zaman ki söylediğim gazozu da içiyordum hamile bile olsam gazozdan vazgeçemiyordum. Resmen gazoz aşığı olarak doğmuştum hiç gazozdan vazgeçilir miydi? Bacağımı stresle sallarken bir yandan da aç karnımı doyuruyordum. Daha tatlıya geçmeden yanımızdaki sandalye çekildiğinde bir anlık duraksama ile başımı gelen kişiye çevirdim. Uraz buradaydı tahmin etmem gerekirdi ona bu konuda hiç güvenmemiştim zaten. Mert şaşırırken bende ellerimi birleştirip çenemi üzerlerine yasladım ve bakışlarımı Uraza diktim. “Sen de kimsin?”diyen Mert ile birlikte Uraz elimi sıkıca tuttu. “Gördüğün kadının kocasıyım.”diye gereksiz bir çıkış yaptığında göz devirdim ve elimi sertçe çektim. “Konuşalım.”diye ayaklandığımda göz devirmişti. “Yemek yiyorduk canım daha sonra da konuşuruz.”dediğinde ceketinin kenarından tutup çekiştirdim. “Zıkkım ye Uraz kalk dedim!”kalktığında Merti orada bırakıp çıkmıştık kız kulesinden kız kulesinin kenarına iliştiğimizde sinirle gerilmiştim. Derin nefesler alırken sinirden titremeye başlayan ellerimi nereye koyacağımı bilemiyordum parmaklarımla oynarken içimdeki titremeye engel olamamıştım. “Gerçekten onca yerden sonra buraya bakmayacağımı akıl edemedin mi?”dediğinde göz devrdim. “Ben senin gibi salak değilim her şeyi akıl ederek geldim buraya.” “Risk aldım diyorsun yani içerideki adamı öldüre bilirim haklı sebeple farkındasın öyle değil mi?” “Bende seni geberteyim ha?” “Hangi sebeple?”dediğinde kollarımı göğsümde birleştirdim. “Bunu kimseye açıklayamazsın farkındasın değil mi? Aşığını öldürürüm kocası gereği yapmış derler Akınlar duysa kemiklerini kırar farkındasın değil mi?” “Beni samimi samimi dinlerken bana hak verdiğini düşünmüştüm belli ki sen kendini baya kaptırmışsın.” “Kaptırdım ya da kaptırmadım.”diye kestirip attı. “Ben sana güveneyim ama sen bana güvenme ben sana ne dedim yanlış bir şey yapmam dedim şimdi git sen onu vur bende bir dostumu vurdu diye seni vurayım ortada yanlış bir şey yok kimse kimseye ahkam kesemez. Ben istediğim dostumla oturur yemek yerim buda seni ilgilendirmez sende git ye ben nasıl yanlış bir şey yapmıyorsam sende yapma.” “Eve gidiyoruz.”kolumu tuttuğunda Mertte yanımıza gelmişti ki elimi kaldırıp onu durdurdum. “Sen karışma bu bizim meselemiz!”dediğimde biraz bozulmuştu sorun çıkmasın diye el mecbur Urazla birlikte yata ilerledim. Birlikte yata bindiğimizde o dümene geçip çalıştırmıştı açık denize açıldığımızda kenarda duran şalı alıp üzerime örtmüştüm teknenin ön ucunda buluştuğumuzda sinirden donan ve uyuşan elim ayağım hala titremeye devam ediyordu Uraz yanıma gelse onu tekneden bile atardım şuan. Yanıma geldiğinde beklemediğim bir şekilde sertçe kolumdan tutup kendine çevirdiğinde elim kolumu tutan elinin üzerine gitti. “Ne yapıyorsun bırak!”diye sızlandığımda kolumu çekmeye çalıştım. “Ruhsar benim de bir sınırım var bu sınırı zorlama!” “Sana zaten olan biteni anlatmadım mı gerizekalı! Arkandan iş çevirip seni aldatacak olsam sana ne yaptığımı söyler miydim?” “O halde niye izini kaybettirmeye çalışıp gizlice gittin buluşmaya.” “Çünkü sana güvenmiyorum ve güvenmemekte haklı olduğuma adım kadar emindim bırak kolumu!”diye cırladığımda daha çok sıkmıştı dişlerimi sıkarken dik dik bakmaya devam ettim. “Bende sana güvenmiyorum kim bilir bilmediğim daha ne boklar ye-“suratına sert bir tokat attığımda kala kalmıştı. “Beni kendinle bir tutma.”topuklu ayakkabılarla dengede durmaya çalışırken ilerledim kolumdan tutmaya çalıştığında ona fırsat vermeden hızlıca hareket etmek istemiştim ki dalga gemiyi sallarken dengemi kaybedip kendimi soğuk suda bulmuştum. Çığlığım bile içime kaçarken kemiklerimin donduğunu hissettim. Akşamın karanlığında soğuk ve karanlık suya düştüğümde sanki tenime binlerce iğneler batmıştı. Her tarafım uyuşurken kendimi titrerken bulmuştum daha yüzeye çıkacak enerji bulamazken belime sarılan kollar ile beni yüzeye çekmişti. Urazın kucağında tekrar gemiye çıktığımızda kamaraya getirdi beni ve küçük odaya soktu. Dolaptan havluları çıkardığında hızlıca üzerimdeki buz gibi olmuş kıyafetleri çıkartıp attım. İç çamaşırlarımla kalırken beni havlularla güzelce sarmıştı. Battaniye ile takviye yaparken ıslak saçlarımı kurutmaya başladı. Kenarda duran aynaya çevirdim bakışlarımı makyajım akmış dudaklarım soğuktan morarmıştı yanaklarım al al olurken titremem geçmemişti. Sinirim, yaşadığım şok ve yediğim soğuk daha beter titrememi sağlamıştı ellerim soğuktan kızarmış parmak uçlarım hafifçe morarmıştı Uraz hızlıca saçlarımı kuruttuğunda beni kendine çekti ve başımı göğsüne yasladı. “Özür dilerim Ruhsar gerçekten çok özür dilerim.”diye mırıldandığında bir şey demedim. “Anla beni be-bende erkeğim böyle olsun istemedim ama gerçekten gerçekten çok kıskandım.”dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Nesini kıskandın ki? Sadece dostuz dedim başka bir şey yok olamazda.”diye mırıldandım. “Ama ben gördüm ona olan bakışlarını gördüm. Onunla tanıştığından beri evde çok şey değişti. Benden varlığımdan rahatsız oluyor gibisin eskisi gibi rahat değilsin yanımda uyurken sana sarılmamdan rahatsız oluyorsun anlaşılmaz sanıyorsun ama yüzünden anlaşılıyor. Önceden benim olduğum yerde üstünü değiştirmekten soyunmaktan gocunmaz umursamazdın şimdi yanımda değil banyoda giyinip soyunuyorsun artık benimle eskisi gibi bir ilişkin yok bir kez hamile kaldın kendimi kullanılmış gibi hissettim.”dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Ben kimseye haksızlık etmek istemem Uraz ama seninle evliyim senin çocuğunu taşıyorum o ise bu hayattaki sıradan bir adam kendi sıradan yönümü gördüğüm tek kişi onunla bir aslım olamaz olmaz bunca patlayan silahın arasına onu asla çekmem belli ki bende çıkamam bunu kafan basmıyor mu senin?”dediğimde göz devirdi. “Basıyor dedim ya böyle olsun istemedim iyi misin?”dediğinde iyice sokuldum. “Çok üşüyorum.”beni sıkıca sardığında yarı nemli saçlarımın arasına öpücük bıraktı. “Geçecek birazdan ısınacaksın.” Odanın içindeki sıcaklığı arttırdığında ayaklandı ve dolabın kapaklarını açıp kıyafet çıkarmaya başladı kendi kıyafetleriydi sanırım koyu yeşil kazağını yatağın üzerine bıraktığında bir baksır ve gri bir pijama da bırakmıştı. Üzerimdeki havluları ve battaniyeyi aldığında ıslak iç çamaşırlarımı çıkarmama yardım etmişti ıslak olduğu için üzerime yapışmıştı. Onun yanında çırıl çıplak kalmak beni dediği gibi rahatsız etse de bozuntuya vermedim. Verdiği baksırı giydiğimde gri pijamayı da giymiştim Uraz pijamanın belindeki ipi çektiğinde belime göre düşmemesi için sıkıca bağlamıştı bana yeşil kazağını da verdiğinde hızlıca üzerime geçirmiştim. Üzerime çuval gibi olduğunda beni sıcacık tutmasıyla kendimi biraz daha mutlu hissetmiştim. Dolaptan iki tane siyah çorap aldığında önümde eğilip donmuş ayaklarımı tuttu ve nazikçe giydirmeye başladı. Muhtemelen denize düştüğümde ayakkabılarım ayağımdan çıkmıştı zaten birazcık bol oluyordu. Arkama geçip dağılan saçlarımı örmeye başladığında kendimi tuhaf hissetmiştim yine bana bebekmişim gibi bir his yaratmıştı sanki ben bir bebekmişim de oda bana bebekler gibi bakıyormuş gibiydi. Yüzüm gülmeye başlarken olanları bir nebze olsun unutmuştum belki de o haklıydı ona haksızlık etmiştim oda bir erkekti bir yere kadar sabrede bilirdi onun onurunu da korumam gerekirdi bu her ne kadar canımı acıtsa da bunu yapmalıydım. “Be-ben onunla bir daha görüşmem.”diye mırıldandığımda ister istemez gözlerim dolmuştu. “Kiminle?”dediğinde omuz silktim ve gözümü sildim. “Eğer istemiyorsan bir daha asla onunla konuşmayacağım aramızdaki tüm dostluğu bitireceğim ve bir daha asla kız kulesine gitmeyeceğim.”dediğimde şaşırmıştı sanırım üstelememi bekliyordu. “Şe-şey ben ne diyeceğimi bilemedim.”dediğinde birkaç dakika duraksadı. “Beni anladığın için teşekkür ederim ve sana acı verdiğim için de özür dilerim benden boşandığında gidip istediğini yapabilirsin ama şimdi değil.”dediğinde kafamı hafifçe salladım. “Tamam.”buruk bir tebessüm oluştu yüzümde onunda yüzünde aynı tebessüm vardı hafifçe yanağımı okşadığında gözlerimi huzurla yumdum üşümemin geçtiğini hissettiğimde birlikte yatın üstüne çıkmıştık kenardaki yere otururken Uraz çay demlemişti iki bardak getirip önümdeki masaya bıraktığında bacak bacak üzerine attım ve çay bardağını avuçlarım arasına alıp ellerimi ısıttım. Sıcak çay bu deniz havasında baya iyi gelmişti. Deniz kokusunu içime çekerken Uraza döndüm. “Bu gece burada uyuyalım mı?”dediğimde hafif bir tebessümle kafasını sallamıştı. “Gökyüzünü izleriz.”diye mırıldandım. Yanıma iliştiğinde beni tek kolunun altına almıştı birlikte oturduğumuzda boğaza karşı çaylarımızı yudumlamaya başlamıştık. “Biz hiç bebeğimize bir isim düşünmedik.”dediğinde omuz silktim. “Cinsiyeti bile belli değil.”dediğimde göz devirdi. “Olsun hem erkek hem de kız ismi düşleyelim biz.” “Tamam senin aklında bir şey var mı peki?”dediğimde duraksadı ve düşünmeye başladı kafasını olumsuzca sallarken dudak sarkıttı. “Bilmiyorum hiç düşünmedim.” “Bende hiç düşünmedim hadi şimdi düşünelim.”dediğimde kafasını sallamakla yetindi birlikte uzun süreli bir sessizliğe baş koyduğumuzda nasıl bir ismi olmalı diye düşünüyordum. “Kız ismi beş saniye içinde aynı anda.”dediğinde kafamı hızlıca salladım. “3,2,1!”dediğinde aynı anda konuşmuştuk. “Ümran.” “Rahşan.”dediğimde kaşlarını çattı ve sesli düşünmeye başladı. “Rahşan Ümran Aykırı mmm sevdim.”dediğinde derin bir nefes aldım. “Bende sevdim.” “Erkek ismi üç saniye içinde.”dediğinde tekrar saymaya başladı. “3,2,1!”yine aynı anda konuşmuştuk. “Bartu.” “Çağıl.”diye mırıldandım. “Bartu Çağıl Aykırı.”diye düşledi bu kez. “Bence harika isimler.” “Keşke ikizlerimiz olsaydı tüh.”dediğinde kıkırdadım. “Şansına küs tek bir bebeğimiz var.” “Bu cinsiyet işi ne zaman belli olacak.”dediğinde esnemeye başladım. “İkinci ayımızı dolduruyoruz üç ya da dört gibi belli olur.” “Uykun mu geldi?”dediğinde kafamı sallamıştım. Ayağa kalktığında aşağıya inmişti battaniye ve yorgan kapıp geldiğinde yanıma geldi ve elimi tuttu. Birlikte geminin ön tarafına geldiğimizde altımıza bir yorgan serdi iki yastığı üste koyduğunda ikimizde uzanmıştık üzerimize de kap kalın bir yorgan örttüğünde Uraza sımsıkı sarılmıştım. Sanki hafiften üşüyor gibiydim ve bu üşüme ona sarıldığımda geçmişti onun sıcaklığı beni sarmalarken derince iç çektim. “Kızımız mı olsa daha çok sevinirsin oğlumuz mu?”dediğimde kaşlarını çattı. “Ben evlat ayırt etmem.”dediğinde kıkırdadım. “Ama bir cevap vermek zorundasın.” “O halde kızım olsun isterim.”parmaklarımı ağzıma götürdüğümde tırnaklarımı ısırmıştım. “Ya kızımız olmazsa.” “Canın sağ olsun Ruhsar.”dedi ve duraksadı. “Peki sen ne istiyorsun?” “Bilmem kız olsun fark etmez.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD